İşte öldü, oldu olan
Çıldırdı cesetleri mahmuzlayan
Aç ırmaklar çatırdayan
İskeletler ağızları güneşli.
Bin pencere gözlerindi
Sıcak kalçalar yangın yeri zifiri,
Yüzükoyun abanmış toprağa biri
Dünya otelinde bir adam
Ağlardı sabah akşam
Ve Ermeni, ve Yahudi, ve Müslüman
Karıncalar meydanlara üşüştü
Atlar ürktü karıncadan.
Ağız kuru buruş buruş kefeni
Ne çağıranı ne türkü söyleyeni
Üstünde çimenlerin en serini
Yoğunlaşan iç karartan.
Sürüngenler iç kemiren
Zamanı büyülemiş gezegen
Son nefesi, çıldırdı tren
Akşam paramparça kara cam
İnsandan insana bulaşmış cüzzam.
Gecenin bıçakları ters bilenmiş
Anahtarlar kilitlerde pas tutmuş
Osmanlıdan bu yana titreyen erkek eli
Bundan böylesine açar çiçeği
Ve gencecikler vurulmuş.
İki kere iki dörtler yıkılan
Naklimekân edilen kadın pazarı
Ve Ermeni, ve Yahudi, ve Müslüman
Çarpışmalar diyalektik
Ve düşmüşlük, kurtulmuşluk, iyilik
Kan kardeşlik susmuşluğu
Kara uyku.
Köpüklü at denizi nallarını unutmuş
Kıyılar ak gergedan şapka dolu
Mavi insan kılığı caddeleri akşamın
Ak gergedan sırtında gördüğüm kadın
Sütünü veren söğüt dün öldü
Güneşe ver gözlerini bulurum seni.
İbrişim beyazlığı kızlığın
Bekâretin son perdesi
Rezaletler üstünde kırmızılığın
Bir ekmek parasına,
Akşam olmuş, olmuş olmasına
İçimizde bir şeyler bıngıldayan solucan
Var bir dünya bir gereken özlenen
Var söz eden kandırmaca seslenen
Vermece yok almacadır beklenen
Mutluluklar erdemler olmamışları
Uysallığı getiren kurnaz parmak uçları
Nice soylar toprak olmuş sürüngen
Hastalıklar ve bitler doymamışları
Baş eğdirme çabaları, ustabaşları
Topraktan gelinmiş, toprağa dönüş
Olmuş düşmüş bir yemiş
Sen okyanus ben gemi
Bir deha gökçekimi, bir bela yerçekimi
Adı kötü niceleri
Kefenlerin dikilmemiş cepleri
Torunlarınız öldürdüğünüz
Mezarlarınız gömdüğünüz.
Kimi binek, kimi yük, kimi aygır
İşi bitmiş atları kovmuşlar köy dışına
Ölüm bekleniyor mağrur
Bir düşünce salt, ne şikâyet, ne kişneme.
Son kişneme yalvarıştır allaha
İnsanı şiir eden şiir yazıda
Dirilir yeniden şiirde hasta
Tarçın zencefil çay kokusu kahvede
Yaşanan sakat felçli düşünce
Bodur yolculuklar arpa boyu karınca
Sevinçler durgun suda masaldır
Kuru konca sarı bahçe
Çekişen canda umut insandır
Işığa varacaktır ağır.
Öten kuştur açan daldır
Deliye döndü fışkırdı süt
Çekişen canda umut
İnsandır.
İnsan külçe yamalı bohça
Kara elde kara akça
Paslı nallara takılmış gece
Kara yılan sabahlara tırmanan.
Beni insan bilsin insan
Ne tutsağım ne hürüm
Ne selamın ersin bana
Ne selamım varsın sana
Çiçekle de taşlama
İncinirim ölürüm.
Uyuz Kuduz
Salyalı ağız
Yıldız sessiz
Kimsesiz
Çiçekle de taşlama
İncinirim ölürüm.
Yağmur yağıyor eğri
Irgatlar yönetiyor vinçleri
O rıhtımda bu meydanda
Katı ve sert bir anı akan sıcacık kanda
Sarmaş dolaş kilitli
Göz çapaklı urba bitli
Karanlıkta akşamüstü
Karanlıkta akşamüstü
Gelir kapımı çalar
Gelir kapımı çalar
Elinde bir kova su
Elinde bir kova su
Bir elinde testeresi
Bir elinde testeresi
Ölüm kokar derisi
Ölüm kokar derisi
Gökte güvercin sürüsü
Gökte güvercin sürüsü
Zeytin dalı gagası
Zeytin dalı gagası
Dörtnala parlar atlar
Dörtnala parlar atlar
Yangın yeri bulutlar
Yangın yeri bulutlar
Gecede baş ağrısı
Gecede baş ağrısı
Bir elinde kovası
Bir elinde testeresi
Suya düşer gölgesi
Suya düşer gölgesi
Dirisi değil ölüsü
Dirisi değil ölüsü
Dilde ölüm türküsü
Dilde ölüm türküsü
Gecede ölüm korkusu
Gecede ölüm korkusu
Ağaçlarda küme küme susmuşluk
Ağaçlarda küme küme susmuşluk
Omuzlarda yorgan döşek yolculuk
Omuzlarda yorgan döşek yolculuk
Kan batağı terden kandan
Kan batağı terden kandan
Saç dipleri yılan çıyan
Saç dipleri yılan çıyan
Alacakaranlıkta ezan
Alacakaranlıkta ezan
İşte öldü, oldu olan
Alacakaranlıkta çan
Alacakaranlıkta çan
Gelir kapımı çalar
Gelir kapımı çalar
Dövünen dönen insan
Dövünen dönen insan
Bir elinde kovası
Bir elinde testeresi
Ölüm kokar derisi
Dörtnala parlar atlar
Küsmüş ağlıyor halklar
Dilde ölüm türküsü
Gecede ölüm korkusu
Alacakaranlık sokaklar
Sokaklar dolusu insan ölüsü
Susmuş halklar, küsmüş halklar
Gecede kan kokusu
Gecede kan kokusu,
Bir dünya türküsü
Bir dünya türküsü.
Cahit Irgat
Yaşadım