Şiir, Sadece

2 Eylül 2014 Salı

Dilenciler

Katedrallere yaslanmış, bağlanmış
duvara, sürüklüyorlar
ayaklarını, bohçalarını, siyah bakışlarını,
soluk benizli, gotik çatı canavarları,
onların basit yemek çıkınları,
ve oradan, taşın
sert dindarlığından
caddelerin biteyine dönüştü, yasal
vebaların dolanan çiçekleri.

Parkın kendi dilencileri var
işkence edilmiş dalları
ve kökleriyle kendi ağaçları gibi:
bahçenin en dibinde yaşıyor köle,
bir insanın sonu gibi dönüşmüş pisliğe,
kirli simetrisiyle kabullenmiş,
alesta süpürgesine ölümün.

Gömüyor onu merhamet
cüzzamlı toprağındaki deliğine onun:
benim günlerimin insanı için örneğin hizmet ediyor.
Öğrenmeli ayaklarıyla çiğnemeyi ve boğmayı
soyunu hor görmelerin bataklığında,
ki basmalı ayakkabılarıyla yenilenlerin
üniformasını giyenin alnına,
ya da en azından anlamalı
doğanın ürünleri arasında onu.
Amerikan dilenciler, 1948 yılının
oğulları, katedrallerin
torunları, saygı göstermiyorum sana,
antik fildişiyle ve kral sakalıyla
süslemek istemiyorum senin tanımlanmış olan figürünü
böyle haklı çıkarıyorlardı seni kitaplarda,
seni bir umutla yok etmek istiyorum:
benim örgütlenmiş sevdama girmeyeceksin,
cesetlerinle girmeyeceksin göğsümden içeri,
aşağılanmış figürün püskürtüldüğünde
onlarla yaratılmıştın sen,
senin balçığını topraktan ayırmak istiyorum
metaller seni inşa edene
ve sen kendini gösterene dek, bir kılıç gibi ışıltılı.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı