Şiir, Sadece: 2020-04-12

17 Nisan 2020 Cuma

Beowulf XI - Ejderha Uyanıyor

      Kötü bir kader bekliyordu onları
sonraki günlerde kavganın göbeğinde.
Hygelac öldü ve Heardred'in kalkanı
karşı koyamadı Shylfingler'in vahşetine.
Deneyimli savaşçıydı düşmanlar,
merhametsiz ve mahir kılıç ustasıydılar,
hezimete uğrattılar bu fatih halkı,
alaşağı ettiler başlarını;
böylece bir gün
     Beowulf'a kaldı geniş krallık.
İyi bir yönetici oldu o da elli yıl boyu.
Yıllar geçtikçe arttı bilgisi, görgüsü,
güven içindeydi halk, herkes hoşnuttu.
     Fakat bir gün, gecenin hükümdarlığına
bir ortak peydah oldu, bir ejderha,
cümlesinin canına tak ettirdi.
Tavanı taştan bir mezar-tepede,
bu sarp yerdeki sapa kümbetlerde,
bir hazineyi bekliyordu. Kimsenin bilmediği
gizli bir geçit vardı burada.
Nasıl olduysa, biri yolu bulmuş
ve ulaşmıştı dinsizlerin bu definesine.
Mücevherli bir kupayı alıp kaçmış,
bir hırsızın hileleriyle uyuyan ejderhayı
alt etmişse de, hayrını görmemiş ganimetinin
ama çileden çıkarmayı başarmıştı canavarı,
yöre halkı bunu pek yakında öğrenecekti.
     Ejderhanın gömüsüne gizlice giren
ve onu küplere bindiren kişi aslında
bilerek yapmamıştı bunu: Efendisinin
dayağından kaçan gariban bir köle,
yanlışlıkla oraya düşüyor yolu
ve dehşete düşüyor . . . . . . . . . titriyor
zavallı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . paniğe kapılıp kaçıyor,
elinde değerli . .  . . . . . . . . . . . . . . . . . (1)
metal eşyayla. Mezarda bir yığın
yadigar vardı. Çünkü vaktiyle unutkan
biri özenle buraya istiflemişti
soylu bir ırkın bıraktıklarını.
Ecel gelip götürmüştü hepsini
epeyce evvel. Ve soylarının son
temsilcisi, hikayelerini anlatacak tek kişi,
kendisini de aynı kaderin beklediğini
görebiliyordu: Hazinenin verdiği haz
fazla devam etmeyecekti.
     Dalgaların yakınında,
geniş bir tepenin üstünde, girişi güvenli
taze bir höyük vardı. Her şeyi,
bütün eşyaları, altından kap kacağı,
korumaya değer ne varsa oraya taşıdı.
Konuşması kısaydı: "Ey kara toprak,
bir zamanlar beylerin evinde bulunup
şimdi kahramanların bulamadıklarını kabul buyur,
ilk sahipleri sendin, senden kazıp çıkardı onları
şimdi sonsuzluktaki o saygıdeğer adamlar.
Savaş silip süpürdü halkımı,
helak oldu hepsi. Sevgili hayatın yüzüne
salonda baktılar en son. Bense
yalnız kaldım, kılıç taşıyacak ya da
kupaları parlatacak kimsem yok yanımda,
dostların yerinde yeller eser şimdi.
Altın süslemeli miğferin
soyulacak kaplaması; savaş maskesini
parlatacak usta uyuyor, paslanıp çürüyor
kıyamet bir kavgada kalkanlar tokuşurken
nice kılıç darbelerine dayanmış zırh,
tıpkı sahibi gibi. Bir sağa bir sola
dolaşıp durmayacak savaşçının sırtında
birliğiyle beraber. Ne titreşen arp,
ne ritim tutan tef, ne takla atan şahin,
ne şimşek hızlı at avluda şakırdayan.
Talan ve kıyım tek canı sağ koymadı."
İşte böyle yas tuttu terk edilmiş ve yalnız
dolaşırken dünyada, derdi arttı düşündükçe
bahtsızlığını, nihayet basıp boğdu
ölümün seli onun da kalbini.
     Karanlıkta Kol Gezen
gelip gördü ki gömünün kapısı açık.
Mezarlıklara musallat o yanan yaratık,
yalabık derili ejderha neredeyse yakacaktı
gece göğünü alevden dilleriyle,
çiftliklerde çalışanlar çok korkuyordu ondan.
Yer altında define aramak, dinsizlerin altınını
beklemekti işi - bir işe yaramaz gerçi,
çünkü üç yüz yıldır insanlığın bu yıldırıcısı
o kuş uçurulmayan mahzeni korumuş,
ama korktuğu olmuştu. Elinde kupayla
doğruca sahibine koştu hırsız, af diledi.
Sonra varıldı höyüğe, hazine yağmalandı,
köle sahibi ilk kez görüyordu
eskilerin bu eserlerini.
     Ejder uyanınca ortalık kızıştı yine.
