Şiir, Sadece: Kafesteki Kuşun Şarkısı
Kafesteki Kuşun Şarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kafesteki Kuşun Şarkısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2015 Perşembe

Sabahın Nabzında

Taş, Irmak, Ağaç
O yitip gitmiş canlılara kucak açar
İzini taşır mamutların,
Dinozorların, kısacık ömürlerinden
Bu dünya denen gezegende
Kupkuru yadigarlar kalmış,
Silinmiş, telaşlı kıyametlerin alametleri
Asırların ve toz bulutlarının kasvetinde.

Ama bugün haykırır o Taş, apaçık ve yumruk gibi,
Gelin ve doğrulun benim üzerimde
Dönün yüzünüzü uzak kaderinize,
Fakat bir sığınak aramayın gölgemde benim,
Saklanacak hiçbir yer bulamayacaksınız orada.

Siz neredeyse melekler kadar kıymetli
Yaratılmadınız mı,
Sinip kalmışsınız o çürüten karanlıklarda
Uzanmışsınız koynunda cehaletin,
Kıyımları çağırır ağzınız,
Saçar silahlanmış sözleri.

Bugün haykırır yüzümüze o Taş,
Doğrulabilirsiniz üzerimde benim,
Fakat gizlemeyin sakın yüzünüzü.

Her köşesinde dünyanın,
Enfes bir türkü söylüyor Irmak. Çağırıyor,
Kıyıcığında dinlenmemiz için.

Her biriniz, hudutlarla çevrili ülkeler,
Ne kadar narin olsanız da gururlusunuz,
Yine de bitimsiz, haşin kuşatmalar altındasınız.
Çıkar uğruna giriştiğiniz tüm o savaşlar
Yıkımların getirdiği mecburiyetlerden
Başka bir şey bırakmıyor geriye.
Ve göğsüme kadar yükseliyor süprüntü selleri.
Irmak boylarına çağırıyorum yine de sizi,
Eğer ezber etmeyecekseniz savaşmayı bir daha.

Gelin, barışa bürünün,
Ve ben söyleyeyim
Taşla, Ağaçla bir olduğum zaman
Yaradanın bana bahşettiği türküleri.
Alın çatınızı dağlamadan kara cahil olduğunuzu.
Irmak söylerdi ve yine söyler türküsünü.

Türkü söyleyen Irmağa ve bilge Taşa
Eşlik etmek için can atıyorlar.
Bunu söylüyor Asyalılar, Latin Amerikalılar, Yahudiler,
Afrikalılar, Amerikan yerlileri, Siyular
Bunu söylüyor Katolikler, Müslümanlar, Fransızlar, Yunanlar,
İrlandalılar, Hahamlar, Rahipler, İmamlar,
Bunu söylüyor Eşcinseller, Heteroseksüeller, Vaizler,
seçkinler, evsizler, Öğretmenler.
Duyuyorlar. Hepsi duyuyor
Ağacın sözlerini.

İlk ağacın ve sonuncunun insanoğluna
Seslenişini dinliyorlar bugün.
Gelin bana,
İşte buraya, kıyısına Irmağın.
Burada kök salın kıyısında Irmağın.

Her biriniz, göçüp gitmiş bir seyyahın neslisiniz,
Ödendi hesabınız.
Siz, ilk ismimi veren sizsiniz bana, siz,
Pavniler, Apaçiler, İrakualar, siz,
Çeroki halkı, benimle huzura erdiniz,
sonra sürüldünüz kanayan ayaklarınızla,
Terk ettiniz beni, gözünü kar hırsı bürümüş,
Doymak bilmez altın heveslisinin ellerine.

Siz, Türkler, Araplar, İsveçliler,
Almanlar, Eskimolar, İskoçlar,
Siz İtalyanlar, Macarlar, Polonyalılar,
Siz Aşantileri Gine’nin, Nijerya’nın Yorubaları, Kruları Liberya’nın
Satılan, çalınan ve düşler için dua ederken
Bir kabusa uyananlar.

