Şiir, Sadece

17 Kasım 2018 Cumartesi

Şili ile Söyleşi

Şili’de 
artık süt içmeyen 
halk çocukları’na


nereye gidiyorsun
ey türkükuşu?

yarlı ülkeye
öksüz ülkeye

Şili senin neyindir
Allende ve Neruda?

Allende dağlarımdır
okyanusum Neruda

biri bakır yıldızım
bakır sazım biri de

Allende özgürlüğüm
Neruda kurtuluşum

düğünlerimdir biri
biri de türkükuşum

kavgalarım Allende
Neruda sevdalarım

biri güvercinimdir
biri de zeytin dalım

Allende bilincimdir
Neruda bengiyelim

kır saçlı babam biri
biri de kara oğlum

gökçe boyum Neruda
Allende alnım ayça

biri balam arımdır
biri de can karınca

Allende menekşemdir
Neruda karanfilim

biri yoldaşlığımdır
biri de kardeşliğim

yangın bağrım Allende
sürgün gönlüm Neruda

ah benim ben Şili'yim
benim her ikisi de

Allende ve Neruda
Allende ve Neruda

biri aydın geçmişim
geleceğim biri de

Neruda ve Allende
Neruda ve Allende

ah benim ben Şili'yim
benim her ikisi de

Şili, senin neyindir
ya general Pinoşe?

hiçbirşeyim değildir
hiçbirşeyim değildir

o dışardan sokulmuş
hançerdir yüreğime

hiçbirşeyim değildir
hiçbirşeyim değildir

o dışardan sıkılmış
kurşundur bilincime

değildir hiçbirşeyim
hiçbirşeyim değildir

bir çıngıraklı yılan
bir kan içen yarasa

dışardan salınmıştır
evime olsa olsa

Şili, senin neyindir
şarkıcı Viktor Jara?

o esmer delikanlı
sığırtmacıydı benim

sevda şarkılarımın
kavga şarkılarımın

o esmer delikanlı
yavuklusuydu benim

buğday güzellerimin
özgürlük günlerimin

şimdi dolaşır Jara
bulanmış bakırlara

o benim nar taneli
maden ocaklarımda

Jara dolaşır şimdi
binmiş de bulutlara

o gökülkesindeki
binbir ışık atlara

dolaşır yürekleri
dolaşır bilinçleri

gözyaşı döke döke
acıyla ülke ülke

dolaşır badem sesli
şarkıcı Viktor Jara

söyler bakır şarkılar
çalar gümüş gitara

seslenir benim için
canım kardeş halklara

Şili senin neyindir
ya Mendoza ya Frei?

ah onlar öbürleri
zulmün yatakçıları

ışığın çiçeklerin
kanlı kundakçıları

tanımam hiçbirini
tanımam hiçbirini

nerden çıkıp geldiler
kimden buyruk aldılar

görmedim hiç görmedim
ben o canavarları

emeğin ak ekmeğin
sinsi canavarları

tanımam hiçbirini
tanımam hiçbirini

o cankıyıcıları
o kandökücüleri

ne Mendoza ne Frei
ne de ötekileri

Şili, senin neyindir
Luis Corvalan?

o yıkılmaz kalemdir
o boyun eğmezimdir

hem belkemiğim benim
hem de bilinçevimdir

durdurulmaz direncim
yokedilmez inancım

yiğit işçilerimin
balkır öğretmenidir

yarın bileziğinin
ve kurtuluş tacının

sabırlı başustası
bilge gümüşcüsüdür

kimin bu okyanusa
sızan vişne kan?

benim kanım benim
Şili halkının

maden ocaklarından
dağlardan akan?

benim kanım benim
Şili halkının

bu kaynayıp duran
bakırdan ırmak?

benim kanım benim
Şili halkının

bu koca okyanusu
morlayan kimin?

benim kanım benim
kanım Şili’nin

Şili kimin için
bu gözyaşları
yanağından ışıyan
bu yıldızcıklar?

