Şiir, Sadece: 2018-04-22

28 Nisan 2018 Cumartesi

Şiirler Şiirini Aramak

bırakılmış bir sonbahardı
şiirler şiirini arıyordum
lorca'yı ağlarken buldum rüzgarda
eylül güneşiyle tutuşan bir gitar sesiydi ispanya

bir elim sıcak denizlere değerken
bir elim buzul çağlarında
şili yangınlarında buldum neruda'yı
gülüyordu kasımpatılar arasında

şiirler şiirini arıyordum
acılarda ağrılarda ayrılıklarda
biliyordum uzak değil
pir sultan nazım hikmet ve daha

gün eridi mor dağların ardında
gürültüyle uzaklaştı güvercinler
tam ulaşmıştım şiirler şiirine
sinsice bastırdı gece

böyle sinsice bastıran gecelerde uyumadım hiç
en yanık türkülerle kırdım sabahın sürgülü kapılarını
hasretle atıldı şiirin kollarına
yürek ve bilinç


Salih Bolat
Yaşanan

27 Nisan 2018 Cuma

Susarak

Atlar savururlardı yelelerini
Yoncaların, ekin tarlalarının arasından
Fırlayan bir ok gibi yılkıda
Savururlardı rüzgar gibi

Kırlangıçlar sayardı günleri
Duvar diplerinde serçeler, sığırcıklar
Avluda sereserpe uzanırdı kedi
Göğümüzden geçerdi turnalar

Alır götürürlerdi özlemimizi
Düşler diyarına, çok uzak...
Annem solgun bir yüzle söylerdi
Bütün hüzünlü türküleri susarak


Yusuf Alper
Şimdi Hangi Irmakta

26 Nisan 2018 Perşembe

Bağışlayın Gözlerimdeki Kırmancı

kovulduğum kırları alıp geldim kentinize
bağışlayın başınıza bela öfkemi
orman kalmadı yanacak, biliyorum
ev kalmadı yakılacak ki babam da öldü
biliyorum ama bir bekleyen var gibi orada
o dağları o baharı bekleyen ölümlü gözlerle
kovulduğum kırları da alıp geldim kentinize

dağ kokuyor demek güç şu soluğun için
belki inilti ve sümbül ve kan gibi bişey
ki dağlarından bıçaklanınca bir halk
çığ düşüyor düşlerine çünkü üşüyor
soğuk masal ve tarih kağıdı gibi
körleşen gözleri önünde annemin
ölüyor babam göz göre göre sürgün öldü
soğuk bir damga oluyor ömrüme bu ölüm

biliyorum bu kent sizin bu heykel bu sanrı
yıldız yalnızlığı bu gökavuntusu gecemi
alıp çocukluğum gidecek gecenizden
bağışlayın gözlerindeki kırmancı
doğduğu ev yıkıldı ormanı yakıldı kovuldu
çocuk gözleri bu yüzden hep yurtsuz kaldı

kuş ormanına kaçan ay ve şarkı ve ahı
alıp gideceğim yeryüzünden giderce
düşün ve bağışlayın beni o isli yüzünüzden

kovulduğum kırları da alıp gidiyorum işte


Mehmet Çetin
Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi

25 Nisan 2018 Çarşamba

Düş

Erhan'a


Doğrudur
uzak yollardan
karanlık dehlizlerden geldik

Ayaklarımızı dikenler kanattı

Patikalarda tavşanların gözleri
gözlerimizin rengine bulaştı

Derin kör kuyularda sevgimiz
tüketirken kendini

Yanımızda doğan güneş
Sabahlara kadar nöbet tuttu
Kilise sokağında

Bu yüzden hiç ummadığın bir söz
bu yüzden hiç beklemediğin bir kuş
bu yüzden hiç adını bilmediğin bir aşk
acıtır kalbimizi

Doğrudur
uzak kentlerin
uzak insanları
kucaklarken bizi

En yakın kentlerin
en yakın insanları
çürüttüler avuçlarımızı

Ve ezgi parmaklarının ucunda
kuytu bulutların renginde
ararken köşe bucak bizi

Biz Zümrüdüanka kuşunun kanadında
bir o dağda bir bu dağda
Kilise Sokağı'nda

Bu yüzden hiç ummadığın bir söz
bu yüzden hiç beklemediğin bir kuş
bu yüzden hiç adını bilmediğin bir aşk
çoğaltır kalbimizi.


