Şiir, Sadece: şiir
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2022 Çarşamba

Kahvede

Hep öyküler dinledim
buruk, acımsı, kekremsi
Dinlerken yaşadım diyemem
öldüm

Ama ölmemiş
o bin öykünün serüvencisi
Sunuyor kendini
canlı bir bildiri gibi
kaçarak tırpanından
ölümün
oturmuş karşımdaki sandalyede
demli çaylar istiyor garsondan

Bol içki bir o kadar küfür ve boşvermişlik
bütün hayata
Ucuza kapatılmış
hatta bedavaya gelmişken hayat
dinler mi girdisini çıktısını
o bin serüvenden sonra

Çok öyküler dinledim
cigara dumanıyla yüklü
duvarları taş baskısı resimlerle
süslü köy kahvelerinde
buruk, acımsı, kekremsi
Dinlerken yaşadım diyemem
öldüm



Ahmet Telli
Kalbim Unut Bu Şiiri

24 Ocak 2022 Pazartesi

Sislenen

Gittikçe puslanıyor görüntü
sislenen bir aynaya dönüyor
yakın geçmiş de olsa artık
zor seçebiliyoruz birşeyleri
bulutlar çöküyor anılarımıza

Ama unutmuş değiliz yaşananı
buğulu bir düş gibi de olsa
duyumsuyoruz o kekre tadı
ve her anımsayışta irkiltiyor
o soluksuz bırakan küf kokusu

Soluk renklere bürünse de
suyun ve göğün görüntüsü
yaşanan duyurulacaktır mutlaka
anlatacaktır bir çocuğa bunları
göğsü paramparça edilen biri



Ahmet Telli
Kalbim Unut Bu Şiiri

12 Ocak 2022 Çarşamba

Kalbim Unut Bu Şiiri

Uğuldayan ve hep uğuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık

Su ve ses kadar beklediğim
ne kaldı geride, bilmiyorum
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
ve sarınmak o kocaman gözlerin
uğuldayan rüzgârlarına

Bir acıyı yaşarım ve zehrinden
çiçekler üretirim kömür karası
uçurum kadar bir yalnızlık
yaratırım kendime, atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgârların

Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü

Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri



Ahmet Telli

5 Ocak 2022 Çarşamba

Karda İzler

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyirdefteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni, vursunlar
Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

Şairler vurulmalıdır, hayat yakışmıyor onlara



Ahmet Telli
Kalbim Unut Bu Şiiri

1 Ocak 2022 Cumartesi

Mapusane Günlüğü'nden

“Buraya da hoş gelinir miymiş deme, geldin işte
Hepimiz için son olsun ve merhaba diyoruz sana
Bu yazdıkların bir karşılık olsun isterim size
Ve selam olsun “hepimiz”e feride şaziye fatma


1.

Onuncu gününü de tamamladı tecritteki
Hep aynı türküyü söylüyormuş akşama doğru
Şimdi bir gül göndersek çayla birlikte
Ve bir paket sigara, üstüne “merhaba” yazsak


2.

Güdüllü ali koğuşumuzun tarihini anlatıyor bana
Gülek şurda yatmış fi tarihinde, bölükbaşı da şurda
Şu ranza toker’in, onu burda ziyaret etmiş inönü
Ve hepsi, bizi yatırmanın kursunu görmüşler burda abi

…………


12.

“Müşahede” bitti mi, derin miymiş yarası
Olur olmaz şeyler mi sayıklıyormuş hep
Bir kitap göndersek yarın okuyabilse
Darağacından notlar’ımı julius fuçik’in


13.

Şiir yazıyor canı sıkıldıkça ve okuyor bize
Pranga parmaklık zincir kelepçe şakırtıları
Sürüp giderken dizelerde, araya giriyor ali
-Hey şiirci, mapusanede miyiz hırdavatçıda mı

…………


18.

Üç fare birden ısırmış şah’ın eski polisini
(Esrardan yatıyor, daha yatacak ömrü yeterse)
On iki santimlik iğneyi yerken münasip yerine
Allahvekil, diyorki humeyni gönderdi bu fareleri


19.

Bir şiir yaz ozansan eğer diyor
Ekliyeyim mektubuma ağlasın anam
Diyorum ki mahpus arkadaşıma
Şiirimiz analar ağlamasın diyedir

…………



Ahmet Telli
Belki Yine Gelirim



Çektiğim cevr ü cefânın sebebinden sorma,
Deme kim: “Bâdıhavâ menkabe delâlı budur”
Habs ile, neyf ile, işkence ile ömrü geçer,
İşte Türkiyye’de şâir olanın hâli budur.


EŞREF
Deccâl, I. Kitap - 1904

6 Aralık 2021 Pazartesi

Kuş Ölümleri

Gittikçe yalnızlaşıyor bir sen varsın
karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak
Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
her satırını çizip notlar düştük kıyılarına
Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
ve düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz
Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün
kayıp gidiyor parmaklarımın arasından
bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler
Hep yanlış numaralar düşüyor telefonlara
kaçıyor korkulu bakışlarını eski tanıdıklar
Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum
Gülüşü süt mavisi insanlar vardı / nerdeler şimdi
çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler
Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin
Öner enfarktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden
Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık
Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yalnızlığımızı
Bu kent kuşların intiharını umursamıyor artık
ve göğsüm buz kesmiş bu üşüten yalnızlıkta
Birlikte çay içtiğimiz sokaklarda yürüdüğümüz
o süt mavisi gülüşler güz solgunluğunda şimdi
unuttum çoğunun adını çoğu voltalarda yıllardır
nasıl da sessiz yaşanıyor gürültüler ortasında
Bir daha hiç öpüşmeyecek gülçin
o çok sevdiği porselen fincanla çay içmeyecek
uzatamayacak saçlarını, sevgilisinin istediği gibi
gittikçe yalnızlaşıyorum, üşüyorum, unuttum sanıyordum
yazılsa destan olacak bir aşkın serüveni
şiirimde bir dipnot olacak şimdilik



Ahmet Telli
Belki Yine Gelirim

1 Aralık 2021 Çarşamba

Belki Yine Gelirim

Cemil Çakır hocaya


Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
her sözcük dilimin ucunda küfre dönüşüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
“Tükürsem cinayet sayılıyor” diyordu birisi
tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri birbaşıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilemez bir karma isteği
dizginlerini koparan bir at sanki bu
soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hâlâ bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yılıkmaz sorular doğruysa
birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkar şimdi, bütün ışıklarını söndür
sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün



Ahmet Telli
Belki Yine Gelirim

29 Kasım 2021 Pazartesi

Kalbim Unut Bu Şiiri

Uğuldayan ve hep uğuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgârlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle çığlık
Su ve ses kadar beklediğim
ne kaldı geride, bilmiyorum
uzanıp uyumak istiyorum gölgene
ve sarınmak o kocaman gözlerin
uğuldayan rüzgârlarına
Bir acıyı yaşarım ve zehrinden
çiçekler üretirim kömür karası
uçurum kadar bir yalnızlık
yaratırım kendime, atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgârların
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü
Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri



Ahmet Telli
Belki Yine Gelirim

8 Kasım 2021 Pazartesi

İlk Çağa

Mermer köpüklü kumsallara doğarsın yeniden;
Defneli rüzgârlarda kurur tuzlu saçların.
Tanrılar tanrısı sütunlar içinde uzayan gölgen,
Dokunulmaz gibi sonsuz baharı sevdaların.
Mutluluklar boz bulanık akışında zamanın,
Umut kesilir kara yelkenler üstünden,
Sunak taşlarına adağı ben olurum büyük duanın
Dağlar dereler kana bulanır senin yüzünden.
Kıyıdan uzaklaştıkça sınırsız büyüyen deniz,
Sevmeler, sevişmeler ülkesinin pişmanlığı Helena;
Yayılmasın Pandora’nın kutusunda saklanan giz,
Ölümsüzlerle savaştım nice yıllar uğruna.


Sabahattin Batur

1 Kasım 2021 Pazartesi

İsmet Paşa Mahallesi

Ve ağayı ve ırgatı ayırışım o zaman 
Hırsız damgasını vurdukları kocaman 
Bağbozumu ak ninemdi ağlayan 
Nasıl olur hatırlamam? 
Namussuz olmayışım o zaman 
Sonra gâvur işgali 
Hâlâ düşlerimdedir 
Hâlâ uyanışlarımdadır 
Kıtlığın boynunadır susmuşluğun vebali.

