Şiir, Sadece: 2013-08-04

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Savaşlar

Daha sonra erişti tutuşturan bir alaz
Granitin saatine.
Almagros ve Pizarros ve Valverdes
Castillos ve Urias ve Beltranes
hançerledi birbirlerini ve bölüştüler
fethedilmiş ihanetleri,
kadını ve altını çaldılar birbirlerinden,
hanedanlık için kapıştılar.
Bahçelerde astılar birbirlerini,
alanlarda düşürdüler,
Belediye binalarında boğdular birbirlerini.
Yağmalamaların ağacı ezildi
kılıç darbeleri ve kangren altında.

Bu Pizarro dörtnalı
ketenle örtülü yörelerin içinden
doğdu dehşete düşmüş bir sessizlik.

Her yer ölümle dolmuştu,
ve orada onların mutsuz dölleri
yağmaladı ölüm savaşını
her şeyin farelerce kemiklere kadar
kemirildiği bir toprakta
yokettiler bütün merhameti
öldürmeden ve ölmeden önce.

Gazabın ve darağaçlarının katil-çırakları,
Kentauros düştü
açgözlülüğün batağına,
altın'ın ışığında yıkıldı putlar,
sizler kendiniz temizlediniz
kana susamış pençelerden kendi soyunuzu,
ve yukarı doğru, taçlandı
Cuzco'nun kayaduvarları,
yüzyüze en soylu mısırtohumunun güneşiyle,
oynadıydınız İnkaların
altın tozunda kralsı
cehennem ıstırabının tiyatrosunu:
yeşil çeneli çapulculuk,
kanla kaplanmış şehvet,
Altın pençeli açgözlülük,
çarpık dişli ihanet,
yağmacı bir kertenkele gibi haç,
kardan bir zeminde darağacı,
ve hava kadar ince ölüm,
kımıltısızca zırhında.


Pablo Neruda
"Los conquistadores"den "Canto General"

Savaşmalısın

Bu yeni yıl, ey köylü, senindir.
Zamandan daha çok senden doğmuştur, seç
en iyisini hayatından ve sun onu kavgada.
Bir ölü gibi mezara giden bu yıl
dinlenemez hem sevgiyle hem de korkuyla.
Bu ölü yıl suçlayan acılarla dolu bir yıldır.
Ve acı kökleri, sevincin zamanı geldiğinde,
gecede, çözülür ve düşer
ve bir yeni kristal yükselir, senin hayatınla azar azar
dolacak bilinmez bir yılın boşluğuyla,
sun ona anayurdumun talep ettiği o saygıyı,
kendinin, volkanlardan ve asmalardan o dar kuşakların saygısını.
Artık kendi ülkemde bir yurttaş değilim ben: haber aldım ki
Cumhuriyet’in yasasını binlerce kişinin adıyla birlikte
oluşturan adım silinmiş ülkemi yöneten
utanmaz palyaço tarafından.
Artık varolmayayım diye silmişler adımı,
hapis deliğinin hiddetli kavrayışıyla
o hayvansı idarecilerin dayakları ve işkencesi
hükümet bodrumlarında eşlik etsin diye,
uyum sağlasın diye tam güvenlik içindeyken onlar,
idarecileri, görevlileri, ortakları
anayurdu satan o esnafın.
Mülteciyim ben, hapisten ve çiçekten, insandan
ve topraktan, uzakta yaşamanın kaygısını duyuyorum,
fakat savaşmalısın sen dönüştürmek için hayatı.
Savaşmalısın uzaklaştırmak için bu gübre yığınını
haritadan, savaşacaktır onlar hiç şüphesiz
ölsün diye zamanın utancı
ve halkın hapishaneleri açılsın ve ihanet edilmiş
utkunun kanatları yükselsin diye göğe.


Pablo Neruda 
"Evrensel Şarkı"nın "Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi" adlı bölümünden

9 Ağustos 2013 Cuma

Savurgan

Bütün kadınların arasından seçtim seni,
çoğaltasın diye
dünya üzerinde
başakla dans eden
ya da gerekli olduğunda
çarpışan kışlasız kalbimi.

