Şiir, Sadece: 2019

18 Ekim 2019 Cuma

Islak

Sokaklar ıslak ıslak
Ağır basar rüzgâr
Duvar boyunca ilanlardan
Renkler şehre dağılmış
Kapılar kapalı kapılar
Pancurlar pencerelere
Bulutlar düşer denize
Gölgeler ıslak ıslak
Boş meydanlarda soğuk
Üşümek üşümek
Bakmayınız genç adama
Gözleri var
Elleri var
Avuç içleri ıslak ıslak.


Ece Ayhan
Şubat, 1954
Yort Savul

17 Ekim 2019 Perşembe

Arap Paşa Şapa Oturdu

Merhaba diyoruz ölü teyzelerimize çocuklar
merhaba diyorlar o şiirlerimizin eşikleri

Mum tacirlerinin kızları ne temiz porselen
yüz çiçeğe yüz ay çıkarırmış bu tabaklar

Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış ve
çarşılar grevsiz deli olurmuş yalnızlık işte.


Ece Ayhan
1958
Yort Savul

16 Ekim 2019 Çarşamba

A. Petro

Bir gülüşün var ayakta kötü elbet
burcuvalıklarında bir dudak gül gibi

Bütün ellerinin sokakları aşktır senin a. petro.


Ece Ayhan
1958
Yort Savul

15 Ekim 2019 Salı

Gül Gibi Kanto

Dipsiz kuyularda analarının kahrı
azalmış galata'da iki deli çocuk
bacakları uzamış rıhtımda

Enlemlerle boylamların denizleri geçişi
iki deli çocuğun uyuduğu saatlere rastladığı için
onları hiç görmeyecekler işte.


Ece Ayhan
1957
Yort Savul

14 Ekim 2019 Pazartesi

Denizkızı Eftalya

Neden üç aylar girerken kurşun harflerle salılara
hiç soyutlanmamış ırmaklarda boğuluyor ibrahim
ismail soda içen kalabalıklara doğru cumhuriyet olmuş ,
anlamıyorum şey yani ishak bakır kapılarda bakır tokmak
denizkızı eftalya cumhuriyette ağaçlara benzer öldü diye

Yahu istanbul bu yahu neden birdenbire istanbul bu
istanbullu ölümcülere takılıp kahvermiş bir salaş tiyatrosu göğünde
yalnız üç aylarda salı günleri otuz birle rumba da rumba
bizim laternada dokuduğumuz deli çocuklar gibi bir gök budalası
en eski ipek saçlarıyla uzamış topuklarına kesilmiş göz kapakları
kuyularda yarısı harita deniz yarısı hatırlanmamış eftalya

Ve kuyulara eğilip ölümcülere selam verirken eftalya
neden ibrahim'in ismail'in ishak'ın anaları gibi
halklar olmak istemişti cumhuriyette üç aylar salılara.


Ece Ayhan
1956
Yort Savul

13 Ekim 2019 Pazar

Bir Elişi Tanrısı İçin Ağıt

Peki nasıl oldu da hatırladı denizde boğulduğunu
nasıl oldu da peki anlatamıyorum biliyorsun

Öyle ölüme düşkündü ki biyoloji sıfır
bir şarkı yiyor şimdi şapkalarını orospular eksiliyor

Ama yok ne olur ağlama böyle ama yok
şunun şurasında tramvaysız, çocuk olmak turunç olmak

Kantocu peruz sahiden yaşadı mı patron?


Ece Ayhan
1956
Yort Savul

12 Ekim 2019 Cumartesi

Kambiyo

İstemiyorum biliyorsun
geceleri kapkara düşünceli şapkasız
birdenbire sokaklar arasında raslanmış bir kambiyo
sterlinle dolarla lirayla biliyorsun istemiyorum

Sabahlara değin dövülmüş bir kadın
öznel pencereler bir de kent dikkat ettinse
neden böyle çırılçıplak olduğumuzu
şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi
neden dövülmüş bir kadın

Belki bir gün belki eve dönmekten
utanıyorum gölgesiz bomboş yenilmiş bir takım gibi
belki bir gün belki
küstahça şapkasız ters çevrilmiş eldivenlerle
pabuçlarımı sürüyerek ıslık çalarak kapıda

Bu gece de sen döv beni
kambiyo öylesine çoktan kapanmış ki
neredeyse açılacak
belediye saati koşu koşuyor cebimde

Bu gece de sen döv beni gizemsel bir caddede
oruçluyum dövülmeden olmaz limon gibi ay
bin yıldır şapkasız eve pencerelere dönemiyorum
istemiyorum biliyorsun.


Ece Ayhan
1956
Yort Savul

11 Ekim 2019 Cuma

Akdeniz Pencereleri

Açın pencereleri açın
akdeniz'de sabah oluyor
küçük harfli musa
hep böyle gökyüzünde

Kıvanç duyuyorum bu akçalı güneşten '
çürümüş bankalar borsalar
birazdan açılacak yeryüzüne
ayaklarımızın altında kezlerce deniz çayımızı içerken

On beş kuruş uzattı seninki
on beş kuruş bir gazete
aydınlık yüzlü bir kadın bize sesleniyor
birdenbire

Akdeniz akdeniz'de çay içerken yaratılıyor
şu bizim dev dudaklı
ve küçük harfli musa için
açın pencereleri açın.


Ece Ayhan
1956
Yort Savul

10 Ekim 2019 Perşembe

İbraniceden Çizmek

Bacaklarım uzun
nereye gitsem uzun
nereye gitsem gelip beni buluyor
çıkmaz bir sokakta ablam

Bu kente bir güvercin çizmek
güvercinin gözlerini çizmek
bir güvercin
orta çağda bir güvercin tebeşirle

Bir duvar boyunca ağaç serinlik
bir ses çiziyorum
herkeste olsun herkeste bir ses olsun istiyorum
güvercinde bir ses ablamda orta çağda bir ses

Nereye gitsem uzun
bacaklarımdan buluyorlar hep
çizerken başka bir sesi
ve bayraklar dolusu bir bayramı kente
ibraniceden.


Ece Ayhan
1956
Yort Savul

9 Ekim 2019 Çarşamba

Ecegiller

Sam yeli de dalgınlıklarla bir çocukmuş
eğilip barışlıklar çizermiş evler üzerine
nasıl bir ağaçdıysak çocukken
tümleçleri özneleri nasıl unuttuysak denizde
turunç olmak istiyoruz yine turuncuz da.


Ece Ayhan
1957
Yort Savul

8 Ekim 2019 Salı

Kudüs Fareleri

Dördüncü konuşmamızda
(ben nerdeyim?)
isa'dan önce bu kentte
bir karınca taciri

Günahkâr bir hayalet için
(biraz ölüm)
uyluk kemiğiyle acı çekecek
saraylarında

Beşinci konuşmamızda
(anlatmak diye bir şey yoktur burada)
arsenik götüren bir uşak
efendisine

Vebalı gecelerden
(makasla kesilmiş sarı bir ay)
kurtulacaklarına
inanırlardı

Biz vaktinde ölmüş olduğumuz için
(satranç taşları gibi)
kireçlerden korkmuyorduk
bir de kudüs fareleri
bir de kudüs fareleri

Bir öyle fareler
bir öyle fareler.


Ece Ayhan
1955
Yort Savul

7 Ekim 2019 Pazartesi

İpeka

Remillerle kanıyor labirent buluşmaları. Yaşıtımdı
ve kapanmış bir kraliçeydi. Nasıl atlar ve nasıl
katanalar çürürdür. Varılan derinlikte.

Ağıntılarla örtüyor kendini. Kılıç kında kösnü
dümdüz bir olasılık. Aldırmıyorum. - Kimse birbirini
aramasın! Geçerken belirli bir denizi.


Ece Ayhan
Yort Savul

6 Ekim 2019 Pazar

Ey Kanatsızlık

Batmış bir tramvay, ... ahtapotlar, ince ve upuzun
barbarlar. Yalnızlık dönüşür bir zenci arkadaşa
imparator.

Kucağında bir padişahın da kuş. İstemiyor bitsin ...
büyüsü. Bir boyundaki serüven, uçurum. Hiç
konuşmuyoruz.

Anlaşılmayacaksın. Ey kanatsızlık! Koyulaşır ve
bir denizin denizinde ağlarken. Bekleyen bir çocuk.
Yelkenli.


Ece Ayhan
Yort Savul

5 Ekim 2019 Cumartesi

Kargabüken

Kaçmış bir çatanayla külüstür ve cin. Çalarak sinsi
mızıkası bilinmezlik. Kara mürekkebin.

Gizlerdi menekşe gözlerini bir kahkahayla. Hiç
zakkum arkadaşı yok. Lepiska saçlı. Esrik.

Bir firavun daha dövdürüyordur pazusuna. Çocuklarla
okulların çarpıştığı eylül. Mısrâyim'de.


Ece Ayhan
Yort Savul

4 Ekim 2019 Cuma

Firavun

... büyümüş. Bir firavunla yatar kalkardın
sabahlara karşıki. Yağmur ayları sürgünlüğün.

Ağzında firketeler. Bir kuş, konmaktan hoşlanır.
Canavar dövmeleri kollarında, vardı.

Saçlarını da kardeşin taşırdı kömür karası. Bir kent
görünür sen güldükte kurulmuş.

... tutakında 'seviyorum' yazılı bir tabancaya
koşardın. Bir haşhaş, yolcusunu taşımaya hazır.


Ece Ayhan
Yort Savul

3 Ekim 2019 Perşembe

Sevgili Uğursuzluk

Geçirdi çılgınlık bir kasketi başına. Koştu paslandığı
bölgelere silah satıcıların. Kurdu okulkaçakları
imparatorluğu. Buldu altın bir top da Manastır'da.

Taktı yakasına bir eylül ormanı. Bitmesinler incik
boncuk dolu bir gömüyü. Sırtlanı da oradaydı.
Çürümüş elma yüzlü. Boğuştu kapmak için bir hançeri.

Konuşuldu bir cumartesi kırımlardan. Kapalıydı
büyücüler. Astılar içine bir içki şişesinin. Ayaklarında
gümüş ağır potinler. Sevgili uğursuzluk. Serseri'yi.


Ece Ayhan
Yort Savul

2 Ekim 2019 Çarşamba

Kargınmış Bir İlkyaz

Ay; gecikmiş ağı, yosun yeşili bir canavar. İlerlemiş
gece; kanatsız yarasalar, ıslanmış silahlar. Devrilmiş bir
tramvay caddede. Bunlar, kargınmış bir ilkyazın
simgeleri. Büyük uçurtmamı çalmışlar deliliğimden,
mor gözlü çocuk ölüsü bir pazar, onu bulamıyorum.


Ece Ayhan
Yort Savul

1 Ekim 2019 Salı

Gizli Yahudi

Gözkapaksız, şeytandan biri, çekiyor tramvay paramı benim. Arada şurada böylecik kente inip uzun üzüldüğüm ve sarsıldığım olur. Otelde, onun (Ceset'imin) yatağında yatarım. Saçlarının kapkara öyle uzadığı zamanlarda, dirimin ondan esirgediği ve benim ona vermeye çalıştığım şey neydi acaba? diyedir kurarım. Kocaman öküz ellerimle. Alçak bir mahmuz. Kükürt kokusu. Dağlanmış bir kıç. Bakır çalığı. Damarlarımdaki lağımlarda bir fare. İndiğim kenti ve içimdeki darağacını kemirir. Deliler, fareler, erkek fareler bölüşür kömürleşmiş bir cesedi. Mahzende. Onu sevmenin sözcükleri olmamıştır, bu belinde anahtarlar sevişin sözcükleri olmamıştır ki. Kaçardım korkunç karşılaşmamak için bir bezbebekle. Karşılaşmak. Bu, benim yeniden İşkence Sözlüğü'ne dönmem demek olurdu. O angut ormanlarının sevinç yiyen dulu, yedi yıllık gelincik kin, kalıt dağıtan meşin eldivenli ipek el.. Gömülmek istemezmiş.. Üşürmüş.. Arka sahanlıkta yanarak uzaklaşan genç şeytan. Gözlüklerimi kıskançlığım bataklıklardan çıkarıyorum. Başlangıcı kundak bir yangından sonra bir türlü bulunamayan eski metresimin (Ceset'imin) oğlan kardeşi. Kalın yüzünü örten ince böcek bakışlı aile maskesinden tanınıyor. Adam! Niçin hıçkıracakmışım sanki. Kolaylıkla sever, bir kemerin altından geçer, kolaylıkla unutur bir ne gizli yahudiyimdir ben.


Ece Ayhan
Yort Savul

30 Eylül 2019 Pazartesi

Sardunya ve Çocuk

İçerlerdeki, o utanç mağaralarına, çarılçamur - sekerekten yine de, bir çocuk sığınıyor. Selanik bohçası, hasır şapka, yağmur kuşu. Mahkûmiyetinde ve sağ yanağında bir el kadardır kara gül lekesi. Sardunya bahçelerine bitişik halasının - uzunluğuna. Güz düşlerinde herhal, ölümün ve arkadaşının mızıkasıyla, eski deniz, deniz sokaklı adalara giden bir çocuk.

Rüzgâr, sürükleyip duruyor dışarlarda; küf gözlü, tenekeden bir ejderhayı ve paslı bir cesedi. İmsaklarda beklenir her zaman, derin bir gulyabani çünkü. Katranlar, inanılmaz istanbulinler giyinmiş. Çağırmak için onu tâ Selanik'ten, Ürkünç Amca'sı kılığında - iğneli fıçılara, iğneli fıçılara. Sonra, sabaha karşı, gecikmiştik ve lacivert. Solgun ve öksüren, nalsız atlarıyla dönülür, ermişlerin merdiveninden inerek, karanlık, saraç ya da haşhaş dükkânlarına.

