Sayfalar

▼

14 Aralık 2011 Çarşamba

Dörtlükler XX

Şarabı götürüp döksen bir dağa 
Dağ sarhoş olur başlar oynamağa. 
Ben ne diye tövbe edecekmişim 
İçimi tertemiz eden şaraba? 

 
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce; 
Halden anlar bir dost gelip falı görünce: 
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin: 
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece. 

 
Bu gecenin son gece olması da var: 
Emret, gül rengi şarabı getirsinler. 
Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok: 
Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar. 

 
Medreseden hayır yok, dinle beni; 
Vakıf lokması karartır içini. 
Git, bir yıkık yerde yoksulca yaşa: 
Orası bir padişah eder seni. 

 
Şarap iç, yıkansın, aydınlansın için; 
Bu dünya, öbür dünya silinip gitsin! 
Gel ömrün yele gitmeden tadına bak 
Cana can katan suyun, ıslak ateşisin. 

 
Kendiliğinden var olmuş sanma beni; 
Bu kanlı yola ben sokmadım kendimi; 
Bir gerçek varlık beni var etmiş olan; 
Yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki. 

 
Dileğin Tanrı dileği değil ki senin; 
Muradına ermeyi nasıl beklersin? 
Doğru olan Tanrı' nın dilekleriyse 
Yanlış demek senin bütün dileklerin. 

 
Ehil insana canım feda olsun; 
Ayağı öpülse öperim onun. 
Bir de git ehil olmayanla konuş: 
Cehennem ne imiş görmüş olursun. 

 
Evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar 
Gelir giderler, dünyayı bezer dururlar; 
Göklerin eteğinde, toprağın koynunda 
Doğdukça doğacak daha neler neler var. 

 
Bir nakıştır varlığımız senin çizdiğin, 
Şaşılası neler nelerle bezediğin; 
Kendimi düzeltmek benim ne haddime: 
Beni potadan böyle döken sensin. 


Ömer HAYYAM

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder