Sayfalar

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Çerh-ı Felek Yok idi Canlarımız Var iken

Çerh-ı felek yok idi canlarımız var iken
Biz ol vaktin dost idik Azrâil ağyâr iken

Nice yıllar biz onda cem idik can kânında
Hakıykat âleminde ma’rifet söyler iken

Çalap aşkı candaydı bu bilişik andaydı
Âdem Havvâ kandaydı biz onunla yâr iken

Dün geldi Safî Âdem dünyaya bastı kadem
İblis aldadı ol dem uçmaktan gezer iken

Canlar onda bilişti ol dem gönül ilişti
Âlem halkı karıştı denizler kaynar iken

Ne gök var idi ne yir ne zeber vardı ne zîr
Komşu idik cümlemiz nur dağın yaylar iken

Ne oğul vardı ne kız ervâh idik anda biz
Yunus dosttan haber ver aşk ile göyner iken


Yunus Emre

Savaşlar

Daha sonra erişti tutuşturan bir alaz
Granitin saatine.
Almagros ve Pizarros ve Valverdes
Castillos ve Urias ve Beltranes
hançerledi birbirlerini ve bölüştüler
fethedilmiş ihanetleri,
kadını ve altını çaldılar birbirlerinden,
hanedanlık için kapıştılar.
Bahçelerde astılar birbirlerini,
alanlarda düşürdüler,
Belediye binalarında boğdular birbirlerini.
Yağmalamaların ağacı ezildi
kılıç darbeleri ve kangren altında.

Bu Pizarro dörtnalı
ketenle örtülü yörelerin içinden
doğdu dehşete düşmüş bir sessizlik.

Her yer ölümle dolmuştu,
ve orada onların mutsuz dölleri
yağmaladı ölüm savaşını
her şeyin farelerce kemiklere kadar
kemirildiği bir toprakta
yokettiler bütün merhameti
öldürmeden ve ölmeden önce.

Gazabın ve darağaçlarının katil-çırakları,
Kentauros düştü
açgözlülüğün batağına,
altın'ın ışığında yıkıldı putlar,
sizler kendiniz temizlediniz
kana susamış pençelerden kendi soyunuzu,
ve yukarı doğru, taçlandı
Cuzco'nun kayaduvarları,
yüzyüze en soylu mısırtohumunun güneşiyle,
oynadıydınız İnkaların
altın tozunda kralsı
cehennem ıstırabının tiyatrosunu:
yeşil çeneli çapulculuk,
kanla kaplanmış şehvet,
Altın pençeli açgözlülük,
çarpık dişli ihanet,
yağmacı bir kertenkele gibi haç,
kardan bir zeminde darağacı,
ve hava kadar ince ölüm,
kımıltısızca zırhında.


Pablo Neruda
"Los conquistadores"den "Canto General"

Savaşmalısın

Bu yeni yıl, ey köylü, senindir.
Zamandan daha çok senden doğmuştur, seç
en iyisini hayatından ve sun onu kavgada.
Bir ölü gibi mezara giden bu yıl
dinlenemez hem sevgiyle hem de korkuyla.
Bu ölü yıl suçlayan acılarla dolu bir yıldır.
Ve acı kökleri, sevincin zamanı geldiğinde,
gecede, çözülür ve düşer
ve bir yeni kristal yükselir, senin hayatınla azar azar
dolacak bilinmez bir yılın boşluğuyla,
sun ona anayurdumun talep ettiği o saygıyı,
kendinin, volkanlardan ve asmalardan o dar kuşakların saygısını.
Artık kendi ülkemde bir yurttaş değilim ben: haber aldım ki
Cumhuriyet’in yasasını binlerce kişinin adıyla birlikte
oluşturan adım silinmiş ülkemi yöneten
utanmaz palyaço tarafından.
Artık varolmayayım diye silmişler adımı,
hapis deliğinin hiddetli kavrayışıyla
o hayvansı idarecilerin dayakları ve işkencesi
hükümet bodrumlarında eşlik etsin diye,
uyum sağlasın diye tam güvenlik içindeyken onlar,
idarecileri, görevlileri, ortakları
anayurdu satan o esnafın.
Mülteciyim ben, hapisten ve çiçekten, insandan
ve topraktan, uzakta yaşamanın kaygısını duyuyorum,
fakat savaşmalısın sen dönüştürmek için hayatı.
Savaşmalısın uzaklaştırmak için bu gübre yığınını
haritadan, savaşacaktır onlar hiç şüphesiz
ölsün diye zamanın utancı
ve halkın hapishaneleri açılsın ve ihanet edilmiş
utkunun kanatları yükselsin diye göğe.


Pablo Neruda 
"Evrensel Şarkı"nın "Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi" adlı bölümünden

9 Ağustos 2013 Cuma

Erenlere Muhib İken Ye Münkir Olduğun Neden

Erenlere muhib iken ye münkir olduğun neden
Key sakıngıl tatlı canın okları çıkmadan yaydan

Kahır erenler atıdır gayret dahı hil’atıdır
Erenler yayı katıdır okları geçer kayadan

Bize muhib olanları Hak’tan dileriz onları
Dönüp münkir olanları tez çıkarırlar aradan

Bunda el ayak öpülür görenin canı kapılır
Garib müsâfir yapılır zavye vü mescid-hâneden

Ağu içerse nûş olsun süci içerse hoş olsun
Yunus ile yoldaş olsun gelsin Allâh’ına giden


Yunus Emre

Savurgan

Bütün kadınların arasından seçtim seni,
çoğaltasın diye
dünya üzerinde
başakla dans eden
ya da gerekli olduğunda
çarpışan kışlasız kalbimi.

Soruyorum sana: oğlum nerede?

Sana güvenmedim mi, kendimi yargıladığımda
ve söylediğimde kendime: “çağır beni, ki sürdüreyim
yolculuk etmeyi ve savaşlarını ve şarkılarını”

Geri ver bana oğlumu!

Unuttun mu onu şehvetin kapılarında,
ah savurgan
düşmanım,
unuttun mu bu randevuya geldiğini,
ikimizin birlikte onun ağzıyla
konuşmaya devam ettiğimiz
içindeki o görüşmeyi, sevgilim,
oy, bütün bunları
söyleyemedik birbirimize.

Kaldırdığımda seni ateşten
ve kandan bir dalgaya, ve hayat
iki misli arttığında aramızda,
anımsa,
kimsenin bizi çağırmadığı gibi
birinin bizi çağırdığını,
ve yanıt vermediğimizi
ve hâlâ yettiğimizi kendimize
ve korktuğumuzu yadsıdığımız hayattan.

Ey savurgan,
aç kapıları,
ki yüreğinde
o zorlu düğüm çözülsün ve uçsun
senin ve benim kanımla
dünyada!


Pablo Neruda
"Kaptanın Dizeleri"nden, 
1952

8 Ağustos 2013 Perşembe

Ben Bende Buldum Çün Hakk’ı Şekk ü Gûman Ne’mdir Benim

Ben bende buldum çün Hakk’ı şekk ü gûman ne’mdir benim
Ol dost yüzün görmez isem bu gözlerim ne’mdir benim

Gelsin münâcât eyleyen doksan bin hâcet söyleyen
Daşrâ ibâdet eyleyen görsün (ki) dost ne’mdir benim

Musî olup Tûr’a çıkam nûr oluban gözden bakam
Söz oluban dilden çakam sûr u nagam ne’mdir benim

Mûsî varır Tûr’a çıkar anda varır nûra bakar
Dosttan gayrı zerre kadar bu gözlerim görmez benim

Uş ben beni cem eyledim ol dosta îmân eyledim
Birliğine kıldım kamet riyâ tâat ne’mdir benim

Ol dost bana ümmî demiş hem âdımı ümmî komuş
Dilim şeker gövdem kamış bu söyleyen ne’mdir benim

Ümmî benim Yunus benim dokkuz atam dörttür anam
Aşk oduna düşüp yanam suk u bazar ne’mdir benim


Yunus Emre

Selam

Karanlıktaki anayurdum, Şilililer, iyi yıllar,
iyi yıllar herkese, biri hariç herkese,
çok azız bizler, iyi yıllar, hemşeriler, biraderler,
erkekler, kadınlar, çocuklar, bugün uçuyor sesim
Şili’ye, sizlere, kör bir kuş gibi çarpıyor
camına ve çağırıyor seni uzaklardan.

Anayurt, yaz örtüyor senin uysal, sert bedenini.
Karların kızgın dudaklarla dörtnala okyanusa doğru
terk ettiği dağ dorukları
görülüyor yücelerde gökyüzünün kömürü mavi gibi.
Bugün belki, bu zamanda, giymişsin yeşil bir tuniği
seviyorum, ormanları, suları ve buğdayı hayat pahasına.
Ve denizler boyunca, sevdim denizin taşıdığı anayurdu,
yuvarladım gökkuşağı renkli evreni
kumlu kıyılardan, istiridyelerden.

Belki, belki... Kimim ben, ki değiyorum uzaklardan
senin gemine, senin rayihana? Senden bir parçayım ben:
gizli bir yıl yüzüğü ağacın, ansızın bulunmuş ağaçlarında,
uysal orman gibi sessiz bir büyüme,
senin yeraltı ruhunun mırıltılı külü.
Terk ettiğimde seni, takip ediliyordum ve sakallarım
uzamıştı ve fakirlik, giysisiz, kağıtsız
bütün hayatım gibi o harflere, bir küçük
çuvaldan başka bir şey değildi, iki kitap eklemiştim ben
ve körelmiş akdikeni, yeni koparılmış ağaçtan.
(Kitaplar: bir coğrafya
ve Şili’nin kuşları hakkında Kitap) .

Her gece okuyorum ırmaklarından betimlenişini senin:
arıyorlar uykumu, sürgünümü, sınırımı.
Dokunuyorum sana, trenlerine, atıyorum elimi saçlarına,
ikircikliyim senin coğrafyanın
demirli derisini düşünme konusunda, indiriyorum gözlerimi
çatlaklardan ve kraterlerden ay yüzeyine senin,
ve uyurken dolanıyorum sessizliğimde Güney’e doğru,
sarılmışım senin tuzla çökmüş son şimşeğine.

Uyandığımda (başkadır hava, ışık, cadde
başkadır, tarla, yıldızlar) beni izleyen
o körelmiş akdikeni eziyorum,
Melipilla’da kesilmiş bir ağaçtan hediye verilmişti bana.

Ve akdikenin zırhlarında görüyorum adını,
acımasız Şili, anayurt, ağaç kabuğundan yürek,
senin biçiminde, toprak gibi katı, görüyorum
sevdiklerimin yüzlerini, uzatmışlardı bana ellerini
akdikenler gibi,
çölün, güherçilenin ve bakırın halkı.

Dikenli ağacın yüreği
bir çemberdir parlatılmış metal gibi düz
koyu sarı renkli bir leke gibi katılaşmış kan,
sarmalanmış kükürt sarısı ağacın süsenine,
ve sıyırdığımda ben bu yaban ormanın temiz mucizesini,
anımsıyorum düşmansı, buruşmuş çiçeklerini
onların gücünün şiddetli kokusu savururken seni
o dikenli ve sık sarmaşıklar arasında.
Ve işte böyle izleyeceğim ülkemin hayatını ve koklayacağım,
yaşayacağım onunla, yakacağım onların inatçı alazlarını
içerimde, yok eden ve salıveren.
Başka ülkelerde bakıyorum giysilerim arasından,
Bir lamba gibi görüyorum kendimi caddeler boyunca dolanan,
Onların kapılarından denizden bir ışığı yayarak:
Bana verdiğin alazlı kılıçtı bu, sakladığım,
akdiken gibi temiz, muhteşem, boyun eğmez.


Pablo Neruda 
"Evrensel Şarkı"nın"“Karanlıktaki Memleketime Yeni Yıl İlahisi" adlı bölümünden
1949

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Hak’tan Bana Oldu Nazar Hak Kapısın Açar Oldum

Hak’tan bana oldu nazar Hak kapısın açar oldum
Girdim Hakk’ın haznesine dürr ü gevher saçar oldum

Devlet tavı başa kondu aşk kadehi bana sundu
Canım içti aşktan kandı karay’ aktan seçer oldum

Esritti aşka düşürdü ben ham idim aşk pişirdi
Aklımı başa devşirdi hayrı şerden seçer oldum

Hayra döndü benim işim endişeden azad başım
Nefsimin başını kestim kanatlandım uçar oldum

Göçenler menzile yetti vardı onda karâr etti
Ömür geçti kavil yetti gönüldüm uç göçer oldum

Miskin Yunus bilişeli cân u gönül verişeli
Tapduğ’uma erişeli gizli râzım açar oldum


Yunus Emre

Semercilik

Gümüşten ve meşinden ağır bir gül gibi
bu süslenmiş eyer benim için,
derinliği yumuşakça, düz ve dayanıklı.
Her bir yontulmuşluğu bir el, her
bir mıhı ormanın yaşayan
yaratıklarının yaşadığı bir hayat,
atlardan ve gözlerden bir zincir.
Yulaf tanesi oluşturmuştu onu,
yabanıllık ve su güçlendirmişti onu,
zengin hasat gurur katmıştı ona,
metal ve işlenmiş maroken meşin:
ve böylece yükseldi bu taç çayırlıklarda
kazalardan ve güçten.


