Şiir, Sadece

26 Mart 2019 Salı

Manhattan Satori

Levent Demirel ile Liza Carrillo için




Geldim Allen, işte burdayım, New York’ta,
ensonu başardım, sen öleli 7 yıl oluyor –
“Offices of Allen Ginsberg”, Bob Rosenthal “Atla uçağa, gel perşembeye,” demişti, “Allen
burda olucak, konuşursun istediğince,”
1995’te bir pazar akşamı, parasızlık içinde geçen günler, askerlik sorunu, pasaport yok, olsa
ne yazar, nasıl olup da giderim New York’a,
Ferlinghetti’nin asistanı “Yakın bir eyalette misin?” diye sormuştu, “Turkey, Texas mı?” –bu
büyük şaka hiç bırakmadı yakamı
-atla gel, bu pazar, bu perşembe, gelecek hafta başı
-tam 9 yıl sonra NY’tayım, çok yorgun, dağınık, gergin, tedirgin, huysuz,
boğazına kadar işe gömülü
ve bu halleri hiç sevmemekteyim
ve işi hiç iplememekteyim
ve acun böyle de işliyor
ve tao bir yanımda bir değil
ve bunlar bayağı iç dökmeler olsa keşke
ve seninle ilişkim Allen önü sonu bi saplantı olsa, sen nasıl bozduysan kafayı Blake’le
ama değil, ama değil, ama değil –
gerçek derinlik burda
ben derinliklerden geliyorum
ben derinliğim
ben “yeraltı adamı”yım Nietzsche’nin
Trophonios, ayağında kovboy çizmeleri, saçı eskiye oranla çok kısa, suratı asık, küpesi yitik,
beynindeki karıncalanma duruk, yüreğindeki müzik kesik, yürüyorum 5.Cadde’den
aşağı
ve gözlerim görmüyor
ve kulaklarım tıkalı
ve tinsizim
tınmıyorum artık,
densizim, dinsizim,
kinsizim,
kimsizim, karanlık dışarı kusuyor kendini, köpüklü, mis gibi kokan bir kahve sanki, yayılıyor
ılık ılık, parlak göğün altında kenti kuşatıyor, beni de içine katarak, seni de içine
katarak, çünkü bu kent şimdi de seninle varoluyor, kendimden söz etmiyorum,
ozanın acuna dokunuşu benim kastettiğim,
yürekli ürkek bi dokunuş
gür torlak bi dokunuş
kıç avuçlar gibi bi dokunuş
herşeyi yeni baştan tanımlıyor, nesnelerin düzenini kurup ortadan yok oluyor, alçakgönüllü
bir dokunuş,
sokaklar bu sayede biribirine kavuşuyor, geçitler açılıyor, ırmaklar çağıldıyor, denizler
çalkanıyor,
ben bunları bilerek iniyorum tinin yamaçlarından aşağıya, herşey benimle varlık buluyorsa
Allen, buna daha fazla katlanamayacağım, yaralarım iyileşmiyor çünkü, neşem yok,
yaşam öyle bir yere vardı, öylesine bir yere vardı, yaşam öylesine vardı,
seni tanımamış olsam buna aldırmayacağım, Snyder’ın dizeleriyle geçmiş olmasam küçümen
koyaklardan, akışsız derelerden, bitimsiz yamaçlardan, Jack’in içe doğmasıyla
durduğum yerde, oturduğum odada, sarı ışığın altında, külüstür bi daktiloyla onca
yol almamış olsam, bunca kıvanmamış olsam,
-şimdi binlerce mili aşıp duruyorum sabahtan akşama
Ufa, Saraybosna, Berlin, Londra, New York sürtüyorum amaçsızca
herkesin bir amacı var, benim de, işim var, sorumluluklarım –bunu anlamam için kimsenin
söz etmesi gerekmiyor
ama değil, ama amaçsızım, ama yok
Lao-tzu’nun bebeği gibi değilim, herkes bi şeyleri bilircesine eylerken ben durup
durmuyorum şaşkınlık içinde
ben durmuyorum, amaçsızca eyliyorum bi amacı gözeterek, bunca laf salatası şiirden yoksun
görünecek pek çok kişiye, bikaç kulak, bikaç dost, bikaç uzak ozan, aysun, çalışma
masam, eski lambam, 0.5 kalemim bir de
bunda bi şeyler bulacaklar,
üzünç dolu bir öykü çıkarmasınlar yeter,
çünkü buna dayanamayacağım, buna New York’ta dayanamayacağım, buna yarın Lower East
Side’ın sokaklarını turalarken dayanamayacağım, buna dün Village’da, Cafe
Wha?’da neşeli bir gruba kulak verirken dayanamayacağım
buna geçmişte şimdi gelecekte dayanamayacağım
çünkü büyük bir ozanım ben
çünkü benimle can bulacak yaşamı yenileyen dizeler
çünkü buna durak yok
çünkü durursam başlayamam yeniden
çünkü son bir dayanıklılık gösterisinden başka bi şey değilim ben
çünkü 3.Cadde’yle 53.Sokak’ın kesiştiği köşede, ürperten bi esintinin eşliğinde, sigaramdan
çektiğim nefes, kahvemden aldığım yudum acunun dengelerini etkileyebilir
çünkü varlığım değersizse de duraksız düşüncelerim var
çünkü ben imge devşirmezsem kimi varlıklar son bulacaklar
çünkü Allen var, dün olduğu gibi
çünkü bunlar çılgınlığın önüne dikilen som duvarlar
çünkü müziği değiştirebilirim
çünkü şimdi bile yazabiliyorum
çünkü beni varkılan o ince alay
bir mandalanın döngülerini donatıyor
-bunları ciddiye almanızı istesem
o mandala baştan aşağı değişirdi
ben de öyle
-değişmedim Allen,
ama yetişemedim de
beni sürükleyen acun çevrimine
-bunu anlamam için
serin bir NY akşamında
zar zor bulduğum bi kağıda
bunları yazmam gerekmezdi
-yine boyun eğiyorum kendime
yine And Dağları’nda İnka Ermişleri’yle acunu dengeliyorum
yine eşiğine varıyorum satorinin
O satori
beni diri tutabilir
direşken kılabilirdi
bunları yazmasaydım belki
Burada koro girer araya,
haydi, hep bir ağız,
“kart papaz çorba
kart papaz çorba
kart papaz çorba.”


C. Hakan Arslan
06.05.04, New York