Santiago'lu
bir çocuk için
tanklar altında
ezilen

Şili kimin için
bu küçük keman
telciklerinden
yaşlar süzülen?

Santiago'lu
bir çocuk için
şarkı söylerken
göğsü delinen

hangi ülkedir şu
boynu bükülü
amerika'nın ta
aşağısında?

benim ben
Şili güneyin bakır
taçlı serincek
yağmurun salkım
saçakülkesi

çünkü çaldılar
ışıldağımı
kırdılar bir bir
ışıklarını

karanlık apak
ufuklarımda
kan dondu sevda
sokaklarımda

çünkü kopardılar
gelinciğimi
yoldular bir bir
duvaklarını

benim benşili
güneyin bakır
taçlı yumuşak
gözleri ıslak
ışıkanası

boynum bükülü
bükülü şimdi

Şili kim kırdı kanatlarını
şu yaralı kuşun
şu güvercinin?

havan topları
ve bazukalar
siren düdükleri
o karasesler

kim tekmeledi yüreciğini
attı bu kuşu
böyle çöplüğe?

kara gözlüklü
bir boz general
ve onun giydiği
kara çizmeler

kim bozdu bu yuvayı
bu karıncaların
emekleye kurduğu
ışık sarayı?

meşin suratlılar
mor suratlılar

bunca emeği bunca göznuru
kim böyle bir anda
yerle bir etti
bunca güzelliği bunca onuru?

meşin meşin meşin
kalafatlılar

Amerika hançerine
ne derler?

USA saplı olana
Pinoşe derler

bu hançerin sahipleri
buna ne derler?

işimiz bu bizim
korsanız derler

niye yaptılar Şili
böyle bir hançer?

çünkü emek korsanları
onla kan içer

ey nar
bakırlar
ülkesi

Şimdi seni
kim kurtaracak?

ışık böcekleri
ve karıncalar

ey gülü
goncalar
ülkesi Şili

simdi seni
kim yeşertecek?

gül çiftçileri
ve renk arılar

ey deli
ağaçlar
beldesi Şili

şimdi seni
kim sakınacak?

kuraklıklardan büyük yangından?
bakır ırmaklarım yağmur kuşlarım

Şili nereye gömdün
o genç ışıklarını?

yüreğimden içeri
gizli bir yere

düşman bulamaz mı
orda onları?

bulmak isterse de
arar boş yere

neden yüreğine
gömdün onları?

ışısınlar diye
geleceklere

Şili nasıl gizledin
Nerudayı sürgünde?

madencilerim açtı
bağrını ona önce

sonra demiryolcular
sonra orman köyleri

süslediler renklerle
düğünlerle gönlünü

Şili nasıl kaçırdın
neruda'yı dağlardan?

karla ördüm giydiği
giysileri aklattım

onu tüm ülkeleri
gezip anlatsın diye

çektiğim acıların
bakır aynası yaptım

nerdesin şimdi Şili
söyle noldun?

ben göklerden akan
bir ırmak oldum

Şili nece konuşur
böyle bir ırmak?

türküce konuşur
ışık bir ırmak

nasıl oldu Şili
nasıl oldu bu?

halkının acı
çığlıklarıyla

ne zamandır Şili
ne zamandır bu?

vampirler çağı
geldi geleli

nice akıyorsun
göklerde şili?

öfkeli öfkeli
fakat bilinçli

Şili ne zaman doğacak güneş
karlı dağlarına
limanlarına?

bakır kuşlarım
bakır ibikli
gökçe horozların öttüğü zaman

Şili ne zaman gelecek sevinç
karıncalarına
çocuklarına?

kurşun askerler
kertenkeleler
güneşte eriyip gittiği zaman

Şili ne maman gidecek zulüm
bir daha geri
gelmemek üzre?

yarını doğuran
analarımın
çektiği acılar bittiği zaman

nereden geliyorsun
ey türkükuşu?

çocukları sütsüzden
ışıkları öksüzden

çocukları çocukları
gülecek olan

ışıkları ışıkları
yanacak olan


Yaşar Miraç

16 Kasım 2018 Cuma

Gitmelerin Mevsimi Eğer Gidebilseydim...

