Şiir, Sadece: 2008-02-03

9 Şubat 2008 Cumartesi

Teyet

Selahattin Hilav'a


Ruh gibi kumrular esti esin uçmaktan
Erken mi? Tam mevsimi! Geç bile!
Tarçıni kanatları okşayaraktan bahar dallarını...
Onlar ki Merih'le aramızda sürüp giden derüni bir dünya harbi boyunca

Hep böyle duraklayıp bir an için, bir teehhür
Yuvası az, damı bol bu Rumeli'nde
Lozan sayın, barışlardı köylerimiz üstünden
Teyet gelip geçtiler
Balkan hezimetinden beri...
Baka kaldım bu yılda yine
Ne hikmetse vaktinden önce ortaya fırlayan
Guguklu bir saatin gugukçuk sesleri gibi arkalarından


Can Yücel
Gökyokuş

8 Şubat 2008 Cuma

Rubai

Uğurdur insan ruhları ki buhur,
Uçarlar uçmazdan dışarı buhar...
Nisanları düşen yağmur, mesela,
Dönüşler mi yoksa dünyaya bahar?..


Can Yücel
Gökyokuş

7 Şubat 2008 Perşembe

Ömrüne Bereket

Yumurtaya can veren allahsa
Can'a da günde bir yumurta veriyor
Civcivden büyüttüğüm İspenç tavuğu

Kendisine şükranlarımı arzediyorum alenen


Can Yücel
Gökyokuş

6 Şubat 2008 Çarşamba

5 Şubat 2008 Salı

Şair Be!

Köprünün Beylerbeyi kavşağında, Assubay Durağı'nda
                                                                     indim otobüsten
İlerde siyah önlüklü bir çocuk,
Yanaştım, parmaklığa çökmüş ağlıyor...
"Yaraşır mı ağlamak?" dedim
"Delikanlı adamsın sen!.."
"Sen," dedi gözlerini yumruğuyla silip
"Tükenmez kalemini kaybetsen, ağlamaz mısın?"


Can Yücel
Gökyokuş

Uyarı

Bakmayın ufak-tefekliğine
Yılanın en amasızıdır yılancık


Can Yücel
Gökyokuş

İtiraf

Konuşurduk da babamla bir zamanlar
Siyasetten-miyasetten
Halk Partisi'nden...
"Oğlum yüreğim sıkışıyor,
Beni öldüreceksin," derdi babam.
Şimdi düşünüyorum da ne o parti var
Ne de babam
Kendimden başka öldürecek...


Can Yücel
Gökyokuş

Kendi Anamaymış Bir Maya

Benim mum gibi değil, ne münasebet!
Şamdan mı?.. Yerinde durmayan
Sağlığında, sayrılığında...
Bir konuk geldi mi ille de yemekler kotaracak,
Bir fıkara gördü mü kesesine sarılacak,
Kibar mı kibar bir boşnak...
Mum çiçeğim benim,
İsmetam,
Kaynanam...
Ordan bile ürüyorsun bak,
Çocuklarına... Hala uzanarak
Yalnız kalmış dalından,
Alibey'siz...
Yine de yediveren...
Ve kimbilir ordan yine
"Ben yaptım bütün bu kötülükleri" diye
Teslim oluyorsundur sen
Cennetteki karakola...


Can Yücel
Gökyokuş

Edebiyat Sınavında

Şair cami için "Cami" mahlasını seçti?
Çince mi?.. İçince mi?.. Yok, canım!..
Camcı olduğu için de olmasa gerek,
Pencereler kafesliydi o zamanlar biliyorsun......
Yoksaaa
Mahviye Sultan Camii'nin duvarına işemeye teşebbüsten
Bostancılar gözlerinin camekanını indirdiler diye mi?........
İyi düşün ama!
O dönemde gözlük kullanılmaya başlanmış mıydı
                                                          O İmparatorluğu'nda
Bilmiyor musun?......
Pekiyyy, sana son bir soru daha!
Kaç minareliydi Şair Cami?
Ve de kaç şerefeliydi o mekruh mabedin minareleri?.......
Cönklerde kendini boğulmak suretiyle intihar ettiği
                                                               söylenir kendisi için
Doğru mu?........

Doğruysa, söyle, Haliç'e gömüldüğünde o körolasıca zındık,
- Geceyarısı vuku bulmuştu vak'a biliyoruz -
BEŞER kollu şamdanları onun ve şehrayin kandilleri de
O yaldız boynuzlu suya temas ettiği an,
Onlar da sönmüş müydü, sönmemiş miydi
- Püf diye değil elbet -
Cızzzzzzz diye?.........
Tüh be sana!
Koskoca Hasan-Ali'nin oğlu olacaksın bi de!.....
Miladlar sonra rastladık, İslam Ansiklopedisi'nde
Meğer Şair Cami, İran'da Cam adında bir şehirde
                                                                    doğmuşmuş
1400 falan senelerinde,
Nerde, nasıl ve hangi tarihlerde öldüğü meçhul,
Leyla ile Mecnun'u yazmış Fuzuli'den önce
Cam üstüne......


