Şiir, Sadece: 2013-04-28

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Yağmurda Atlı

Temel sular, sudan duvarlar, yonca
ve derisi soyulmuş yulaf,
nemli, damlayan, vahşice örülmüş bir gecenin
ağında zaten yakalanmış baş kısmı,
bir şikayetle geri dönüyor parçalayan damla,
gökyüzünü yaran diyagonal hiddetler.
Dörtnal gidiyor rayihada yıkanmış atlar
altında sağanak yağmurun, kırbaçlıyor su ve evcilleştiriyor
deriden, taştan ve sudan kızıl şaşkınlığıyla onların:
ve buhar eşlik ediyor çılgın bir süt gibi
kaçak üzümlerle birlikte köpüklenen su.
Gündüz değildi, sadece o katı yörelerin
sarnıç karanlığıydı, o yeşil çalkantı
ve o hayvansı at kokusundaki gibi toynaklar
birleştiriyor dönen toprakla avlayan yağmurlu zamanı.
Battaniyeler, biniş takımları, eyer örtüsü yığılmışlar üst üste
kasvetli narlar gibi
yabanıl ormanı yenen ve mahmuzlayan
o yanan kükürt sırtların üstünde.
İleri, ileri, ileri, ileri,
ileri, ileri, ileri, ileriiiiii,
biçiyor atlılar yağmuru, kekre
fındıkların altında kovalıyor atlılar, yağmur
büküyor sonsuz tahılını titreyen ışınlarla.
Orada, sudan bir ışık, şaşırmış bir şimşek
fırlatılmış üzerine yaprağın, ve dörtnalın sesinden bile
yükseliyor kanatsız su, yaralanmış toprakla.
Kanayıp duran kereste, yaprakla örtülmüş kubbe,
adım adım, buz gibi dağılmış ya da ay gibi
yıldızlardan gece şarkısı bitkinin,
siklonsu at oklarla kaplı donmuş bir hayalet gibi
gazaptan doğmuş yeni ayaklarla tamamlanmış
ve korkutan sancaklarıyla muhteşem imparatorluğu onun.


Pablo Neruda
"Evrensel Şarkı"dan

Yalan Benzeri

Bugün adları Gajardo’dur, Manuel Trucco’dur,
Hernán Santa Cruz’dur, Enrique Berstein’dir,
Germán Vergara’dır, para karşılığı
konuşanlardır bunlar, ey anayurt, senin kutsal
adınla ve ileri sürüyorlar seni savunduklarını
atarlarken senin yapraklarının mirasını pisliğe.
Hainin eczanesindeki haplar gibi
yuvarlanan cüceler, tahmini hesaplamanın
fareleri, küçük ve sefil
yalancılar, bizim gücümüzle palazlanmışlar, harap
çıraklar açılmış kollarıyla
ve iftira atan tavşan dilleriyle.
Onlar benim anayurdum değil, gittiğim ülkelerde
beni dinlemek isteyen herkese anlatıyorum bunu:
güherçilenin soylu adamları değil onlar,
berrak halk tuzu değil onlar,
tarımın heykelini yapan
sakin eller değil onlar,
değiller, yoklar onlar, yalan söyleyip lakırdı yapıyorlar
var olmamak için, satın alınmak için.


Pablo Neruda
"Evrensel Şarkı"dan "Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi"

3 Mayıs 2013 Cuma

Yalnız Bey

O eşcinsel delikanlılar ve aşka teşne kızlar,
ve haylidir dul olanlar çılgın uykusuzlukla mustarip,
ve otuz saat önce hamile kalmış genç zevceler,
ve bahçemin karanlığında dolanan o boğuk sesli kediler,
kuşatırlar ıssız meskenimi
titreyen cinsel istiridyelerden bir kolye gibi,
düşmanlar gibi cephe açmışlar ruhuma,
pijamalarıyla komplo kurma peşindeler
değiş tokuş ediyorlar uzun ıslak öpüşleri emirle.

Işıldayan yaz götürüyor o aşıkları,
şişman ve sıska ve sevinçli ve üzünçlü çiftlerden oluşan
o tek düze melankolik alaylara:
o zarif hindistancevizlerinin altında ve yakınında denizin ve ayın,
pantolonlardan ve eteklerden bir şamata vardır sürekli,
okşanan ipek çorapların bir gıcırtısı
ve gözler gibi ışıldayan kadın memeleri.
O küçük memur o denli meşguliyetten sonra,
o haftalık can sıkıntısından ve geceleri yatakta okunan
romanlardan sonra,
en sonunda ayarttı komşu kadını,
ve kahramanlarının acemiler ya da coşkun prensler olduğu
pejmürde sinemalara sürüklüyor onu kendiyle,
ve okşuyor kadının hafif tüylü bacaklarını
sigara kokan sıcak, nemli elleriyle.

Baştan çıkarıcıların akşamları ve evlilerin geceleri
birleşiyor beni gömen iki çarşaf gibi,
ve öğle yemeğinden sonraki saatler kız ve erkek
genç öğrenciler ve rahipler mastürbasyon yaparken,
çiftleşiyor hayvanlar saklanmaksızın,
ve kan kokuyor arılar, ve vızıldıyor hiddetli sinekler,
ve kuzenler kuzineleriyle oynuyor garip oyunları,
ve doktorlar dik dik bakıyor genç bir hastanın kocasına,
ve sabah saatleri öğretmen dalıp gitmişken
yerine getiriyor evlilik görevlerini ve kahvaltı yapıyor,
ve üstelik birbirlerini gerçekten seven zinacılar
okyanus vapurları gibi yüksek ve uzun yataklarda:
apaçık ve sürekli kapatıyor beni,
o muazzam soluk soluğa girift orman
muhteşem çiçekleriyle ağızlar ve dişler gibi
ve siyah kökler tırnak ve ayakkabı biçiminde.


Pablo Neruda
"Yeryüzünde Birinci Konaklama"dan

Yanlış Adım

Yeniden yanlış adım atarsan
kesilecek ayağın.

Başka bir yöne
sürüklerse seni
çürüyüp gidecek elin.

Hayatını ayırırsan benden
öleceksin,
hayatta kalsan bile.

İzleyeceksin ölümü ve karanlığı,
dolaşırsan dünyada bensiz.


Pablo Neruda
"Kaptanın Dizeleri"nden (1952)

2 Mayıs 2013 Perşembe

Yargıçlar

Peru'nun yücelerinde, Nikaragua'da,
Patagonya'da, kentlerde
hiç bir hakkın yoktu senin, hiç bir şeyin yoktu senin:
sen, sefilliğin çanağı, terkedilmiş
oğlu Amerika'nın, hiçbir yasa yok
hiçbir yargıç yok koruyan toprağını senin
mısırlı küçük evini senin.

Memleketlilerinin kastları geldiğinde,
efendilerinin kastları, unutulmuştu çoktan
pençeleri ve bıçaklarıyla o çok eski düş,
gelmişti yasa göğünü ıssız koymaya,
sevdiğin toprağını senden çekip koparmaya,
ırmakların suyunu senden çalmaya,
ağaçların ülkesinden seni yoksun bırakmaya.
Sana karşı tanıklık yaptılar, gömleğine
numaralar koydular, yaprak ve kağıtlarla
astarladılar yüreğini,
gömdüler seni soğuk fermanlara,
ve uyandığında en titrek mutsuzluğun sınırında
yağmalanmış, yapyalnız, huzursuz
attılardı seni zindana, bağladılardı seni
prangaladılar ellerini ki yoksulların suyunu
yüzerek geçemeyesin,
ama debelenerek boğulasın diye.

Aziz yargıç okuyor senin için
paragraf dörtbinden üçüncü satırı,
senin gibi düşmüş diğerlerinden kurtarılmış
bu mavi coğrafyada kullanılan aynı yasayı,
ve vasiyetine yaptığı ekle
bitli bir köpek gibi yapıyor seni ansızın.

Soruyor sana: kan nasıl karıştırılır
zenginle yasa diye? Hangi kükürtlü demirden
dokunmuş kumaşla nasıl sürüklenir
yoksullar mahkemeye?

Nasıl acılaşır dünya
taş ve acılarla disiplinli bir şekilde yetiştirilmiş
oğulları için zavallının?

İşte böyle oldu, işte böyle yazılı dursun diyorum.
Hayatlar böyle yazılmıştı alnıma.


Pablo Neruda
"La arena traicionada" (İhanete Uğramış Kum); "Canto General"den

Yaşayacağım

Ölmeyi düşünmüyorum. Çıkıyorum şimdi dışarı
volkanlarla dolu bu günde,
kitlelere gidiyorum, hayata.
Düzene koydum bütün işlerimi,
bugün dolanırken haydutlar kucaklarında
'batı kültürü' ile,
İspanya'da ölüm kusan elleriyle
ve salınırken Atina'daki darağaçları ile
Şili'yi yöneten alçak.
Ve işte bütün takım taklavat!
Burada kalıyorum
sözcüklerle ve halkla ve beni yeniden
bekleyen yollarla ki yıldız ışığı ellerle
çekiçliyorlar kapımı.


