Sayfalar

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde 
Oysaki seninle güzel olmak var 
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel 
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor 
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil 
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk 
Birleşiyoruz sessizce.


Edip CANSEVER

Uçurum

Bir ağaç sürüsünün üstünden
Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden
Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş
Votka bardağımın içine
Benim olmayan bir sevinç duyuyorum.

Kesiyorum durduğumuz yeri ortasından
Ey görünüş! seni bir yerinden hiç anlamıyorum
Dibimde değil ayaklarımın, damarlarında
Derinliğini orda tutan, orda harcayan
Uçsuz bucaksız bir uçurum.

Zamanla değil, bir yerde
Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum
Geçiyorum ilk şeklimi tüketerekten
Ağır ağır yanan bir tuğla harmanını
Billurdan sarkaçlarıyla.

Kalbim, sersemliğim benim..


Edip CANSEVER

Hak Nuru Aşıklara Her Dem Nüzûl Değil Mi

Hak nuru âşıklara her dem nüzûl değil mi
Kime kim nüzûl değmez Hak’tan ma’zûl değil mi

El - kalbu mine’l kalbi revzenin sorun nedir
Her gönülden gönüle rast doğru yol değil mi

Karga ile bülbülü bir kafese koysalar
Bir biri sohbetinden dâim melûl değil mi

Öyle kim karga diler bülbülden ayrılmağı
Bülbülün de maksûdu billâhi şol değil mi

Câhil ile ârifin meseli şuna benzer
Câhil katında îman ma’lûm mechûl değil mi

Yetmiş iki milletin sözünü ârif bilir
Miskin Yunus sözleri cümle usûl değil mi


Yunus Emre

30 Ağustos 2013 Cuma

Masa Da Masaymış Ha

Adam yaşama sevinci içinde 
Masaya anahtarlarını koydu 
Bakır kaseye çiçekleri koydu 
Sütünü yumurtasını koydu 
Pencereden gelen ışığı koydu 
Bisiklet sesini çıkrık sesini 
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu 
Adam masaya 
Aklında olup bitenleri koydu 
Ne yapmak istiyordu hayatta 
İşte onu koydu 
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu 
Adam masaya onları da koydu 
Üç kere üç dokuz ederdi 
Adam koydu masaya dokuzu 
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında 
Uzandı masaya sonsuzu koydu 
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür 
Masaya biranın dökülüşünü koydu 
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu 
Tokluğunu açlığını koydu. 

Masa da masaymış ha 
Bana mısın demedi bu kadar yüke 
Bir iki sallandı durdu 
Adam ha babam koyuyordu. 


Edip CANSEVER

Kimin Ne Zehresi Vardır Sana Kılıç Yürütmeğe

Kimin ne zehresi vardır sana kılıç yürütmeğe
Cümle âlem elindedir kim ne bilir el katmağa

Veren alan sen olıcak kim cünbiş eyleyibile
Her kandaysa kudret senin pîr ü yiğit oynatmağa

Cümle hazneler senindir kime dilersen veresin
Kimin zehresi vardurur destursuz el uzatmağa

İki cihanın varlığın kudret eli tutupdurur
Yol yokdurur hiç kimseye sendiz bir adım atmağa

Cümle âlemin üstüne hayr u şerri saçan sensin
Hışm u rahmet havâledir kendi aslına katmağa

Tevfıyk inâyet olmasa kim sebeb eyleyibile
Her kandasa kudret senin her işe el uzatmağa

İblis ü Âdem kim olur bunda fuzulluk eyleye
Yerli yerine sen kodun kul geldi kulluk kılmağa

Ey yârenler siz bu sözü dinlen gönül kulağıyla
Can dudağı hâlis gerek aşk şarabını tatmağa

Bu dirliği duyan canın hiç fikri bunda değildir
Yunus dilin yumuşdurur bu tevhîdi ayıtmağa


Yunus Emre

29 Ağustos 2013 Perşembe

İçinden Doğru Sevdim Seni

İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.

Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan cocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne 
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.


Edip CANSEVER

Görenin Hâli Döner Nişansız Bî Nişâne

Görenin hâli döner nişansız bî nişâne
Esrittin cümle halkı sırf içildi peymâne

Sen bî sıfât sıfâtsın bî nihâyet nihansın
Âşıklara devletsin meşhur oldun cihâna

Sözün işiten kulak kendiden gitti andak
Cümle gönüller mutlak saddak bedi burhâna

Seninle bir dem birlik oldur cihanda erlik
Senden ayrıksı dirlik oldu kamu efsâne

Senin hikmetin ırak sensin canlara durak
Sen yandırdığın çırak ebedi ömür yana

Hâss’lu - havâs bâbısın âşıklar kitabısın
Mutlak didar kapısın görücek mahluk sana

Yer gök kaami durduğu denizler mevc urduğu
Cennet ü hur olduğu cümle sana behâne

Dahı yer gör yağıdı cümle söz mensûh idi
Âşıklar taparlardı ol bî nişan Sübhân’a

Bu göz kend’ özün görmez nişan nişanın vermez
Yunus’un aklı ermez iğen oldu dîvâne


Yunus Emre

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Bu Gemi Ne Zamandır Burada

Bu gemi ne zamandır burada 
Çoktan boşaltmış yükünü 
Gece de olmuş, rıhtım da bomboş 
Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa 
Arkada, güvertede 
Ah, neresinden baksam sessizlik gene. 

Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye 
İçerde üç beş kişi 
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime 
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime 
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi -
Denizin değil hüznün üstünde. 

Belki yarın gidecek 
Bir anı gelecek bir başka anının yerine. 

İnsan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine.


Edip CANSEVER

Ma’nî Beratın Aldık Uş Yine Elimize

Ma’nî beratın aldık uş yine elimize
Aşk sözün veribidi pâdişah dilimize

Aşk sözlerin söyler can canları hayran eyler
Câhiller giremezler bu bizim sırrımıza

Sırrımıza eremezler iğen yoldaş olmazlar
Değmeler haldaş olmaz bu bizim hâlimize

Hâlimize haldaş ol sırrımıza sırdaş ol
Müşkilin ayân olsun baş indir ulumuza

Bu bir genc-i nihandır n’ister değmeler bunda
Nice ördek nice kaz hoş iner gönlümüze

Şol yakımı biz yaktık dünya elden bıraktık
Ahreti kabûl ettik şâkiriz ulumuza

Yunus sen bahrı olgıl aşk göllerine dalgıl
Bu hak sözleri algıl eresin kânımıza


Yunus Emre

27 Ağustos 2013 Salı

Yine Bu Bâd-ı Behar Hoş Nev’ ile Esti Yine

Yine bu bâd-ı (nev-)behar hoş nev’ ile esti yine
Yine kışın sovukluğu fuzulluğun kesti yine

Yine rahmettir bî kıyâs yine işaret oldu dem–saz
Yine geldi bu yeniyaz kutlu kadem bastı yine

Yine yeni hazîneden yeni hıl’at giydi cihan
Yine verildi yeni can ot u şecer süstü yine

Ölmüş idi ot u şecer dirildiler ü bittiler
Müşriklere nükte yeter var eyledi nesli yine

Yine seher mergızârı hoş akar esrik suları
Cihanlara saçtı nisâr cümle âlem dostu yine

Yine görün gök donanıp donu kat kat renge batıp
Bülbül güle karşı durup can budağa astı yine

Sözüm yaz u kış ’çin değil vallâh bu düş için değil
Âşıkların cur’asından Yunus kadeh süstü yine


Yunus Emre

Başım Dönüyor İkimizden

Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin 
Ön dişleriyle belli belirsiz 
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan 
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz 
Evet mi hayır mı pek anlamadan. 
Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız 
Bir tayın dişinde ince taflan 
Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının 
Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından 
Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.
Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan 
Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların. 


Edip CANSEVER

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bî Mekânım Bu Cihanda Menzilim Durağım Anda

Bî mekânım bu cihanda menzilim durağım anda
Sultanım ki taht u tacım hulle vu burağım anda

Eyyûb’um bu sabrı buldum Cercis’im ki bin kez öldüm
Ben bu mülke tenhâ geldim bi-küllî yarağım anda

Bülbülüm uş ötegeldim dilde menşur tutageldim
Bunda müşküm satageldim geyiğim otlamım anda

Kim ne bile ne kuşum ben şol ay yüze tutaşam ben
Ezelîden sarhoşam ben içmişim ayağım anda

Deliyim pendi tutmazam değme (bir) yere gitmezem
İşbu sözü işitmezem ve liykin kulağım anda

Sır sözü eşkere denmez anda su oda göyünmez
Dün ü gün yanar söyünmez bu benim çerağım anda

Ben bu mülke kıldım cevlân yedi kere urdum seyran
Muhammed nûrunu gördüm benimdir mekânım anda

Yunus bu fikrete daldı hep cihanı arda saldı
Vallâhi hoş lezzet aldı dolmuştur dımâğım anda


Yunus Emre

Adsız Bir Çiçek

Rengini dünyaya ilk defa sunan 
Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim 
Sevgilim 
Bana 'sen bir şairsin' dediğin zaman. 

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri 
İstersen bir şiir gibi okuma 
Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu 
Soğuklar başlayınca havalanıp 
Millerce yol katettikten sonra 
Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle. 

Ve yazmış olacağım bir de 
Her dönemde her çağda 
Sevdanın kendine özgü diliyle.


Edip CANSEVER