Çocukluğun da Selanik kapıları, büyük lavanta ve tokmaksız. Gidip bir ilkokulda uyuyacaktır, bütün o sığ denizleri, şeytan minarelerini, belki de. Yazdan unutulmuş açık bir pancuru gibi halasının, ölümün ve arkadaşının mızıkasıyla, yeryüzünde geceleri satışa çıkarılmış sardunyaların ağır öyküsünün arabasını anlatan çocuk, yalnızca.


Ece Ayhan
Yort Savul

29 Eylül 2019 Pazar

Epitafio

Boğulmuş geldiler denizden ikindi üzeri, yeşil çuhalı kahveler rıhtımında gizlenmiş çivit rengi evlerine. Falı İspanyol -.

Başlarını eğiyorlar yine ablalarının önünde, sabahleyin olduğu gibi. Saçlarını tarasınlar ve ayırsınlar diye ortadan. Kördüğüm -.

Onları çağırıyor çığlık çığlığa, bir iskambil kâğıdı sokağından, malta taşları üzerinde, çocuk oyunu binlerle. Şeytan çizilmiş -.

Görüyorlar, ne de güzel gülüyorlar öyle uzun uzun. Ama gelemeyecekler işte. Bohçaları derleniyor. Aceleleri var. Çürük -. 

Acaba çıkar mı yine önüne, kopçalarını ilikletmek isteyen o şişko kadın, Afrika'ya giden yosunlu ve çetin yollarının da, ablaları?


Ece Ayhan
Yort Savul

28 Eylül 2019 Cumartesi

Bir Fotoğrafın Arabı

İlenc. İşte benibu selenli harfiyle hiç bırakmıcek olan ilenç, gittiğim her yere götürdüğüm gittiğim görünmeyen köpeğim ilenç. - Kim benimle arkadaşlık edebilir? Kim? O Keşiş'in kanını taşıdığım söyleniyor ve durulmaz bir çalkantıyla oradan oraya koşuyorum yalınayak ve küçücük çenemde büyük bir ben, kapalı güzelliğimle tanınıyorum hâlâ. Lekesi gibi U.

Çiçek. Çiçek satıcılığıyla başlamışım serüvenlerime. İplere dizili çiçekler ve çocuklar, gül kurusu. Ama nasıl da büyülüymüşüm o zamanlar, bir pericik yüzünden bakılamazmış. Boş arsaları vardır yaz gecelerinde hafıfsi malta hummalarının. Kış gecelerinde de sonsuz beberuhili sanrıların harabeleri. Sonra taştan geçit. Elli yaşlarında bir cadının çekmecesinde yaşıyorum, çivilenmiş. - Gerçekten, yaşıyor muyum acaba? Mevsimin ne olduğu bilinmiyor ve ben pek üşüyorum. Gibi U.

... çiçek satıcılarının o sürgününde Kudüs'e gitmiş, Çalar Saat'e yerleşmiştim.. Bunları anmak, anmak bile istemiyorum ki.. Bitivermişti hemencecik, biriktirdiğim paralar çiçek karşılığı.. Bunca uzak İzmir'ler rehnedildim ben burada. Bu bir fotoğrafın arabı olsun benden, eline geçecek mi bir gün? İbranca öğrenimi yaparken bir boliçede görünmeyen köpeğimle çektirdiğim. Issız ve korkunç. Yapraklarını dökmüş ulu bir ağacın altında bir kanepeye incelikle ilişmiş olarak. Yazıklandığımdan değil. Geçmicek diyedir kaygılanıyorum. U.


Ece Ayhan
Yort Savul

27 Eylül 2019 Cuma

Ortodoksluklar 27

XXVII


Bir kadını ölüler orospusu, oğlankızoğlan, Ayapera, ve bir tahtı dolaştırıyorlar. Belki askerler.

Değimsiz bir öğrenciydi, eprimeyecek dudu. Ayakyazısından leh ovalarında dolaştırılacaktır alırdı.

Kılıç kında yakalamışlar bir sakallıyla. Huni aralıklar, kestirmeler bakışımsız, sürünen saçları örülü.

Ayapera'nın kendi kendini yoketmesinin caddeleri. Bırakılmış bir kentin kar yağışları salgından.

Ardalar bırakıyorlar arkalarında. Kan, kına, Suriye şarkıları; yapraklardan. Tartım eşliğinde söylenir.

Bir Doğu kocakarısı, böğürüyor. Ayapera! Dudu'nun içini açamazlar! Uzaklaşmaktadır ağzı, gökgözleri.

Bir arkebüzle ateş ediyor, ıssızlıksız resimlere. Yeraltında basılan bir derginin pazartesi kapağı.


Ece Ayhan
Yort Savul

26 Eylül 2019 Perşembe

Ortodoksluklar 26

XXVI


Örtemiyor üzüntüsünü, fakfon kanatlarıyla bir kokona, arkegon bozuğu. Bulanık çekimler.

Ayrılırken esrikti, elinde potin ayağında şemsiye. İki parmakla istavroz çıkarmak bilir.


Ece Ayhan
Yort Savul

25 Eylül 2019 Çarşamba

Ortodoksluklar 25

XXV


Kurmalıydı bir bağıntı çapraz. Kırpmaksızın bakıyor. Bir kokoz'un tasarımları. Didik didik.

Sökülmüş kardeşinin ispoletleri. Umrundadır arkası alınamayan olaylar. Sayfalar karıştırır.

Parçalanmış olacaktı kargaşalıkta potrebnik. Açığa vurunca imgesini. Yakıştığını söylüyorlar.


Ece Ayhan
Yort Savul

24 Eylül 2019 Salı

Ortodoksluklar 24

XXIV


Üç Horan Kilisesi'nde sorokust. Açıyor araplarla örgülenmiş bir yıldızname'yi madamango. Zaman doğranmış.

Yatıştırır kaygılarını. Verebilmiştir ürperişlerine biçim. Her Todori kişi, alacaktır adını Paşa Karatodori.


Ece Ayhan
Yort Savul

23 Eylül 2019 Pazartesi

Ortodoksluklar 23

XXIII

Miydi? Bir levanten miydi? kokot'un yeğeni. Türüyor sözcükler anzarot'tan. Bir klarnitacının divan'ına giderdi.

Vardı ötümlüğü ne güzel bir ses, her yortunun kilisesinde. Kuyu yüzüne çıkıveriyor zurnalarla da buluşup görüşmek.

Bir zangoç, unutamadığı bir cinaedi'yi yeniden kurarken, bir gravür kazıyacaktır, tortudan. Şiir elinden tutuyor.


Ece Ayhan
Yort Savul

22 Eylül 2019 Pazar

Ortodoksluklar 22

XXII


Bir kilise babasıyla bir deniz evliyasının karşılaşması. Novotni!

Ekmek ve balık suratlarını birbirinin omuzlarına koyuyorlar. Lala!

Gün-tün eşitlendiğinde dövüyor Gelibolu un fabrikalarını dretnotlar.


Ece Ayhan
Yort Savul

21 Eylül 2019 Cumartesi

Ortodoksluklar 21

XXI


Davut yeleli bir kimesnedir, bir çocuktur karaşın. Yüzükuylu dağılıyordur Tırnova kuşluklarında.

Bir karakoncolos yenice; eteğin aç, yağmala ve adın yazmıştır kayağantaşına. Şaşırmadan manil oynar.

Baka yeleli Davut! Gerçeğin kiril ve latin kurşunları da ilkin ülkenin okullarını bilmektedir.


Ece Ayhan
Yort Savul

20 Eylül 2019 Cuma

Ortodoksluklar 20

XX


Tekinsiz Maydos denizi. Yunus yunuslamıştır, yüzüyor. Fişeklikler, üzengiler, koşumlar kuşalı.

Belsuyuyla tarıyor saçlarını Vartuvaria. Arada bir göz kırparak, kulaklarında sellukalar.

Bir Ortodoks delikanlısının Maydos'ta ne işi var? Bıçak bilincinde bir çalkantının dingildediği.


Ece Ayhan
Yort Savul

19 Eylül 2019 Perşembe

Ortodoksluklar 19

XIX


Arka kapılardan girerdi evlere, üç bıyıklı bir kalebent. Çöküp kendi kızına geçmiştir.

Saldırdı baltasıyla üflendi çalgılara da. Çevrilmez bir malakof fistanını kaldırmıştır.

Boynuna varıncaya dek bir aygırdı. Kasıkkasığayken yalvar yakar olmuştur bir sokak şarkıcısı.

Öylesine susak ve soğuk bir ağzı vardı. Açken bir tay ve bir kısrağın ut yerini yemiştir.

Kemerler olarak uzayıp giderdi bağırtılar, bir katedralde. Kasıntı yüzünden söyleyememiştir.

Aldırışsızdı. Kesik sağ elinin parmakları, kendi tüzüğünün gerektirdiği işareti yapmıştır.


Ece Ayhan
Yort Savul

18 Eylül 2019 Çarşamba

Ortodoksluklar 18

XVIII

Şamdan olacağım! diyedir bağırıyordu bir oğlan. Küçürek ve övünçsüz horozuyla.

Lût'ların Buhtunnasr'ı olacak. Çocukları eğerleyecekler. Biner binmez doludizgin.


Ece Ayhan
Yort Savul

17 Eylül 2019 Salı

Ortodoksluklar 17

XVII


Davulcu marşı çalıyor, avluya konmuş tabut. Ressam Ayvazovski, küçükken uzun süre güreşmiştir.

Yüzükuylu çevrilirse, sırtında daha büyük bir yara görülür. Raspop kafasıyla porne türevleri.


Ece Ayhan
Yort Savul

16 Eylül 2019 Pazartesi

Ortodoksluklar 16

XVI


Kara bitsi oyunu. Rübap kullanılmış bir oğlan pençik.Tahta zurna, tar ve tambur, ki saplarım öpermiş.

Baba Hamparsum, doğru inandandır, Doğuya dönük notaları. Ortodoks gibi düşünüp Osmanlı gibi şakımıştır.


Ece Ayhan
Yort Savul

15 Eylül 2019 Pazar

Ortodoksluklar 15

XV


Bir leylak çakımı! Ağacından yontulmuş bir yüzlük. Anlıyor ki geniş ve derindir.

Diz çökmüş inliyor bir Bünyamin. İçilmesine olanak bırakılmayan bir fincan ağu.

Bakıyor bir panola da var, döşemede. Çınlıyor bir kule, yıkanmış sağanakta.

Haykırarak süslüyor bir tahtırevan'ı, karartılmış. Babadan doğma bir çırılçıplak.

Ve bir kokoniça, ucu kırık bir kılıç veriyor kendisine. Basamaklarda görünüyor.

İki yılan sarılıptır, erirken yörünge'ler bir konakta. Nite büküntülerle çevrilmiş.

Bir puhu kuşu kılığında baştanbaşa dolaşmaya çıkıyor kenti. Dönmemek üzere bir daha.


Ece Ayhan
Yort Savul

14 Eylül 2019 Cumartesi

Ortodoksluklar 14

XIV


Kendini doğuruyordu bircinaedi. Dimdoğru. Borçludur bir sayrılığa tavşandudağını.

İndirdi periciğini kilidin. Dörtkaslı Aleko. İğneardı mıydı başındaki ışkırlak?


Ece Ayhan
Yort Savul

13 Eylül 2019 Cuma

Ortodoksluklar 13

XIII


Raslanmaz bir kuş angut, anlatır örneksiz. Yakın kovuklarında Akneri-Vank manastırı. Ağzında bir elmas.

Dolantılar tasarlar, kapalı tutulan bir şehzade. Zırhı incelmiş, paslı demirden pençesi, ama göğsü kalkan.

Bir domra çalgısı, betimler vurgularını korkunun. Bükülmez boynu. Binbir gün masallarıyla bezenmiş.

Yalar kapatmasını zincirle bağlı kolları, kızgın bir ejderha. Oyar burguyla. Düzgün sürmüş güzeligeliş.

Giderek çığlıkları andırır olmuştur konuşması bir kuş angut. Ürperir hult ağacı altında pırtıl bir vardapet.


Ece Ayhan
Yort Savul

12 Eylül 2019 Perşembe

Ortodoksluklar 12

XII


Uzundur bir ad. Bulmaya çalışıyordu Fınduktar. Bir hüma türü, yokolacağını. Bilir kimden diyakos'larla.

Seçiyor urefa satrançları'nı. Korkuları ispati'nin. Ünlüydü saygısızlığıyla atalarına. Ama kınanır.


Ece Ayhan
Yort Savul

11 Eylül 2019 Çarşamba

Ortodoksluklar 11

XI


Döverdi kızlarını bir çaça yarım ağızla. Kutsal ve çişsizdir loncası Ziba'nın.

Atıyor çifteler tırtıklanmış bir kızlık. Geciktirsin için soyunmasını istanbulinler.

Sürülecektir bozukluklar biçimi. Bir kız'la müşteri bir ayının kucaklaşmasından.


Ece Ayhan
Yort Savul

10 Eylül 2019 Salı

Ortodoksluklar 10

X


Bir artıkyıl'ın son imsakiydi. Sustu bir emmebasma kara tulumba. Kurşuni bir fısıltı. Saçlarını çözmüş bir ses, dedi kimdir o?


Ece Ayhan
Yort Savul

9 Eylül 2019 Pazartesi

Ortodoksluklar 9

IX


Kardeşlerinin uçuşuna kanat uyduramıyordu bir rahibe kuşu. Üzgüye çalan bir pusluluk.