Pablo Neruda
(1949)
'Yo soy' / 'Canto General'den

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Yavaş Ağıt

Yüreğin gecesinde
kımıldayan ve düşen
ve çatlayan ve sessizlikte suyunu akıtan
adının yavaş damlası.

Hafif yarasını özler bir şey
ve kısa, sınırsız kadirşinaslığını,
birden işitilen
yitik bir varlığın adımları gibi.

Ansızın, ansızın hissedilir
ve yayılır yürekte
hüzünlü bir çabayla ve büyüyüşle
soğuk bir sonbahar düşü gibi.

Toprağın kalın tekeri takar jantı,
ıslanmış unutuşla, devinimde
ve kesiyor zamanı
ulaşılmaz yarı parçasında.

Soğuk toprağın üzerine dökülen
ruhlarını örtüyor sert kupaları
zavallı mavi kıvılcımlarıyla
uçarak yağmurun sesinde.


Pablo Neruda
”Yeryüzünde Birinci Konaklama”dan

Yayılmış Savaş

Topraktan ve okyanuslardan, kentlerden,
gemilerden ve kitaplardan tanıyorsunuz öyküyü
orda geri çeviren ülkeden
evini arayan bir taş gibi
doldurdu zamanın derinliği
mavi bir taç-yaprağıyla.
Üçyüz yıl boyunca savaştı
kendi savaşçı soyu,
üçyüz yıldır doldurdu Araukanya'nın
kıvılcımı kralsı boşlukları
külle.
Üçyüz yıldır yere çakıldı kumandanın
yaralanmış gömlekleri toprağa,
üçyüz yıldır ıssızlaştı
sabanlar ve balpetekleri,
üçyüz yıldır gözden düştü
her bir kâşifin adı,
derisini yırttılar üçyüz yıldır
saldırmak isteyen kartalların,
üçyüz yıl gömdü toprağa
okyanusun ağzı gibi
damları ve kemikleri, zırhları,
kuleleri ve altın ünvanları.
Süslenmiş gitarların
kızgın izlerine
geldi atların bir dörtnalası
ve küllerden bir fırtına.
Katı toprağa geri döndü
gemiler, doğurdu buğdayı
İspanyol gözler büyüdü
yağmurun ülkesinde,
ne ki Arauco çökertti kiremit çatıları,
ezdi taşları, yıktı duvarları
ve şarap-çubuklarını,
arzuları ve giysileri.
Bak, nasıl da çakılıyor toprağa,
nefretin hırçın oğulları,
Villagras, Mendozas, Reinosos,
Reyes, Morales, Alderetes
toplaştılar buz-soğuğu Amerika'nın
beyaz tabanına.
Ve kralsı zamanın gecesinde
düştü İmperial, düştü Santiago,
düştü Villarica karda,
katlandı Valdivia ırmağı,
ta Bio Bio'ya kadar,
durakladı ırmak-ülke
kanın yüzyılı karşısında
ve kurdu özgürlüğü
kanayan toprakta.


Pablo Neruda
"Los libertadores"den - "Canto General"

30 Nisan 2013 Salı

Yeni Bayraklar Altında Birleşme

Kim yalan söyledi? Zambağın sapı
kırık, karanlık, esrarlı,
yaralarla dolu ve mat ışıltılı!
Her şey, düzgü dalgadan dalgaya dalgaya,
kehribarın özensiz mezarı
ve başağın sert damlaları!
Bunda destekledim yüreğimi, dinledim
üzünçlü tuzun hepsini: geceleri
gittim ve kökler saldım:
inceledim toprağın acılığını:
benim için her şey gece ve yıldırımdı:
saklı balmumu doldurdu kafamı
ve savurdu küllerimi yoluma.

Ve kimin için aramadım ki bu soğuk nabzı,
bir ölüm için olmasa da?
Ve hangi aleti yitirmedim ki
kimsenin beni duymadığı o korunmasız karanlıkta?
Hayır,
zamanı gelmişti, kaçış,
kan gölgeleri,
yıldız buzu, çekil geri insan adımları yaklaşırken
ve al o siyah gölgeyi ayaklarımdan!