İşte buraya, yanı başıma kök salın.
Ben Irmağın diktiği o Ağacım,
Hiç kimse yerimden söküp alamaz beni.
Ben Taşım, Ben Irmağım, Ben Ağacım,
Sizinim, tüm harçlarınız ödendi.
Düşürmeyin yüzünüzü, delicesine bekliyordunuz
Sizin için ışıyan bu sabahı.
Canınıza okumuş olsa da tarih
Silinemez artık, elverir ki cesaretle
Karşılayın onu, bir daha yaşanmasın acılar da.

Sizin için söküyor şafak,
Açın gözlerinizi.
Yeniden can verin
Düşlere.

Kadınlar, çocuklar, erkekler,
Alın onu avuçlarınıza,
En gizli ihtiyacınızın biçimini
Verin ona. Bir heykel yapın ondan
Ve sunun tüm insanlara.
Mühür vurmayın kalbinize.
Yeni bir şanstır
Her yeni saat
Yeni merhabalar için.
Baş eğmeyin ebediyen korkulara,
Kaldırıp atın bütün o barbarlıkları rağmen
Yabanıllığın prangalarını.

Ufuk serilmiş önünüze,
Değişim için yepyeni
Adımlar atın diye.
İşte burada, bu güzel günün nabzında,
Üzerimden, Taş, Irmak, Ağaç ve yurdunuza doğru,
Yukarıya ve ileriye bakmak için toplayın cesaretinizi.
Midas’a da yer var dilenciye de.
Mamutlara da yer var sana da.

İşte burada, bu yeni günün nabzında
Kıvancını hissedin yukarı ve ileri bakmanın
Ve kız kardeşinizin gözlerine
Ve erkek kardeşinizin yüzüne
Yurdunuza bakın,
Sonra sadece
Evet sadece
Umutla dopdolu,
Günaydın deyin.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

4 Kasım 2015 Çarşamba

Ulu Ağaçlar Devrildiği Zaman

Ulu ağaçlar devrildiği zaman,
uzak tepelerde ürperir kayalar,
boy atmış otların arasına
pusar aslanlar,
ve filler bile güvenli bir yere
ağır ağır yürümeye başlar.

Ulu ağaçlar devrildiği zaman
ormanlarda,
ufarak yaratıklar sessizliğe çekilir,
duyuları siner
korkunun gölgesinde.

Ulu insanlar öldüğü zaman,
hafifler etrafımızdaki hava
çoraklaşır, seyrelir.
Tökezler nefesimiz.
Gözlerimiz ansızın görmeye başlar
acıtan gerçekleri.
Hafızamız birden keskinleşir,
sorgular,
kemirir söylenmemiş tatlı sözleri,
vaat eder
hiç yürünmemiş yolları.

Ulu insanlar ölür ve
onlara mecbur hakikatimiz
veda eder bize.
Büzülür, kurur
onların şefkatine muhtaç
ruhlarımız.
Eksilir,
onların aydınlığıyla
biçimlenen ve aydınlanan bilincimiz.
Bu kadar hiddetlenmemişizdir hiç,
tarifsiz cehaletine mahkum edilinceye değin
karanlık ve soğuk mağaraların.

Ulu insanlar öldüğü zaman,
az sonra huzur çiçeklenmeye başlar
ağır ağır ve hiç kural tanımadan.
Sakinleştirici bir titreşimle
dolar bütün boşluklar.
Duyularımız yenilenir,
eskisi gibi olmaz asla
ve fısıldarlar kulağımıza.
Onlar bu dünyada yaşadılar.
Yaşadılar. Biz… Daha güzel
olabiliriz. Yaşadığı için onlar.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Diyorlar Ki

Biri merak edip diyor ki bana
güçlü kuvvetli bir kız benim gibi
başvurup normal bir işe
neden maaşlı çalışmaz ki.
Ona öğretmek istiyorum ben de
hiçbir boşluk bırakmadan
Küçük insanlar bile yaşayamaz
adam gibi para kazanmadan.

Biri merak edip diyor ki bana
neden seni hafta boyu bekliyormuşum.
Ama kifayetsiz kalıyor kelimelerim
bana neler yaptığını anlatmaya.
Suların sellerin akışı var senin yürüyüşünde
bunu anlatıyorum ona
bilmecelerimi çözerken
kılını bile kıpırdatmaz diyorum hatta.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Missouri’mdeyken

Missouri’mdeyken
Kaba bir adam tanımıştım
Sert bir adamdı
Soğuk bir adam
Yaralıyordu hatta öldürüyordu beni
Buz gibi bir adamdı
Katı bir adam.