Kıvançlı majörden bir tını duyuluyor. Gregoryus çeşitlemeleri, koyu bir tablatura yazısıyla.

Bir ırmağa ulaştıklarında, günlerce kıyıda duracaktır. Kendini tutamıyordu, hem dul hem çocuk.


Ece Ayhan
Yort Savul

8 Eylül 2019 Pazar

Ortodoksluklar 8

VIII


Tilki basmış bir kadındır görgü tanığı. Yoksul bir tefecinin evinde toplanmaktaydılar.

Bir iz bırakmak çabası mıdır? Söylenerek yazdırılmış bir dövme. Güllabici'lere.

Döşeme kırığını onarır vire. Sünnetli bir Hristos. Karışmış aralarına. Neyi değiştirdi?


Ece Ayhan
Yort Savul

7 Eylül 2019 Cumartesi

Ortodoksluklar 7

VII

Filiz Lenger için


Bindirir ata Barduğomeos'un sağ eli, bilmezlerin Mikael'ini kuşkular. Sürer çirkin kan Ruzukan'ı kaygılara oğlan yedi nal. Gizlidir bir yeninde benzeri kadın.

Yumulur bir İbran uykusuna yolda.

Vurur kıyıya bir denizkızıyla üzerine kenetlenmiş, alımlı ölüsü Mikael'in. Yeter anlatmaya birkaç renk: yalın kara, camgüzeli yetiştirirdi, öterken bir kuş hüt hüt.


Ece Ayhan
Yort Savul

6 Eylül 2019 Cuma

Ortodoksluklar 6

VI

Konuşmaların uzun saltanatlısı. Bir kadınla duruşuyoruz ayakta.

Donanmış varak'larla. Değil çekilmesi denizin, açıklanması bile ilgilemezdi.


Ece Ayhan
Yort Savul

5 Eylül 2019 Perşembe

Ortodoksluklar 5

V


Bir öncüldür seçmiş yanlışı Kirmastorya Kırılır düşen sodomita'lar cihannüma ve çitlembikten. 

Denizi geçer sevişir. Araştırır parmaklarıyla, bulur bir ut yeri. Lût'lar topluluğuna katılır.

Raslantılar üzerine gelebilir. Felaketi boş bir köşke taşırlar her zaman, kanaviçeden anlayan.


Ece Ayhan
Yort Savul

4 Eylül 2019 Çarşamba

Ortodoksluklar 4

IV


Çıkarır bir sandık Köse Kâhya iskeletidir yüklükten. Bindallı, hortlamış, sürpik ağızları kullanan bir Akkadın.

Emzirir bir taşçocuğa yazgısınımor. Nerden kalmıştırdı takılıp bir gelin teli saçlarında darmadağın. Toka gümüş.


Ece Ayhan
Yort Savul

3 Eylül 2019 Salı

Ortodoksluklar 3

III

Neyi içerirdi acaba? bir tığ işi bürümcüğünde bir köçek'in. Dört ayaklı çiçek yüzlü bir kuş.

Dalıyordu sarnıçtaki yağmur suları uykusuna, bir dibek tokmağı. Pırlanta bir alışkanlıkla.

Yukarı deyişleri yansılar, sabundan küpeler, bir hamamname. Asılıydı başuçlarında bir tef.

İğdiş atlar koşturulmaktadır her yöreye. Metamorfosis gömütlüğüne akıyordu bir yüzyazısı.


Ece Ayhan
Yort Savul

2 Eylül 2019 Pazartesi

Ortodoksluklar 2

II

Seriyor zambaklarını kıskançlığın bir delikanlı. Yeraltı gömütlüğü açık.

Bir madrigal söylüyor Gesualdo da Venosa'dan. Yazıklanmanın kamburu. 

Kunduz karnı bir kadına, beklenmedik bir çılgınlık daha giyindirildi.


Ece Ayhan
Yort Savul

1 Eylül 2019 Pazar

Ortodoksluklar 1

I


Tek konuşulur yüzüdür bacaklarının arası. Sakal ve bıyık da bıraktığı. Dönmez bir sapkının. Üzerine bir dedikodu. Yaklaşmaz kadınlara buyrulduğu gibi. Kışkırtır kuşkuları. Başındaki sorguç ve bir berbername. Gömdürülmüştür diri diri toprağa ve başaşağı. Ürker ve parlar birkaç katana ötede. Neden anlamıyordum.

Tutunur bir utanç ince. Bir kız limon yanığı. Saçak altlarında dolaşır erkeğinin. Açılmıştır kapıların kilitleri kendiliğinden. Kıpırdanır bir kefen. Gebelenmiştir yatarak üzerine ölünün. Bir kilisede işlemeyen. Bataklıklarda büyütmüştür çocuğu. Neft dökerek yakıyordum bir mektubu da kuş zarflı balmumu.

Arık bir çocuğun yüreğindeki eğriliktir. Bileğinde doldurulmuş ve bütün bir atmaca taşıması. Çalışır toplamaya tüylerini. Yazdırır göğsüne zafranla. Yinelediği bir sözcük kezlerce: Erselik! Sevişir ısırarak kendi ağzını. Çalar lavtasını yılgının elden düşme. Malta Yahudisi'ni okuyordum. Barındığım bir sandukanın içinde.


Ece Ayhan
Yort Savul

31 Ağustos 2019 Cumartesi

Hangi Şiir Topal Çocuklarını Toplar Sokaktan?

"İşte şom büzüklü Manoli. (*) Uzlaşmaz tutkusu değişim. Kulağının arkasında bir bülbül çitat. Kargir bir kilisesi var. Tahta bir çan.

Boylu boslu bir mutsuzluğu geçirmiş ele. Nakışlı bir tavanı delip ölülerin salısı. Topuğunun üzerinde döner. (**)

Çürüğe çıkarılacak bir tümce: Saçları kurşun ağırlıklı Ustangul Türkçesi. Yerine, çözülmez karmaşıklığı bir halk şenliği. (***)"


Ece Ayhan
Yort Savul


(*) Sarı devletin kira evinde oturur.
(**) Umulmadık bir ayrımı alır götürürdü nerelere.
(***) Gözü akmış bir çocuk elinden bir resim.

30 Ağustos 2019 Cuma

Artık Atından İnmeden Sevişmeye Alışmalısın

"İşte bir Bok Ana ki kızlarını sünnet etmiş. Bir ölünün(*) kulağını dinlemesinler sıkı ağız. Bir karının oğlunu diriltmesinler dul.

Bir talikayla getirirler Niyazi adında bir geyiğin çektiği. Buz tutmuş bir delikanlıdır iyi gözlü dilsiz. Makedonya'da(**) düşünülmeyen.

Hırçın bir belleği sergileyebilir bir gizli kapak. (***) Bin lacivert güvercinle. Kasabalar kapanmıştır ve bir postnişinden korkulur."


Ece Ayhan
Yort Savul


(*) Amber içinde saklı bir ölünün allarla geçen kimselersin oglanlığı.
(**) Makedonya ay bir köpekle çıkmış uluyordu.
(***) Kemlilerin mutluluğu öldürülür içindir.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Vişneçürüğü Şiirler

1. Kapkaragümrüklü ölçüsüz ayaksız Ali çocuklar
Asılmak bilirsiniz kesin tehlikeli ve yasaktır
Edirnekapı - Bahçekapı sarı kamu tramvaylarına

Haramiler Durağı'ndan Beyoğlanlıları öne alır
Ve delip geçer yedi kenti saatlerin en köründe
Halk kipiyle voyvooo! Ölüm! — ölüm! tramvayları
Ardınca siz vişneçürüğü şiirlerimi bırakmıştır

2. Duyduk duymadık demeyin ha altıparmak çocuklar
Tam da kalfalığa giderken lekelenir çıraklar
Uyurlarken dahi o parmaklarındadır yüksükleri
Parça başı dikişler çıkabilir diye düşlerde

Kim bilir kaç şiirdir kamburu göğsünde bir çocuk
Bir silkinecek ve bütün askeri okullara girecek
Karartma benizli bir roman çocuğu arkadaşı da
Demirkapı dolaylarında asker - sivil terzisi olur

3. Ali Korna kâğıdına basılmış parlak çocuklar ise
İstanbul padişahlarına çıkartılırlar beş numara — iyi mi?


Ece Ayhan
Yort Savul

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Denizin Altındaki Bandolar

İşte ölüm şu derin taçlı şiirdir bak
Duman adamları maskeli katanalarıyla geçiyor
Çalan bir bandonun eşliğinde
Şimdiye dek ölünmeyen kentimizin üzerinden
Hiç değilse sokaklarında

— Sayın padişahım muhbir
Denizin altındaki bandolar da çalıyor muydu?

Parmak çocuk sorusu karşılığını da içinde taşır

— Ama şurasını unutuyorsun hep
Boğuldukları zamanki yaşlarıyladır çalgıcılar

Herhalde böyle bir şiire başlayan onu bütünler.


Ece Ayhan
Yort Savul

27 Ağustos 2019 Salı

Gökyüzünde Bir Cenaze Töreni

Düşmemiş Hezarfen Efendi'yle karşılaşır mı acaba?

Bir bakmışım baloncusu uçmuş kan mavisi balonlar
Kuşların vurulduğu mevsim Üsküdar iskele alanında
Bir bakmışım gökyüzünde gömülmez bir cenaze töreni
Ve aşağıda, yıkanmış balonlar demetinin başında
Kurşun ayaklı bir parmak çocuk, kırılır ağlamaz
Ölümü ustaca oyalayan babam öldürülmüş ben satarım

Kopmuş bir kocakarının da eteklerinde azat kuştan
Oğlum öldürülmüş ben satarım Üsküdar iskele alanında.


Ece Ayhan
Yort Savul

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ala Ala Hey

Ey erkek Şehrazat! Suriye mantığı
Aydınlık bir el yazısını buruşturan
Ey son taksitlerini yatıranların kentindeki okuyucu!
Her yakın zulmün küçük hisseli uzak ortağı

Bütünleyemez mi sanıyorsunuz çalışır bir şiir kara
Yukarda parçalanmış yüzleri
Türkiye mezarlığının derinliklerinden çıkarıp

İşte rıh ve hokka!
Zulme karşı hadisler derleyen baba ve
Koşarlı ayaklarıyla oğul

Mahmuzlu bir su üstü gemisi sığlığa oturmuştur
Uzun ölülerin gömülmeleri uzamış denizlerdeyse
Hiç bitmez

Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi

Ala ala hey! Artık şarkı olacak
Şiirin döndermesine genç hallaçlar ve
Kuşbakışlı çocuklar karşılık veriyorlar
Salarak gürlüklerine göğün uçurtmalar, hurra!


Ece Ayhan
Yort Savul

25 Ağustos 2019 Pazar

Şiirin Deniz Kıyısındaki Sesi

Denize atılmış şiirdir bence
Yurtsayan, yurdu bilinmeyen bir yıldız

Şiirin deniz kıyısındaki sesine bırakılmış ölümdür
Yanacak sarayların kestiği bir, yarım ay.


Ece Ayhan
Yort Savul

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Arapların At Koşturmaları

Açıl Doğu açıl! Açıl dağarcığım
Açıl Arapların at koşturmaları açıl!
Davulun eski arkadaşıyla başlıyoruz
Ya kısırlığını yitirmeyen

Ve bacadan giren bir adamın kara gece
Ya öldürdüğünü ya öldürüldüğünü de bilerek
Bismillah tû Hafız Post
İnsanoğlu babasızdır

"Bir dahaki gelişte dünyaya, nehir yollarından döneceğiz"


Ece Ayhan
Yort Savul

23 Ağustos 2019 Cuma

Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur

1. Şöyle böğürüyor bir kambur

Kardeşler! Deniz geçen ahali! Erken kalkalım
Köroğlunun koynundan biraz
Kalender ilk vapurumuzdur
Gidiyor yunuslarla yarışacak

Üstünde nasıl geçirmiştir
Geceyi iskelede tehlikeli denizin

Gemi arslanı Bursalı bir anadır niçin
ölü çocuğunu nüfusa yazdıracak

Niçin zurnalaşmış bir zurnacı
Göndere çekmiştir kendini kıçta


2. Şöyle de böğürebilir bir kambur

Öksüz çocuklar! Deniz cenazesi babalarınızın
döşeğinden, peki yetimler pazen?

Tabiatı eleştirmeyiniz sakın
Kuş yapraklarını döktüğü için

Dokunmayın çocuklara sabah
sabah ulan! Loncaya yazılmadan

Şairlikten kesilenler kolu! Hiç
olmazsa kamburların ölümünü tabiattan bilmeyiniz


3. Vaktinizi alacak bir kambur

Mor biletli yolcular! El değiştiren halk kartları!
Ne kadar az yer kaplıyorsunuz

Sırtını bacaya dayamış gece görevlisi bir ölü
yıkayıcısının yorgunluğu akıyor
Bilir misiniz kendisi yeryüzünden yanadır hayatta

Otuz üçlerde sudan başlamış bir kan
davası üzre ayakta bir laz oğlu
Kasımpaşa zindanına işkencelere götürülüyordur
İki kurtun eşliğinde ve arasında


4. Dağ hamamında yıkanmış bir kambur

Belli ki kaçmıştır çok ağır cezalı bir çocuk
Kurulu zulmün yetiştirme yurtlarından
Çakıyla kazımıştır içerden kapısına
Kuş dillerinde olmaz bir helanın şahlığı mahlığı

Geçme oğlum geçme süründürürler
Namık Kemal köprüsünden insanı

Arı yapayalnızlığına çömelmiş gazeteye bakıyor kara
yeldirmeli kurşuncu bir nine
Askeri mızıka okuluna giremeyiş
sınavları yedek aday listesi

Her yıl arar ve bulur ve sarsıldığını kimse göremez
İdam edilmiş torununun ilk adını


5. Dikişi temiz iğneardı bir kambur

Irgat mahallinde ilk derse ve hiç
bir derse girmeyecek dudak tiryakisi iki öğrenci
Şiiri devamlıdır maalesef sesi dışarı
vermeyen yüksek ve alçak kaldırım sinemalarının

Giderler harçlıklarına eserse
Haliç vapurlarıyla Zap Suyu'na

Bir körlüğün de beyaz sesi tiz
Ayvansaray tezgâhlarında kalafatlanmıştır


6. Varolabilmek içindir bir kambur

Utanıyor Kısıklı'dan bir kızın eprimiş hırkası
Karşısındaki bir Üsküdar sultanıdır
Ezelden beri oturmuş bıyıklarının kapı önüne

Biletçiyle tartışıyor bir kocaoğlan
Biletsiz ayıcısı İcadiyeli çocuk nedeniyle

Hey gidi farketmeyen para kardeş!
Tedavülün kaldırıldığını töremizden


7. Anlaşılmayan muhasebeci bir kambur

Ey atlaslarda eski coğrafyalarda
Yerleşecek toprak arayan halklar!
Yıkıntılarımızdaki incir ağaçları

Değdi ilk mahmuzumuz son İstanbul'a
Yüz çocuk boşalttı ki ebru işçisidirler

Kalender yolcuları da sarışın çırak
Karaşın usta olmuş dağılıyorlar dağılmasınlar

Bolahenk bir bando mızıka tınlıyor kıyıda
Kontrbasist yarbay Alman Lange Bey şef


8. Kendi kendinin terzisi bir kambur

Bir kat adamlığını da dumana vermiş
Üsküdarlı kalender şair arkadaşlar hey!

Sizi buraya bizi bugünlere esenlikle getiren
Tek kürek kayıkçılıktan yetişme azgınlığımıza
Gerçekte kancığın kendisi kıçın kıçın yanaşmıştır

Çünkü her kambur biraz şair bir ailedendir
Toparlarsak kendi kendinin çırağı da olabilir
Ölü sözcüklere ve çocuklara can vermek için
Hangi marş iki kez çalınırsa yeryüzünde unutmayın
Hem usta hem çırak bir kambur içindir.


Ece Ayhan
Yort Savul

22 Ağustos 2019 Perşembe

Der Lernende

Erst baute ich auf Sand, dann baute ich auf Felsen.
Als der Felsen einstürzte
Baute ich auf nichts mehr.
Dann baute ich oftmals wieder
Auf Sand und Felsen, wie es kam, aber
Ich hatte gelernt.

Denen ich den Brief anvertraute
Die warfen ihn weg. Aber die ich nicht beachtete
Brachten ihn mir zurück.
Da habe ich gelernt.

Was ich auftrug, wurde nicht ausgerichtet.
Als ich hinkam, sah ich
Es war falsch gewesen. Das Richtige
War gemacht worden.
Davon habe ich gelernt.

Die Narben schmerzen
In der kalten Zeit.
Aber ich sage oft: nur das Grab
Lehrt mich nichts mehr.


Bertolt Brecht


Türkçesi - Öğrenen Kişi

21 Ağustos 2019 Çarşamba

Öğrenen Kişi

Önce kumun üzerine kurdum, sonra kayanın.
Hiçbir şeyin üzerine kurmadım artık
çökünce kaya.
Sonra yeniden kurdum sık sık
kum ve kayanın üzerine.
Öğrenmiştim ama.

Kendilerine güvenip de mektubu verdiklerim
çöpe attılar onu.
Ama hiç önemsemediklerim
bulup geri getirdiler bana.
Öğrendim böylece.

Yapılmadı buyurduklarım.
Gelince gördüm ki
yanlışmış.
Yapılmıştı doğru olan.
Bir şey öğrendim bundan da.

Eski yaralar acır
soğuklarda.
Ben sık sık şöyle derim ama:
Yalnız mezarın hiçbir şeyi olmayacak
bana öğretecek.


Bertolt Brecht
Çevirenler: A. Kadir - Gülen Aktaş


Orijinal Almancası - Der Lernende

20 Ağustos 2019 Salı

Fotoğraf

Bir resmim geçti elime
Sınıf arkadaşlarımla çekilmiş
Ben kime içerlemişim bu kadar yine
Öyle bir hal var ki yüzümde
Olsam olsam daha onyedisinde

Bir şey ki beni her zaman deli eder
Belli ki yalvar-yakar zorla çağrılmışım çekime
Yine üstünde bütün uşaklığı Melih'in
Valinin oğlu yine en önde
Daha Ankara Lisesi'nde.


S. Aldanır


Şairin açıklaması: Böyle bir fotoğrafın olmadığını, bir öfke sonucu bu şiirin yazıldığını, ikisi de sınıf arkadaşlarım olan Melih'ın ve Ankara Valisi'nin oğlu Haldun Tandoğan'ın en onurlu dostlarım arasında olduklarını, şurada ve daha önceki yazılarımda üstüne basa basa belirtmiştim.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Doğaya Demeç

Evet biz sonradan görme biz evet sonradan olma
Siz atadan babadan görme evet
Siz hepiniz ağa biz yanaşma
Evet yürek ister akıl ister size güvenmeye
dayanmaya

Uçak havaya
Vapur denize
Vatan toprağa
Şiir lagalugaya
Aldanır'sa havacıvaya
Evet aldanırsa.


S. Aldanır

18 Ağustos 2019 Pazar

Zor Demeç

Ah ah siz
Sevgili vatandaşlarımız ah siz
Hiç kızamıyor size insan
Ta yürekten seviyoruz üstelik
Siz hâlâ çocuk gibisiniz
Hâlâ iki üç hece konuşan
Arap diyen şuna hâlâ
Şuna Yunan şuna Rus bana
Türk
Ve şuna Alaman.


S. Aldanır
Cumhuriyet, 11 Mart 2005,

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Neruda'nın Demeci

Daha ağırına giden ne var
yaşlı bir şairin
Generalim teğmenim
Ne var daha gücüne giden
bundan başka daha
Beş anakarada
Hep savunma zorunda
kalmasından
Okul basan kitap yakan
Ordusunu kendi ülkesinin.


S. Aldanır

16 Ağustos 2019 Cuma

Vatan ve Şair

Bütün tartışmamız bu
Sevgili vatanımla
"Kimin kimden alacağı var"
"Kim kime borçlu"

Oysa güç oluyor bu tartışma
Suç oluyor üstelik
Hiç bilmeyenler arasında
Vatanı ve borcu.


S. Aldanır

15 Ağustos 2019 Perşembe

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Elimin Demeci

Yooo!
Kumrular gibi düşünmek yok!
Yasak daha ben ölmeden pineklemek!
Gözükmemek eşeğe, ite, çakala!
şşşşst kalem!
şşşşst kâat!
şşşşst hokka!


S. Aldanır

13 Ağustos 2019 Salı

Kimyacı

Atatürk adamdı
Adam gibi
Adamsız bir ülkeyi
Adam etti
Adam gibi
Mal-mülksüz
Çoluk-çocuksuz
Gitti
Adam gibi.


S. Aldanır

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Semercinin Demeci

Semere koyacak kıçımız mı var
Binip de gezecek keyfimiz mi var
Bizim
Şu eşeklerle ne ilgimiz var
Şu katırlarla
Eşşekliğimizden
Eşşeoğlu eşşekliğimizden başka


S. Aldanır

11 Ağustos 2019 Pazar

Hoşt!

Sende hiç yükselme fikri yok
Pireden keneden kurtulma fikri
Kervanlara hürmet
Cami duvarlarına dikkat
Zarafet marifet sadakat fikri
Bak emsalin salon köpeği
Kimi av köpeği kimi bekçi köpeği
Sen oldum olası sokak köpeği

Al işte sana hürriyet fikri
Nato kafa
Nato mermer.


S. Aldanır

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Memleket Saat Ayarı

Osman
Sırtında şu bütün memleketi ısıtan
Senin ayaklarını hep açıkta bırakan yorgan
Bu kadar korkuyla geçmiyor musun böyle
Şu senin döşediğin yollardan
Böyle unutmuyor musun ikide bir
Bunlara ev derler işte
Şunlar hastane, şunlar okul, şunlar apartman
Hep senin o üst üste koyduğun taşlardan

Osman hep işte o taşlar
Hep bu taşlar seni vatandaş yapan
Şehrin ortasındaki heykelden
Dışındaki mezarlıklara kadar

Sen üç deniz ortasında sararmış yosun
Sen upuzun uzanmış kalmış memleketim
Her akınıyla kımıldanmıyor musun arada bir
Yine uyanmıyasıya uyumuyor musun böyle
Benim nefesim kesilir
Ağrı’lara mı Erciyas’lara mı çıksam
Yoksa artık alay eden seninle
Şu aydan mı, şu yıldızdan mı, şu güneşten mi
Söyle nereden
Şu mezarlıklardan mı
Nereden çıksam da bağırsam
"Artık yetişir yetişir Atatürk gelmez ikide bir
Gelmez kırk yılda bir milleti kendine iş edinen şair
Sen akar sularına kadar durgun
Şarkılarına kadar mahzun memleketim."


S. Aldanır
1947

9 Ağustos 2019 Cuma

Olamaz!

1. Üç Şubat. Saray'ın arkalarında bir yerlerde; daha Süleymaniye Camisi çıkılmamıştır; Sinan kalfalarıyla dolaşıyormuş.

2. Çıraklar ölçüyorlar. Boğaziçi açık, Haliç koyu gözüküyor. Eminönü'nde yelkenleri direklerine dolanmış takalar, çektiriler.

3. Sinan yalnız kalmak ister esmerliğiyle. Kalfalar çekilmiş, çıraklar uzaklaşıyor. Ortada dört ve çatık kaş düşünülmektedir.

4. Saatler sonra bir kapı aralanır deriden. Kavuğunu eğmiş, pabuçlarını giyerek yürür alandan. Mekteb'i ve Darüşşifa'yı da tümlemiştir.

5. "Hammalan-ı puşt" Farsça bakıyor. Aylak bir suhte de seğirtiyor köşeden. Bir gerçekliğin nasıl parçalandığını bilmiyenlere olamaz!


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

8 Ağustos 2019 Perşembe

İki Alay

1. Bir sadrazam ölmüş; faytonu yokuş aşağı Sirkeci'ye götürülüyor eller üzerinde. Kara bir gemiyle Eyüp Sultan'a gömülecektir.

2. Yerine atanan bir istimbot da rıhtıma yanaşmış sarı şeritli ak. Yukarı hükümete iktidara çıkıyor.

3. İki alay karşılaşır yolun ortasında. Bir gelgit. Ağır ve sert bakarlar birbirlerine durmak eylemi.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Deniz Kıyısında Bir Otağ

1. Ordu bir sefere çıkıyor. Bilinmiyor nereye gittikleri. Kocalmış bir boğa çökmüş.

2. Ölümün üzerine bir otağ çatar Osmanlılar.

3. Üç oğlu vardır; en küçüğü Cem, Beyazıt en sarı. Haberler salınır taht'a ulaşamayana vay!

4. On iki gün ve gece kalır bir otağ, kök boya, Gebze.

5. "Fatih kokmadı mı?" diyedir düşünürmüş sepici Kemal, Şehzade Adaları'na karşı.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

6 Ağustos 2019 Salı

Kapaklı Saat

1. Kellesi alınmak üzre Mermer Denizi'nden çağrılmış ve aptesi atılmış adam
yaşlıdır;
"gençtir yeşildir kıymayın!"
ya da gençtir;
"etmeyin yaşlıdır mısırdır!"

2. Halet Efendi çakmak gözlüdür. Akrebi düşmüş saatinin kapağını açmıştır.
Araya girenlere karşılığı;
"bre her zaman orta yaşlı adamı nerden bulacağız!"

3. Ki diyebilecek Öküz Irmağı'nda ve dahi Ötesi'nde kapaklı saat yoktu?


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Ah Tanzimat! Ah Tanzimat!

1. Sarışın bir Bursa valisi, çekmiş kılıcını, vurur da vurur kuştüyü yastıklara; duvardan koparmıştır.

2. Ah Tanzimat! Ah Tanzimat! Düzyazıya dönüşmeye başlamış bir vergiyi Defterdar'a toplattıramıyormuş.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

4 Ağustos 2019 Pazar

Ortaoyunu

1. Erkek hastalar kadın, kadınlar erkek kılığındadır; Mehmet Akif Paşa günlük'ünü yazarken şahnişinde.

2. Topluluğu bulmak için başhekime başvurunuz!


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

3 Ağustos 2019 Cumartesi

Nigari Böyle Yazdı

1. Kara bir gülü koklatabilmiştir bir küçük nakış Barbaros'a.

2. Uykusuz sevgilisine "Nigari böyle yazdı" der diz üstü.

3. Kesikbaş'lara baka İtalyanca konuşmuştur.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

2 Ağustos 2019 Cuma

Riyaziye

1. Karagümrüğü'nde hekimler meşk edecektir. Hangi makamlar hangi alaturka hastalıklara gider?

2. Daha peşrev. Sokak kapısı tokmağı çalınır. Helası içerde konağın afili uşağı gelmiştir karşıki.

3. "Bizim paşa haber gönderdi, fazla gürültü etmesinler, ben riyaziye çalışıyorum."