Bir eli yoksa adamın vardır yüreği 
Sürür bedeni kollarında sürür 
Ya dilenir kahrından ölür 
İster çatı temel direği 
Taş üstüne taş bulamam, 
İki eli yoksa adamın vardır yüreği. 
Kan ağlıyor besbelli 
Ve sonra gâvur işgali 
Babamın apoleti yüzbaşı 
Ve sonra sonralardan çok sonra 
Dedemin yüzükoyun altmışında ölüşü 
Nasıl olur hatırlamam? 
Ve ayakları yoksa adamın vardır yüreği.

Sinan'ın köprüsünde gün batar 
90'ında nine'm var 60'ında ölü'm var 
Ve bir gazete haberi, 
Nasıl olur hatırlamam? 
Hürriyet meydanında açlık* 
İsmet Paşa Sokağı'nda 
Necati Çelik adında 
Bir işçi çocuğunu sekiz aylık 
Gece fareler yedi, 
Kıtlık, 
Bu bir gâvur eziyeti, 
Nasıl olur hatırlamam? 
Duyarlığım uygarlığım üstüne 
Bir şeyler koymalıyım, 
Koyamam.


Cahit Irgat
Yaşadım

* 30 Mayıs 1969, "Akşam"

22 Ekim 2021 Cuma

Mutsuz Dünya Türküsü I

İşte öldü, oldu olan 
Çıldırdı cesetleri mahmuzlayan 
Aç ırmaklar çatırdayan 
İskeletler ağızları güneşli.

Bin pencere gözlerindi 
Sıcak kalçalar yangın yeri zifiri, 
Yüzükoyun abanmış toprağa biri 
Dünya otelinde bir adam 
Ağlardı sabah akşam 
Ve Ermeni, ve Yahudi, ve Müslüman 
Karıncalar meydanlara üşüştü 
Atlar ürktü karıncadan.

Ağız kuru buruş buruş kefeni 
Ne çağıranı ne türkü söyleyeni 
Üstünde çimenlerin en serini 
Yoğunlaşan iç karartan.

Sürüngenler iç kemiren 
Zamanı büyülemiş gezegen 
Son nefesi, çıldırdı tren 
Akşam paramparça kara cam 
İnsandan insana bulaşmış cüzzam.

Gecenin bıçakları ters bilenmiş 
Anahtarlar kilitlerde pas tutmuş 
Osmanlıdan bu yana titreyen erkek eli 
Bundan böylesine açar çiçeği 
Ve gencecikler vurulmuş.

İki kere iki dörtler yıkılan 
Naklimekân edilen kadın pazarı 
Ve Ermeni, ve Yahudi, ve Müslüman 
Çarpışmalar diyalektik 
Ve düşmüşlük, kurtulmuşluk, iyilik 
Kan kardeşlik susmuşluğu 
Kara uyku.

Köpüklü at denizi nallarını unutmuş 
Kıyılar ak gergedan şapka dolu 
Mavi insan kılığı caddeleri akşamın 
Ak gergedan sırtında gördüğüm kadın 
Sütünü veren söğüt dün öldü 
Güneşe ver gözlerini bulurum seni.

İbrişim beyazlığı kızlığın 
Bekâretin son perdesi 
Rezaletler üstünde kırmızılığın 
Bir ekmek parasına, 
Akşam olmuş, olmuş olmasına 
İçimizde bir şeyler bıngıldayan solucan 
Var bir dünya bir gereken özlenen 
Var söz eden kandırmaca seslenen 
Vermece yok almacadır beklenen

Mutluluklar erdemler olmamışları 
Uysallığı getiren kurnaz parmak uçları 
Nice soylar toprak olmuş sürüngen 
Hastalıklar ve bitler doymamışları 
Baş eğdirme çabaları, ustabaşları 
Topraktan gelinmiş, toprağa dönüş 
Olmuş düşmüş bir yemiş 
Sen okyanus ben gemi 
Bir deha gökçekimi, bir bela yerçekimi 
Adı kötü niceleri 
Kefenlerin dikilmemiş cepleri 
Torunlarınız öldürdüğünüz 
Mezarlarınız gömdüğünüz.

Kimi binek, kimi yük, kimi aygır 
İşi bitmiş atları kovmuşlar köy dışına 
Ölüm bekleniyor mağrur 
Bir düşünce salt, ne şikâyet, ne kişneme.

