Şiir, Sadece: 2018-04-01

7 Nisan 2018 Cumartesi

Sesini Sesime Ver

dağların öteyüzünü yaşamış bir geyik
her coğrafyada büyütür subaşlarını.
yeni bir söz seçilecekse yaşama
ince bir damar gibi
yürekte örselenmiş kurşundan
başlanmalı:
dünyanın kabuğu çatlıyor
dağlar birbirine değdi.

kolay unutmaz geçtiği yolları/
en iyi göçmenler tanır
bir de habersiz yola çağrılanlar
garları...
ya sabahtır ya kuşluk vakti
dururlar öyle konuşmadan yanyana
göğüslerinde ateş rüzgarları...
(ben de durdum o yangınlara
kafkas göçmeni küçük kız
eteklerinde kakoça (gelincik)
peronlarda karçiçekleri...
sonra bir sürgün gibi yaşadım
hangi gögerçinler havalansa gözlerimden
yasaklı karşılandım kentlerde/
varır varmaz kollarım kelepçeli.)

aşk: kaçınılmaz bir olgudur
dipte resmi
nedensiz ayrılığın.
sevda: dumanlı doruk/
geçit vermez, incinir gözlerim.
sevgi: yaylalardan ovalara
dizboyu çimen.
hüznü hiçbir şeyle anlatamam
(kuşlar gittikten sonra
siz o ormandan hiç geçtiniz mi?)

yıktım artık dağların bilge duruşunu
sabır bir erdem olarak yazılmasın kitaplarımıza
akşam sofralarına
çiçekli bir örtü gibi konmasın.
yeni bir gün uyanıyor ilksularla
deşildi büyük kavuşma
oysa hiç değişmedi yüreğim: o yol iklimi
(kar yağıyor
kar yağıyor...
sesini sesime ver sevgilim.)


Leyla Şahin
Acı Toplayan İpekli Çardak Kuşu

Tek Şekerli Çınaraltı

mustafa ağbi hacı baba sen ben
bilirim bir ölüm suskunluğudur yalnızlığımız
yalnızlığımız beyazıt çınaraltı biraz
biraz sahaflar çarşısı
bakırcılır çarşısı biraz

camili han'da bir köşe bodrum han'da bir bira
çünkü çınaraltı bir tabela anladık
anladık yeni bir gökyüzü "yolgeçen"
bunu bil unutmadık boynu bükük çınar
eski para alınır deseniz şimdilik
şimdilik söylenmesi kolay bir türkü değildir

mustafa ağbi hacı baba sen ben
boğaz köprüsü bize ne kadar uzak
tarabya bize ne kadar yakınsa
ne olursa olsun yaşamı tanırız
biraz daha utanırız geceden
acıdan biraz daha utanırız

mustafa ağbi hacı baba sen ben
çınaraltı biraz gökyüzü
yeni bir gökyüzü çınaraltı biraz
kirazlı mescit sokağında şen apartmanı
bahçesinde iki kiraz


Hüseyin Avni Dede
Tek Şekerli Çınaraltı

6 Nisan 2018 Cuma

Kumruların İntikamı

Süleymaniye'de bütün insanlara inat,
Öylesine güzel iki kumru.
Başımı hangi yana çevirsem
İnsanlar; yamru, yumru.


Hüseyin Avni Dede
Yağma Yok

Ölüme Çare Buldum

Yaşamak
İyileri ve kötüleri
İkiye bölmemektir
Ölüme çare buldum
İnsanları sevmek hiç ölmemektir


Hüseyin Avni Dede
Ben Ölmeden Önce

Sokaktaki Adam Öldü

Size bu resmi nasıl okumalıyım

Anlatılmaktan öte yaşanmak ister
Bir defa çoğaltıp dağıttığım bir adres
hiç soranı olmadı kaç defa eskitildi.

Aranan aşk güzeldi o kadar büyük
Kalbim ne kadar ağır
Bir kız bir oğlan taşıyamıyor.
Sevgimi anlatacaklar dinlesen
Kuşku yok terleyecek yorulacaksın
Bu olacak beraberinde götüreceğin

Kendimi yakacağım şaşıracaksınız
Belki de bu yetecek herşeyi anlatmaya.

Renklerine kendimizi katardık
Bir demet çiçekle geçerdi bahar
Kimin ikliminde solmayacaktı?

İçimin hüznüne ermen gerek
Dönüp ölüme gülümseyebiliriz
Anlarsa sevdiğimiz.

Geçmişten bir yanılgı: İnsana saygısızlık
Herkes payına düşeni yaşamadı
Sokaktaki adam öldü yaz gölgelendi.


Veysel Çolak
Aşkolsun

5 Nisan 2018 Perşembe

Güneşle

Bir ırmağın akışı sesimi güzelleştirir.
Beni rüzgarlı bir dağa benzetirler,
ben bir grevcinin yüzüne benzerim.
Gülümsemesini öğrendim bir köy
delikanlısı gibi;
hırçın bir ırmak gibi döküleceğim denize
içliyim acılıyım ama sevmiyorum hüznü.

Dosta düşmana yazılan mektuplar
kemençe, el emeği, alın teri
kalbin durmadan çarpmasıdır,
yaşamak, elden kaçmayan şarkı
cesaret, demire koşuşmalar
gözlerin ateşle karşılaşması,
gözlerinde arıyorum gurbeti
yaşamak doğruluyor aşk gerekiyor halka.

Bir yaz akşamı kadar sıcağız.
Beni kabul edeceksin İstanbul şehri
terleyip değişerek,
bütün dünya kabul edecek.
Yolun başlangıcında
toprağa düşen tohum bizden yana.
Yüzünü yüzüme değdir, kendimizi çoğaltalım.
Toprağı kavrayan kök, sıkılan yumruk
delikanlıların güzel yüzü,
gözlerin gizlediği anlam, aşkı olanlar
bizden yanadır.

Ufku bir an göremez oluşumuz
- gırtlağımı bastırarak söylerim
ateşe verilmiş bir haraç mıydı?
Bir kaç gün geçmeden, evet
bir kaç uzun gün geçmeden, evet
şu gördüğün duman şu yalçın dağın batısına
şimdi kararttığı yere geldiği sıra
çark devrini tamamlarken
yakışıyorduk birbirimize,
Şimdi kendimizi anlayalım.
Aşkımızı açığa vurur gibi
sonra yüzümüz pembeleşsin.

Ayrılıkları iyi anla, ne bileyim
çok zor geliyor senin yüzünü hatırlamak.
tomurcuk, ocakta ateş
domuran ter, patlayan şafak, yaprağın yeşili
esmerliğimden alınmıştır toprağın rengi
toprak bizden yanadır.

Aşk diyebilirim buna.

Vakit kalmadı. Doğa inkar edemiyecek.
Karanlık çözülüyor. İyice kuşattık geceyi,
ezraili biziz gecenin biz olacağız.

Gayrı yaşantıya bir düzen aranabilir.


Veysel Çolak
Terin Yaktığı Bir Yaradan

Solfasol Otobüsü

Haydi gel, bir kere daha deniyelim,
Mutluluk hakkını kaptırma başkasına.
Solfasol otobüsüne binelim sıkışıktır,
Yakın olmanı istiyorum bana.
Asu gel, bir kere daha deniyelim.
Bu otobüs en kalabalık, en coşkunu,
Yollarda hemen hergün kaza,
Ama olsun, biz yine ona binelim.
Şöyle geç, hem biraz daha sokul,
Duymak isterim o kızoğlan kokunu.

Senin ellerin ne küçükmüş ki,
Tuttuğun bir ölü gövde olmasın.
Derin nefes al, geleceği düşün.
Bilincini sık, yaslar dolmasın,
Senin gözlerin ne büyükmüş ki,

Asu gel, bir kere daha deniyelim.
Asu gel, solfasol otobüsüne binelim.