Herhalde bundandır, ben de hiçbir zaman
Tatlı bir adamla tanışamayacağımı sandım
Kibar bir adamla
Hakikatli bir adam
Karanlıktayken bile güven veren bir adamla
Emin bir adam
Bir adam.

Ama Jackson Mississippi’de iyi adamlar var
Kuvvetli adamlar
Siyah adamlar
Bir orduymuş gibi yürüyen tatlı adamlar
Koyu renkli adamlar
O adamlar.

Oberlin Ohio’da, candan adamlar vardı
Evet adamlar
Adil adamlar
Elini uzatan, can veren sıcak adamlar
İyi adamlardı
O adamlar.

Artık biliyorum ki iyi ve kötü adamlar var
Kimi hakikatli adam
Kimi acımasız adam
Siz kadınlar, kendi adamınızı aramaya devam edin
En iyi adamı
Size göre olanı
O adamı.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

3 Kasım 2015 Salı

Yedi Kadının Yedi Kutsal Güvencesi

I.

Hakkımda bir şey söyleyeyim,
ufak tefek biriyim,
ama kendime birini bulurum
nereye gidersem gideyim.


II.

Bana fasulye sırığı derler
upuzun olduğumdandır.
Erkekler beni görünce,
Düşeceklerini sanır.


III.

Şebnem gibi tazeyim
gencim ben sabah gibi.
Elbet beni severler
sevsene sen de beni.


IV.

Yağ gibiyim şişmanım
tatlıyım hem şekerden.
Sallanınca geçilmez
iç çeken erkeklerden.


V.

Ufacığım sıskayım,
bal gibiyim tatlıyım.
Beni almak isterler
“Bi’ kahve içelim” derler.


VI.

Kırkımı geçince ben
bıraktım rol yapmayı,
zira sever erkekler
akıllı kadınları.


VII.

Elli beş çok iyidir,
elli dokuzum şimdi,
zira erkeklerin de
dinlenmesi gerekli.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Büyük Annelerimiz

Çırçıplak uzandı ıslak toprağa,
sazların hışırtısı
yaprakların fısıltısı ve
av köpeklerinin uluyan arzusu ve
avcıların alt üst ettiği dalların gürültüsü arasında.

Mırıldandı, hürriyete doğru başını kaldırarak
kıpırdamam, kıpırdamayacağım.

Çocuklarını topladı,
gözyaşları kara yanaklarından yağ gibi kayıyor,
çocuk gözleri deliliğin sabahlarını ikna etmek ister gibi.
Anacığım, Sahip yoksa yarın
seni satacak mı bizden uzağa?

Daha az konuşup
Daha çok yürümezsiniz
Evet.
Efendi Sahip
beni bütün buyruklardan azat etmezse.
Evet.
Ve ömürleriniz
hiçbir zaman bana ait olmadı zaten,
İdam edilecek masumların katledildiği siyaset meydanında.
Kalbime ve sözlerime kulak verip
Benimle birlikte söylemezseniz eğer,

kıpırdamayacağım.

Virginia’nın tütün tarlalarından
Kuyruklu bir piyanonun kıvrımına yaslanan,
Arkansas yolları boyunca,
Georgia’nın kızıl tepelerinde,
zincirlenmiş ellerinin ayalarına doğru,
haykırarak lanet okudu kara kaderine,
Mahvetmek istediniz beni,
Ondandır her gün can vermem yeniden,

kıpırdamayacağım.

Tüm dünyası nedir ki onun
en sonunda ağaçlardan ayaklarına dökülen,
her seferinde yeni bir sesle çığlığa dönüşen
bir siyah bedenden başka,
Tüm geçmişim bir mağlubiyeti hızlandırıyor,
el koyuyor aşkımdan doğan mutluluğa,
ve hak tanımazlık mahkum ediyor beni yatağına,

yine de kıpırdamamalıyım.