Öfkeyle kıvrandı, acıdan kudurdu
düşlere dalmış başının ta dibinde
görünce hırsızın izlerini. Bundan hisse,
demek ki kişinin günü daha gelmemişse
kolayca kurtulur kederden, cezadan,
Tanrı nelere kadir değil ki?
     Define nöbetçisi uykusunu
bölen tecavüzcünün yerini tespit
için çabalarken höyüğün çevresinde
delice dönüyor, dağlıyordu değdiği yeri.
O terk edilmiş arazide tek kimse
görünmüyordu ama o iyice kurup gerdi
kendini bir kapışmanın hayaliyle.
İçeri koşup tekrar tekrar kupayı aradı,
tek bulduğuysa bir talancının
define odasına daldığına dair
işaretler oldu. Ve gömü gardiyanı,
hazinenin hamisi, hararetle bekledi geceyi,
kupayı kaybetmek kanına dokunuyor, hatta
kanını fokur fokur kaynatıyordu, ilk fırsatta
vuracak, ortalığı ateşe verecekti.
Güneşin sönüşünü sevinçle izledi,
karanlık bastığına göre daha bekleyemezdi
duvarın gerisinde. Gerilip atıldı,
bir ateş topu. Tarlalarda çalışanlar oldu
ilk kurbanları, ama meraklanmasındı,
Yüzük Vericilerinin de az vakti kalmıştı.
     Ejderha alev püskürtüp pırıltılı evleri
ateşe verdi: Müthiş bir hararet vardı,
yüreklere korku salan, bu Göğe Kanat Çalan
çünkü canlı bir şey bırakmazdı ardında,
her yerde yarattığı kıyametin kanıtları.
Uzakta ya da yakında yaşayan
tüm Gotlar zarar gördü bu zehirli
nefretten, bu bağışlamasız baskınlardan.
Sonra hazinesinin yanına koşuyordu hemen,
şafak henüz sökmeden inine saklanıyordu.
Kasıp kavurmuştu, yakıp yıkmıştı yurdu,
şimdi höyükte halinden hoşnut
ve güvendeydi, fakat geçiciydi bu.
     Bir gün kara haber verildi Beowulf'a,
binaların en yücesi, kendi evi yanmış,
kül olmuştu taht makamı. Müthiş bozuldu,
mateme boğulurken: "Mutlaka" dedi,
"Ölümsüz Tanrı'nın teşebbüslerine taş koydum,
baş kaldırdım buyruğuna bilmeden." Allak bullaktı,
alışılmadık kaygı ve keder karartmıştı zihnini;
bütün bir kıyı bölgesini cehenneme
çevirmişti ateş ejderi, küle ve çöle
döndürmüştü kaleleri ve insan elinin değdiği
tüm yapıları. İşte bu yüzden,
yüreği pek kral bir öç planı hazırladı.
Savaşçıların hamisi, sarayın sevgilisi
saf demirden bir kalkan ısmarladı
demirci ustalarına: Bilmez değildi,
ıhlamur kalkanlar hamur gibi dayanıksız
olurdu, tutuşurdu ahşap. Vakit tamamdı işte,
şu yalan dünyada yüzleşmekti yazgısı,
ömrünün günbatımı, bitimiyle günlerinin;
ejderha da öyle, çok uzun süredir
dünyaya direk gibi durduysa da definesiyle.
     Yüzüklerin Kralı kendine yediremezdi
devasa bir ordu dizmeyi
göklerin vebası bu garabetin karşısına.
Şu kadarcık korkusu yoktu ondan,
ne gücünü ne cesaretini ciddiye alıyordu.
Grendel'le karşılaşmasından galip çıkıp
Hrothgar'ın salonu Heorot'u temizledikten,
o şeytan ve annesinin şerrine son verdikten
beri kurtulmamıştı çünkü başı beladan.
     Kucak kucağa kapışmaların
en yürek yakanı Frizya'da yaşandı.
Got halkının dostu Hrethel oğlu
Hygelac hayatını kaybetti orada
kana susamış, kindar bir kılıç darbesiyle.
Beowulf ise yüzmedeki büyük başarısı
sayesinde sağ kaldı: Kazandığı otuz
savaş giysisini, ganimetlerini sırtlayıp
çıktı kıyıya. Kalkanlar yüzleri kapayıp
hararetli bir hal aldığında kavga,
Hetware'li savaşçılar heveslenmesindi zaten,
pek azı eve dönerdi düşmanları Beowulf'sa.
     Uçsuz bucaksız denizde bedbaht, bir başına
yüzüp Ecgtheow oğlu yurduna döndü,
tahtı ve hazineyi ona teklif etti Hygd:
Hygelac'ın ardından düşman hücumlarına
karşı ülkeyi koruyamazdı kendi oğlu.
Fakat onca ısrara, onca ricaya razı
olmadı Beowulf, Heardred'i ezerek, hayır,
tacı asla kabul etmezdi. Evet, tabii ki
destek verdi, kanat gerdi prense,
olgunlaşıp Gotlara layık bir lider
oldu o da zamanla.
