Şiir, Sadece: 2018-07-15

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Hayatımızın İçyüzü II

yaşıyorsun ölümü taşıyarak bir sonrakine
aşık oluyor, sevişiyor, acıkıyorsun
sonra yeniden aşık oluyor, yeniden, yeniden...

burnu kemirilmiş bir ceset olmak için
tanrı size acımıyor
acımanızı istiyor sizden, düşkünlere

hiç yoksunuz ve sanki hep var:
kapının önünde, merdivenden tırmanırken
gezdirirken bir öküzü alnınızda!

alnınıza sürülmüş bu tarla ne öyleyse?
yaraları deşeleyen konuşmalar gibi
sırrınızı açıklayan her saat başı haberlerde

canın sıkılıyor dağlardan uzağa düşmene
gitmek istiyorsun şemsiyenin rüzgarına tutunarak
bir göçebe gibi, gelip geçici

ya da bir şişeye konulup açılmayı bekliyorsun denizlere
nafile! öfken geçicidir
tıpkı kendin gibi


Hasan Öztoprak
Ey Aşkı Anlayanlar

20 Temmuz 2018 Cuma

Üçler Mezarlığı

kim bilir hangi uzaklardasınız
artık yabancısı olduğunuz bu ülkede
yan yana ve sessiz
konuşursunuz
sizi duyamaz ağacın altında
sevişen kız
bıraktığı ter kokusu
hatırlatır güzelliğini
ve azap verici sarhoşluğunu, yaşamanın
üç kişisiniz ve tek kişi
her daim çıplak
artık günah işlememenin huzuru,
yanınızdan geçerken hissedilen

ah! sessiz mezarlık
fısıltılı hatıraları ölülerin
hayatın rüzgarsız çölü
sakin ve alıngan:

yeniden bir yaprak düşer
mutlaka bir söz olur
duyulabilecek bir söz


Hasan Öztoprak
Ey Aşkı Anlayanlar

19 Temmuz 2018 Perşembe

Kartalın Aklı

Kartal imgesini değişmeye gelir
yüzyılda bir.
Sonsuzda durmuş bir ovanın grafiği
kartalın aklıyla kesişir.
Yırtıcı bir sufidir o;
hırkası öyle ağır eskir...
kim öyle sayısız güneş batırmışsa
çıkamaz bir çağı devretmenin yükünden.
Bir hurma yuvarlansa Yemen'den,
geçerek Mezapotamya mezrasından;
mutlaktır bu eğim, bu sarsılış
İskenderiye külliyesi mutlaktır,
mutlaktır Babil estetiği,
yıldızlar zincirlenmiştir olsa olsa
şehrayin mutlaktır.
Bir hurma yuvarlansa Yemen'den
bin bakış getirir ovaya
bin bakış
sonsuzda durmuş ovanın grafiğini
kendiyle çarpar,
yine de eğilmez, çalkalanmaz kartalın aklı
mutlaktır çünkü o.


Adnan Özer
Seçme Şiirler

18 Temmuz 2018 Çarşamba

Elmas Dua

her gülüşün kovuğundan iniyorum
yeni düşlerin ocağına
açıyorum göğsümde kilitli bir yaranın
kapısını yeniden
kurumuş kan dökülüyor menteşelerden
tarih abdest alıyor
yutulmuş ırmakların ruhuyla
elmas dualar yükseliyor
kömür tabakalarının gırtlağından

bir yere ulaşmadı hayatım
ölümle yol alıyorum burdan öte
düşlerimle yeniyorum gerçeği

bir taşın kumlu damarına yerleşiyorum
en kısmetsiz köküyüm gençlik ağacının
bezdi yeşerme tutkusundan gönlümün ucu
hayat tatlı lokmalarını ıslatıp amber ağzıyla
verdi başkalarına
bense kör bir abanoz kökü
mil ve bazalt içinde, açım ölesiye

bir küçük kum kasabasına yerleşiyorum
ne hayatın şöhreti biliniyor burda
ne rüzgarın namı, yağmurun nişanı
ne denizin sesi geliyor kulaklara

yüreğim kabarık doğmuşum ama
sevgim ve yüreğim kimin umurunda
oysa umut vermişti tanrı insanlığa
dedem Kuran'da adımı bulunca

bense yitiriyorum umudumu sevdikçe
gönlüm karıştırıyor sözcükleri
karadüşler kötülüyor yaşamı
arıyorum uçurumlardaki yerimi