Tarihin rüzgarında fırıl fırıl dönen şeritler gibi,
kendisine verilen isimleri de duyuyordu:
gündüz feneri, zenci orospu, sığır,
analık, mal, yaratık, maymun, şebek,
kahpe, yelloz, eşya, şey.
Dedi ki:
Ben kendimce var olduktan sonra bu dünyada
sığmaz benim tarifim sizin dilinize,

ve kıpırdamam, kıpırdamayacağım.

Hiçbir melek kanatlarını germedi,
evladının başı üstüne, onları korumak için,
hayatlarının keşmekeşi üzerinde
kanat çırpmadı ve estirmedi akıl rüzgarlarını.
Taze yaban otları gibi sürgün verdiler
ama ne koruyabildi onları serpilip göğerirken
cehaletin bileyli hançerinden
ne de anlamlı şekiller verebildi onları budayarak.
Onları uzaklara gönderdi, yer altından, yer üstünden
gittiler, at arabalarında ve
yalın ayak.
Yine de
Öğretin öğrenince
verin alınca, dedi.
Ve bana gelince,

kıpırdamamalıyım.

Ummanlarda doğrulup toprağı aradı.
Yüzünü görmek istedi Tanrı’nın
Emindi
sunaklarda görevini tastamam yaptığından,
bundandır iman örtülerine bürünmesi
ama mabetlerin kapısında belirdiğinde
hiç kimse buyur etmedi onu.
Siyah Büyük Anneyi. Yine de
Girdi içeri.

Tüm soluğuyla,
tüm günahlarıyla haykırdı.
Hiç kimse, hayır, hiç ama hiç kimse
cesaret etmesin beni
Tanrı’dan mahrum bırakmaya.
Tek başıma ileri atılacağım ve
on binlerce çıkacağım onun karşısına.

Sağ yanımdaki ilah
yönlendiriyor beni Hürriyet kapısına
sonsuza dek açık tutabilmem için.
Sol yanımdaki kutsal ruh beni
durmaksızın, hakkın obasına
ve hürlerin çadırlarına yönlendiriyor.
Bu anne çehresi, bu limon sarısı, bu erik moru,
bu bal rengi yüzü ekşimiş ve altüst olmuş
bütün o seneler boyunca.
O Belkıs ve Sojourner,
Harriet ve Zora
Mary Bethune ve Angela ve
Annie’den Zenobia’ya kadar.

Kürtaj kliniğinin önünde duruyor,
tercih şansı olmadığına
lanet ederek.
Sosyal yardım kuyruğunda bekliyor,
acınası sadakanın karşısında küçülerek.
Minberlerden takdir görüyor,
korunuyor,
kimsenin bilmediği sırlarla.
Ameliyathanelerde koruyor
hayatı.
Koroda Tanrı’yı
tutuyor hançeresinde.
Issız sokak başlarında,
bedenini satıyor.
Ve seviyor sınıflarında
dersini anlayan çocukları.

Tam ortasında dünya sahnesinin
sevdiklerine ve onu sevenlere
düşmanlarına ve iftiracılara
şu şarkıyı söylüyor:
Anlaşılsam da kandırılsam da,
cahil olsam da bilgiç olsam da,
bir kenara koyun korkularınızı
yoksa tamam olamayacağım.

İşte bu yüzden
kıpırdamayacağım.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Nur Yağmuru

Bir nur yağmuru başlar
Haçımızın üstüne
kimsesizliğin ağıdını
ağlarken biz
nefret ki
boynumuza asılı
ve ayaklarımızın altında
serili taşın safrasıdır.
İpekten giysiler
dokuduk
ve giydirdik çıplaklığımızı
kaba kumaşla.
Bu karanlık dünyanın
toprağında
sürünerek başladık
ve yükseldik
bulutların arasından
kuşların da ötesine
ve yolumuzu uğratmadan nefrete
çaresizliğe
kardeşlerimize şeref, kız kardeşimize neşe getirdik.
Kendi yarınlarımızdan
beslense de korkular
büyüyeceğiz onların rağmına.
Boy vereceğiz.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

2 Kasım 2015 Pazartesi

Ekmek Teknem ve Ben

Limanda çalışıyorum bir işim var.
Üç gün haftada zor değil o kadar.
Kiramı zamanında öder, ekmeğimi alır
ve biraz da azık işte.
Karım da çalışıyor elbette.