     Ve onun zamanında,
iki sürgün, denizden gelip Gotlara sığındı.
Ohthere'nin oğulları, Shylfing kabilesinden
içki evinin sahibi olan İsveç'in en seçkin
kralına karşı ayaklanmıştı. Heardred'in sonunu
bu olay hazırladı ve Hygelac oğlu
konukseverliğinin karşılığını ölümcül bir kılıç
darbesiyle aldı. Onela İsveç'e döndü,
Beowulf tahta geçti ve Got halkını
haşmetle yönetti. Hakikat, iyi bir kraldı.
     Kanını yerde bırakmadı katledilen prensin.
Yalnız kalan Eadgils'in yanında yer aldı,
silah ve asker yolladı deniz yoluyla
ve zorlu çatışmadan sağ çıkamadı Onela.
     Uzun lafın kısası, o güne kadar
ne badireler atlatmıştı Beowulf,
tehditler, tehlikelerden tertemiz çıkmıştı
ve işte ejderhayla kapışacaktı şimdi.
Gotların kralı yanına on bir kişi
katarak keşfe çıktı. O ana kadar
halkının başına saran bu belaya
neyin neden olduğunu öğrenmişti.
Değerli kupayı bulan ve bütün
bu kavgayı başlatan kişi bizzat
getirip vermişti onu krala ve bu kölenin de
katılmasıyla sayıları on üç olmuştu. Sıkıştırmış,
zorla kılavuz yapmışlardı zavallıyı.
O da gönülsüzce peşine taktığı grubu
yalnızca kendinin bildiği o yere götürüyordu.
Deniz kıyısında kabaran dalgaların
yakınında bir höyük, hepsi harika
bir yığın metal eşyayı muhafaza ediyordu.
Gözcüleri tekinsizdi, gözünün biri hep açık,
yer altındaki gizli gömünün gardiyanı,
kimsenin harcı değildi hakkından gelmek.
     Yaşlı kral kayaların tepesine oturdu.
Altınlarını, aşını ve aynı ocak başını
paylaştığı Gotlara güzellikler diledi.
Bir ağırlık gelip yerleşmişti yüreğine,
huzursuzdu, öleceğini hissediyordu.
Bilinmez ama bir o kadar da kesin
Kader varıp çalacaktı kapısını,
kastan, kemikten koparıp alacaktı canını,
kralın ruhu yakında bedeninden kurtulacaktı.
     Ecgtheow oğlu Beowulf şöyle buyurdu:
"Sayısız akından sağ çıktım gençliğimde
ve nice savaşlardan, sayabilirim tek tek.
Yedi yaşımdayken beni yanına aldı,
her türlü ihtiyacımı karşıladı Hrethel,
bir yeterken bin yağdırdı, yani
iyi bir akrabaydı, ayırt etmezdi beni
Herebeald'dan, Haethcyn'den ya da Hygelac'tan,
en az kendi çocukları kadar severdi.
Talihsiz bir kazaya kurban gitti
Herebeald, en büyükleri; kardeşi Haethcyn'in
boyasız uçlu oku gelip onu buldu.
Asla bir kasıt yoktu, tamamen yanlışlıkla
bir kardeş diğerinin katili olmuştu.
Ama telafisi olmayan bir talihsizlikti,
kim alacaktı prensin öcünü ya da kan
bedelini kim ödeyecekti? Bakın bu (2)
oğlunun gövdesini darağacında gören
yaşlı bir babanın ıstırabına benzer.
Sallanan gövdeyi kargalar gagaladıkça
nasıl da içi yanar: Ama yararı yok,
onca yılın bilgeliği boşuna.
Her sabah oğlunun öldüğünü hatırlar,
uyanıp yatağında. Yaşama sevincini yitirir,
ilki sonsuzca ölümün sultasındadır madem,
Tanrı ikinci bir veliaht verinceye dek
bomboş bakar oğlunun yaşadığı yere.
Salon sessiz kalmış, süvariler uykuya dalmış,
ateşi yel, piyadeleri ecel almış,
bir varmış, bir yokmuş, masalmış hayat.
Arp nağmesiz, avlu neşesiz;
hasretle yanarak ve yapayalnız uzanır
yatağına ve inceden bir ağıt yakar;
her şey gereksizce geniş görünür birden,
binaların içleri, ovalar bayırlar.
     "İşte böyle harap
haldeydi Herebeald'ın ölümünden sonra
Got lideri. Gereken şeyi yapmak,
suçluyu geleneğe göre cezalandırmak
zorundaydı ve Haethcyn'e karşı zerre kadar
sevgi kalmasa da içinde, buna bir türlü
eli varmıyordu. Kalbi keder kırgını
ve yorgun, hayatın neşesine yüz çevirdi.
Tanrı'nın ışığını seçip ayrıldı, tarlaları,
evleri evlatlarına bırakarak, varlıklı tüm
kişilerin yaptığı gibi.