Soruyorum sana: oğlum nerede?

Sana güvenmedim mi, kendimi yargıladığımda
ve söylediğimde kendime: “çağır beni, ki sürdüreyim
yolculuk etmeyi ve savaşlarını ve şarkılarını”

Geri ver bana oğlumu!

Unuttun mu onu şehvetin kapılarında,
ah savurgan
düşmanım,
unuttun mu bu randevuya geldiğini,
ikimizin birlikte onun ağzıyla
konuşmaya devam ettiğimiz
içindeki o görüşmeyi, sevgilim,
oy, bütün bunları
söyleyemedik birbirimize.

Kaldırdığımda seni ateşten
ve kandan bir dalgaya, ve hayat
iki misli arttığında aramızda,
anımsa,
kimsenin bizi çağırmadığı gibi
birinin bizi çağırdığını,
ve yanıt vermediğimizi
ve hâlâ yettiğimizi kendimize
ve korktuğumuzu yadsıdığımız hayattan.

Ey savurgan,
aç kapıları,
ki yüreğinde
o zorlu düğüm çözülsün ve uçsun
senin ve benim kanımla
dünyada!


Pablo Neruda
"Kaptanın Dizeleri"nden, 
1952

8 Ağustos 2013 Perşembe

Selam

Karanlıktaki anayurdum, Şilililer, iyi yıllar,
iyi yıllar herkese, biri hariç herkese,
çok azız bizler, iyi yıllar, hemşeriler, biraderler,
erkekler, kadınlar, çocuklar, bugün uçuyor sesim
Şili’ye, sizlere, kör bir kuş gibi çarpıyor
camına ve çağırıyor seni uzaklardan.

Anayurt, yaz örtüyor senin uysal, sert bedenini.
Karların kızgın dudaklarla dörtnala okyanusa doğru
terk ettiği dağ dorukları
görülüyor yücelerde gökyüzünün kömürü mavi gibi.
Bugün belki, bu zamanda, giymişsin yeşil bir tuniği
seviyorum, ormanları, suları ve buğdayı hayat pahasına.
Ve denizler boyunca, sevdim denizin taşıdığı anayurdu,
yuvarladım gökkuşağı renkli evreni
kumlu kıyılardan, istiridyelerden.

Belki, belki... Kimim ben, ki değiyorum uzaklardan
senin gemine, senin rayihana? Senden bir parçayım ben:
gizli bir yıl yüzüğü ağacın, ansızın bulunmuş ağaçlarında,
uysal orman gibi sessiz bir büyüme,
senin yeraltı ruhunun mırıltılı külü.
Terk ettiğimde seni, takip ediliyordum ve sakallarım
uzamıştı ve fakirlik, giysisiz, kağıtsız
bütün hayatım gibi o harflere, bir küçük
çuvaldan başka bir şey değildi, iki kitap eklemiştim ben
ve körelmiş akdikeni, yeni koparılmış ağaçtan.
(Kitaplar: bir coğrafya
ve Şili’nin kuşları hakkında Kitap) .

Her gece okuyorum ırmaklarından betimlenişini senin:
arıyorlar uykumu, sürgünümü, sınırımı.
Dokunuyorum sana, trenlerine, atıyorum elimi saçlarına,
ikircikliyim senin coğrafyanın
demirli derisini düşünme konusunda, indiriyorum gözlerimi
çatlaklardan ve kraterlerden ay yüzeyine senin,
ve uyurken dolanıyorum sessizliğimde Güney’e doğru,
sarılmışım senin tuzla çökmüş son şimşeğine.

Uyandığımda (başkadır hava, ışık, cadde
başkadır, tarla, yıldızlar) beni izleyen
o körelmiş akdikeni eziyorum,
Melipilla’da kesilmiş bir ağaçtan hediye verilmişti bana.

Ve akdikenin zırhlarında görüyorum adını,
acımasız Şili, anayurt, ağaç kabuğundan yürek,
senin biçiminde, toprak gibi katı, görüyorum
sevdiklerimin yüzlerini, uzatmışlardı bana ellerini
akdikenler gibi,
çölün, güherçilenin ve bakırın halkı.

