Şiir, Sadece: 2011-10-30

4 Kasım 2011 Cuma

Dörtlükler IV

Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana: 
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana? 
Kendine gel de düşün, içine iyi bak: 
Ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna! 


Sabah doldu göklere mavi mavi; 
Doldur, ışık döker gibi, kaseyi! 
Acı olmasına acıdır şarap: 
Ama gerçek acıdır demezler mi? 


Adam olduysan hesap ver kendine: 
Getirdiğin ne? Götüreceğin ne? 
Şarap içersem ölürüm diyorsun: 
İçsen de öleceksin, içmesen de! 


Camiye gittim, ama Allah bilir niye: 
Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye. 
Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden: 
O eskidi gittim yenisini yürütmeye. 


Kimi dinde imanda buldu yolu 
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu. 
Derken ses geldi karanlıklardan: 
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu! 


Her gece aklım dalar gider engine. 
Ağlarım, inciler  dolar eteğime. 
Sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana: 
Kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne! 


Dünya ne verdi sana? Hep dert, hep dert! 
Güzel canın da bir gün elbet. 
Toprağında yeşillikler bitmeden 
Uzan yeşilliğe, gününü gün et. 


Şarap sen benim günüm güneşimsin! 
Öyle bir dolsun ki seninle içim. 
Bir bildik görünce beni sokakta: 
Ne o şarap nereye böyle? desin. 


Ben ne camiye yararım, ne hayvana! 
Bir başka hamur benimki, başka maya. 
Yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim: 
Ne din umrumda, ne cennet, ne dünya! 


Bir kuş gördüm yüce Tus kalesinde, 
Keykavus'un kafa tası pençesinde. 
Sorup duruyor kafaya: Hani? Nerde? 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler III

Varlığın sırları saklı, benden; 
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben. 
Bizimki perde arkasında dedi-kodu: 
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben. 


Bir geldi mi derin ölüm uykusu, 
Biter bu dünyanın dedi-kodusu. 
Ölenden bir haber bekler insanlar: 
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu! 


Yel eser, umutlar savrulur gider; 
Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler; 
Altın gümüş nen varsa harcamaya bak! 
Ölür gidersin, düşmanın gelir yer. 


Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz: 
İki başımız var, bir tek bedenimiz. 
Ne kadar dönersem döneyim çevrende: 
Er geç baş başa verecek değil miyiz? 


Dünyada akla değer veren yok madam, 
Aklı az olanın parası çok madem, 
Getir şu şarabı, alsın aklımızı: 
Belki böyle beğenir bizi el alem! 


Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde: 
Senden ayığız bu sarhoş halimizde. 
Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı: 
İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde? 


Bu dünyadan başka bir dünya yok, arama; 
Senden benden başka düşünen yok, arama! 
Vaz geç ötelerden, yorma kendini: 
O var sandığın şey yok mu, o yok arama! 


Şu serviyle süsen neden dillere destan? 
Neden hep onlara benzetilir hür insan? 
Birinin on dili var, boşboğazlık etmez, 
Ötekinin yüz eli var el açmaz, ondan! 


Benim halimden haber sorarsan, 
Bir çift sözüm var sana, yürekten: 
Sevginle gireceğim toprağa, 
Sevginle çıkacağım topraktan. 


Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, 
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? 
Ev mi dayanır, bu sel yatağına? 
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?


Ömer HAYYAM

Dörtlükler II

İçin temiz olmadıktan sonra  
Hacı hoca olmuşsun, kaç para! 
Hırka, tespih, post, seccade güzel; 
Ama Tanrı kanar mı bunlara? 


Var mı dünyada günah işlemeyen söyle: 
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle; 
Bana kötü deyip kötülük edeceksen, 
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle. 


Felek ne cömert ne aşağılık insanlara! 
Han hamam, dolap değirmen, hep onlara. 
Kendini satmıyan adama ekmek yok: 
Sen gel de yuf çekme böylesi dünyaya! 


Bilgenin yüreğinde her dilek, 
Anka kuşu gibi gizli gerek. 
Damla nasıl inci olur denizde: 
Sedefler içinde gizlenerek. 


Ovada her kızıl lalenin teni 
Bir padişahın kanıyla beslendi. 
Yerden biten şu mor menekşe yok mu? 
Bir güzelin yanağındaki bendi. 


Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler, 
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler. 
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür, 
Onlar gibi olmıyana adam demezler. 


Gül verme istersen, diken yeter bize. 
Işık da vermezsen, ateş yeter bize . 
Hırka, tekke, post most olasa da olur, 
Kilise çanları bile yeter bize. 


Beni özene bezene yaratan kim? Sen! 
Ne yapacağımı da yazmışın önceden. 
Demek günah işleten de sensin bana: 
Öyleyse nedir o cennet cehennem? 


İnsan bastığı toprağı hor görmemeli: 
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili. 
Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç? 
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli! 

 
Hak er geç cimrilerin hakkından gelir; 
Cehennem ateşleri onlar içindir. 
Ne der, dili inciler saçan Muhammet: 
Cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.


Ömer HAYYAM

Dörtlükler I

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen; 
Suçumuza, duamıza önem vermeyen; 
Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık; 
Umudumu rahmetine bağlamışım ben 


Büyükse de isyanım, kötülüklerim, 
Yüce Tanrı' dan umut kesmiş değilim; 
Bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın 
Rahmete kavuşur elbet kemiklerim. 


Tanrım bir geçim kapısı açıver bana; 
Kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana; 
Şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni 
Haberim olmasın gelen dertten başıma. 


Rahmetin var, günah işlemekten korkmam; 
Azığım senden, yolda çaresiz kalmam; 
Mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm 
Defterim kara yazılmış olsun, aldırmam. 


Derde gama yatkın yüreğime acı; 
Bu tutsak cana, garip gönlüme acı; 
Bağışla meyhaneye giden ayağımı, 
Kızıl kadehi tutan elime acı. 


Akıl bu kadehi övdükçe över; 
Alnından sevgiyle öptükçe öper; 
Zaman Usta' ysa bu canım nesneyi 
Hem yapar hem kırıp bin parça eder. 


Ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri? 
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri. 
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun: 
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri. 


Her sabah yeni bir gün doğarken, 
Bir gün de eksilir ömürden; 
Her şafak bir hırsız gibidir 
Elinde bir fenerle gelen. 


Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim; 
Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim; 
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler, 
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim. 


Yaşamanın sırlarını bileydin 
Ölümün sırlarını da çözerdin; 
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok: 
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?


Ömer HAYYAM