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

1 Ağustos 2019 Perşembe

Pes Ben De Cumhuriyetçiyim

1. Konuşuluyordu mahallelerde iç ve dış, Enver çıkmış! ve 28 atlı.

2. Koşup gelmişlerdi kasnaklı davulların dövüldüğü hoş Sancak'a.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Bir Geyik Resmi

1. Resneli Niyazi geyiğine de getirmiştir Amasya'dan İstanbul'a. Ağaçlık bir koru muşambası.

2. Geyik öndedir, orta, dişi adı bilinmiyor, insan çıkacak deliğe bakıyor, yüzünün bir anlamı yok.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

30 Temmuz 2019 Salı

Çarşaflı Bir Ölüm Yatağı

1. Ihlamur Köşkü'ndeki toplantıya yatağıyla getirilmiştir. Lazımlık da. Hem etsin hem konuşsun.

2. Ağız kapışması olur bir ara. Hüdavendigar livası, köşk, mülkler tehlikededir.

3. Lazımlıkta otururken kıpkırmızıdır padişah. Öfkeden mi ıkınmadan mı? bilinmiyor.

4. İşte burası anlaşılamamıştır yazmanlarca. Tarih hocaları tartışır.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Anka

1. İmzasız bir yazı yayınlanır bir gün Babıali'de. Boğazlar üzerine bir ankabakışı Çamlıca'dan.

2. Pembe Konağı bir yağmur alır, tüm iktidar ayaktadır. Kim yazmıştır?

3. Öğrenilir; ve herkes üç oh! çekerek oturur devlet koltuklarına.

4. "Ha, şu bizim şair Yahya mıymış? yerdeki" demiştir Talat Paşa.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

28 Temmuz 2019 Pazar

Bir Vergi Kitabı

1. Hiç çözülmemiş çözdürülmemiş bir odun sobası, yaz aylarında dahi.

2. Bir vergi kitabından korkulurmuş hem dışarıdan hem dışarlıklı.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

27 Temmuz 2019 Cumartesi

Kör Bir Çeşme

1. Dervişler kendi deneyimlerinden konuşuyorlardı. Buğday! koruk! boncuk! ünleyen Beylik bir kapaklanmaya görsün. Sekiz şehzade, dokuz tahtı İznik'e kaçıran, dört düzmece... vardık V. Mustafa'ya.

2. Ve bir kör çeşmenin içinde, zalim bir padişahın zamanında doğmadık diyedir dövündüler dervişler.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

26 Temmuz 2019 Cuma

Melankolya Çiçeği

1. Yelekli Tevfik ve arkadaşları, bir ada ararlar. Sıkılmışlardır Rumelihisarı'nın uzun gecelerinden.

2. Piri Reis'in uçsuz kara noktalarına, küçük ölçekli sözlüklere, Beyoğlu atlaslarına bakarlar.

3. Yatak odaları sabah güneşi görecek, salon limanı alacak, çalışma masaları da dağ görünümlü.

4. Ve bir melankolya çiçeği, saksıda; suyu düzenli verilecek, yeri değiştirilmeyecek.

5. Bir türlü bulunamaz 'ada', takvimsiz saatsiz.

6. Bir çiftliğe fit. Manisa'ya bir arkadaşlarını göndermişler... Hayır! Gerdanlık tarihleri yazıyor.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

25 Temmuz 2019 Perşembe

Enel Hak

1. Bir saraylı hanım eteğini sıyırır, pirinç bir mangala oturuyor ve kalkamaz.

2. Bir yanlışlık da çakılabilir kütüklere, küçük ve yanar.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Kardeşçe Fuhuş

1. İki kardeş. Biri haremlikte öbürü selamlıkta. Küs.

2. Hiç evlenmemişler. Yalnızca bayramların ilk günlerinde buluşurlar ve kardeşçe fuhuş.

3. Şimdi garsonlar Hüsnütabiat'ta onları hangi masaya oturtacaklar?


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır



23 Temmuz 2019 Salı

Devriye Kapısı

1. Dolu dolu bir kayığı koşturuyorlar tulumbacılar omuzlarında .

2. Devriye Kapısı'ndan Devriye Kapısı'na yine; Blakarnai.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Karartma

1. Kendi kendisinin önünde oturmaya mahkum Eyüplü bin ana.

2. Karşılar Sütlüce ve Çıksalın. Lambalardaki gazyağlar bitmiş.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

21 Temmuz 2019 Pazar

Siga Siga

1. Çengelköy İskelesi'nden biniyorlar Kalender'e sabahın körü. Pazarları dışarda.

2. Eminönü'ne varıncaya dek alabora oluyor gemi siga siga. Çok Lazlar'ı, az Rumlar'ı da dökmeden.

3. Ve ahşap kiracılar kente doğrulmuş olarak giriyor.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

20 Temmuz 2019 Cumartesi

Kârhane

1. Beyoğlu'na yazılacaklardır. Gaga burunlu bir çaça der: "Siz sermayesiniz ayol!"

2. Susarlar götüoturu; Zürafa Sokağı, Galata.

3. Cıgaralı bir ses der: "Hiç bile, benim nüfus kağıdımda 'ağır işçi ekmek karnesi verildi' duruyor."


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

19 Temmuz 2019 Cuma

Demirbaş

1. Düsturlar arasında bir şiir kitabı. Konsolun önünde topluca resim çektirilecek olunursa adı okunmuyor.

2. Demirbaş, sıkı el yazması ve gizli koşuklu.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

18 Temmuz 2019 Perşembe

Bir Hamam Aranıyor

1. Süleymaniye delileri, yunmuş yıkanmış olarak, gizli gemilerle bir yarı gece Üsküdar'a taşınmıştır.

2. Bir hamam aranıyor. Hanedandan Nurbanu Sultan civan tellaklarca, zamanımızın güllabicisi Hıyar Selim Kocakarı natırlarca keseletilecektir.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Ürkü

1. Yazın. Bir dal yapayalnız kasabadan köye dönüyordur. Bir sürü boz ayıyla karşılaşır dar bir geçitte.

2. Umarsız. Üstündekileri başındakileri fora eder. Anadan doğma çırılçıplak.

3. Ayılar duraklarlar, homurtuları kesilmiştir. Ormanlarında böyle bir aykırılık görmemişlerdir hiç.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

16 Temmuz 2019 Salı

Süsüne Kaçılmamış

1. Soğuk Haziran'lar kalabalıklar ölmüştü. Bir arkadaş arkalarından yürüyor.

2. Çelenkler ters çevrilir ve çiçekler, biraz çürük ama, lavanta lavanta kokmaya başlıyor.

3. Eski Mecidiyeköy'den gelenler şunu düşünmüş olabilirler. "Bu kez süsüne kaçılmamış!"


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Sivil

1. İstanbul içinde vurmuşlar bir uzakyol kaptanını. Ama nasıl güzeldi

2. yeniyetmelerin denize girmeleri sivil. Aynalı, üç bayraklı kıçlar ve Dolmabahçe!


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

14 Temmuz 2019 Pazar

Cankurtaran

1. Düzlüğü Azize Sofya. Üç ayaklı bir ağaçta boynu kırık bir adam; entari giyindirilmiştir.

2. Cankurtaranlı yavru kurtlar da geçiyorlar kepleri ve trampetleriyle ayazda.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

13 Temmuz 2019 Cumartesi

Kadınlar Yağmuru

1. Bir oda kiralamıştır Ora Çağ'dan. Yer yatağında yatıyor.

2. Giriyor bir kumru içeri camdan çatlak. "Burada soyunabilir miyim?" der.

3. Ve kadınlar yağmığa başlıyor eski kente.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

12 Temmuz 2019 Cuma

Madytos

1. Asya'da karanlık karanlık karanlık bir topluluk. İnsan saati olarak bir Perşembe, Ekim.

2. Bir tuğla parçası kaydırıyor denizde bir Madytos.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

11 Temmuz 2019 Perşembe

Sürümdeğer

1. İşlenen iki incir çekişiyor. Bin liralık kadınlar, yüz paralık değil. Basmane İzmir'dedir.

2. Katarlarla döner sürümdeğer Şişli Terakki'ye. Milyonluk kadınlar, yüz papellik değil.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Görmedik

Avcılar gazalları öldürür Anadolu balkanlarında. Gazal kaçar yaralanmışsa, avcı kovalar.

Çilli gazal bir tebeşire sığınsın sözgelimi ya da bir dünya dergahına. Avcı da dalar.

İki yeniyetme kara tahtayı siliyorlardır ya da çamaşırlarını çiteliyorlardır.

"Buraya giren bir gazal gördünüz mü?" der Şahmardan.

Sınıftaki ya da avludaki gazallar; 1971 yaz ayları Çengelköy'üne geliyoruz; "hayır" derler, "görmedik!"


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

9 Temmuz 2019 Salı

Michael Kohlhaas

Padişah Gözlü Oğlum'u açtığımda sormuşum; "Michael Kohlhaas nasıl yazılıyor?"

en güzel dünyacası Kantarlık'ın bir şey konmamış.


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Hero ile At

Sestos'da zeytin ağaçları altında, Boğaz'ı yüzerek geçen, gece renkli bir At'la sevişir Hero,

Sizin Topal, Akhilleus tavlasının yıkıldığı Naraburnu'ndan atlıyor denize; tutturabilmiş midir Akbaş'ı?

Abydos'da kızgın demirlerle dağlanmış, hayıtlarla kırbaçlanmış 'dere', aşağıya Ege Denizi'ne akar.

Dikizci rahip, Hero'yu Asya yakasına gönderir parmağıyla, genç At'ı da yanına Avrupa'ya almıştır.

"Ama argın sabahlar unutulmuş" dedi bir Ecebaba. "Kız burada kalsın. Tarihler iki türün de aşklarını taşır."


Ece Ayhan
Çok Eski Adıyladır

7 Temmuz 2019 Pazar


"...gözyaşlarımla o makbere girdim de çağladım
elden giden o dostları andım birer birer
'...bilmem ki nerdeler?' diye sordumdu onları
derhal o makbere dedi: '...bilmem ki nerdeler?'"


Nâsırüddin-i Tûsî
Çev. Hüseyin Rifat



sevmek için geç ölmek için erken
"...eksik olmaz gamımız bunca ki bizden gam olup
her gelen gamlu gider şad gelip yanımıza..."


Fuzûlî

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Sam Amca’nın İyiliği

Amerikalılara göre,
Dünya bir yana,
Birleşik Amerika bir yana, diye bilirdik.
Öyle değilmiş meğer
Sam Amca’nın tuttu gene iyiliği.

Ne kadar da acırmış
Tüm Dünya insanlarına,
Hele hele Afganlara,
On yıl önce de çok acımıştı
Iraklılara....

Ah Sam Amca!
Ne kadar duyarlısın, ne kadar!
Ne kadar ilgilisin ah!
İnsanların açlığıyla,
Ezilmişliğiyle, yoksulluğuyla,
Uçaklar dolusu yardımı,
İndiriyorsun başlarına....
Her zaman yaptığın gibi
Yanlarına değil,
Hep başlarına, başlarına,
Hep başımıza, başımıza,
Hep tepemize, tepemize,
Sam Amca!
Sıralamanda hata oldu galiba!
Önce yardım olmalıydı, sonra bomba.
Hani...
Hani, aç ölmezlerdi hiç olmazsa!
Çocuğun biri soruyordu:
Aç kalmamıza sebep olanlar,
Ve
Sam Amca’nın çıkarını kollayanlar,
Aynı kişiler değil mi? diyordu..
Cevabını bilemedim,
Sen ne dersin Sam Amca?


Kadircan Keskinbora

5 Temmuz 2019 Cuma

Ölüm ve Sonsuzluk

Ölümü son bilme
Ölümü bitiş bilme
Ölümü ayrılık bilme.
Enejisi tükenir özün,
Kıymeti kalmaz sözün.
Ruhun sonu olmaz
Ölümü yoktur onun.

Sevdiklerim!
Ölüm benden
Ağıt dizmesi sizden.
Duyacağım sesinizi,
İzleyeceğim sizi.
Tek ayrıntı
Sizin beni görmemeniz olacak.

Gelmeseniz de mezarımın başına
Duyup duyup sesinizi
Katılırım
Gözlerinizin yaşına.


Kadircan Keskinbora

4 Temmuz 2019 Perşembe

Bir Yemek Tarifi

Göz kararı umut,
El kararı mutluluk,
Ve bir baş kederi,
Hasretle dolayınız.

Dudak kararı
Öpücüklerle işleyiniz,
Üzerine bir tutam
Sevinç serpiniz.

Kısık ayarda başlayıp,
Devam edin ısıtmaya.
Söndürmeyin hiç ateşi,
Başlayana dek kabından taşmaya.
Sürdürülmelidir işlem
Dakikalarca, evet dakikalarca.

Kıvamı tatlı-sert olacak
Servis terihe bağlı:
İster soğuk, ister sıcak.
Alacağınız lezzetten ötürü,
Unutulmazdır bu tarif,
Asla unutulmayacak.


Kadircan Keskinbora

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Kitabe

Helallik dileyişin, hüzün verdi ölümün,
Rab sende razı olsun, bıraktın güzel bir ün.
O denli kuvvetliymiş kalbinin imanı ki:
Berat kandili idi, rahmetli olduğun gün.

Cumhuriyetle geldin, değişimler getirdin,
Saygıdeğer yaşadın, şeref ile bitirdin.
Şimdi gayretli ruhun hakkıyla huzur bulsun
“Mekanı cennet olsun” ardın sıra dedirttin,
Bu rahmet duaları, işte beratın senin.

Emr-i Hak vuku buldu, can evimizi yaktın
Rab senden razı olsun, altı eser bıraktın.
Mağfiretler, nimetler, rahmetler diliyoruz
Sana layık olacak İnşallah yapıtların.