     "Sonra İsveçlilerle Gotlar
birbirine düştüler, arada engin deniz,
aralıksız kan döküp amansız dövüştüler.
Hrethel'in ölümünden sonra düşmanlıklar doğdu.
Ongencheow'un oğulları vazgeçmiyor, var güçleriyle
saldırıyorlardı bir sahilden öbürüne,
bütün barış çabalarını baltalıyor,
Hreosnahill civarında ha bire pusu kuruyorlardı.
Dayım bunları yanlarına bırakmadı, fakat
bildiğimiz gibi, ağır bir bedelle,
iki kardeşten biri kurban oldu.
Gotların lideri Haethcyn hayatını
kaybetti bir kavgada. Ardından,
duydum ki gün doğar doğmaz
kardeşinin katili Ongentheow'a kılıç çekip
yürümüş dayım. Eofor bir darbede
ikiye bölmüş İsveçlinin başlığını, adam
cansız yığılmış yere: Kan dökmekten
nasırlanmış eli ne yaptıysa engel olamamış
o ölümcül vuruşa.
     "Hygelac'ın verdiği hediyeleri,
nasip kısmet olup da kavgaya girdiğimde,
yaldızlanan kılıcımla yeterince ödedim.
Bana toprak ve toprakla gelen güvenlik
duygusunu vermişti, yani bu durumda,
gidip Danlardan, Gifthalardan, İsveçlilerden
benden daha güçsüz gençlerin arasından
paralı asker mi bulma derdine düşsün?
Hep önünde yürüdüm, en ön safta yer aldım;
böyle devam edecek can bu tende durdukça,
vurdukça kılıcım ki hiç düşmedi elimden
iki ordu önünde öldürdüğümden beri
Frank Oayraven'i. Frizya Kralı'na ganimet
olarak bir göğüslük götüremedi,
can verdi cesur ve soylu sancaktar.
Ama kılıç değildi onu canından eden:
Çıplak ellerim durdurdu çarpan kalbini,
kırdı kaburgalarını, şimdiyse kılıçla el,
birlikte verecekler ejderhanın hakkını."



Anonim
Eski İngilizce'den Uyarlayan: Seamus Heaney
İngilizce'den Çeviren: Nazmi Ağıl



1. Orijinal nüshanın bu bölümü önsözde bahsedilen yangından epey zarar görmüş,
bazı dizeler editörler tarafından onarılmışsa da bazıları tamamen okunamaz durumda.

2. Kaza sonucu gerçekleşen ölümlerin bile intikamının alınması gerekiyordu.












13 Nisan 2020 Pazartesi

Beowulf X - Beowulf Eve Dönüyor

     Koca yürek yatağına çekildi.
Altın süslemeli, kemerli, yüksek salonda
uyudu konuklar da. Kart sesli karga
binbir şamatayla duyurdu göklerdeki düğünü.
Sonra, bir ışık seli süpürdü gölgeleri,
hemen kalktı savaşçılar. Dönmek için sabırsızdılar:
Öz yurtları çağırıyordu çok uzaktan;
ve gözü pek yolcu güvertesinde olmaya
can atıyordu tepelerin ardındaki teknesinin.
Sonra korkusuz kahraman Hrunting'i
getirip Unferth'e geri verdi.
Teşekkür etti kendisine emaneti için,
"Çok işe yaradı" dedi "düelloda."
Kılıcın kesmeyişiyle ilgili hiçbir imada
bulunmadı ama. Düşünceli biriydi.
      Tam teçhizat donanmış, dizildi hepsi,
hemen yola çıkmaya pek hevesliydiler.
Kralın oturduğu sekmeye yürüdü soylu
liderleri ve Hrothgar'a şöyle hitap etti:
"Geniş denizi aşıp gelen biz gemiciler
Hygelac'a dönmeyi diliyoruz artık.
Hoş muamele gördük burada, müthiş eğlendik.
Yeryüzünde bugüne dek yaptıklarım
dışında ve sizin takdirinize değer,
başka işler kaldıysa, bilin ki efendim,
yürekten hazırım yeni bir maceraya.
Öte kıyısından denizin gelirse kulağıma,
-bugüne dek sıkça yaptıkları gibi-
komşu kralların savaşla karşı karşıya
bıraktığına dair haberler Dan halkını.
bin kişilik birlikle biterim burada.
Hygelac bir kral için hayli genç
olabilir ama bildiğim bir şey var ki,
gün gelir şartlar gösterir de,
keyfiniz kaçar, dirliğiniz tehlikeye düşer de,
mızraklardan geçit vermez bir çit
örmem gerekirse çevrenizde,
yardımını esirgemez, maddi ya da manevi.
Ve Hrethric, bir prens olarak
görmeye gelirse sarayımızı, endişe
buyurmasın, sıcak dostlar bulacak.