Ali Cengizkan
Senlere

Torun

Karlı bakışlarından çağlayan hüzün
İçin mi sıkılıyor bahar gelince?
Günün ilk yarısında seni yitirdim
İkinci yarısı simitçi ve dede.

Aydınlık ve ince bakışların vardı
Coşardı çevren bir söz söylediğinde
Ocağı çıktığımızda gözlerindeki kardı
Sel basmış yüzünü marta girdiğimizde.

Dedem duvar-ı askeriye dibinde
Yüreğinden fışkıran sloganla yerde.
Yanında halkasimitbaşlık ve tava
Simitçi bir başka sloganla sereserpe.

Duvarın dibinde torun, üstünde kanlar,
Başında simitçinin kepi ol hengamede,
Biraz ürkek fakat oturmuş bakınıyor,
Gözleri karsız, yüzü aydınlık bir de.


Ali Cengizkan
Senlere

4 Nisan 2018 Çarşamba

Sen Ki Anlarsın

Kendini bir suyun akışında
Ve suları kendi bakışlarında
Bulabilenler bilir bu türküyü.
Sen ki anlardın
Bir türkü uğruna
Çileler çekerdin yıllar boyu.
Soluğunda
Yaban menekşelerinin kokusu
Gözlerinde
Serin pınarların uğultusu.
Dağlar seni yaşardı her gün
Ormanlar sıcak dostluğunu.

Ne zaman çatlasa bir kaya
Bir çığlık düşse sulara
Irmaklar
Adını çizer toprağa.
Değil mi ki
Hep o yangınların adına
Adına belasına
Özlemi duyulunca özgürlüğün
Öfkesini göklere çalan
Bir şimşek gibi dalardın yaşama.

Sen ki anlarsın bu yaşamı
Aşklar şimdi hücrelerde tutsak
Düğünler kelepçeli
Doğumlar
Ve çocuklar zindanlarda.
Bunları nasıl anlatayım sana
Bu türküleri nasıl çağırayım
Bu ninnileri nasıl.
Ölüme

Kapkara bir kaygu değil artık
Bembeyaz
Bir kitap diyoruz koltuğumuzda.
Kitapların göğüslerinde kan
Bu kanı nasıl okuyayım sana.
Şimdi devleşen bir öfkenin
Ve sınırlar ötesi bir özlemin
Bildirisi okunurken her gün
Her saat, her dakika,
Can çekişen
Bir çağı yaşıyoruz dünyada.

Sen ki anlarsın bu yaşamı
Okul yolunda telaşlı bir öğrenci
Bir grev gözcüsü işyerinde
Okunan kitap
Yazılan defter
Yükselen bilinç
Ve eriyen cevher
Şimdi sabahın ala şafağında
Doludizgin
Bir at gibi giriyor sulara.


Adnan Yücel
Sanat Emeği
Temmuz 1979

Düşce

badem pencereli
kavun kapılı
nar kiremitli
balık bacalı
küçücük bir evde
kiraz perdeli
serincek bir evde
yaz sıcağında
sıcacık bir yerde
kış soğuğunda
çiçecik bir evde
kırlar güzeli
esincek bir evde
eylül geceli
ufacık bir evde
gümüş gülüşlü
tefecik bir evde
erik bir evde
yaşamak yaşamak
yaşamak senle
isterdim ben de


Yaşar Miraç
Trabzondan Çıktım Yola

Gencecik Ustanın Ağıdı

Abdullah Usta, 1960 - 1977


çocuk yaşta küçük yaşta
canım yaşta gözüm yaşta
bir lokma ekmek derdine
düştü gurbet ellerine
abdullacık
genç ustacık

atlantik denilen yerde
dönerci girip dönerde
ustaca kesip kebabı
oldu işinin erbabı
yüreği gonca
goncacık

bir gün izine çıkınca
dönerde çalışan gece
patron iki işi birden
görmeyi istedi ondan
abdullacık
genç ustacık

dedi ki "patrona" olur
yalnız ücretim de olur;
sekiz yerine on altı
saat çalışanın hakkı.
bilinci to-
mur tomurcuk

kârdan gözü dönmüş patron
ağzı leş gibi anason
çok gördü üç beş parayı
sövdü dövdü abdullayı
abdullacık
genç ustacık

polise şikayet etti
derdi gülüşmeye yetti
bunca küçük düşürülme
abdullayı candan etti
onuru yıldız
yıldızcık

gitti boğaz köprüsünden
attı sulara kendini
duyurdu dosta düşmana
onurun ölmediğini
abdullacık
genç ustacık

ana babası burdur'dan
geldi aldı tabutunu
arkadaşları patrondan
sormaktalar hesabını
öfkesi bıçak
bıçakcık