Azimle, hem gayretle geçti bütün hayatın
Vedanla üzüldüler sohbet arkadaşların,
Nice nice insanlar, iyilik yaptıkların.
İyilikle karşılar mutlaka seni Rabbın.


Kadircan Keskinbora

2 Temmuz 2019 Salı

Yolun Sonu

Güneş battı, sönüyor feri son ışıkların
İndi koyu perdesi şimdi karanlıkların.
Yok artık ne beklentim, ne umutlu bir yarın,
Ne özleyip, sesimi duymayı bekleyenim,
Ne başımın düştüğü sevgili omuzların.


Kadircan Keskinbora

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Ankara Garı

Niçin?
Karamsar, umarsız iken
Niçin?
Niçin Ankara Garına gider,
Boş boş dolaşırım?

Kampananın sesi,
Kırmızı şapkalı hareket memurları,
Yolucuların telaşı
Düdükler, düdükler,
Düdükler...
Nedir beklediğim?...
Umduğum kimdir?...


Kadircan Keskinbora

30 Haziran 2019 Pazar

Yarat

İlham gelmez
Vesile olma;
Sen şiirini yazamazsın.

Her yer sisli,
Etraf puslu,
Sen uzağı göremezsin.

Bıçakla kesilir bulutlar,
Sisler yıkanır.
İlham gelir
Her yer ışıl ışıl olur.

Heyecan tırmanır,
Coşarsın.
Sarar en ücra hücreni,
Artık durulmaz önünde
Limitlerini aşarsın.

Hayat bir resim değil mi?
Beğenmediğin yerleri
Sil silginle.
Eksik kalan ögeleri,
Yaratırsın çize çize;
Hayat bir resim değil mi?


Kadircan Keskinbora

29 Haziran 2019 Cumartesi

Beyaz

Paklığın adı,
En güzel akışlı suların köpüğü,
İnsanın özü.
Renklerin anası,
Duyguların ifadesi,
Renklerin hepsi.

Beyazlıklarına at beni,
Kucakla, sakla, erit beni,
Beyazlıklarına al beni...


Kadircan Keskinbora

28 Haziran 2019 Cuma

Can Katığı

Sevinçli bir zamandı
Benim için dün akşam,
Bir tutam mektup almış,
Bütün gece okumuştum.

Gelen bunca mektuptan,
Desem ki:
Seninkiydi coşturan
Seninkiydi can katan desem
İnan.

İnan:
Ne temiz hava solumak
Ne cenneti seyretmek;
Hatırlanmaktır,
İnsana yaşadığını hatırlatan.


Kadircan Keskinbora

27 Haziran 2019 Perşembe

Ağıt

Ahlarımız
Vahlarımız boşuna
Nasıl gittin a canım?
İşte! Dualar sana...

Kutlamaya hazırdık,
Erişseydi ne olur!
Sekseninci yaşına.
Kurbanlar ettik adak
İnayetine ya Hak!
Neden vermedin izin?
Bu mutluluk çok muydu,
Onca sevenlerine,
Rabbim, bu Can kuluna?
Af bulur sitemime...


Kadircan Keskinbora

26 Haziran 2019 Çarşamba

Yaşama Sevinci


Hiçbir şeyi sevmemişsin
Hiç kimseyi de.
Kimseden de yokmuş korkun,
Eee!
Varsa yaşama sevincini
Neye borçlusun


Kadircan Keskinbora

25 Haziran 2019 Salı

Sevmek


Yaşamın kaynağı sevgi,
Sevgi tutku,
Tutku amaç,
Amaç paylaşmak,
Paylaşmak dostluk,
Dostluksa hatırlamak.
Aklımdasın.


Kadircan Keskinbora

24 Haziran 2019 Pazartesi

Akşamüstleri Sakindir

Sakin bir akşamüstü,
Kendinle hesaplaş
Eğriler, doğrular
Tart, biç
Bir hiç için miydi bu kadar uğraş?

Tatmine kavuşmamış özlemlerin yatıyor bir yanda
Ya gerçekleşmediği için kahrolduğun isteklerin?
Kendince yapmıştın üzerine düşeni
Ama, yenilgi bir rozet gibi yakanda!

Kara örgü mü, terslikler mi yanlışlar
Yoksa sen mi sorumlusun?
Pek mi mühim bunun irdelemesi?
Bu benim son "Akşamüstüm" olsun,
Benden bu kadar.


Kadircan Keskinbora
Haziran, 91

23 Haziran 2019 Pazar

İç Sıkıntısı

Mücadeleyle tükenmez,
Yanar için için, sönmez
Öyle iç sıkıntısı ki;
Eyüp sabrı buna yetmez.

Gönlüm artık kuru bahçe,
Bundan geri çiçek bitmez
Kalıcıdır bu dert bende
Hem azalmaz, hem de gitmez.

Ve gelir çatar belalar
Kimini savuştururken,
Kimileri de yaralar
Unuturum ben onları
Ne var ki; onlar unutmaz.

Ben bilirim her iş gibi,
Var bunun da nihayeti,
Beklerim de ne yazık ki
Nefes alıp vermem bitmez.


Kadircan Keskinbora
0l.04.1989

22 Haziran 2019 Cumartesi

İsimli Değirmen

Merak mı, istek mi, cazibe mi ne?
Dayanamayıp hasretine,
Geçen akşam geldim seyrine.

Gelen su aynı, cevabın aynıydı
Kapılıp boş ümide,
Girmişsin bir döngüye
Dön dur, dön dur, dön dur
Hep aynı biçimde, hep aynı biçimde.

Cılız bir su getiren,
Şu eskimiş arkları parça parça etmeyi
Bu biçimsiz dönüşe son verecek darbeyi
Bil ki; hazırlıyorum.


Kadircan Keskinbora

21 Haziran 2019 Cuma

Öğle Tezatı


Demiştim;
Bu öğlenin akşamında yine yoksun diye.
Oysa!
Öğlende de yoktun.
Yoktun, yoksun, yine yoksun.
Sırf hayalim.


Kadircan Keskinbora

20 Haziran 2019 Perşembe

Bir Goncagül

Esiyorken Boğaz'ın serin serin rüzgarı
Senle yudumluyorduk, yorgunluk çaylarını
Ruhuna işlediysek birbirimizin artık
Anacağız Yıldız'da, o Mayıs akşamını.

Ürpertiyor sanmıştın akşamın serinliği
Oysa asıl ürperten beni rüzgâr değildi:
Büyüklüğüydü yavrum,
"Başlayacak Olan"ın
Bir de kutsal sırrıydı, o Mayıs akşamının.


Kadircan Keskinbora

19 Haziran 2019 Çarşamba

Mangaldaki Yürek

Gidelim dağ evimize,
Sığınağımıza,
Yuvamıza.

Büyük mü merakım?
Özlemim
Cancağızıma...

Hissedebiliyordum,
Ama bilmiyordum
Yüreğimdeki yangını.
Vereyim sevgimi
Alayım öpüşlerimi
Bakmadan,
Çoğuna azına.


Kadircan Keskinbora

18 Haziran 2019 Salı

Yağmur

Yağmur camları dövüyordu,
Dudaklarım tenine değdiğinde.
Soluklarımız karışıp
Gök gürültüsünde eriyordu.
Yağmur camları dövüyordu.

Düşler olmasa...biz
Kuralların esiriyiz
Yağmur camları dövüyorken
Sımsıkı tutuyordu,
Birbirini ellerimiz.

Öp, avuçla, sık, dişle
Yağmur camları dövüyordu
Kucakla, okşa, söyle, bağır
Ruhunu bağrıma işle.

Yağmur camları dövüyordu
Karnım karnını
Yağmur...
Gökten boşanırcasına.


Kadircan Keskinbora

17 Haziran 2019 Pazartesi

Kız Kurusu

Söylemeyeceğim adını
Bilir de tanırsanız
Gücenebilir bana.

Pek hoş, bakımlı ve güzeldi
Hep taralıydı saçları
Candan ve edalı gülümseyişi
Gösterirdi düzgün dişlerini.
Bacakları inceydi,
Ama olurdu böyle kusur kadı kızında bile
Mevzun vücudu, uzun boyu ile,
Yaktı nice divanenin yüreğini.

O'nun ilgisi dersleriydi,
Sınavları.
Sınavlara girmekti hobisi,
Kimselerin girmeye yanaşmadığı.
Aşamalar vardı onun gerçekleştirmesi gereken.
Sevgilileri kitaplarıydı.
Aferin O'na!
Sınavların hemen hemen hepsinde başarılıydı.

Derken zaman,
Her zaman olduğu gibi
Aktı gitti su gibi.
Ve nihayet farketti:
Memeleri, kalça ve uzuvları
Başka işlere de yarıyordu.
Cinselliğini keşfetti.
Lâkin;
O artık bir kız kuruşuydu.


Kadircan Keskinbora

16 Haziran 2019 Pazar

Uyanış

Rutin adımlarıyla
Her zamanki gibi yürüdüğü yolunda
Bir gün farketti ki,
Duvarlardan biri
Sıra sıra uzayıp giden duvarların biri,
Bir bahçe duvarıydı.
Bahçe duvarından taşan gül dalları ne güzeldi meğer.
Mümkün değildi
Bu güzelliği,
Bu güzel çiçekleri görmemek,
Onları görmemek körlüktü.
Önce irkildi,
Silkelendi sonra
Ürkek adımlarla yaklaştı
Bir tür korku kaplamıştı içini.
Yemyeşil dallardan
Kan kırmızı renkli goncalar mı fırlamıştı?
Bir serap mı yoksa bu?
Diye mırıldanarak,
Tekrar tekrar seyretti
Bu güzelliği.

Bu günün öncesi,
Ona kalsa,
Ununu elemiş, eleğini asmıştı.
Uzuun ve yorucu yolculuklar sonunda
Limana sığınan bir gemi gibi
Hissederdi kendini.
Yolculuk etme zamanı çoktan geçmişti.

Oysa bugün!
Yolunda bir bahçenin
Var olduğunu farketti.

Daha doğrusu,
Bahçe duvarından taşan çiçek dalları
Bu sıradanlığın yolunu kesmişti.


Kadircan Keskinbora

15 Haziran 2019 Cumartesi

Bir Eros Çağrısı

Gökyüzü aydınlığı bulunur gümüş tende
Özlü bir sükûneti keşfedersin sesinde
Kasvet dolu geceler erir sevgi selinde
Güler yüzlü bir peri değdirse çubuğunu.

Ecem sen değil misin kuğum, kuzum, sevgilim?
Lâyık düşer mi bize hasret kalmak güzelim?
İçime gün doğuyor, ismin geçince yârim,
Meğer geç anlamışım gönlün kavrulduğunu.


Kadircan Keskinbora

14 Haziran 2019 Cuma

Bölüşüm

Çok koştum, çok iş yaptım
(Öyle sanıyorum)
Kaçmadım kolayına,
Çok şeyler verdin şükür
Şükür, çok şükür sana.

Epey dertleniyorum,
Herşey yolunda gider mi diye?
Çok yoruldum çok.

Caanım Tanrım!
Senden geldim sana döneceğim.
Ne edindiysem sen verdin.
Acılar da dahil
Onları da nimetlerinden sayarım.
Artık hiçbir şeyi dert edinmiyorum
Nasılsa her şeyimizin sahibi sensin.

Lütuf buyurup kabul et lütfen:
Senle iş bölümü yapalım.
Bundan böyle benim tarafıma
Keyif çatmak düşsün
Ağustos böceği misâli
(O da senin yarattığın)
Çalıp oynayacağım.
Tasalar sana, çözümler sana
Herşey senden gelip, gider ya sana
Hesap vermek de düşsün senin tarafına.


Kadircan Keskinbora

13 Haziran 2019 Perşembe

Kavruk

Saatlerce, saatlerce
Üzerinde ıslak çimenlerin,
Nasıl da sevişirdik.
Bir keresinde
Yağmur da yağıyordu üstüne üstlük.
Hiç üşümezdik nedense?

Anımsarsın;
1 Ocaktı, Adada,
Güneşli, rüzgârsız, pırıl pırıldı hava,
Deniz çarşaf gibiydi
Yine üşümemiştik o mevsimde bile
Yüksek ağaçların koyu gölgesinde
Yanıyorduk.
O kuytular,
O güzelim ağaçların yaptığı kuytular
Mekânım izdi.

O yerleri mi özlerim sanırsın?
O yakıcı öpüşün,
Bütün özlemim.


Kadircan Keskinbora

12 Haziran 2019 Çarşamba

Fetih


Bir fetih çılgınlığı
Verir,
Bir keşif mutluluğu.
Tek tek çözüşüm
Düğmelerini.


Kadircan Keskinbora

11 Haziran 2019 Salı

O'na Güzelleme


Jelatin gibi şeffaf, berrak, ilgi çekici
Ahenkle yakışmıştır, görüntüsü ismine
Lezzet verir sohbeti, ilâç etkilidir sesi
Endamı bir kirpik gibi kıvrak ve ince.


Kadircan Keskinbora

10 Haziran 2019 Pazartesi

Ellerin


Etrafım dedikodu
Tepemde leş kargaları
Arkamda tufan
Önümde yokuşlar
Çalkantılar,
Kaygan zemin
Bu fırtınalı denizde
Sakin bir koydur
Ellerin...


Kadircan Keskinbora

9 Haziran 2019 Pazar

Sevgi Sınıflandırılmaz

"Yalnız dostuz" iddiası niye?
Neler hissettiğini ben anlıyorum
Anlayamıyor musun sen
Kendi duygularını?
İnkâr etme!