Üç evladım var hepsi okulda,
elbise isterler pabuç sorarlar,
verebilirsem istediklerini
sokaklardan uzak dururlar.
Efendi çocuklardır aslında.

Hayatım ne ilginç ne de o kadar hazin.
Çok daha beterleri var etrafımda.
İhtiyacım da yok zaten
yabancıların acıyan bakışlarına.
Ben istemem siz saklayın onu

başkalarına.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Aşk Bu Mu?

Ebeler ve darmadağın olmuş çarşaflar
bilirler doğurmanın nasıl da zor olduğunu
ve ölümün bayağılığını
ve yaşamın sınanma anlamına geldiğini.

Neden yıldızlar arasında rivayetler
gibi fısıldaşarak gezip duruyoruz?
Bir boyut mu yitirdik yoksa?
Yoksa aşk bu mu?


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

İnsanlık Ailesi

Apaçık farklarıyla
tanıyorum insanlık ailesini.
Kimimiz pek ciddiyiz,
kimimiz hep neşeli.

Şaşmaz bir bilgelikle yaşadığını
ilan eder kimi,
öteki iddia eder, gerçekten
yaşadığını gerçek gerçekliği.

Ten renklerimizin farklılığı
şaşırtır, afallatır, memnun eder belki,
kahverengi ve pembe ve bej ve mor,
taba ve beyaz ve mavi.

Yedi denizde yelken açtım
ve uğradım her limana,
tüm harikalarını gördüm dünyanın
görmedim başkasının aynısı bir insan daha.

On bin kadın tanıdım
Jane ve Mary Jane’di adları,
fakat daha rastlamadım
hiç yoktu birbirinin aynısı.

İkizler dahi farklıdır
çehreleri benzese de,
yan yana uzanan sevgiler vardır
aynı şeyi düşünmezler yine de.

Sevip de kaybedince Çin’de
ağlarız İngiltere kırlarında,
gülünce ve üzülünce Gine’de
serpiliriz İspanya kıyılarında.

Fin ülkesinde başarı ararız
doğarız ve ölürüz Meyn’de,
çok az farkımız var aslında
çok benziyoruz birbirimize.

Her türün ve her tipin
farklarını gördüm, anladım
benziyoruz birbirimize
benzemediğimizden çok dostlarım.

Benziyoruz birbirimize
benzemediğimizden çok dostlarım.

Benziyoruz birbirimize
benzemediğimizden çok dostlarım.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

31 Ekim 2015 Cumartesi

Emekçinin Şarkısı

Şilepler ilerler
denizlerde
benim sayemde
benim sayemde
Trenler koşturur
raylar üstünde niçin
omuz verdiğim için
omuz verdiğim için
Heyya heyya hey
Heyya heyya hey

Arabalar ulaşır
korkunç hızlara
ben varım orada
ben varım orada
Vız gelir uçaklar
dağlar denizler
ellerim yeter
ellerim yeter
Heyya heyya hey
Heyya heyya hey

Erkenden uyanırım
işler fabrikalar
Ölesiye çalışırım
Hayat durmaz akar
Bir şey daha var bende, bir şey daha var bende
Büyümekte, yaklaşmakta, gelmekte…
Heyya hey
Heyya hey
Heyya hey


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Uykusuz

Bazı geceler kendini
naza çeker uyku,
uzak durur ve oralı olmaz çağrılara.
Onu yanıma çekmek için
yaptığım bütün hileler
yaralanmış gurur gibi anlamsızdır
ve daha çok ızdırap verir bana.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

İlan

Kampanayı çal,
yemeği hazırla,
gümüş madalyonu as boynuna.
Ev sahibi kapıyı çalıyor
Kirayı hazırladım, vereceğim az sonra.

Işıkları söndür,
nefesini tut,
yüreğimi al avuçlarına.
İki hafta oldu işte kovulalı
Kira vakti geldi çattı kapıya.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

30 Ekim 2015 Cuma

Kafesteki Kuş

Özgür bir kul atılır
terkine rüzgarın
ve süzülür akıntıyla beraber
sonuna kadar
ve daldırır kanatlarını
gün rengi ışığına güneşin
ve sahiplenmek ister
cesaretle gökleri.