Yaşar Miraç
Taliplerin Ağıdı

3 Nisan 2018 Salı

Kıranların Kızları

canerikler uşak da oy
canerikler gözerikler
sallar dalları dalları

alaca bakırdan güğüm
ay kalçaya dayansa da
keser kolları kolları

yokuşlarda su taşırken
kıranlara uşak da oy
sapar yolları yolları

tutuşturur etekleri
kıranların levin levin*
dönen yelleri yelleri

ıslık çalarak kaçırtır
gelin çağda uşak da oy
körpe kızları kızları

peşten bağlar peştemalı
halka bilezik bellere
kiraz alları alları

haçan* cilveliyse kızlar
yandan bağlar uşak da oy
oynar belleri belleri

türkü söyleyip salarlar
kıranlardan aşa yele
sevda yelleri yelleri

canerikler cangözler ah
ağlar bu gözler de ağlar
döker yaşları yaşları

kıranların kızları ah
yoklukların kızlarıdır
kanar içleri içleri

damlarda tütün dizerken
tarlalarda bel bellerken
acı terleri terleri

odunda mısır kırmada
bahçelerde yoz evlerde
inler canları canları

çalışırlar didinirler
gül tutmaz menekşe tutmaz
canım elleri elleri

çabalarlar uğraşırlar
gene yokluk gene acı
gülmez yüzleri yüzleri

ah kıranların kızları
ağlarlar da acı acı
çıkmaz sesleri sesleri

ah acının yıldızları
kıranlarda uşak da oy
kalır gizleri gizleri

bilinç türkü olmadıkça
gürül gürül çınmadıkça
doğmaz günleri günleri

doğmaz kurtuluş günleri.


Yaşar Miraç
Trabzonlu Delikanlı


* Kıran: Tepe üstü, yamaçlardaki düzleme yerler
* Levin levin dönmek: dört dönmek
* Haçan: Eğer ki, şayet

Fındıklıklar Arasından

fındıklıklar arasından
derelere derelere
civan sulara oy uşak
gider kızlar çamaşıra

oy seleler örme sele
çıtırdarlar ara sıra
çıtı çıtı
çıtı çıtı

fındıklıklar arasından
eğe eğe dalcıkları
yeni gelin taze gelin
eteği yelpaze gelin
şu yeşil göz çakıllara
gelin kadıncıklar gelin

oy seleler örme sele
türkü söyler çamaşıra
çıtı çıtı
çıtı çıtı

fındıklıklar arasından
derelere kara uşak
olsam fındık dalı değsem
saçbağı allı kızlara
gökte çakmak yıldızlara

oy seleler örme sele
dayalı nar kalçalara
çıtı çıtı
çıtı çıtı

diz çökerler de çakıla
suyu okşarlar usuldan
sonra şıpır şıpır uşak
damlar sular çamaşırdan

derelere derelere
tan kınalı parmaklardan
şıpı şıpı
şıpı şıpı

kimi yavaşça çitiler
elde çomakla kimi de
çakıla diz çökmüş kızlar
hızlı hızlı vurur vurur
yoklukları düşünür de
filizlenir kızgınlıklar

derelere derelere
acıyı döker yıldızlar
şıpı şıpı
şıpı şıpı

Fındıklıklar arasından
derelerden derelerden
çigan sulardan oy uşak
döner kızlar çamaşırdan