Bir beklentim yok,
Taahhüt altına da girmezsin,
Kabullendiğinde.
İtiraf et,
Hiç olmazsa kendine.

Dostum!
Güvencim!
Dostluğun temeli "sevgi"değil mi?
Senden isteğim,
Aldatmaman kendini.
Sevgi sınıflandırılmaz.


Kadircan Keskinbora

8 Haziran 2019 Cumartesi

Ağacım

Fırtınalar savurur,
Ben ağacıma sarılırım.
Seller alır götürür,
Siler süpürür,
Ağacımın kökleri derindir
Ağacıma sarılırım.
Güneş kavurur,
Ağacımın yaprakları sıktır,
Beni korur.

Ağacımın yaprakları döküldü
Dallarından kırılan mı var yoksa, biriciğim?

Ağacım hasta,
Sevincim hasta,
Yaşama sevincim hasta
Hastayım.


Kadircan Keskinbora

7 Haziran 2019 Cuma

Tadın Damağımda


Taradığım saçlarını,
Okşadığım yanaklarını
Unutur muyum?

Unutur muyum hiç
Öpücüklerinin tadını!


Kadircan Keskinbora
Aralık, 80
Mardin Düşünceleri


6 Haziran 2019 Perşembe

Gerisini Allah Düşünsün

Ben kurarım evimi
Derenin yatağına,
Yağmur yağar sel olur
Alır evimi götürür.
Gider de evim,
Çoluk - çocuk ne varsa
“Öyle istedi Allah” derim.

Ben kurarım evimi
Gasbettiğim bir yere
Ya Belediyeler uyur,
Ya veririm rüşveti

Ben kurarım evimi
Gönlümün istediği yere
Temel memel ne demek?!
Kolon, kiriş ne gerek?!
Her katını bir sene
Tamamlarım böylece,
Yıl be yıl ekleyerek.

Düzen, tüzük, yasa
Hiii? Ho? Ha?
“Çevreyi koruma”!!!
Ne diyon sen yaa!!

Ben inşaatlarımı
Gönlümca dikerim.
Şu seçimler oldukca,
Rüşvetimi verdikce,
Fırsatını buldukça
Katıma kat eklerim
Kerimdir “Allah” kerim.

Herhangi bir nedenle
Yıkılır...
Veyahut
Olur ya!
(Gerçi ülkemizde olmaz ama) ! !
Yıkarlarsa;
Sorun benden değildir
Kabahateleri aynen
“Allah’ima” yüklerim.


Kadircan Keskinbora

5 Haziran 2019 Çarşamba

Anlatı


Nöbeti tutmuş sıtmalıya
Oluk oluk çatlamış toprağa
İftar vaktinde yaz oruçlusuna
Suyun anlamıyla eşdeğersin.


Kadircan Keskinbora

4 Haziran 2019 Salı

Çıplak Şiir

Beyaz giyme söz olur,
Siyah giyme toz olur,
Yeşil giyme yoz olur,
Mavi giyme göz olur,
Gri giyme boz olur,
Sarı giyme koz olur,
...

Hiçbir şey giyme!
Hoş olur.


Kadircan Keskinbora

3 Haziran 2019 Pazartesi

Ufaklık

Merhaba ufaklık!
"Ufaklık" diyorum, alınma
Küçümsediğimden değil
"Ufaksın" da ondan
Sempatikliğini vurguluyorum,
Merhaba ufaklık!

Biliyor musun, ne denli güç
Seni memnun etmek?
Ben biliyorum,
Sen de biliyorsun ya!
(Ufaklığına sığmıyorsun)
Seni gidi seni!
"Küçük canavar!"
Evet, doğru deyim budur
Seni tanımlayacak.

Dokunulmayı değil mi,
Okşanmayı bebeğim
Öpülmeyi bekliyorsun
Her insan gibi...

CAN'ım benim.


Kadircan Keskinbora

2 Haziran 2019 Pazar

Günah


Burada geçtik kendimizden
Günahı burada paylaştık
Sen, ben ve burası
Sacın üç ayağı.


Kadircan Keskinbora

1 Haziran 2019 Cumartesi

Sıla

Mutluyum,
Ama buruğum.
Berkeley caddelerinde
Gezinirken,
Yanımda olmamanızın içimi yakan acısıyla,
Hasretinizle.

Heyecan içindeyim,
Türkiye'nin güneyi gibi
Buralar.
Yeşili çok,
Hava ılık
Güneş parlak
Ahh! Bir de siz olsanız.

Oğulcan
Şaşıracak,
Ağzı açık seyre koyulacak
- Şaşırdığında hep yaptığı gibi -
Ne kadar da sevinecekti.
Ona ilginç gelecek
Bir sürü şey var burada.

Geceleri,
Bir başka güzel.
Bu şehrin
Işıklı,
Parıltıları bol
Geceleri var.

Ellerim boş,
Avuçlarımda elleriniz olsun
istiyordum,
Sizi istiyorum.

Okyanus,
Balıkçı barınağı,
Köprüler
Bayıldım
Seyrine
Ve gezmesine
Ama,
Siz eksiksiniz.

Kalbini bırakan çok mu?
"San Francisco" sokaklarında.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri, Ekim 1997

31 Mayıs 2019 Cuma

Kerem ile Aslı


Aşık olmak kolay
“Aslı veya Kerem” olabiliyor musun?
Asıl mesele burda.
Ölmek bile,
Mazur görülebilir bu uğurda.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

30 Mayıs 2019 Perşembe

Kaderim

İşlisin...
Alnıma mı, gönlüme mi?
Elime mi, beynime mi?

Sen benim haremsin;
Bedenin yokken de
Seni hissediyorsam eğer.

Üzüntünü de, sevincini de,
Heyecanını bile algılarım.

Konuşamıyorum,
Anlayamıyorum,
Anlaşılamıyorum,
Anlatamıyorum,
Ama
Seni hissediyorum.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Hüsran

İnce ayrıntısına dek,
Düşündüydük eni konu
Amma hüsran oldu yine,
Bu hikâyenin de sonu.

Uymaz olur ya,evdeki
Hesap ile çarşıdaki
Ne yapsın artık garibim
Böyle biçildiyse donu.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

28 Mayıs 2019 Salı

Gözler

Herkes yürür,
Yürür amma,
Sen de yürürsün,
Can yakıcı.
Yan bakışların, sözlerin, tavırlarınsa
Baştan çıkarıcı.

Senle örerdim düşlerimi
Yakalayıp en son göz göze gelip de,
Anlayamasaydım eğer!
Şükür ki;
Yalan söyleyemiyor gözler.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

27 Mayıs 2019 Pazartesi

Sevginin Zaferi

İki varmış bir yokmuş.
Bir bozkır ülkesinde
Cömert bir kız yaşarmış
Cömert olduğu kadar
Sevecen ve acarmış.

Geçerken günler, mevsimler
Güzel kızımız kendi gibi
Sevecen bir gence tutulmuş.
Her şey yolunda gidiyor
İyi anlaşırlarmış.

Bizim genç oğlanın
Gitmesi gerekince
Uzaklarda bir yere.
Kız bileziklerini satıp,
Sevdiğini yollamış
Veee...
Öykümüzün,
Özlem devresi başlamış.

Uzaklarda iseler de birbirlerinden
Haberleşir, mektuplaşır
Ara sıra kavuşur,
Hasret giderirlermiş.

"Onlar erdi muradına"
Diye bitmesi gerekir
Böyle öyküler,
Bilirsiniz.
Ne var ki,
Bu öykü böyle sonuçlanmamış:

Bir gün
Yine böyle,
Çoook uzun bir hasret sonrası
Kavuşmuşlar birbirlerine.
Fakat, bu sefer ki kavuşmanın
Ayrılık olduğunu
İkisi de anlayamamış.

Ama bu iki genç de,
Bu güçlü sevgiden
Çok kuvvet almış
Çok şey öğrenmiş.

Sonunda zafer, sevginin olmuş
Sevgi de zaferin.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

26 Mayıs 2019 Pazar

Ne'ye

Beyaz bir sütun, bir anıt gibi yüksel,
Dik başını gururla.
Sende dağların ululuğu var,
Göğü yırtıp uzanan.

Sende ben, aydınlığı buluyorum,
Beyaz beyaz.
Sende ben, sanatı buluyorum,.
İşlemeyi, işlenmeyi
İnce, ince.
Sende ben denizi buluyorum,
Sarı bir güneş altında
Esrarlı, engin bir mavilik.

Tutsaklık yaratacak bir albeni var sende
Korkuyorum.
Ben özgürlüğe aşık,
Ben bağımsızlık sevdalısı,
Ben sensizliğe mahkum ettim kendimi
Yaz öncüsü bir günde.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Güzelleme


Yaşamak!
Sen varsan güzel,
Sözcükler!
Sen dersen güzel,
Öpücük öyle güzel ki;
Sen öpersen.
Ve sevgimiz...
Bir başka güzel.
Ne varsa dünyada
Görülenden,
İşitilenden,
Hissedilenden yana
İnan ki birtanem,
Birlikte en güzel.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

24 Mayıs 2019 Cuma

Oğulcan'a Masal

Atalarımın izinden
Dağ, tepe, kayalar aştım
Ab-ı hayat çeşmesinden
Kana kana sular içtim.

Keçi yolları, patika,
Şose, asfalt, otobanlar
Tünel, viyadük, geçitler
Sürüyle köprüler geçtim.

Ağrı Dağı’nı tam yedi
Kaf’ı on adımda aştım,
Düzlükte duran çakıla
Ayağım takıldı uçtum.

Yedi başlı ejderhayı,
Üç darbede yere serip
Kaf’ın arkasından suyu
Fıskiyeye sürüp saçtım.

Yorgun argın eve geldim.
“Oğul”dan geldi bir soru:
“İnsan nasıl adam olur?”
Zoru gördüm, hemen kaçtım.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

23 Mayıs 2019 Perşembe

Halıcı Ablalar

Halıcı ablalar
Ne kadar hızlı elleri!
İğnelerle oynuyor,
Doluyor iplikleri
Elleri,
Halılara doluyor.
Azıcık yavaş olun ne olur!
İzleyemiyorum.
Ne kadar güzel örmüşsünüz
Bu halıları.
Üzerlerine basmayacağım
Kıyamam
Ablacığım
Sütümü dökmeyeceğim üstlerine
Söz veriyorum.
Halılarınızın üzerine uzanacağım
Kıyamam onlara basmaya
Halıcı ablalar
Ellerinize sağlık,
Gözlerinize sağlık.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Münacat

Bir değil, bin değil, elli bin ölü can,
Yüz binlerce hane, ekmek kapısı viran.

Ya Malik ül Mülk, ya Kahhar,
Ya Hakim ü ya Cabbar!

On binlerce hasta, sakat
Senden diliyoruz medet

Ya Rahim ü ya Gaffar,
Ya Aziz ü ya Settar!

Felâketler bitmemiş henüz
Bekleniyor bir kez daha

Ya Muahhir ya Samud,
Ya Hafız ü ya Vedud!

Şu kötü talihi değiştir,
Bizi mutlu günlere eriştir.

Ya Rezzak ü ya Gafur,
Ya Tewab ü ya Şekür!

Genç, yaşlı, kadın, çocuk
Tasa doludur herkes

Açlık, zorluk, yoksulluk
Kötünün önünü kes.

Ya Hayy ü ya Kerim,
Ya Fettah ü ya Halim!


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

21 Mayıs 2019 Salı

Bir Adapazarı


Çark caddesinde piyasaya çıkılırdı
Çark caddesi vardı
Serdivan,
Otogar Yolu,
32 Evler
Ahmetler vardı, Fatmalar
Adapazarı vardı
Bir zamanlar...


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri

20 Mayıs 2019 Pazartesi

17 Ağustos 1999

On Yedi Ağustos
Bin Dokuz Yüz Doksan Dokuz
Gecenin üçü,
Türkiye tarihindeki
Gecelerin en gücü.

On binlerce insanım
Saniyeler içinde
Ruhunu teslim etti,
On binlercesi daha
Göçüklerin altında
Can çekişe çekişe
İlk grupta birleşti.

On binlerce hasta,
On binlerce sakat,
Yüz binlerce depresif
Bir o kadar nevrotik
Dul, yetim ve öksüz
Akraba, dost yitiği

Yerle bir oldular hep
Çok muhim fabrikalar,
Rafineri, tesis, yollar,
Duyulduk, duyulmadık
Kuruluşlar,
Araçlar,
Binlerce atölye,
İşyeri ve dükkanlar....

On binlerce konut,
On binlerce inşaat,
On binlerce işgünü,
On binlerce işgücü
Mali kaybın hesabı
Nasıl tutulabilir bilmem ki?

Kimi ailelerde onlarca kayıp
Kimi ailelerde yüzlerce ölüm.

Biz ölümün birinden,
Biz hastanın tekinden,
Kazanın herhangi birinden
Büyük azap duyarken,
Ekonomik hayat
Bir iş günü, bir iş gücü
Bir tesis, bir yol veya
Herhangi bir kayıptan
Etkilerinken;
Dillerimiz on binleri
Telaffuz etmek zorunda.

Bu ülkenin kaderi
Böyle kırık mı olmalı?
Her 15-20 yılda bir
Kurtuluş Savaşı mı vermeli?

Ey bu ülkenin siyasileri,
Bilim adamları, bürokratları,
Askerleri, sivilleri,
A’dan Z’ye vatandaşı!
Eey...
Eey...
Eey!...


Kadircan Keskinbora

19 Mayıs 2019 Pazar

Narman 1983

Bin Dokuz Yüz Seksen Üç yılı,
29 Ekim'i 30'a bağlayan gece
- Erzurum'da olmamıza rağmen -
Gece ılık ılıktı o mevsimde
Ama sabahı?