İnsanlarınki gibi aynı yaralı eli taşırım,
kaldırırım o kırmızı kadehleri
ve aynı yabanıl şaşırmayı barındırırım:
ve bir gün
insan düşlerinden titreyen
uçan yulaflar geldi
benim yırtıcı geceme,
birleştirebileyim diye kurt adımlarımı
insan adımlarıyla.
Ve böylece birleşti,
belimde güçlüce, kaçış aramam
gözyaşının boşluğunda: işaretlerim
arının kökünü: harika ekmek
insan oğluna: gizemde hazırlar mavi kendini
nihayet kandan uzakta olan tahıla bakmaya.
Nerede senin güldeki yerin?
Nerede senin yıldızlardan göz kapağın?
Unuttun mu bu terli parmakların
kum için çılgın özlemini?
Huzurla dol, kasvetli güneş,
huzurla dol, kör alın,
yollarda yanan yer var senin için,
sana bakan gizemsiz taşlar var,
deli yıldızlı bir hapishane sessizliği var,
çıplak, kaba saba, düşüncede cehennemsi.

Gözyaşına karşı ortak cephe!
Zamanı geldi
toprağın ve rayihanın, bak o korkunç tuzdan
yeni ortaya çıkmış bu yüze,
bak gülümseyen o acı ağza,
kararlı, altın renkli ve çağıldayan çiçeğiyle
seni selâmlayan o yeni yüreğe bak.


Pablo Neruda
“Üçüncü Konaklama”dan, (1935-45)

Yeni Efendiler

İşte böyle durdu zaman sarnıçlarda.

İnsan, zorlanmış ıssız
tuzaklarda, kalenin taşı ardında,
kürsü-mürekkebiyle, dolduruldu
ıssız bırakılmış, Amerika'ya özgü kent ağızlarla.

Her şey barış ve uyumken,
hastahane ve krallık sömürgesi iken, Arellano,
Rojes, Tapia, Castillo, Nunez, Perez,
Rosales, Lopez, Yorquera, Bermadez,
Kastilyalı son askerler,
yaşlandı mahkeme-kürsüsü ardında,
varakların altında battı ölüler,
bitleriyle gömülüp gittiler
kralsı hazine-odalarının düşlerinde
gerildikleri yere, tek tehlikeyken
sıçan kana susamış
ülkeler için,
çuvallar ortaya çıktığında Bask'lı,
bağcıklı ayakkaplarıyla Errazuriz,
Fernandez Larrain balmumu ışığını satmak için,
yünlü fanilasıyla Aldunate,
çorap kralı Eyzaguirre.

Bunların hepsi aç insanlar olarak geldi,
kaçak olarak jandarmadan ve hayatın sillesinden.
Ama çok geçmeden, gömlek değiştirircesine
kovaladılar kâşifi
ve attılar temelini
sömürge-ticaretinin zaptedilişinin.
O zamandan beri uğraştılar gururla,
satın aldılardı karaborsada.
Çaldılar kendileri için
mülkleri, kırbaçları, köleleri,
sorulu-yanıtlı din kitaplarını, dış ülke komiserliklerini,
sadaka kutularını, gecekonduları, kerhaneleri,
ve bütün bunlara kutsal dediler
batı kültürü dediler.


Pablo Neruda
"Los libertadores"den - "Canto General"

29 Nisan 2013 Pazartesi

Yeni Zalimler

Yeniden yaygınlaşıyor insan avı
bugün Brezilya'da,
köle tacirlerinin soğuk açgözlülüğü
evinde hissediyor kendini orada:
Wall Street'de emrettiler
domuzsu uydularına
dişlerinizi geçirin
halkın yaralarına diye,
ve sonra başladı av

Şili'de, Brezilya'da,
tüccarların ve cellatların yerle bir ettiği
Amerika'mızda.

Geçeceğim yolu sakladı halkım,
elleriyle örttü şiirlerimi,
kurtardı beni ölümden,
ve Prestes'in bir kez daha
gaddarlara vurduğu Brezilya'da
yolu kapatıyor
halkın sayısız kapısı.

Brezilya, keşke saklasaydın
senin üzüntüye değer liderini,
Brezilya, keşke sen yarın
O'nun anısı adına toplamak zorunda kalmasaydın
her bir lifi yapmak için O'nun resmini
yükseltmek için o sert kayada
dışında yüreğinin ortasının
bıraksaydın da sürseydi
hâlâ ulaşabileceğin özgürlüğün keyfini
ey Brezilya.