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,bir baska ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konussam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakip gitme isteği.
Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok.
Bir kendisi.

Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Hani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ''kalk gidelim'',
öbür yanımız "otur'' diyor.
''Otur'' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..

En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdigi rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal, ben...
Kapidaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır;
evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadina kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar.
Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...

Bütçe, zaman, keyif...
Denk olsa. Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, akşam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun...
İstemek de güzel.


Can Yücel

Ne Bilsin Bu Aşkı Usanlar Uyalar

Ne bilsin bu aşkı usanlar uyalar
Ne varsın bu yola azıksız yayalar

Gelin biz varalım Yûnus’u görelim
Ki yüzü nûrundan bin açlar doyalar

Harabâtîlerden göründü çün (kim) aşk
N’iderler bu ârı bu rengi yuyalar

Melekler dağında sâdıklar bağında
Ecelsiz ne gün var ömürler sayalar

Biz bizi koyalım onlar biz olalım
Birliği duyanlar ikilik koyalar

Yunus sen bir olgıl gönülde sır olgıl
Ki derviş olanlar bu sırrı duyalar


Yunus Emre

Dervişlik Makaamı Hâl İçinde Hâl

Dervişlik makaamı hâl içinde hâl
Ferâgatlık makaamı derviş olana muhâl

Derviş ayrılamaz evvelki demden
Hiç firkat olmadı nasibdir visâl

Dervişler fitne kabın bunda uşattı
Hareket etti bunda olmadı battâl

Dervişlik dirliği sırat üzredir
Hisâbı ettiler zerre-i miskal

Derviş Ene’l Hak derse n’ola aceb mi
Hep varlık Hakk’ındır alâ külli hâl

Derviş ırma gözün evvelki demden
Yunus giripdür hem âhır hem evvel


Yunus Emre

15 Kasım 2018 Perşembe

Lapacı

Ne karanlık kar bu !
Ne biçim pirinç bu siyah !

Ayaklarım donuyor
İçim öyle eziliyor ki
Bir tabak lâpa olsa şimdi
Anamın hanımelleriyle pişirdiği
Akpak ve onun elleriyle sıcak
Bir tabak lâpa olsa
Anamın pişirdiği
Bir tabak lâpa
Lâpa ...

Olmayacak da olsa
Ne güzel dua


Can Yücel

Dinin İmânın Var İse Hor Görmegil Dervişleri

Dinin imânın var ise hor görmegil dervişleri
Cümle âlem müştakdurur görmekliğe dervişleri

Ay u güneş müştakdurur dervişlerin sohbetine
Feriştehler tesbihinde zikrederler dervişleri

Tersâlar tapıya gelir hükm ısları zebûn olur
Dağlar taşlar secde kılur görüceğiz dervişleri

Ol âlem fahri Mustafâ sıdkı bütün kân-ı safâ
Ondan ister isen sefâ sen hoş tutgıl dervişleri

İncidesin âh ederler ömrün kökün kuruturlar
Gözsüz olasın yedeler tâ bilesin dervişleri

Yer gök aydır hırka hakkı himmetleri olsun bâkı
Ol pâdişah oldu sâkıy esridirler dervişleri

Gökten inen dört kitabı günde bir kez okur isen
Vallah didâr görmeyesin sevmez isen dervişleri

Yunus aydır bu aşk geldi ölmüş canım diri kıldı
Sen ben demek benden kaldı görüceğiz dervişleri


Yunus Emre

İşidin Ey Yârenler Eve Dervişler Geldi

İşidin ey yârenler eve dervişler geldi
Can şükrâne verelim eve dervişler geldi

Her kim görür yüzünü unutur kend’ özünü
İlm-i bâtından öter eve dervişler geldi

Dervişler uçar kuşlar deniz kenarın kışlar
Zihî devletli başlar eve dervişler geldi

Seydi Balım ilinden şeker tamar dilinden
Dost bahçesi yolundan eve dervişler geldi

Yunus kulun oğursuz kimsesi yok yalınız
Fidî kılın canınız eve dervişler geldi


Yunus Emre

14 Kasım 2018 Çarşamba

Kibrit Çakıyorsun Karanlıkta

Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?