Halim Yazıcı
Beyaz Atların Yelesinde

24 Nisan 2018 Salı

"Sonsuz Dönüş" Nietzsche'nin Zerdüşt'ü Anlatıyor

Tef çalıyordu çamın biri
iki yana sallanarak
Kar topu oynuyordu şu geç vakit
kaygısız bir kaç kozalak.

İki güvercin öpüşüp duruyor
iki ayrı dalda,
gölgeleri uzayıp karışıyor
karşı duvarda.

Usul bir sesle irkildim
döndüm soluma kimse yok
Baktım sağ yanımda birileri
cıgara aranmada.

İki kafadar ölüydü bunlar
bir at iskeletinin sırrında
verdiğim sıgarayı ısırarak
eridiler karanlıkta.

Dirgen uçlu bir tarak
takıldı kaldı saçlarımda.
Bir tanrıtanımaz olarak
dedim: "Kulkuvalda kuvalda!"

Kırmızı bir akrep
ısırdı yüreğimi.
Mezarlığın oradan geçiyordum, Karşı-Yaka'dan
durdurdu beni bir parmak imi.

Bir serçe yavrusu
kanatlanıp kondu elime.
Dedim: "Adın nedir?"
Dedi: "Dilini ver dilime."

"Geçiyordum uğradım" dedim
"sizin şu elin sırrı nedir?"
Üç beş kemik, bir avuç toprak
dedi: 'Ölüm sır değildir."

"Geçiyordum uğradım" dedim
"dünyanın kalmadı tadı."
Yaşlı bir kafatası yüzünü buruşturarak
dedi: "geride gözüm kaldı."

Ay kanadı derken,
şafak ağardı ağır aksak.
Yine bir sabah oluyordu işte
günışığını kulunlayarak.

"Geçiyordum uğradım" dedim
ama ağzımda sözüm kaldı.


Hüseyin Ferhad
Deniz Çobanları

23 Nisan 2018 Pazartesi

Metafizik

Seni bir kilise avlusunda dilenmeliyim artık
haçlara gerilmiş avuçlarımda bir suskun çan.
- Ben değil miyim şu yıkıntıların üzerine uzanan
saçlarım darmadağınık.

Seni bir tapınağın avlusunda dilenmeliyim artık.
çıplak ayaklarına sürmeliyim o ilençli yüzümü.
- Ben değil miyim kemirip duran madde'ye verilmiş tek sözümü?
aklım darmadağınık.

Seni bir cami avlusunda dilenmeliyim artık,
Kirli bir mendil gibi sermeliyirn yüreğimi önünde
- Ne var içimi kanatan bu ezan seslerinde
mihrabım darmadağınık.


Hüseyin Ferhad
Deniz Çobanları

22 Nisan 2018 Pazar

Akdeniz

ruhunu okuyabilmekti tek umudum
akdenizi altıma almak istiyordum
kıpırtıları hiç sır vermiyordu
yan gözle baktım ufuklarına
rüzgarı usulca gezindi
engin bir haz beliriyor gibiydi
ılık bir çekingenlikle dokundu bana
birden çekildi
sanki benden vazgeçebilmek için
kendisinden vazgeçebilirdi
birden avuçladı sonsuzluğumu
dili doruklarımda dolaşıyordu
tutup açtım iki yana kollarını
hapsettim kainatın bütün volkanlarına
açıverdi varlığını
ve kilitledim dişlerimi boynuna


Tarık Günersel
Zaman Denen Oyuncak