Adnan Özer
Çıngırağın Ölümü

17 Temmuz 2018 Salı

Marmarada Akşam

Çıkar gelir alacakaranlık
yeni sürülmüş tarlalardan
her adımda biraz daha yiten topukları
ve taflan külüne kokan elleriyle
çıkar gelir
her solukta bir dermansız hastalığın
iç kanamalarını çekerek sinesine

dalgalarda çözer
saçlarını alizeler
fosforsu yüzüne vurur
bir çağanoz çıkmak ister
göğsünün sarmal dehlizlerinden

ağır ağır yürür gece
taşlarında otlar bitmiş
Aspendos'un sahnesine
ve eski, alışkın bir oyuncu gibi
okur ceneviz gününden kalma tiradını

ak benekli gömleğini aranır
soğuk kıkırdaklarıyla ürpererek
kum engereği

çıkar gelir kutup yıldızı
ışıltılı bir pelerin gibi savurarak
saman yolunu
bağdaş kurup oturur
gök tapınağının mimberine
deniz/ah! o uçsuç bucaksız göğsünde
yeşil hareler oynaşan/deniz
gece dev bir çoban gibi
kara kepeneğiyle abanınca üstüne
çırpınıp bırakır kendini
vahşi bir aşkın öpüşlerine


Adnan Özer
Ateşli Kaval

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Rüyadan Sıçrayan Taş

ayaklarım temizdi üstelik dişlerimi de fırçalamıştım

pazar yerlerinde dolaşıyordum ağır aksak
tükenen hayatlar tezgahlarında
yokluğunu suluyordu hırçın nilüferler

özenle sıyrılıyordu aralarından
cinayetlerinde acıyan göğsüm
kendi küllerini yakıyordu bacalar
sorular başlarken
ihtimaller giriyordu devreye
şimdiki haliyle yüzler
hangisine tutunmaya kalkışsam
kendi ellerim kalıyordu geriye

lüzumu kalmamıştı
kimselere hatıra bırakmayacaktım

çalınmış kapılar baştan sona çemberdi
aldırışsız girmiştim gece gönlünden içeri

sıkıntıları eksilmişti bulutların

gözlerim açık kalmış
aşk bile olmuyor


Halil İbrahim Özcan
Kırık Zar

15 Temmuz 2018 Pazar

İstek Oradan

................................
İstek oradan geçiyordu, o puslu dünyadan.
Çocuklarla inat oynuyordu ihtiyarlar. Doluştukları
geçmiş zamandan ürktüm.
Ara sıra kaldırıp dökülmüş başlarını, nasihat
saçıyorlardı meydanlara
- Hey!.. diye bağırdım
Bir gün keseceğim oy hakkınızı. Gençleri savaşa
gönderemeyeceksiniz oturduğunuz yerden!
Çok kızdılar. Yüzleri bir avuç alevdi. İlikleri titreyerek
döndüler "fiil" ile "fail"e
- Orta yaşlı uslu bir güreşe tutuşun diye bağırdılar.
Tehditkardılar. Ateşe verip çayırlan diklendiğimde
"can havli" çağırdılar şimdiki zamanı.
- Buna kıran kırana bir "zarf" verin!

Aldım zarfı.
- Geceler güzeldir!.. diye bağırdım. Şaşırdılar
-Yüzler ve zarflar görünmeden de konuşabilir her
şeyi. Fiillere sahip çıkabilir, isimlere, sıfatlara,
zamirlere sahip çıkabilir görünmeden.
Boğazlama tarihi sizin olsun:
Karanlık, yontma, cilalı
Toplu, tüfekli, atomlu boğazlama sizin olsun
Geçmişiniz
Geleceğiniz!...
Şaşırdılar. Yürüdüğümde
- Saygısız!... dedi birisi. Öteki
- İbret-i alem için asmalı bunların birkaçını

yeniden çayırları ateşe verdiğimde
istek oradan geçiyordu, o puslu dünyadan
Şimdilik hırçın azınlık.


Süha Tuğtepe
Yüzler ve Zarflar
1985