Pablo Neruda
"Evrensel Şarkı"dan

6 Ağustos 2013 Salı

Bundan Beri Gönüldüm Dost İle Bile Geldim

Bundan beri gönüldüm dost ile bile geldim
Pes bu âleme çıktım bir aceb hâle geldim

Ol dost açtı gözümü gösterdi kend’ özümü
Gönüldeki râzımı söyledim dile geldim

Gör ne yuvadan uçtum bu halka râzım açtım
Aşk tuzağına düştüm tutuldum ele geldim

Tuzağa düşen gülmez âşıklar râhat olmaz
Söylerim dilim bilmez bir aceb ile geldim

Ben bunda geldim bu dem geri ilime gidem
Sanma ki bunda beni altına mala geldim

Değilim kıyl ü kalden ye yetmiş iki dilden
Halim ahvâlim nedir bu mülke sorageldim

Ne haldeyim ne bilem tuzaktayım ne gülem
Bir garipçe bülbülem ötmeye güle geldim

Gül Muhammed teridir bülbül d’onın yeridir
Ol gül ile ezelî cihâna bile geldim

Mescidde medresede çok ibâdet eyledim
Aşk oduna yanıban andan hâsıla geldim

Kudret sûret yapmadan feriştehler tapmadan
Âlem halkı dönmeden ileri yola geldim

Yine Yunus’a sordum aydır Hak nûrun gördüm
İlkyaz güneşi gibi mevc urup doğageldim


Yunus Emre

Sen Esmer Uçarı Kız

Sen esmer uçarı kız, meyveyi oluşturan
Mısıra çekirdeğini veren ve yosunu yuvarlayan güneş
Yarattı senin şen bedenini, ışıldayan gözlerini,
Ve o gülümseyen suya benzeyen ağzını senin.

O esmer, aç gözlü güneş dolanıyor zülüflerine
Uzun siyah saçlarının, kollarını açarken sen.
Oynuyorsun güneşle, sanki bir çaymış gibi,
Ve senin gözlerinde bırakıyor çay iki siyah su birikintisini.

Sen esmer uçarı kız, beni sana yaklaştıran bir şey yok.
Her şey uzaklaştırıyor beni senden öğle saatleri gibi.
Arının çılgın gençliğisin sen,
Dalganın esrimesisin, gücüsün başağın.

Her şeye rağmen, arar karanlık yüreğim seni,
Ve seviyorum şen bedenini, hafif ve ince sesini.
Sen esmer kelebek, öyle uysal öyle saldırılmazsın
Buğday ve güneş gibi, gelincik ve su gibi.


Pablo Neruda
"Veinte Poemas de Amor y Una Cancion Desespera"dan

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Benim Bunda Kararım Yok Ben Bunda Gitmeğe Geldim

Benim bunda kararım yok ben bunda gitmeğe geldim
Bazirgânım matâım çok alana satmağa geldim

Ben gelmedim da’vî için benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmağa geldim

Dost esriği deliliğim âşıklar bilir neliğim
Değiştiriben ikiliğim birliğe bitmeğe geldim

O hocamdır ben kuluyum dost bahçesi bülbülüyüm
Ol hocamın bahçesine şâd olup ötmeğe geldim

Bunda biliş olan canlar anda bilişirler imiş
Bilişiben hocam ile hâlim arz etmeğe geldim

Yunus Emre âşık olmuş ma’şûka derdinden ölmüş
Gerçek erin kapısında hâlim arz etmeğe geldim


Yunus Emre

Sendedir Toprak

Küçük
gül,
gülcük,
bazen
çok küçük ve çıplak
görünürsün,
sanki barındırabilirim
tek bir elimde seni,
böylece tutarım
ve götürürüm seni ağzıma,
fakat
birden
dokunur ayaklarım ayaklarına ve ağzım dudaklarına:
büyürsün birden,
kabarır omuzların ikiz doruklar gibi,
dolanır bağrımda memelerin,
yetişmez kollarım sarmaya
yeni ayın orağı gibi incecik belini:
sevişmede çözdün kendini denizin suları gibi:
neredeyse anlamıyorum gökyüzünün en büyük gözlerini,
ve eğiliyorum ağzına öpmek için toprağı.


Pablo Neruda
"Kaptanın Dizeleri"nden