derelere derelere
alınterini banıştan
şıpı şıpı
şıpı şıpı


Yaşar Miraç
Trabzonlu Delikanlı

Sırça Kahvede

kiraz ayında
kiraz ayında
tütmeden duman
nargilelerden
bir garib gelir
uzak bir yerden
cümbüş elinde
cümbüş elinde

kalçası nardan
kalçası nardan
telleri ışık
saçar durmadan
garib türkü söyler
hiç dokunmadan
ama teller titrer
oy aman aman
oy aman aman

kiraz ayında
kiraz ayında
bir gün erkenden
sırça kahvede
garib türkülerden
gözleri yaşlar
masaları silen
çıraklar oflar
ocakçı birden
bardağı sıkar
kırar elinde
kırar elinde
karasevdadan
karasevdadan
kimi gariblenir
kimi kızgından
döker camları
şangır şungurdan
garib türküsünü
sürdürür yaman
sesi cümbüş olur
cümbüşü sesi
teller bir iki
koptuğu zaman
koptuğu zaman

kiraz ayında
kiraz ayında
garib nerden gelmiş
uzak bir yerden
yürekten onmaz
çorak bir yerden
garibtir durmaz
geçip gidecek
sırça kahveden
sevdalı yerden
çıraklar gözlerin
gizli silecek
ocakçı elin
mendil saracak
garib kapıdan
uğurlanacak
cümbüş elinde
cümbüş elinde


Yaşar Miraç
Trabzonlu Delikanlı

2 Nisan 2018 Pazartesi

Sevgilim Lady Diana

En birinci sevgilim Lady Di, çünkü tanışmıyoruz
Böylece birbirimize acı verme tehlikesi yok
Gerçi hiçbir uçarılık yazmıyor hanemizde
En aşağılık argolardan da uzağız ama.

Bıktıkça değiştiriyorum Lady Di'lerimi
Örneğin 4. Kanal'da bir kadın, yenisi o
Maalesef onların bıkma şansları yok
Hepsiyle kuytu bir uzaya ışınlanıyoruz
Kadeh kaldırıyoruz muhkem mutluluğumuza

Prenses Di, sevgilim, zararsız kendi halinde
Bütün Galleri sunuyor işlek elleriyle
Piat D'or şarap, martel konyak, kızgın rom
Bir damla sızıyor dudağından boynuna.

Finchley metrosunda İtalyanıca ayrılıyor.
Hilesiz bir gökyüzü zarflıyor İstanbul'dan
Şaraplı ağzıyla Waterloo'da saldırıyor
Çiçeklerle filan poz veriyor Kuşadası'nda
Telefonda 723 97 58'den Lilian.

En birinci sevgilim Lady Di, hem bir kadın
Hem dostluğu açılmıyor gizli uçurumlara
"Aşk boktan" diyecek kerte Norveçli oydu
Polonya aksanlı sevişen İngiliz çimenlerde
Şömine alevinde duyduklarını hiç anlamadım.

Artık bir Lady Diana, hakikatli sevgilim
Bakışlarında hiçbir buluta rastlamadım
Bir onun geceleri ulaşıyor yaz sabahlarına
En iyi toplamı olarak yaşanmış kadınların
En mümkün tutkular bir Di'nin saçlarında.


Erol Çankaya
Adam Sanat
Sayı 21, Ağustos

Siren

Bildim artık
Yalnızlığın yurdu sensin
Keder yağar dört mevsim göklerinden
Ey şanlı tarihin efsunkar coğrafyanın yurdu
Nefret ediyorum senden!

Kaçtı nüfusun? 18 daha koy şimdi:
"Dün gece yapılan denetlemelerde
yurdun çeşitli köşelerindeki evlerinden kaçarak
Puşt şehir, lanet olası ecinni!

Çıksam sokaklarına
Bira ve ter
Kozmetik ve kusmuk bütün
Ağzını açsan
Satır satır konfeksiyon kültürü
İçinde yaşar birbirine düşman on bin halk
Ve hızla akan eğlence endüstrisi.