Son kişneme yalvarıştır allaha 
İnsanı şiir eden şiir yazıda 
Dirilir yeniden şiirde hasta 
Tarçın zencefil çay kokusu kahvede 
Yaşanan sakat felçli düşünce 
Bodur yolculuklar arpa boyu karınca 
Sevinçler durgun suda masaldır 
Kuru konca sarı bahçe 
Çekişen canda umut insandır 
Işığa varacaktır ağır.

Öten kuştur açan daldır 
Deliye döndü fışkırdı süt 
Çekişen canda umut 
İnsandır.

İnsan külçe yamalı bohça 
Kara elde kara akça 
Paslı nallara takılmış gece 
Kara yılan sabahlara tırmanan.

Beni insan bilsin insan 
Ne tutsağım ne hürüm 
Ne selamın ersin bana 
Ne selamım varsın sana 
Çiçekle de taşlama 
İncinirim ölürüm.

Uyuz Kuduz 
Salyalı ağız 
Yıldız sessiz 
Kimsesiz 
Çiçekle de taşlama 
İncinirim ölürüm.

Yağmur yağıyor eğri 
Irgatlar yönetiyor vinçleri 
O rıhtımda bu meydanda 
Katı ve sert bir anı akan sıcacık kanda 
Sarmaş dolaş kilitli 
Göz çapaklı urba bitli

Karanlıkta akşamüstü 
Karanlıkta akşamüstü 
Gelir kapımı çalar 
Gelir kapımı çalar 
Elinde bir kova su 
Elinde bir kova su 
Bir elinde testeresi 
Bir elinde testeresi 
Ölüm kokar derisi 
Ölüm kokar derisi 
Gökte güvercin sürüsü 
Gökte güvercin sürüsü 
Zeytin dalı gagası 
Zeytin dalı gagası 
Dörtnala parlar atlar 
Dörtnala parlar atlar 
Yangın yeri bulutlar 
Yangın yeri bulutlar 
Gecede baş ağrısı 
Gecede baş ağrısı 
Bir elinde kovası 
Bir elinde testeresi 
Suya düşer gölgesi 
Suya düşer gölgesi 
Dirisi değil ölüsü 
Dirisi değil ölüsü 
Dilde ölüm türküsü 
Dilde ölüm türküsü 
Gecede ölüm korkusu 
Gecede ölüm korkusu

Ağaçlarda küme küme susmuşluk 
Ağaçlarda küme küme susmuşluk 
Omuzlarda yorgan döşek yolculuk 
Omuzlarda yorgan döşek yolculuk 
Kan batağı terden kandan 
Kan batağı terden kandan 
Saç dipleri yılan çıyan 
Saç dipleri yılan çıyan 
Alacakaranlıkta ezan 
Alacakaranlıkta ezan 
İşte öldü, oldu olan 
Alacakaranlıkta çan 
Alacakaranlıkta çan 
Gelir kapımı çalar 
Gelir kapımı çalar 
Dövünen dönen insan 
Dövünen dönen insan 
Bir elinde kovası 
Bir elinde testeresi 
Ölüm kokar derisi 
Dörtnala parlar atlar 
Küsmüş ağlıyor halklar 
Dilde ölüm türküsü 
Gecede ölüm korkusu 
Alacakaranlık sokaklar 
Sokaklar dolusu insan ölüsü 
Susmuş halklar, küsmüş halklar 
Gecede kan kokusu 
Gecede kan kokusu, 
Bir dünya türküsü 
Bir dünya türküsü.


Cahit Irgat
Yaşadım

18 Ekim 2021 Pazartesi

Figüran

Geceye gömülmüş bir gemi gibi 
Donmuş soğuklarda iliği 
Bedende ne setresi ne yeleği 
Tek umudu tiyatrodan. 

Gelsin piyaz, yüz sapsarı 
Bir lokmadır çıkan 
Bir düş Eski Roma, Eski Yunan 
Çıktı tiyatrodan figüran. 

İlk sevgi merhamette dönenen 
Sevgiler çerden çöpten 
Kaçılmaz saplanılmış bir kez 
Müttehidülmerkez.


Cahit Irgat
Yaşadım

27 Eylül 2021 Pazartesi

Sokak

Sokaklarda çöp tenekeleri 
Çöp tenekelerinde kedi 
Kedi sokağı yedi. 

Sokaklar alık bunak 
Sokaklar insana yalak 
Sokaklar yalınayak. 