Can Yücel

Derviş Olan Kişiler Aceb Nite Dirile

Derviş olan kişiler aceb nite dirile
Yol takaazâsı budur bir ola her bir ile

İkilik eylemeye hiç yalan söylemeye
Âlem bulanır ise bulanmadan durula

Aceb öyle kim ola bulanmadan durula
Öylelik ister isen yoldaş olgıl er ile

Er ile yoldaş olan key olası gönülden
Âlem yoldaş olurdu olurmısa dil ile

Dilden nesne ne gelmez su ile gönül yunmaz
Gerçeğin gelenleri yederler bir kıl ile

Dün ü günün çekerler ol kıl üzülsün diye
Ömrün anda berkitmiş yedilir bir kıl ile

İnce sanman ol kılı güzâf sanman bu yolu
Erenler geçti geldi her biri bir hâl ile

Her kim hâli hallendi ol bey oldu kullandı
Yunus sen kul olagör bey söyleşir kul ile


Yunus Emre

Eğriliğin Koyasın Doğru Yola Gelesin

Eğriliğin koyasın doğru yola gelesin
Kibr ü kîni çıkargıl erden nasîb alasın

Ne versen elin ile şol varır senin ile
Ben desem inanmazsın varıcağız göresin

Gönülde pas oturur onda seni yitirir
İçeri şah oturur giremezsin göresin

On ikidir hücresi yedi dervâzesi var
Anda iki dilber var bilmezsin ki sorasın

Var kardaşını öldür dahı avretin boşa
Anana kâbin kıydır Hakk’ı ayan göresin

Biçâre miskin Yunus aşktan da’vî kılarsın
Dosttan haber gelicek yüz sürüyü varasın


Yunus Emre

13 Kasım 2018 Salı

Kuşlar Vardır

Kuşlar vardır, cana benzer havalarda;
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;

- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sukun üzre kitaplar.

Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.


Can Yücel

Sûretten Gel Sıfâta Ondan Ma’nî Bulasın

Sûretten gel sıfâta ondan ma’nî bulasın
Hayallerde kalmagıl erden mahrum kalasın

Bu yolda acayip çok sen’ acebe aldanma
Acâyip anda ola dost yüzünü göresin

Aşk kuşağın kuşangıl dostun yoluna vargıl
Mücâhede çekersen müşâhede göresin

Bundan aşkın şehrine üç yüz deniz geçerler
Üç yüz deniz geçiben yedi tamu bulasın

Yedi tamuda yangıl her birinde kül olgıl
Vücûdun onda kogıl ayrık vücud bulasın

Hakıykattir Hak şarı yedidir kapıları
Dergâhında yazlıdır girip kudret göresin

Evvelki kapısında bir kişi olur onda
Sana aydır teslîm ol sen miskinlik bulasın

İkinci kapısında ik’ arslan vardır onda
Niceleri korkutmuş olmasın kim korkasın

Üçüncü kapısında üç evren vardır onda
Sana hamle ederler olmasın kim dönesin

Dördüncü kapısında dört pirler vardır onda
Bu söz sana rumuzdur gör kim delil bulasın

Beşinci kapısında beş rühban vardır onda
Türlü mata’lar satar olmasın kim alasın

Altıncı kapısında bir hûr’ oturur onda
Sana aydır gel beri olmasın kim varasın

Çün sen onda varasın ol hûriyi alasın
Bir vayadan ötürü yolda mahrum kalasın

Yedinci kapısında yediler otrur onda
Sana derler kurtuldun gir dost yüzün göresin

Şu dediğim sözlerin vücuddan daşra değil
Tefekkür kılar isen cümle sende bulasın

Yunus işbu sözleri Hak varlığından söyler
İster isen kânını miskinlerde bulasın


Yunus Emre

Bu Dervişlik Yoluna Aşk ile Gelen Gelsin

Bu dervişlik yoluna aşk ile gelen gelsin
Ya dervişlik neydiğin bir zerre duyan gelsin

Hele biz işbu yola gelmedik riyâ ile
Bu melâmetlik donun bizimle giyen gelsin

Gözüyle gördüğünü örte eteği ile
Bu yol key ince yoldur yüreği duyan gelsin

Ulu kiçi erenler demiş bizi sevenler
Kayıkmasın geriye ol şâha gelen gelsin

Her kim sever Allâh’ı rahmet kılar vallâhi
Dil sevgisiyle olmaz aşk ile göyen gelsin

İşbu sözü aydandan bize nişan gerektir
Söz muhtasarı budur canına kıyan gelsin

Yunus söz ile kimse kablyete geçmedi
Bûd u vücûd dermiyan ortaya koyan gelsin


Yunus Emre

12 Kasım 2018 Pazartesi

Ağaçları Kesmeyin

Düş bir yaş dalından düşerse
Nereye düşer hiç düşündünüz mü?
Yerde bir iz kalmayacak mı izdüşüm?
Düşen yaş dalından düşünce
Gözlerinizdedir pınarı
Bir yaş bir daldan düşünce
Kökündedir yaşı
Bir yaş düşer bir daldan
Hepimizin ölen arkadaşı
Ve çok eskilere dair bir düşünce.


Can Yücel

Dost Yüzüne Bakmağa Key Safâ-nazar Gerek

Dost yüzüne bakmağa key safâ-nazar gerek
Dost ile bilişmeye can gözü bîdar gerek

İzz ü nazdan geçiben tertipler terk ediben
Varlıklar tüketiben yüz bin ol kadar gerek

Varlıktır hicap katı kim yıka bu hicâbı
Dost yüzünden nikabı götürmeye er gerek

Hicâb oldun sen sana ne bakarsın dört yana
Kaykımaz öne sona şuna kim dîdar gerek

Gel imdi hicâbın yık hırs evinden daşra çık
Hak bağışlaya tevşfıyk kasd ile hüner gerek

Âşıka izzet ü âr vallahi bedî’ haber
Âşık isen cansız gel ne ser ü destar gerek

Sen seni elden bırak dost yüzüne sensiz bak
Mansur’layın Ene’l Hak dahı sebük-bar gerek

Kim dost ile bilişe lâcerem derde düşe
Âşık canı hemîşe ser-mest ü humar gerek

Dost ile bilişen can oldur kendine yakın
Varlık leşkerin kıran dahı çâpük er gerek

Terk eyle kıyl ü kaali dosta vergil mecâli
Yokluktadır visâli kamudan güzer gerek

Akıl erdiği değil bu göz gördüğü değil
Dil söz verdiği değil bî lisan bî ser gerek

İşit işit key işit dost katına sensiz git
Dosta gidene önden kendisiz sefer gerek

Boncuk değil sır sözü gel gidelim ko sözü
Dostu görmez baş gözü ayrıksı basar gerek

Yunus imdi yavıvar bulamasın il ü şar
Kim Hak desin kim bâtıl derviş bürd ü bar gerek


Yunus Emre

Ben Dervişim Diyen Kişi İşbu Yola Ar Gerekmez

Ben dervişim diyen kişi işbu yola ar gerekmez
Derviş olan kişilerin gönlü genğdir dar gerekmez

Derviş gönülsüz gerektir sövene dilsiz gerektir
Dövene elsiz gerektir arada agyar gerekmez

Eğer derviş isen derviş cümle âlem sana biliş
Fuzulluğu hulka değiş arada agyar gerekmez

Derviş olan kişilerin miskinliktir sermâyesi
Miskinlikten özge bize mâl ü mülk ü şar gerekmez

Er elini aldın ise ere gönül verdin ise
İkrâr ile geldin ise pes ere inkâr gerekmez

Yunus sen gördün bir eri arttırma gördüğün biri
Şudur budur deyibeni derviş târ ü mar gerekmez


Yunus Emre

11 Kasım 2018 Pazar

Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


Can Yücel

10 Kasım 2018 Cumartesi

Hayır

Dinlensin diyedir gözlerimiz
Bu önümüzde açılıp giden manzara;
Bu dünya, yoruldu mu kuşlar konsun diyedir,
Ve tanrılar boşluktan bıkınca.

Ellerimize malum olur nedense
Suların rengi balıklarıyla, çiçekleriyle,
Düşünmenin huzuru ayan olur;
Soğuğun sessizliği hakeza.

Yuvarlanan yıldızlar içinde saçlarımız,
Boylarımız büyür usul usul;
Duyulmasın diye gürültüler uykularda
Yağmurlar yağar geceleri.


Can Yücel

9 Kasım 2018 Cuma

Güzele

Dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık
Yalnız senin küçücük elinle yalnızlık
Kandilli ilkokulu kadar kalabalık
Zilleri çaldığında düşlerinin
Sınıfların kapıları ardına kadar açık
Gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
Haklı sınıfları

Belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
Kitaplar varya onlardan
Öğrenmiş Marx'ı, gümüş balıkları
Ve belki de onun için o kadar,
O kadar aydınlık ortalık...

Sen ki çiçekleri toplamayan güzelim
Çicekleri sulayan çocuk
Ve ben ki buruk ve kavruk
Bir ihtiyar adamım artık
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
Ve anladım, anladım ki bir daha
DÜŞÜNDE BİLE GÖREMEZ İŞLER
DÜŞLERİN GÖRDÜĞÜ İŞLERİ


Can Yücel

Ey Kopuz ile Çeşte Aslın Nedir Ne İşte

Ey kopuz ile çeşte aslın nedir ne işte
Sana suâl sorarım aydıvır bana üşte

Aydır ki aslım ağaç koyun kirişi birkaç
Gel işretim dinle geç aklı koma beleşte

Aydırlar bana haram ben oğrılık değilem
Çünkü aslım mısmıldır ne var imiş kirişte

Bana kiriş dediler aşka giriş dediler
Benim adım aşk verdi ben durmazam kolmaşta

Şâdılık ile geldim işbu âleme doldum
Mürvetlere düzüldüm kodular işbu düşte

Ağaç deri derildi kiriş ile bir oldu
Aşk denizine daldı behâne yok bu işte

Mevlânâ sohbetinde saz ile işret oldu
Ârif ma’niye daldı çün biledir ferişte

Ferişteyi anmaktan bilesin murat nedir
Gece gündüz biledir senin ile her işte

Ol feriştehler adı Kirâmen Kâtibîn’dir
Yazmaktan usanmazlar ırmazlar yaz u kışta

Birisi sağ omzunda birisi sol omzunda
Birisi hayrın yazar birisi şer cünbişte

Kâğıtları tükenmez ne hod mürekkepleri
Aşınmaz kalemleri kaaimlerdir ol işte

Hem meyhâneye varır hem büthâneye girer
Bunlar saklarlar seni sen gaafilsin bu işte

Yunus imdi Sübhân’ı vesfeylegil gönülde
Ayrı değil âriften bu kopuz ile çeşte


Yunus Emre

Evliyâya Münkirler Hak Yoluna Asıdır

Evliyâya münkirler Hak yoluna âsıdır
Ol yola âsı olan gönüllerin pasıdır

Tarttık bu aşk cefâsın tâ erince ma’şuka
Zirâ ki ol dost benim derdimin devâsıdır

Henüz bu yer olmadan gökler yaratılmadan
Evliyâlar vatanı padişah kal’asıdır

Mevlânâ Hudâvendgâr bize nazar kılalı
Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır

Geyikli’nin ol Hasan söz ayıtmış kendiden
Kudret dilidir söyler kendinin söz nesidir

Miskin ol bre miskin gide senden kibr ü kin
Ruzgâr gelip geçer pes kime ne kalasıdır

Okuyuban yazmadan yanılıban azmadan
Yunus bu aşk sözünü kim bildi bilesidir


Yunus Emre

8 Kasım 2018 Perşembe

Gelincik Şurubu

Şu ölen çocuklar var ya
Sana bana dünyaya...

İlikleriniz donduğunda kışın
Bir kaşık umut gerektiğinde
O şişe gelecek aklınıza
Pencerenin önünde duran
Güneşte
Gelincik...


Can Yücel

Ey Sözlerin Aslın Bilen Gel De Bu Söz Nerden Gelir

Ey sözlerin aslın bilen gel de bu söz nerden gelir
Söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir

Söz kılar kayguyu şad söz kılar bilişi yad
Eğer horluk eğer izzet her kişiye sözden gelir

Söz karadan aktan değil yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil hâlık âvâzından gelir

Ne elif okudum ne cim varlığındandır kelecim
Bilmeye yüz bin müneccim tâliim n’ıldızdan gelir

Şu’le bize Ay’dan değil aşk eri bu soydan değil
Rızkımsa bu evden değil deryâ-yı ummandan gelir

Biz bir behâne arada ayrık de elden ne gele
Hak çün emir eyler cana (bu) keleci ondan gelir

Yunus bir derd ile âh et kahr evinde n’eyler rahat
Bu derde derman kefâret bir âh ile süzdan gelir


Yunus Emre

Doldur Bize Kadehi Aşk Şarabından Eyâ Sâki

Doldur bize kadehi aşk şarabından eyâ sâki
Ol denizden içir bize k’andan içer şeyh u fakı

Sohbetimiz ilâhîdir sözümüz kevser suyudur
Şâhımız şahlar şâhıdır çalgımızdır dost firakı

Kim ki bir dem sohbet ola müftî müderris mât ola
Bir ilâhî devlet ola andan içen oldu bâki

Hırka ile taç yol vermez fereciyle âlim olmaz
Din diyânet olmayınca okusan kamu varakı

Okudun yedi mushafı ha tâat gösterir safî
Çünkü amel eylemedin gerekse var yüz yıl oku

Bin kez hacca vardın ise bin kez gazâ kıldın ise
Bir kez gönül kırdın ise gerekse var yollar doku

Gönül mü yeğ Kâ’be mi yeğ ayıt bana aklı eren
Gönül yeğdürür zira kim gönüldedir dost durağı

Gönüllerin komşuların ısmarladı Hak Rasûle
Mi’raç gecesi dost ile bu keleci oldu bâki

Yunus işin budur (hemin) dutgıl gönüller eteğin
Dilersen bâki olasın gönüller oldular bâki


Yunus Emre

7 Kasım 2018 Çarşamba

Farzet Hiç Ayrılmadık

Farzet hiç ayrılmadık

Gözümde tütüyor

Gözümü tütsülüyorsun hala

Hep birlikteyiz sanki

Seninle ben ve DÜNYA


Can Yücel

Lâ şerik'ten Okursun Sonra Şerîk Katarsın

“Lâ şerik”ten okursun sonra şerîk katarsın
Bire iki dimegil fitne kimden tutarsın

Çün Kur’an gökten indi onu Allah buyurdu
Ondan haber ver bana ha kitapten ötersin

Okursun tasrif kitap nice binâ vu i’râb
Havf u recâ sende yok öyle kim bir Tatar’sın

İlm okumaktan gerek kend’ özünü bilmektir.
Kend’ özünü bilmezsen bir hayvandan betersin

İlk okumak ma’nîsi ibret almaktır ancak
Çün ibret almadın sen görmeden taş atarsın

On iki bin hadîsi cem eyledi Mustafâ
Unuttunuz onu siz şerh ile söz satarsın

Kılarsın riyâ namaz yazığın çok hayrın az
Dinle neye varır söz cehennemden bitersin

Halka fetvâ verirsin ne için sen tutmazsın
İhlâs ile gelirsen bizden nesne utarsın