Can Yücel
Gökyokuş

4 Şubat 2008 Pazartesi

İtiraza İtirazım Var

Süt limanlarda poyrazlarla lodoslar oluyorum
Döndükçe, döndükçe başım, martılar kusuyorum
Derya bir kuranı kerim, yapraklar'nı bir bir açıyorum
Karış, karış, karış, karış, karış, karış, karış karıştırıyorum
Bakara oynuyorum fatihanın bakara suresiyle
Ve zarlarla ki hepsi ayrı bir sure alayıdır
Nedir diye, nemenedir bu arabesk diye diye
Martılar bu şakası yok, akaraplar tarafından ağlanılan
Bir mesiye - şad olsun ruhu - Tamburi Cemil Bey'e

Odeon bir rekorla koşan bir gıramofunmuş dünya
Kurdukça dönüyorum, döndükçe çalıyor, çalınıyorum
Ben ki Kibariye bir hırsız ve Ferdi Tayfur kadar eski bir
                                                          sipiker ve kokoyiniman
Kendimden kendimi çalıyorum, kendimle, kendimle kendimi
Yaşasın mahşere dek bu kısır olmayan döngü
Yaşasın Veli'fendiler'de mahşerin o dokuz doğuran süvarisi
Benden önce de vardı, benden sonra da tufan
Yaşamak ölünmez ki yaşamayı yaşamaktan
Gönderinde Hasan-hüseyin emminin, dalgalandıkça bu
                                                                         bu kırmızı don
Bir arabesk ki bu, ister sol olsun, ister sağ
Ve indikçe kustuğum martıların güzel gözlerinden yaşlar
Çaputlar kalkıp kalkıp Marmara'nın dalga kıranlarından
Kondu-konacak geceleri Hacı Bektaş-i Veli'nin türbesindeki
                                   o milyon yıllık dut ağacının dallarına
Bu şiir ve bu nane, ifademe mani olmayan bir damla meni.

Lumpen kesilmiş şahsımın (rıpp) kuzgunlaşmasıyla birden
                            göğe ağan ve ağaran meçhul bir artısıyla
Ki istersen demevi bir RH pozitiv de olabilir
İşte bu bir şiirin kendini çektikten sonra Kodak'la nefsine
                                                                       nefes etmesidir
Zaten şiir denen nesne, eski bir an'aneyle, doğan çocuğun
                   kulağına ezan makamıyla isminin üflenmesidir
Ya da tınlatmaktır içinle için için olan tambur ola ki evreni
Ve de çınlasın deyuu Neyzen'in neyi (görülmemiş hiç
                                               neyin çınladığı bu ana dek)
Ve en arabesk ve en çağdaş adamımız Orhan Veli'nin
                                                                kuzular kulağına
Maraz ve menapoz, muhteris ve muteriz itirazlara itirazım
                                                            var, itirazım, itirazım
Ama halka, halka halka halkalanan halka dünden ve
                                               yarından herzaman razıyım


Can Yücel
Gökyokuş

Aç Bi Acı

Acımazlığım kendime
işte bu ıtır kokusu
aç ve acı...
Burnuma çektiğim O
O zehir yeşili
kendiliğinden
biraz da benim yüzümden
veya hepten
deli...

Ne'iy diğ mi?

Bi de
O ıtıra sor!
O ne diyor?
Bişey demiyor, O
Sadece katlediyor...
Ben tayin ettim Onu
o mekana
çalsın diye ölümcül kaanununu
ıtır yaprakları üzre...


Can Yücel
Gökyokuş

Kardiyografi Kalp Yazısı

Lütfen eve seslenin
Ki olmadığım anlaşılsın evde...
Ziver Bey değil benim durağım,
Ahım benim hercai-menevşe...
Mecburen o şahım hergele
Mor gidip mor geliyor
Dikildiğim yerdeki işe
Yukarı Volta diye bir cumhuriyet var ya
Orda işte...
Bi gelip
Bi gidip
Bi gidip
Bi gelip...

Eee, hercai-menevşenin kalbi bile
Sittin-sene hep aynı avluda atmaz ki...


Can Yücel
Gökyokuş

Su Kasidesi

Kara kışa da yangınım ben
Sarışın kızıma da
Devrana kızıp kızıp kızıştığımdan...
Babalarım tuttukça başlarım anasından
Neşeye Neşide'sine Schiller'in
Ve karlarla gülüşür afrika menekşelerim

Su, kızım, donmuş olsa da memlekette emsalin
- Ve kim bilir daha ne kadar sürecek bu erbain -
Turna telleri içinden cemrelerle geldikçe sesin
Sular serpiliyor içime bilesin


Can Yücel
Gökyokuş

Altı Yaşındaki Muzaffer Haznedar'dan

Dünyayı gezmeye çıktım
Trene bindim
Gittim gittim gittim
Rayından çıkmış trenler bütün


Can Yücel
Gökyokuş