Sokaklarda in cin yok 
Sokaklarda ben'im 
Sokaklarda yüreğim.


Cahit Irgat
Yaşadım

24 Eylül 2021 Cuma

Ara Sokak

Gözlerim kan denizi, 
Geleceğe sıçrıyor geçmişteki sızı. 

Bir lokma bir hırka olmasa da olur, 
İnsanoğlu ancak acılarla yoğrulur. 

Dost, düşman yan yanalaştı; 
Trafiği zor bir çamur kavşaktayız: 
Yaşamak geç, ölüm dur!


Cahit Irgat
Yaşadım

22 Eylül 2021 Çarşamba

Karakedi

Bir kuru öğürtü gibi yaşıyoruz 
Yalnız gecesi olanların sabah öğürtüsü gibi. 
Çirkef dostlukların göründü dibi 
Ve hâlâ yaşadığımıza şaşıyoruz. 

Saçak altına sığınmış bir karakedi 
İnsanlık adı.


Cahit Irgat
Yaşadım

20 Eylül 2021 Pazartesi

Bir Dalda İki Salıncak

Yürümüş otlar dizine 
Kentin ışıkları gözüne 
Herkes cümbüşüne sazına 
İlmik senin boğazına. 

Vardı elbet bir merhaban bu kente 
Geldiler gördüler mi sallandığını acaba 
Salıncaklar kuruldu şimdi başka ağaca 
Dirin kaça? ölün kaça? 

Ne dört kitap, nice mezhep, nice din 
Bu ağacı insana insan diye gösterin.


Cahit Irgat
Yaşadım

17 Eylül 2021 Cuma

Davul ve Tokmak

Küstüğün başka akşam ben yokum 
İnançlardan güzelinde gel ara 
Vardığında istediğin sabaha 
Bu yaşam zehir zıkkım. 

Davula aynı tokmak aynı yere vurmuş gibi 
Hep o çürük insan alnına 
Dünyanın doğuşundan bu yana 
Ağlayan ağlayana. 

Filler tepişe dursun otlara olan 
Hâlâ çamur ve batak topraktan gelen insan 
Çürüdük dört kitaptan 
Davula aynı tokmak aynı yere vurmuş gibi. 

Yıkıldı sevginin tüm güzelliği 
Vakit yok ağlamaya 
Davula aynı tokmak aynı yere vurmuş gibi 
Doğarken öğretmişler insana köleliği. 

Ne akıl yeterince, ne sığınacak mağara 
Ha koptu ha kopacak fırtına 
Umut dağı kayıyor, büyüyor umut yeli 
Davula aynı tokmak aynı yere vurmuş, deli. 

Küstüğün başka akşam ben yokum 
İnançların güzelini bul 
Ne yaşanacak doğal, ne yeterince akıl 
Bu yaşam zehir zıkkım. 

Davula aynı tokmak aynı yere vurmuş gibi 
Doğarken öğretmişler insana köleliği.



Cahit Irgat
Yaşadım

13 Eylül 2021 Pazartesi

Dolap

ONARDILAR AĞILI, 
BİR DOLAP DÖNÜYOR 
GÖZÜMÜZ BAĞLI.


Cahit Irgat
Yaşadım

10 Eylül 2021 Cuma

Boğuk Yaşantı

Aş kendini kentten 
Gökyüzleri ak keten 
Arınsın kirden beden 
Kuşbakışı da görünür memleketin hali. 

Olsaydı insanın insan yüreği 
Bölüşürdü teri ekmeği 
Öğrenirdi sevmeyi 
Yırtılırdı kefen. 

Kopardılar kütüğünden salkımı 
Ne boğuk yaşantı bu, yazık 
Altta çalışan ezik 
Kat araba altın bilezik. 

Beş yüz bine bir kat 
Bir lokmaya ana avrat 
Bu aç sürü bu toprağın halkı mı 
Haraç mezat?



Cahit Irgat
Yaşadım

28 Haziran 2021 Pazartesi

Tahta At

Kadehini yere vurdular
Bir adam ağlıyordu, deli
Kendine tahta bir at yaptılar
Özgürdü bu at, kırdılar.

Kapalıydı tüm kapılar
Çok uzakta beyaz bir at ufuklar
Dörtnal gökyüzüne uçabilirdi
Elleri yelesinde, tahta atı kırdılar.



Cahit Irgat
Irgatın Türküsü
1969