Sen fakıhsin ben fakıyr sana hiç tanımız yok
İlmin var amelin yok günahlara batarsın

Bu düzülen tertibi ayrıksıdı mı dersin
Başaramazsın hoca endişeden yitersin

İşit Yunus sözünden ibret algıl özünden
Eğer kabûl edersen birkaç dahı katarsın


Yunus Emre

Ey Çok Kitaplar Okuyan Sen Kim Tutarsın Bana Dak

Ey çok kitaplar okuyan sen kim tutarsın bana dak
Tâ bilesin sırrı ayan gel aşkıdan oku sebak

Ger sen seni bildin ise sûret terkin urdun ise
Sıfat nedir bildin ise ne kim edersen bana hak

Bilmeyesin bed-nâm ü nâm bir ola sâna hâs u âm
Bildin ise ilmi tamam gel aşkıdan oku sebak

Okumagıl ilmin yüzün ilme amel gerek güzin
Aç gönülden bâtın gözün âşık ma’şuk haline bak

Bakgıl âşık ne işedir ma’şûka ol cünbiştedir
İkisi bir teşviştedir iki sanıp bakma ırak

İkilikten geçemedin hâli kalden seçemedin
Dosttan yana uçamadın fakılık oldu sana fak

Cübbe vü hırka tâc ü taht verse gerekti aşka baç
Dört yüz mürîd ü elli hac terk eyledi Abdürrazzak

Onun gibi din ulusu haç öptü çaldı nâkusu
Sen dahı bırak nâmusu gel beri putun oda yak

Âşık ma’şuk birdir bile aşktan gelir her söz dile
Biçâre Yunus ne bile ne kara okudu ne ak


Yunus Emre

6 Kasım 2018 Salı

Boşver Be Yaşı Başı

Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver!
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver!
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
Sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
Büyü, büyü..
Bak ellerin, ayakların kocaman,
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver!!
Takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin..
Parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin..
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna..
Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa..
Yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş,
sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemiycek misin?


Can Yücel

Canım Erenler Yolu İnceden İnceyimiş

Canım erenler yolu inceden inceyimiş
Süleymân’a yol kesen şol bir karıncayımış

Gönlüm aydır varayım sana geri geleyim
Günlüm uyduğu bana dostu buluncayımış

Götürmedi kimsene kimsenenin gücünü
Güç götürürüm diyen eli erinceyimiş

Âşıkın gözü yaşı dün ü gün durmaz akar
Âşık kan ağladığı ma’şuk soruncayımış

Aydırlar idi bana âşık âvâre olur
Geldi başıma gördüm ol söz yerinceyimiş

Dört kitabın ma’nîsin okudum hâsıl ettim
Aşka gelincek gördüm bir uzun heceyimiş

Ben dervişim diyenler haramı yemeyenler
Harâmın yenmediği ele girinceyimiş

Aydırlar fülân öldü mülkiyle malı kaldı
Ol malın irkildiği ıssı ölünceyimiş

İki kişi söyleşir Yunus’u görsem diye
Biri aydır ben gördüm bir âşık kocayımış


Yunus Emre

Dosttan Haber Geldi Gene Dostlar Yarak Etsin Demiş

Dosttan haber geldi gene dostlar yarak etsin demiş
Dirgensinler meşâyihe er eteğin tutsun demiş

Ben severim şol kulumu yoksul da sabreyleye
Benden ona yol eyledim mi’râcıma yetsin demiş

Şol kahr ile kazananlar güle güle yedirenler
Götürdüm perdelerini didârıma baksın demiş

Her bir kişi dosta vara armağanın dosta vere
Anda bizi anmayanlar bunda da unutsun demiş

Fânî dünyadan geçeriz bâkıy mülküne göçeriz
Armağan gerek(tir) dosta yüklü yükün tutsun demiş

Ayıdın Yunus’a dursun yüzünü toprağa sürsün
Öğüdün kendiye versin okuduğun tutsun demiş


Yunus Emre

5 Kasım 2018 Pazartesi

Eğer

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!


Can Yücel