Ey İstanbul, bunları göre göre bildim
Ticaretin merkezi sensin, bu kabul
Limanların sabahtan sabaha
Gemisini kurtaran kaptanlarla dolu
Ve her türlü üçkağıtçılığın merkezisin!

Bana mazinden konuş biraz
Nerde o şıp deyip bacasını kıran mavnalar
Güzel Türkçe'ne n'oldu
Gömdün mü Cadde-i Kebir'i?
Ey boş bulunmaya hiç gelinmeyen
Adamı alıp götüren nehir
Kendimden biliyorum her sabah
Korkuyla yokluyorum ellerimi.

Ama İşsiz mimarlar var ya
İktisatçılar, baro dolusu avukat
Memleketten para bekleyen öğrenci
"8 aydır ücretlerini
alamayan işçiler..."
Ev bulamayan evli,

Ama vurup duran nabzı vapur saatlerinin
Bitmeyen sigaralarıyla minibüs şoförleri
Okullardaki boş yerleri çırakların,

Ama habire sulanıp duran sabahlar
Aşkların başlattığı direnç
Ve daha neler varsa onlar işte
Benden söylemesi
Bir şeyler çeviriyor hepsi!

Ey İstanbul İstanbul, umudun ana yurdu
Ben niye öfkeliyim, o niye kederli, öteki niye ağlamaklı
Sen de kahroluyorsun biliyoruz ya
Ama namussuz lanet şehir bu kaçıncı
Nüfusun 5 milyon muydu 5'ini düş şimdi, gördün:
Daha kaç işçi yanmalı, kaç işsiz intihar etmeli?

Oysa biliyorsun değil mi,
Ne kadar, ne kadar güzelsin!


Erol Çankaya
Asıl Adı Gökyüzü

Taş Damlalar

Bana çölün arkasından gelecek topraklardan,
simsiyah gökkubbeyi delip geçecek bir sabahtan
söz açsın, bir bilici istiyorum: Avucundan altı yüzü
kutlu bir zar düşsün, kemerindeki kemikte susuzluk,
korku ve karabaht yerine kurtuluş harfleri yazsın,
çadırımdan çıktığımda sağanak karşılasın beni,
atıma binmeden bakayım: Gözlerinden kaybolmuş
güven ışığı geçsin, yakınlar beni öylesine bezdirdi,
uzaklar rüzgarını getirip etrafında çevireceği billur
sesle dolsun - kırıldım, yenildim, bozbulanığım
yıllardır: Bir bilici bulun, geceme yıldız, ağsın.

Böyle uzandım döşeğime gece, gece bitmemişti
böyle uyandım. Beldem baştan uca çiğnendi, kim
oturuyor sarayımda biliyorum, biliyorum kimdir
kadınlarımın koynuna giren: Ağır bir koku, pes
bir kösnü, köpük köpük taşan bir öfke ile kaplandı
odalarım, şehirlerim, hükmettiğim uzun ovalarla
sisin çöktüğü dağlar: Issız bir imparator taşıdım
buraya, tuzla buz gurur getirdim yanımda, bir de
zakkumdan tane tane bir imbiğin doldurduğu şişe,
hiçbir şeyden korkmadım bildim bileli: Ne yazgı,
ne kargış, ne ölüm: Bir tek şüphedir, esirgensin.

Büyük, taşlaşmış damlalardır Zaman, bende
bana ne var ne yok kilitler. Çıkıp uçsuz bucaksız
bir ateş yaksam: Onlar erirler mi? Çıkıp bir ateş
yakacak olsam sanırlar ki çağrıdır, çağırmam, ·
rüzgarı arkasına almış bir yangındır, korkarlar,
ben kimseyi korkutmak için doğmadım. Bir anlam
yok yaradılışımda, bir giz bir gizem yok kimseden
beri - kendiliğinden an gelir erirse damlalarım,
geçmiş günleri kaskatı geleceğimden ayıran araf
çizgisinden yürür geçerim: Bir bilici bekliyorum,
muskamdan düğüm çözsün, suskumdan söz yağsın.


Enis Batur
Adam 1999 Şiir Yıllığı