Kendisi karşılanmaya değer kimselere
elbet çok şey katar yabancı yerler."
      Aldı Hrothgar, şöyle cevapladı:
"Tanrı söyletti bu sözleri sana,
nasıl da yürekten konuştun.
Bu yaşıma geldim. bunca genç birinin
duymadım daha yerinde tespitler yaptığını.
Bedenin demir gibi, düşüncen olgun,
belagat gücün yüksek. Olur da bir gün,
bir mızrak ucu, bir kılıç ağzı,
bir hastalık elinde Hrethel'in oğlu,
halkınızın kalkanı yitirirse hayatını
ve sen de sağsan hala, suyu seven
Gotların yurdunu yönetmeyi istersen,
o yere senden daha çok yakışan
birini bulamazlar, kanaatim budur.
Sana beslediğim sevgi, kıymetli Beowulf,
gün geçtikçe büyüyor. Birbirimize karşı
eskide yaşanan düşmanca duygulara rağmen,
Gotları ve Danları ortak bir dostluk
ve barış havası altında bir araya getirdin.
Çünkü bu ücra ülkenin başında ben
durduğum sürece, sürekli el değiştirecek
hazineler, iki taraf karşılıklı hediyeler
gönderecek, kıvrık burunlu gemiler
gönül almalık anmalıklar taşıyacak,
mekik gibi dokuyarak mavi denizi.
Biliyorum ki Gotlar güvenilir insanlar,
o eski anlayışla, savaşta dürüst düşman
ve bağlılıkları yüksek dostturlar barışta."
     Sonra Danların Koruyucusu kahramana
on iki mücevher verdi, vira deyip
sağ salim dönmesini diledi sevdiklerine,
çok geçirmeden tekrar gelmesini söyledi.
Sonra o iyi kalpli, kır saçlı Dan
öptü Beowulf'u, boynuna sarılıp
gözyaşlarına boğuldu. Bilge krala
malumdu çünkü, maalesef bir kez daha
görüşemeyeceklerdi. Ve öyle güçlüydü ki
içinde depreşen duygular, ihtiyar
onları saklayamıyordu . Sanki bir el
yüreğinin tellerini sızlatarak geriyor,
derisinin altında kanı damarlarını yakıyordu.
     Sarılma sona erdi;
Beowulf altınlarla bezeli, ışıl ışıl,
yürüdü çimenlerde. Demirledikleri yerde
harekete hazır bekliyordu gemisi.
Yola çıktılar. Yere göğe kondurulamıyordu
Hrothgar'ın cömertliği, herkes ha bire
ondan dem vuruyordu. İleri yaşlara dek
eşsiz bir kral olarak tahtta kaldı,
ve yaşlılık yavaşça yendi onu,
ki zaten kimi kayırmış zaman?
     İçleri sevinçle taşan delikanlılar
dalgalara yürüdüler, yine tam donanımlı
savaş giysileriyle. Onları gören
sahil gözcüsünün selamı bu kez
düşmanca değildi hiç, dörtnala
sürüp indi yanlarına, ışıltıyla yanan
giysileri içinde gemiye çıkarken
hayırlı yolculuklar diledi. "Eve döndüğünüzde
bayram yapacaklar" dedi, "yediden yetmişe."
Sonra koca tekneyi kumsala çekip
hazineyi yüklediler, atları, silahları;
demir aldı kıvrık burun, gemi direğinin
dibinde dağ gibi bir yığındı Hrothgar'ın hediyeleri.
     Geminin başında bekleyen nöbetçiye
altın kakmalı bir kılıç verdiler,
ki sonraki günlerde, bu kılıç sayesinde
bira masasında büyük ilgi görecekti adam.
     Sonra mavi dalgalara dalıp
Danimarka'yı arkada bıraktılar.
     Derhal bir yelken çekildi direğe,
doğramalar inledi, doğru yönden esen rüzgar
dümdüz iteleyip sürdü dalga-yaranı;
okyanus akıntılarına bata çıka, boynu
köpük köpük bir kısrak gibi
katlayıp gitti gemi mesafeleri,
nihayet Gotlar aşina kayalıklarından
bildi yurt kıyılarını. Yumuşacık yel
tekneyi usulca taşıyıp kumsala koydu.
     Yel yeperek yaklaştı liman nöbetçisi,
yuvarlanan dalgalara seğirtti. Epeyce süredir
gözlerini ufka dikip dönmelerini
beklemişti dostlarının. Der demez,
palamarla bağladı vasıtalarını, bakarsın
bir ters dalga alır açığa taşırdı.
Sonra kralın verdiği hediye sandığını
indirtti güverteden, gideceği yer zaten
iki adım ötedeydi; Hrethel'in oğlu,
varisi, altın veren Hygelac
güvenli bir tepede kurmuştu kalesini,
maiyetiyle birlikte orada meskundu.