Pablo Neruda
"Los libertadores"den - "Canto General"

Yeraltından Çıkarılmış

Kont Villamediana’ya


Toprak ıslak gözkapaklarıyla doluyken
küle dönüşür ve katılaşır, kalburlanmış hava,
ve o kuru kemikler ve sular,
kuyular, metaller,
nihayet verirken enkaza dönmüş ölülerini,
kendime bir kulak isterim, bir göz,
yaralı ve emekleyen bir yürek,
çok zaman önce yok olup yatan
yalnız bir bedende saplanmış bir bıçakla delinmiş,
bir çift el isterim kendime, tırnağın bilgisini,
dehşetten ve ölen gelinciklerden bir ağız,
görmek isterim, nasıldır sallanmış damarlarıyla
boğuk sesli bir ağacın ayağa kalkışı
yararsız tozdan, en acı topraktan isterim,
kükürdün ve firuzenin ve kızıl dalgaların
ve suskun kömürün çevrintisi arasından,
görmek isterim bir etin kemiklerinden uyandığını
alazlarla uluyarak,
ve bir şeyi ararken garip bir kokunun geçip gittiğini,
ve toprakla körleşmiş bir görüntünün
koştuğunu iki koyu gözün ardından,
ve bir kulak, ansızın, hiddetli bir istiridye gibi,
çılgın ve sınırsız,
doğrulur gök gürültüsüne doğru,
ve temiz bir dokunuş, batmış tuzların arasında,
ansızın gelir ve okşar memeleri ve zambakları.

Ey ölülerin günü! Ey ölü başağın uzanıp
şimşekten kokusunu döndüğü mesafe,
ey bir yuva ve bir kuş ve bir yanak
ve bir kılıç sunan derin dehlizler,
her şey o karmakarışık düzensizlikte öğütüldü,
o umutsuz çürümüşlük,
her şey beslendi o kuru uçurumda
arasında o sert toprağın dişleri arasında.
Ve geri döner geriye onlar:
kendi yumuşak kuşunun tüyü,
kuşağına ay, biçimine rayiha,
ve güllerin arasında yeraltından çıkarılmış,
taşlaşmış yosunlarla dolu adam,
ve deliklerine gözleri onun.

Çıplaktır o,
elbiseleri görünmüyor tozda
ve ezilmiş zırhı düşmüş cehennemin dibine,
ve sakalı sonbaharda hava gibi büyümüş,
ve yanarak özler elmaları ısırmayı.

Dizlerinden ve omuzlarından dalgalanır
unutuşun yamaları, çözülür toprak,
kırık camdan ve alüminyumdan bölgeler,
kekre cesetten kavkılar,
demire dönüşmüş su torbaları:
ve korkunç ağızlardan gruplar
yayılmışlar ve mavi,
ve hüzünlü mercandan dallar
örer yeşil başı için bir çelengi,
ve üzünçlü ölü bitkiler
ve gecesel sınırlar kuşatır onu,
ve onda uyur daha yarı açık güvercinler
yeraltı çimentosu gözleriyle.

Tatlı kont, siste,
ey madenlerde yenilerde uyanmış,
ey yenilerde ırmaksız sulardan kurumuş,
ey yenilerde örümcekler olmaksızın!

Dakikalar gıcırdar senin filizlenen ayaklarında,
öldürülmüş cinsiyetin doğrulur,
ve kaldırırsın elini
köpüğün hâlâ yaşayan gizine doğru.


Pablo Neruda
“Yeryüzünde İkinci Konaklama”dan


Not: Kont Villamediana 1582-1622 yılları arasında yaşamış İspanyol şairidir.

Yılkovan...

İlk ücretimle, kazandığım ilk parayla
Bir saat aldım ve o günden beri
bakışlarımı ayıramıyorum ondan.
O aceleci
akrepten ve yelkovandan.

Biliyorum, nedir acelesi onların:
kendi sonları değil, benim sonumdur koştukları.

Çalıyor çıngırak
acımasızca anımsatarak
Zamanın dönülmezce aktığını.

Akrebi daha çok seviyorum
Yelkovandan ve saniye göstergesinden daha çok

Ölçülü bir tutkuyla ilerliyor çünkü
Fazla acelesi yok.

Zengin olursam
Öyle bir saat
satın alacağım ki yılkovanı olsun ...
Yılkovan-yani öyle bir ibre ki

İlerlesin yavaş yavaş
Güneş ya da bir gemi gibi...


Boris Slutski
1971
Türkçesi: Ataol Behramoğlu