Dikenli ağacın yüreği
bir çemberdir parlatılmış metal gibi düz
koyu sarı renkli bir leke gibi katılaşmış kan,
sarmalanmış kükürt sarısı ağacın süsenine,
ve sıyırdığımda ben bu yaban ormanın temiz mucizesini,
anımsıyorum düşmansı, buruşmuş çiçeklerini
onların gücünün şiddetli kokusu savururken seni
o dikenli ve sık sarmaşıklar arasında.
Ve işte böyle izleyeceğim ülkemin hayatını ve koklayacağım,
yaşayacağım onunla, yakacağım onların inatçı alazlarını
içerimde, yok eden ve salıveren.
Başka ülkelerde bakıyorum giysilerim arasından,
Bir lamba gibi görüyorum kendimi caddeler boyunca dolanan,
Onların kapılarından denizden bir ışığı yayarak:
Bana verdiğin alazlı kılıçtı bu, sakladığım,
akdiken gibi temiz, muhteşem, boyun eğmez.


Pablo Neruda 
"Evrensel Şarkı"nın"“Karanlıktaki Memleketime Yeni Yıl İlahisi" adlı bölümünden
1949

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Semercilik

Gümüşten ve meşinden ağır bir gül gibi
bu süslenmiş eyer benim için,
derinliği yumuşakça, düz ve dayanıklı.
Her bir yontulmuşluğu bir el, her
bir mıhı ormanın yaşayan
yaratıklarının yaşadığı bir hayat,
atlardan ve gözlerden bir zincir.
Yulaf tanesi oluşturmuştu onu,
yabanıllık ve su güçlendirmişti onu,
zengin hasat gurur katmıştı ona,
metal ve işlenmiş maroken meşin:
ve böylece yükseldi bu taç çayırlıklarda
kazalardan ve güçten.


Pablo Neruda
"Evrensel Şarkı"dan

6 Ağustos 2013 Salı

Sen Esmer Uçarı Kız

Sen esmer uçarı kız, meyveyi oluşturan
Mısıra çekirdeğini veren ve yosunu yuvarlayan güneş
Yarattı senin şen bedenini, ışıldayan gözlerini,
Ve o gülümseyen suya benzeyen ağzını senin.

O esmer, aç gözlü güneş dolanıyor zülüflerine
Uzun siyah saçlarının, kollarını açarken sen.
Oynuyorsun güneşle, sanki bir çaymış gibi,
Ve senin gözlerinde bırakıyor çay iki siyah su birikintisini.

Sen esmer uçarı kız, beni sana yaklaştıran bir şey yok.
Her şey uzaklaştırıyor beni senden öğle saatleri gibi.
Arının çılgın gençliğisin sen,
Dalganın esrimesisin, gücüsün başağın.

Her şeye rağmen, arar karanlık yüreğim seni,
Ve seviyorum şen bedenini, hafif ve ince sesini.
Sen esmer kelebek, öyle uysal öyle saldırılmazsın
Buğday ve güneş gibi, gelincik ve su gibi.


Pablo Neruda
"Veinte Poemas de Amor y Una Cancion Desespera"dan

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Sendedir Toprak

Küçük
gül,
gülcük,
bazen
çok küçük ve çıplak
görünürsün,
sanki barındırabilirim
tek bir elimde seni,
böylece tutarım
ve götürürüm seni ağzıma,
fakat
birden
dokunur ayaklarım ayaklarına ve ağzım dudaklarına:
büyürsün birden,
kabarır omuzların ikiz doruklar gibi,
dolanır bağrımda memelerin,
yetişmez kollarım sarmaya
yeni ayın orağı gibi incecik belini:
sevişmede çözdün kendini denizin suları gibi:
neredeyse anlamıyorum gökyüzünün en büyük gözlerini,
ve eğiliyorum ağzına öpmek için toprağı.


Pablo Neruda
"Kaptanın Dizeleri"nden