     Bina harikaydı, kral haşmetle
oturuyordu salonda; eşi Hygd o sıralarda
henüz pek taze ve saray tecrübesi
yalnız birkaç yılla sınırlı olsa da
son derece kendinden emin ve düşünceliydi,
Haereth'in kızı cömertçe hediyeler
dağıtır ve halkından hiçbir şeyi sakınmazdı.
     Ne kadar da farklıydı Kraliçe Modthryth'ten:
Kötülükte hiç sınır tanımazdı hani.
Yanılıp kimse bakmasın yüzüne,
gündüz vakti gözlerine dikmesin
kraldan başka biri, eyvah! bakışlarını,
olacaklar belliydi: Eli kolu bağlanır,
prangaya vurulur, hüküm verilene dek
türlü işkencelere tabi tutulurdu.
Kılıç iner, giderdi kelle,
bıçak keser, akardı kan ve ölüm
bütün iğrençliğiyle boy gösterirdi.
Güzelliği dillere destan bir kraliçe
dahi öyle aşmamalı haddini.
Aksine barış dokumalı, dokunmamalı
masum halkın hayatına hayali hakaretlerle,
ama Hemming'in akrabaları buna
bir son verdiler. İçki sofralarında zira
şu rivayet dolaşır dilden dile:
Duruldu, daha az bela kesildi
daha az gaddar oldu gözü pek
Offa ile evlendikten sonra:
Altınlarla süslü, sevgi dolu
babasının bizzat getirdiği
bir gelin olarak bindi gemiye,
derin denizler aşıp genç damada gitti.
Takip eden yıllarda onurlandırdı tahtı,
yaptığı iyilikler, yaşama tarzı
övgüler aldı, kahraman krala
bağlılığı bir de, ki iki deniz
arasında dolaşsan diyar diyar,
daha iyi bir kralla karşılaşılmazdı.
Civar coğrafyalarda cömertliğiyle
saygı görürdü Offa, savaşçı ruhuyla,
uzgörülü savunmasıyla öz yurdunu.
Soyu Eomerle sürdü, Garmund'un torunu,
Hemming'in akrabası, askerlerin hamisi,
yegane temsilcisi unutulmaz yengilerin.
     Kahraman Beowulf ve kafilesi
geniş kumsalı geçerken doğdu
güneş, dünyanın mumu güneyden
uzanarak ısıttı genç krala gidenleri.
Ongentheow'u haklayıp halkını koruyan
kralsa yüzük dağıtıyordu kalesinde.
Haber hemen uçtu Hygelac'a,
Beowulf'un surlardan girdiği ve sağ esen
salona doğru yürüdüğü tam o sıra.
Kralın buyruğuyla bütün birlikler
saf saf dizildi ve salonda yer
açıldı karşılama için.
     Hygelac yüce kelimelerle
selamladı sadık beyini, bu sağ
çıkmayı başaran adamını çukurdan,
karşılıklı oturdular. Haereth'in kızı
elinde sürahiyle dolaşıp duruyor
dövüşçülerin uzattığı kupaları dolduruyordu.
Sonra Hygelac saygılı bir üslupla
sorular sormaya başladı eski dostuna.
Deniz-geçen Gotların anlatacağı
her hikayeyi heyecanla dinleyecekti:
"Öyle birden karar verip Sevgili Beowulf,
Heorot'ta dövüşmek için hareketinden
sonra nasıl geçti yolculuğun? Ve yolun
bitiminde Hrothgar'a hayrınız dokundu mu?
Derdini dindirebildiniz mi? Doğrusu,
çıktığın bu sefer çökertti beni,
çok kaygılandım, dedim ki kendi kendime,
'Bırak ne halleri varsa görsünler Beowulf,
canavara dokunma, Güneyli Danlar
kendileri halletsin Grendel'le hesaplarını.'
Ama Tanrı'ya şükür, işte tekrar
başın gövdenin üstünde görüyorum seni."
     Ecghteow oğlu Beowulf buyurdu:
"Olan bitenler, sevgili kralım, bir sır
değil epeydir dünya yüzünde:
Grendel'le karşı karşıya geldik, dadanıp
Zafer Shieldinglerine büyük zayiat
verdirdiği, kol bacak koparıp
canlarına kıydığı tam o yerde. Ama yerde
koymadım kanlarını, öyle ki Grendel'in
soyundan tek bir soysuz bile,
ne çok yaşarsa yaşasın yalan dünyada,
o şafakta girdiğim şiddetli çatışmadan
böbürlenerek bahsedemez.
     "Karaya ayak basar basmaz
yüzük salonuna varıp Hrothgar'ı selamladım.
Maksadımı duyunca Halfdane oğlu hemen
kendi oğullarının yanına buyur etti beni.
Mutluluk dolu bir masaydı. Doğrusu,
biranın bunca sevildiği başka bir yerde bulunmadım.
