Şiir, Sadece: 2018-07-29

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Kanayan Gün Dönümü

yaşayan bir anıdır o başkalık
çok kahramanlı bitmemiştir bir roman
eski bir gazete sayfasında manşet
saatleri durdurup
zemberek kırdıran

yıkıntılar altında şehir
yalnızlığın labirentinde umutlar
mavi gülüşlü bir güzel gibi
çökertilmiş ıssıza suskunluklar

vakitsiz gerdeklerde kedere boğuldu sevinç
yarım kaldı zeybeklerin oyunu
kırılan bir dal
dökülen yaprak hüznüyle
kanıyor içinden ağaçlar


Namık Kuyumcu
Talan Bir Ömrün Ortasında

3 Ağustos 2018 Cuma

Anaların Paylaşılan Acısına Dair

ne zaman bakışlarıma düşse
yiten kardeş görüntülerinin gölgesi
uçarı kuşlar kalkar yüreğimin dalından
genç ömrümün
kırçıl acıları taşınır kanatlarında

nasıl da kıydılar o ceylan boyunlara
nasıl taşır bu utancı yüzler
aldanışların ömrü bir gece batımı
mavileşir ufukta gizlenen gerçekler

anılar eprimiş fotoğraflar soluktur
o evlerde şimdi
yitirmiştir gülümseyişini anaların gözleri artık
saçlarına oğul ölümlerini ören eller
sancılı şafağın rengine bezemiştir kederini

ince bir bıçak üstünde yaşanıyor günler
tedirginlik kayaların en yalçın yeri
olmadık yerinden kanıyor umarsızlık
kirpiklerin gölgesine düşüyor hüzünler

yokluğunuz patlayan tomurcuk tanesinde
ıtır kokan rüzgarlarda sesiniz
ipeğin kozası ve kımıldayan toprak
sizi anlatıyor yıldızlı şarkılarıyla yapraklar

ne zaman aklıma gelse
"hoşça kalın" diyen son sözleriniz
bir merhabanın eksikliğini duyarım
yaralarım kanar yeniden
yarım kalan aşkımız çizgilenir yüzümde


Namık Kuyumcu
Talan Bir Ömrün Ortasında

2 Ağustos 2018 Perşembe

Ada

Bilirim geçtiğini kuşların, devinimsiz,
Damların bacaların üstünden ve ağaran
Saçı gündüzün, bakar bu eski pencereden,
Döner dolaşırım, avuçlarım hala deniz.

Rüzgara tüneyen düş, soyut sesi çınarın,
Sıcağı kokan evler, yaz bulutuyla gökte,
Yorgun yeşili asmanın. Beklese eşikte
Bir çocuk, gözü dönmüş martısıyla sokağın.

Duyarım, tekneler geçer uzaktan, yoksul, kim
Sarılır hüzün yüklü aynalara, bilirim!
Usulca esner kedi, gölge, düşen avluya

Kirli akşam, dökülen sıvası evlerin! Ya
Bu gök uzamıştır ya bu yüzler ya da iklim,
Yaşlı bir adayım belki de, çıkmıyor sesim!


Turgay Kantürk
İlk Gibi Son

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Sevgililer Günü

I.

bir elinden satın aldığım çiçeği
verdim öteki eline çingene kızının

1990


II.

sana çiçek alırken iskelede
elime değen eli kaldı aklımda
soğuktu şubatın ortası
nasıl tutar çingene kızının eli
bir rakı kadehinin beyazlığını
birahaneler boyu rıhtım caddesi'ni
topal bir değnek gibi yürüdüm
sanırım o gece
kadehe her uzanışında esmer
kontürler içine aldım
kar beyazı ellerini

1997


Nevzat Çelik

31 Temmuz 2018 Salı

Buz Üstüne Yazılan Şiir

Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Üç beş gün öyle kalır
Sonra erir giderdi.

Kaybolursa da ne çıkar
Yazılmış o kadar şiir
Onca acı, tedirginlik
Bir avuç su oluverir.

Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ya da denizin yaladığı
Bir kıyıya bırakmak...

Boğulup gitsin sesim
Uçsuz bucaksız bir koroda
Duyulmayacaksa silah sesleri
Girdiğimiz her sokakta.

Çektiğimiz bunca acıyı
Varsın hiç bilmesin çocuklar
Barışa, kardeşliğe dair
Yarın nice şiir yazarlar.

Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ve sonra çekip gitmek
Dalgın bir cırcır böceği gibi.


Ahmet Erhan
Alacakaranlıktaki Ülke

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Ağıt

Çiçekçi bana bir gül ver
Sevgilime değil, bir ölü için
Çiçekçi bana bir gül ver
İçine gözyaşlarımı sığdırabileyim.

Yakasına böyle bir gül takmıştı
O gün bir görseydin sen onu
Çiçekçi bana bir gül ver
Sanki o güldendi bütün mutluluğu.

Sen de: - Bir arkadaşın öldü.
Ben diyeyim: - Kardeşim!
Çiçekçi bana bir gül ver
Götürüp tabutuna iliştireyim.

Kaldırımlarda kömür tozları
Bacalarda koyu bir duman var
Kara bir gökyüzü tek özelliği bu kentin
Çiçekçi bana bir gül ver.

Kapalı perdeleri açabilse gülüm
Kapalı kapıları kırabilse
Kapalı yüreklere girebilse..
Çiçekçi bana bir gül ver.

- Beyim, gül olmaz ki bu mevsimde


Ahmet Erhan
Alacakaranlıktaki Ülke

29 Temmuz 2018 Pazar

Alacakaranlıktaki Ülke

XVIII.

Acılı oğulları ülkemin
Kahvelerde otururlar sessiz, sakin
Gözlerine baksan çayırları görürsün
Ekinler arasında kaçarken açtığı yolu bir tavşanın.
Bir ürkeklik, yabancılık hepsinde
Acılı oğulları ülkemin
Taşralık sarılı bedenlerine.
Ucuz şarap içerler, kötü sigara
Ceplerinde mutlaka kıvrılmış bir gazete vardır.
Bir gecekonduda nemli bir oda.
Döşemenin üstünde telleri kopuk bir saz.
Masanın üstünde çay bardakları,
Ekmek kırıntıları, eski bir demlik,
Onun altında gazeteler, kitaplar
Duvarlarda resimler, yazılar.
Naylonla örtülmüş bi pencere, camları kırık.

Acılı oğulları ülkemin
Ölüp giderler bir akşamüstü
Karanlık, kuytu bir sokakta;
Gözleri hayata sonuna kaçar açık.
Elleri kavuşmuş bilmezmiş gibi
Ölümü ve kalleşliği bu dünyada.

Ertesi gün resimleri gazetelerde
Ve bir tarih resmin altında:
Doğumu şu yıl, ölümü üç nokta...


Ahmet Erhan
Alacakaranlıktaki Ülke