Sabah yedi suları
Yatağımı,
Biri ayak ucundan,
Diğeri başucundan
Yakalayan iki azman
"Kalk artık" dercesine
Belki de "geber" dercesine
Sallıyor, sallıyor, sallıyor
Sallıyor, sallıyor, sallıyor.

Can havliyle mi, refleks mi?
Bilmem ne denli bilinçli
Merdivenleri uçarak
Yarı çıplak,
Otelin çıkış kapısına

Arzın öfkesi kudurmuştu
Bir hava taarruzu sonrası
Köylerin manzarası
Bu sefer taarruz yerdendi
Yerin derinliklerinden.

Onlarca, yüzlerce küçük
Onlarca, yüzlerce büyükbaş hayvan
Ya o güzelim atlar!
Bellerini kıran
Koca kütüklerin altında
Onların da iri iri açıktı gözleri,
Galiba;
Ölümün dehşeti
Bütün canlılar için aynı.

Ambulansların sirenleri
Yaralıların şevkleri
Enterasan yaralanmalar
Çeşit çeşit ruhsal reaksiyonlar
Dikiş, tampon, atel, turnike

Binalarda oturulmuyor,
Yenmiyor, yutulmuyor
Jiplerde uyuyor
Üşüyor, üşüyorduk
İlikler üşüyor,
Kan donuyor
Öğreniyordum
Öğreniyorduk
Gerçeklerin acısını.

Bin dört yüz küsur insan
Ben yapmıştım otopsilerin bir kısmını
Midem sırtıma yapışıyordu,
Midem ağzıma yapışıyordu
Ben, ben,
Ben nasıl dayanıyordum.
Dokuzuncu ayında
Gencecik bir hamilenin
Gözlerini ben kapamıştım.
O anın dehşetinin saklı olduğu
Güzel yeşil gözlerinde
Yaşama isteği vardı;
Biraz kendisi için,
Çoğu bebeği için.

Ölüm zamanı değil ki,
Mahşer meydanı kurulsun
Herşey, herşey
Dursun herşey
Hemen dursun...

Yüz onyedi ceset dizilmiş
Bebek, erişkin, kocamış
Yürekleri paralayan
Bir fotoğraf karesine
Sığdırılan bu dehşet,
Yılın fotoğrafı seçilmiş.

Yeter!
Dur dedim sana
Herşey dursun, hemen dursun
Herşey eskisi gibi olsun.

Nerdeee!

1983 Yılının 30 Ekim'i
Unutulmamalı,
Unutulmamalı,
Unutulmamalı.


Kadircan Keskinbora

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Talep


Buraları karanlık,
Soğuk ve çamur.
Gelirken yanında güneş de getir,
Ne olur!


Kadircan Keskinbora

17 Mayıs 2019 Cuma

O Felaket Saniyelerinde

“En güzel gece yolculuğu, en güzel sabaha çıkandır” diyerek yattığımız o sıcacık yataklarımızdan nasıl kaldırıldığımızı hatırlamak, acıların en büyüğüydü. Ölenlerle, yaralananlarla, sakat kalanlar ve yetim düşenlerle...

Gözlerimiz giden bebeklerin ardından dolu,

Gözlerimizi hep anneyi, babayı, eşi, çocuğu, kardeşi, akrabayı, dostu aramaktan yorgun ve umutsuz,

Ya belli belirsiz bir sesle ya da tıkırtıyla “Hayattayım” çığlığını duyurmaya çalışan “O Kadın”, “O baba”?...

Ya “Semih”?... Önce bir umuttu, kendi kurtulabilirdi, bitirmedi umudunu çünkü sevgili “Eşi” onun için tutkuydu. Elini uzattı ama apartmanın yarı yükünü taşıyan kiriş artık daha fazla dayanamadı ve perdesini bir “tükeniş” sahnesiyle kapatıp, O’nları da arasına aldı.

Ve

Bir anne
Koluna yatırmış,
Uyuturken yavrusunu,
Bir anne,
Kendisi de uyuyormuş
Diğer koluyla öylece
Yavrusunu sarmış.
Annecik yavrusuna
Sevgisini, vaktini
Bedenini vermiş
Annecik yavruyu kurtarmak istermiş
Ama,
Dünyadaki ömürleri bu kadarmış
Kimleri sayayım ki;
Hülya’yı mı, Semih’i mi,
Yıllar sonra
Annesini ziyaretlerinde
Birlikte ölen Ahmet’i mi?...
Ölüme yattıklarını bilmeden,
Semih’ler, Hülya’lar, Ahmet’ler ve niceleri...

Öyle bir acı yasadık ki; yüzleri değişmiş ama ruhları yine de “yaşam ümidiyle” dolu insanlarla beraber. Hepsi bulundukları yerlerde hep kaybettikleri şeyleri arama savaşında olan insanlar ve sona doğru umutsuz bir yoluculuk.... Bir bardak su, bir somun ekmek ve bir tas çorbayla. Nereye kadar? , nasıl? ...
Sizler, acılı insanlar, sakatlar, yaralılar, dostlar, akrabalar. Bilin ki; yalnız değilsiniz ağlarken. Bizlerin de gözyaşından derelerimiz var, bizim de yüreklerimiz yıkık sizlerin evleri ve umutları kadar.

Bu bölüm deprem şehitleri anısına...


Kadircan Keskinbora

16 Mayıs 2019 Perşembe

Abbara

Sokaklar geniş de olabilir, dar da,
Ama güney – kuzey yönünde
Başka bir sokakla
Keşişmeli mutlaka,
Havadar olmazdı yoksa.
Abbara!
Molasının yeridir,
Uzun yürüyüşlerin.
Abbaraların işlevi:
Üstte;
İki evin birleştirilmesi,
Birleşmeden alan elde etmeyi
Altta;
Sokakta gölgeyi,
Sıcakta serinliği,
Yağmurdan kaçmayı
Sert rüzgarlarda
Bir parça soluklanmayı.

Bir deee! ..
Abbaralarda,
Sosyal olaylar olur.
İzninizle onları,
Başka bir sohbette anlatayım.


Kadircan Keskinbora


Abbara: Mardin mimarisinde bir yapı tarzı. Bazı sokaklarda, bir evin, sokağın iki yanındaki kısımlarını sokağın üzerini, tünel oluşturur gibi örterek birleştiren kemerli yapı.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Mardin'den Bir Kesit

Aynı güzel manzara,
Gözünün önüne serilen.
Farketmez,
Zengin veya fakir olman.
Farketmez,
Hangi mahallesinde oturduğun.
Sonsuz ufuk, sonsuz gökyüzü,
Sonsuz ova
Aynı güzel manzara.

Mimarideki güzellik
Mücadele etmeli.
Yazın sıcağı, kışın soğuğu
Senin damın,
Üst komşunun avlusu,
Alt komşunun damı
Senin avlun.
İzolasyonu sağlayan
Kalın duvarlar,
Büyük odalar,
Kemerler
Kubbe tavan
Taş işçiliği.
Bu bilgi;
Birkaç yılda değil,
Birkaç bin yılda birikti.
Vardır "Mardin"li ustanın bildiği,
Hem de bir değil, birkaç bildiği.


Kadircan Keskinbora

14 Mayıs 2019 Salı

Mardin Düşünceleri II

Her taşı tarih kokan bir şehir...
Bir dağın yamacında tüm haşmetiyle ve kartal yuvasını andıran görüntüsü ile,
Yukarı Mezopotamya'nın ilk yerleşim yerlerinden biri Mardin...
Neredeyse bütün kültürlerin uğrak yeri, 6500 - 7000 yıllık bir insanlık mirası Mardin...

Yaşlı kentin yüzyıllardır süregelen tarihi dokusu renkli, canlı, zengin ve karmaşık...

İçinde değişik din, dil, ırk ve renkten insanın kapı komşu yaşadığı, tarih boyunca hep önemli bir şehir Mardin...
Sünni'nin, Kameri'nin, Musevi'nin, Ermeni'nin, Süryâni'nin, Katoliğin, Yezidi'nin, Alevi'nin hoşgörü ve kardeşlik duygusuyla dolu, hiçbir baskı altında kalmadan halen de içice yaşadığı eşsiz şehir Mardin...
Ve yerleşik hayatın yanı sıra göçebe hayatın da topraklarına yüz sürüp, dostluk ve kardeşliğe adım attığı şehir Mardin...

Ezan ve çan seslerinin birbirine karıştığı dar sokaklarda birçok tarihi yapının mağrur ve ihtişamlı kapıları açılır.
Ulu Camii, Deyr'ül Zaferan Manastırı, Arap Camii, Artukoğlu Camii, Mar Yakup Manastırı, Mardin Kalesi...
Önem ve değerinin asla unutulmayacağını bilerek, bunları bir sonraki kuşağa gururla devretmek...

Mardin'i tanımak, görmek ve anlatmak bu kenti, insanlarını, doğasını, ihtişamını tanımlamaya ne yazık ki yetmiyor...
Bir Mardin'i! olarak, Mardin'i anlatmak ancak "O'nu" konuşturarak olur diyebilirim.
Tek bir şey söylemese bile, hemen yanından "Dicle" akar tüm heybetiyle, onu konuşturun,
Mardin'e kardeştir...
Her damla suyunda efsane gizli "Dicle"...

Ve Mardin insanları...
Nusaybin Çarşısında bir esnaf, bakırcı dede, çaylarını yudumlayan iki kalaycı,
Mar Yakup Manastırı'nm rahibi...
Hepsi birbirine kardeş, hepsi sanki bir bedende tek...
Kimse kimsenin suyunu kesmez, kimse kimsenin güneşini engellemez, diline, dinine, rengine karışmaz...
Yüzyıllardır süregelen bu kural, güzel duygular, sevgi ve saygı çerçevesinde hep altın yaldızla kazılıdır...

O güzel yamaçtan yıldızlara merhaba demeye başladığım günden beri, her sabah uyandığımda bir deniz gibi sınırsızca daha fazla bağlandım bu şehre ve o zaman anladım ki;
"Mardin" sevgidir, dostluktur, kardeşliktir, insanlıktır, hoşgörüdür ve ihtişamdır...

Gururluyum, çünkü ben " Mardin"liyim.

Bitmez o şehrin bekleyişi, bir çift âşığın mehtabı seyretmesi için hep hazırdır o yamaçta...
Sevgi, saygı, hoşgörü ve insanlık dolu güzel duygularla...
Güneş doğarken ve batarken, yıldızlar ışığıyla binbir çeşit yakamoz bırakır "Mardin" semalarında...

Ve her mevsim bir başka seyre lâyıktır Mardin'de..


Kadircan Keskinbora

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Mardin Düşünceleri

Ben,
Enginleri tanımlama yetkisi
Görüyorum kendimde.
Çünkü ben,
Gözlerimi açtığım günden beri
Ve her gün
Göre göre büyüdüm
Göğün ve yerin sonsuzluğunu.
Sindire sindire içime,
Seyrederim
Ovamızın ufkunu.

Yıldızlar,
Benim en samimi arkadaşlarım.
Yaz mevsimleri boyunca
Ve hatta baharlarda
Onlarla uyur, onlarla uyanırım.
Gündüzüm gökyüzüyle,
Gecem gökyüzüyle geçer.
Enginlerde yüzer,
Enginlerde yaşarım.

Yapabileceğime inanıyorum,
'İnsanı sevmek' tanımını da.
Çünkü ben,
Farklı görüş, farklı tutum
Farklı din ve farklı kültürleri
Saygının ve sevginin
Potasında eritmiş
Bir şehrin çocuğuyum.

Ben iliklerine dek
Hissederek
Büyüdüm hoşgörüyü
Şanslı olduğumu bilirim
Öğrendiğim için bu büyüyü.
Çünkü ben 'Mardin'liyim.


Kadircan Keskinbora

12 Mayıs 2019 Pazar

New Orleans Düşünceleri II

Amerika içlerine nehir gemileri vasıtası ile mal sevkiyatını kolaylaştırmak için kurulan liman; özellikle Afrika'dan zorla alınan "malları"...
Onların yerine bağırmak istedim.
Yine bir öğleden sonra bunları düşündüm, yalnızdım bu şehirde... insanlığın ortak ve evrensel dili olması gereken sevgi, yaşam ve yaşama hakkı ne kadar yavaş büyümekte?...

Onların yerine bağırmak istedim!...
Yaşamak istiyorum, yaşamak istiyorum kardeşçesine...
Şehrin her yerinde, her noktasında dilediğim yerde, dilediğim zaman...
Din, dil, ırk ve mezhep ayrımı yapmadan...

Çünkü, ben böyle büyüdüm...

Kan emmeye doymamış bir vampirin bütün insanlığı, insanlık değerlerini azar azar yok ettiğini gördüm bu şehirde...
Atalardan, dedelerden gelen öç alma duygusuyla kapıları ardı arkasına kapamak.

Aslında herkeste, her kesimde üstün olma çabası var. iyi olmak, kötü olmak falan değil...
Yetişen nesile aynı duygu ve düşünceleri aşılamak, onlara çiçeksiz bir bahçe hediye etmek...
Bir doğuş farkıyla insanlığı alt etmek, hatta yıkmak...

Buralarda insan zümrelerinin kolu, kanadı kırık, insanlık değerlerinden uzak, ümitler ve düşler zulme uğramış...
Beklentiler ve yarınlar yok...
Ruhlar rehin alınmış, insanlık yok...

Şehrin kuruluş öyküsü, kriminal raporları ve gözlemlerim bana bu hisleri verdi.


Kadircan Keskinbora
Mardin Düşünceleri