Fakat daracık kafesinde
durup dolanan bir kuş
görebilir mi hiç
gazap parmaklarının ötesini
kanatları yolunmuştur
ve zincirlidir ayakları
bundandır şarkı söylemek için
gırtlağını hazırlaması.

Söyler şarkısını
kafesteki kuş
sesi bilinmezliğin
korkusuyla titrer
o kadar çok ister ki
duyulur uzak tepelerden
kafesteki kuşun
özgürlük şarkısı.

Özgür kuş başka bir meltemi kovalar
ve güçlü rüzgarlarla süzülür arasından hışırdayan ağaçların
ve iştah açan yiyecekler onu bekler şafak gülümserken çimenlikte
ve ilan eder kendisine ait olduğunu göklerin.

Fakat kafesteki kuş mezarını bekler hayallerin
bir kabus çığlığına ses olur gölgesi
kanatlar yolunmuştur ve zincirlidir ayakları
bundandır şarkı söylemek için gırtlağını hazırlaması.

Söyler şarkısını
kafesteki kuş
sesi bilinmezliğin
korkusuyla titrer
o kadar çok ister ki
duyulur uzak tepelerden
kafesteki kuşun
özgürlük şarkısı.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Kurtuluş

Dugald için


Nihayet varılmış
son bir aşk,
kırpmalı kanatlarımızı,
yasaklamalı yeniden uçmayı.

Fakat ben, şimdi
darmadağınığım, kafam karışık
havalanıyorum
hızlanıyorum ışığa doğru.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Bir Georgia Şarkısı

İçimiz doluyor Güney şehirlerinin rayihasıyla,
Geberesiye haşlanmış tuzlu domuz,
Manolyaların tatlı akşam keskinliği
Ve taze terin o müthiş yeşil kokusu.
Güneyin tarlalarında,
Uzaktan uzağa dans eden
Koşturan ayak seslerinin,
Acı şarkıların
Valslerin, çığlıkların ve
Salon danslarının akıcı tınıları
Dalga dalga süzülüyor
Bereketli Georgia topraklarında.

Bana bir ninni söyle, Savannah.

Saatler geçmek bilmiyor Tara’nın evinde ve
Toza batmış zambaklardan süzlüyor
Dayanılmaz bir hüzün.

O güzel günlerimizi unutma, Susannah.

Ah, kan kırmızısı toprak,
Hala ıslak asırlık
Günahlar yüzünden ve Abenaa
Melez türküleri söylüyor
Macon’a.
Biz, kış akşamları ve
Benzi solmuş ay
Ve çoban ateşlerinin çıtırtılarıyla
Öylece kalırız büyülenmiş nice
Zamandır.

Bizim için ağla, Augusta.

Bizi sarsıp kendimize getirecek
Bir rüzgar lazım bize, ihanete uğramış
Aşkın kalbimizi birdenbire
Susturması gibi.
Kaybolmuş dokunuşları,
Gözümüzün önündeki aşkın
Ne dudakları güzel öpüşler vaat ediyor
Ne de olup biteni görebiliyor
Melezlerin gözleri.

Bize yeni düşler için cesaret ver, Columbus.

Dipdiri yeni bir ay,
Bir kış gecesi ve dingin,
Endişesiz, öylece
Akıp giden
Huzur
Tek ihtiyacımız.

Ey Atlanta ey esrarlı ve
Yitik şehir.

Yeni bir şarkı söyle bizim için. Güneydeki
Huzurun şarkısını.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

29 Ekim 2015 Perşembe

İyi Bir Kadının Acısı

Acı bir türküdür belki sürdüğün hayat
Ya da gecelerini bir başına
Geçirmendir yatakta.
Ama benim bildiğim kadarıyla
O zalim türküler,
İz sürerler kaplan misali
Kemiklerini kırarlar adamın,

Darağacında sarkarlar
İp gibi bazen,
Belki lanet ederim
Tüm soyuma ben,

Acı yapışır diline
Durmadan yakar,
Bir aşk ilahisi
Söylenmeden susar,

Kuzeye yönelir nehirler
Ama biter Güney’de,
Cenaze nağmesi gibidir
Hem de dönerken eve.

Bilmeceler türküdür
Can yakar hep türküler
Bu kadardır bildiğim
Türküler bitmez sürer.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

New York’ta Uyanmak

Perdeler direniyor
rüzgara,
çocuklar uykularında
meleklerle değiş tokuş
ediyor düşlerini. Tüm şehir
sürüklüyor kendini metro
istasyonlarında ve
ben bir tehlike işaretine, bir
savaş söylentisine uyanıyorum,
upuzun uzanıyorum şafağa kadar,
ne halimi soran var ne de merak edenim.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

Ayağa Kalkıyorum

Beni tarihe kaydedebilirsiniz
Acı sözlerinizle, yalanlarınızla,
Beni yerin dibine, çirkefe batırabilirsiniz
Ama uçuşan toz gibi
Ben yine ayağa kalkacağım.

Hırçın özgüvenim üzüyor mu sizi?
Hangi sıkıntıyla kaçıyor rahatınız?
Biliyorum, çünkü oturma odamda keşfettiğim
Petrolü çıkarır gibi yürüyorum.

Aylar gibi ve güneşler
Mutlaklığı gibi medcezirin
Göğeren umutlar gibi
Ben yine ayağa kalkacağım.

Mahvolduğumu görmek mi istemiştiniz?
Boynum eğik ve gözlerim yerde?
İç burkan feryatların dermansız bıraktığı
Gözyaşları gibi düşen omuzlarımla?

Böyle gururlu duruşum incitiyor mu sizi?
Neden kederleniyorsunuz bu kadar?
Biliyorum, çünkü arka bahçemdeki altın madenini
Kazıyormuş gibi gülüyorum.

Beni sözlerinizle vurabilirsiniz,
Gözlerinizle yaralayabilirsiniz beni,
Nefretinizle beni öldürebilirsiniz
Ama hava gibi, su gibi
Ben yine ayağa kalkacağım.

Cazibem dert mi oluyor içinize?
Baldırlarımın birleştiği yerde
Elmaslar varmış gibi dans etmem mi
Şaşırtıyor sizi?

Kulübesinden çıkarak utanan tarihin
Ayağa kalkıyorum
Acıda kök salmış bir geçmişten gelerek
Ayağa kalkıyorum
Yükselen ve uçsuz bucaksız bir kara ummanım ben
Kaynayıp kabarıyorum, dayanıyorum cezirde medde

Korku ve dehşet gecelerini bırakarak geride
Ayağa kalkıyorum
Harikulade aydınlıktaki şafaklara doğru
Ayağa kalkıyorum
Beraberimde atalarımdan yadigar armağanlar
Umudu ve hayaliyim ben kölelerin.
Ayağa kalkıyorum
Ayağa kalkıyorum
Ayağa kalkıyorum.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri

28 Ekim 2015 Çarşamba

Kardeş

Bailey için


Kandan kızıl halkalarla ve yalnızlıktan
Sımsıkı sarılmıştık birbirimize ilk kar
Düşmeden önce, bırakmadan önce
Çamurlu ırmaklar bulutlarını bakir
Ormanların üstüne, kara veya mavi
Derili insanoğlu çırçıplak koşmadan
Önce sıcacık kucağına
Belkıs’ın, Havva’nın, Lilith’in.
Ben kızkardeşindim senin.

Birbirine benzemeyenleri kardeş
Kalıbına sokmaya zorladın beni
Hiç borçlanmadıkları, asla
Ödeyemeyecekleri bedelleri dayatarak.

Ölümüne savaştın, yok oluşta gizli
Yeniden doğuşun tohumlarını
Düşünerek. Haklısın belki.

Hatırlayacağım güneyin ormanlarında
Sessiz yürüyüşlerimizi
Alçak sesle uzun
Konuşmalarımızı, büyüklerin
Çokça meraklı kulaklarında sakınarak.

Haklısın belki.
Dehşetin ve kanlı çığlıkların
Toprağından ağır ağır dönüşün
Hızlandırıyor kalbimin atışını.

Yeniden duyuyorum çocuk
Kahkahalarını ve uçuşuyor
Ateşböcekleri, usulca parlıyorlar
Alacakaranlığında Arkansas’ın.


Maya Angelou
Kafesteki Kuşun Şarkısı
Türkçesi: Faris Kuseyri