Kraliçe de bizzat katılıyordu bazen,
halkların arasında bir barış halkası,
gençleri yüreklendiriyor ve bir altın yüzük
veriyordu yerine geçmeden. Ya da ara sıra,
Hrothgar'ın kızı sunuyordu kupayı
kıdem sırasına göre yaşlı kurtlara:
Adının Freawaru olduğunu fısıldadılar,
elindeki mücevher kakmalı kaseyle dolaşırken
altın giysisi içinde genç gelini lütufkar Ingeld'in.
Shieldinglerin Yardım Eli
çok umut bağlıyor bu beraberliğe:
Kangrene karmış yaraları sağaltıp
durduracağını düşünüyor dökülen kanı.
     "Mesele bir kralın ölümü olunca mızrak
meyillidir oysa hemen misillemeye,
gelin isterse dünya güzeli olsun.
     "Heatho-Bardlar ne hisseder bir düşünün
Ingeld ve beyleri yanlarında bu hanımla
şölene yürürlerken. Danlar yerini almış
eğleniyorlar, göz kamaştıran giysileriyle;
mest olmuş misafirler gelinin maiyetinde
örme zırhları görüyorlar, bir zamanlar
ataları giyerken Danların ganimet niyetine
aldıkları zırhları; kılıç kılıca kavgada
Heatho-Bardlar kol kıpırdatamaz olup
kardeşleriyle beraber düşerken bir bir.
Derken içki masasında bir mızrakçı,
yakıcı anıları canlandırınca bu yadigarlar,
yüreği kederden kabarınca, daha fazla
gem vuramayıp duygularına, gençleri
kışkırtıcı şu kelimeleri sarf edecek:
'İyi bakın, tanımadınız mı babanızın kılıcını,
en gözde silahını, hani o son gün
Danlarla vuruşmaya koşarken kuşanmıştı?
Withergeld katledilip adamlarının kaderi
belli olunca Shieldingler kazandı. Ve şimdi
o katillerden birinin oğlu buraya
geliyor gerine gerine ve sırtındaki zırh,
başındaki miğfer babanızın mirasıydı sizlere.'
Böyle sürdürür sözlerini, hatırlatır, suçlar,
kindar kelimelerle kızıştırır ortalığı
ve yıkılır hanımın yanındakilerden biri:
Babasının eski borcuna bedel,
bir delikle karnında kanlar içinde.
Çevreyi iyi bilen katil kaçar, kurtulur,
sonra iki taraflı beyler bozar yeminlerini,
barış sona erer ve şiddetli bir
nefret birikmeye başlar İngeld'in içinde,
savaş kızıştıkça karısına sevgisi
yavaş yavaş kaybolur. Kısaca, ben olsam,
bel bağlamazdım Heatho-Bardların içtenliğine,
dostluklarını samimi, Danlarla ortaklıklarını
sağlam bulmuyorum.
    "Saygıdeğer Efendim, şimdi
Grendel'le macerama geri dönüyorum,
kucak kucağa kapışmamız sırasında
olup bitenleri detaylarıyla duyacaksınız.
     Göğün mücevheri usulca gömülüp toprağa,
o alacakaranlıkların koyu kabusu
gelip saldırdığında salonda nöbetteydik.
Hondscio kurban gitti hışmına ilk,
yok olmakmış yazgısı, yazık
son derece sadık bir yoldaşımız
Grendel'in dişleri arasına düştü,
tek kırıntı bile bırakmadı canavar.
Dudaklarından kan damlıyordu, doymuştu,
fakat öyle öfkeliydi ki, salondan
eli boş ayrılmak istemiyordu;
beni gözüne kestirip uzandı birden.
Koca bir torbası vardı, tuhaf bir aksesuar,
taşıması kolay, basit, ejderha derilerinden
yapılmış ve şeytani yollarla
birleştirilmiş bir yamalı bohça,
kılına dokunmamıştım ama kuduruk şeytan
işte bu torbaya tıkacaktı beni illa.
Fakat ayağa fırladığım anda fırsat
vermeyecektim buna, öfkem büyüktü.
Nakletmek uzun sürer öcünü nasıl
aldım o caninin harcadığı her canın,
ve nasıl yücelttim adınızı, hem yalnızca
sizin değil, tüm değerli halkımızın.
Grendel kaçtıysa da geride bir el bıraktı,
sağ elini, Heorot'a bir hatıra,
derin yenilgisine bir delil bıraktı
göle batarak gözden yitmeden önce.
     "Danların kralı zaferime karşılık
bolca armağan bahşetti bana,
dövülmüş altınlar ve daha neler neler.
Sabahla bir, ziyafet sofrasında
aldık yerimizi, hesapsız yedik içtik.
Şarkılar türküler, heyecan ve şevk vardı,
yaşlı bir ozan, yaman bir hikayeci
geçmiş, uzak günlere götürdü bizi.
Bazen bir yiğit tir tir titretti
arpın tellerini, gerçek ve trajik
olayları nakletti; ne de kralın kendisi
geri durdu hikaye anlatmaktan,
doğa dışı öykülere değişiklikler uydurdu;
ya da yüzünde savaş yaralarıyla
yaşlı bir kahraman özlemle yad ediyordu
vakti zamanında kazandığı zaferleri,
kocamış kalbinde kabardıkça anılar
aşka gelip coşuyor, kendinden geçiyordu.
     "Orada pek eğlendik ta akşama dek,
sonra başka bir gece örttü gözlerimizi.
Yaktı, yıktı, yok etti acılı anne,
yüreğindeki yokluğu böyle giderdi,
koşup vardı gecikmeden, aniden vurdu,
gafil avladı birini kaptı götürdü.
Ve bilge Aeschere böylece
canından oldu. Ertesi günse cesedini
bulup yakamadık elbet, bedeninden birkaç
parça bile yoktu odun yığınının
üstüne koymaya. Dağlara kaçarak orada,
şelalelerin altına sığınmıştı şeytan,
o güne dek aldıklarından daha ağır
bir darbeydi, dayanamadı Hrothgar.
Yüreği yanık kral bana yalvardı,
'Hygelac'ın adına, haydi bir daha
dene şansını, şan şeref kazan,
dal suya' dedi. Ödüller vaat etti.
Böylece herkesin bildiği gibi,
kozumu paylaşmaya indim koyu kabusla.
Bir süre çıplak elle çarpıştık,
sonra aka kıvrıla döküldü kan,
mağarada bulduğum koca bir kılıçla
kesip aldım kellesini Grendel'i doğuranın,
güç de olsa kurtuldum, ecelim gelmemişti.
Halfdane oğlu, Danların hamisi
beni bu defa da hediyelere boğdu.
     "Böylece geleneği yerine getirdi kral,
ve fedakarlığımı fazlasıyla ödedi,
Hrothgar'ın hazinesinden dilediğimi seçtim.
Bunları, Kral Hygelac, bahtiyarım
size sunmaktan. Sayenizdedir çünkü
bu refah ve huzur. Sizin dışınızda hem,
sizin kadar yakın, kaç yoldaşım var?"
Sonra yaban domuzu başlı bayrak,
kunt metalden muharebe miğferi,
kırağı rengi örme zırh, kakmalı kılıç
getirildi buyruğuyla ve devam etti Beowulf:
"Bu savaş takımını bana takdim ederken
onun gönlünde yüce bir yeri olduğunu da
bilhassa belirtmemi istedi benden,
Hrothgar dedi ki ağabeyi Heorogar
kuşanmış bunları uzun seneler boyu,
maalesef miras bırakamamış sadık
oğlu Heoroweard'a. Hayırlı olsun."
    Duydum ki dört at sunulmuş
sonra, Beowulf o takımla birlikte
dört doru küheylan vermiş,
hepsi rüzgara rakip. Akraba dediğin
böyle yapmalı zaten, kumpas kurup
fitne fücur düşünerek her fırsatta,
kardeşlerinin kanına kastetmemeli.
Yenilmez Beowulf yeğeniydi kralın
ve sonuna kadar sadıktı amcasına,
birinin canı yansa, diğerinin ciğeri sızlardı.
     Bir de duydum ki Beowulf, kral kızı
Wealtheow'un verdiği enfes kolyeyi
sunmuş Hygd'e; eğerleri işçilik harikası,
üç yatkın atın yanı sıra.
Gerdanlık ışıldıyormuş Hygd'ın göğsünde.
     İşte böylesi bir yiğitti Beowulf;
kavgada yenilmez, ama asla yararlanmayı
düşünmezdi rakibinin zor durumundan;
şanına yakışır şekilde davranır,
diyelim, dövüşe başı dumanlı
çıkmış hasmını bir turnuvada
öldürmezdi sırf kana susamışlıktan,
kendini tutar, Tanrı'nın hediyesi
dayanılmaz kuvvetini ve doğal yetilerini
dikkatle kullanırdı. Hiç dikkat çekmemişti
oysa uzun bir süre, koç yiğitler katında
esamesi okunmazdı, içki salonunda
kral bile kıymet vermezdi ona,
cılız bir filiz olduğuna hemfikirdiler (1)
Fakat son dönemde değişmişti her şey,
cesaretiyle büyük beğeni kazanmıştı Beowulf.
     Meşhur kral, halkının koruyucu miğferi,
Hrethel'in hatırası olan altın emaneti
getirtti, en güzelini Got hazinesindeki
mücevher işlemeli kılıçların.
Onu Beowulf'un kucağına bırakıp
bir de toprak bağışında bulundu,
dört bin dönüm, bir saray ve taht.
İkisinin de ata yadigarı yurtlukları
olmasına rağmen rütbesi yüksek olanın
payı da büyük olurdu.


Anonim
Eski İngilizce'den Uyarlayan: Seamus Heaney
İngilizce'den Çeviren: Nazmi Ağıl


1. Beowulf"un silik gençliğinden başka bir yerde söz edilmiyor ve aslında böylesi sönük
bir gençlik portresi onun Breca'yla girdiği yüzme yarışı hikayesiyle çelişiyor.