Şiir, Sadece: Brezilya Şiiri
Brezilya Şiiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brezilya Şiiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2017 Cumartesi

İnsan Yasası

Carlos Heitor Cony için


Madde I.

Bu yasaya göre
önemli olan gerçektir bundan böyle
önemli olan yaşamdır
el ele verip
gerçek yaşam için çalışılacaktır.

Madde II.

Bu yasaya göre iş günlerinin
bulutlu Salıların bile
bir Pazar sabahı olmaya hakları vardır.

Madde III.

Bu yasaya göre
günebakanlar olacaktır her pencerede
günebakanlara da tanınmıştır
gölgede açma hakkı;
pencereler bütün gün açık tutulacaktır
umudun boy attığı yeşilliğe.

Madde IV.

Bu yasaya göre
insan, insana kuşku duymayacaktır.
İnsan, insana güvenecektir artık
rüzgara güvenen ağaç gibi
havaya güvenen rüzgar gibi
göğün mavi tarlasına güvenen hava gibi.

Paragraf I.

İnsan, insana güvenecektir
çocuğa güvenen çocuk gibi.

Madde V.

Bu yasaya göre kurtulmuştur insanlar
yalanların boyunduruğundan.
Kimse kuşanmak zorunda değildir artık
sessizliğin zırhını,
sözcüklerin silahını.
Sofradaki insana
tatlıdan önce gerçek verilecektir.

Madde VI.

Bu yasaya göre
gerçekleşecektir peygamberin düşü:
kurt, kuzuyla otlayacaktır
ne tat aldılarsa yediklerinden
aynı tadı alacaklardır yine.

Madde VII.

Bu yasaya göre
doğruluk ve aydınlık hüküm sürecek
ve insanların içinde dalgalanan
cömert bir bayrak olacaktır mutluluk.

Madde VIII.

Bu yasaya göre en büyük acı
bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin
su olduğunu bilip de
sevgi verememek olmuştur ve olacaktır
sevgi arayan kimseye.

Madde IX.

Bu yasaya göre
alınteri taşıyacaktır ekmek.
Ama her şeyin üstünde, her şeyden önce
sevginin ılık tadını taşıyacaktır.

Madde X.

Bu yasaya göre herkes
ne zaman dilerse giyebilecektir
bayram giysilerini.

Madde XI.

Bu yasaya göre
seven hayvandır insan
güzeldir,
seher yıldızından bile güzeldir.

Madde XII.

Bu yasaya göre
buyruk yoktur artık, yasak yoktur.
Her şeye izin verilmiştir,
gergedanlarla bile oynayabilir insan
ve ikindi üstü yürüyüş yapabilir
elinde kocaman bir begonyayla.

Paragraf I.

Bir tek şey yasaklanmıştır:
sevip de sevgi duyamamak.

Madde XIII.

Bu yasaya göre artık
satın alamayacaktır kimse
doğacak güneşleri.
Korkunun sandığından çıkarılacak
ve bir dostluk kılıcı olacaktır para,
gelecek günleri kutlama hakkını,
şarkı söyleme hakkını savunacaktır.

Son Madde.

Bu yasaya göre
yasaklanmıştır özgürlük sözcüğünü kullanmak,
ağzın aldatıcı pisliğinden
ve sözlüklerden kaldırılacaktır.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte
diri ve saydam bir şey olacaktır özgürlük
ateş gibi ırmak gibi
bir buğday tanesi gibi
ve insan yüreğine yerleşecektir.


Thiago de Mello
Çeviren: Ülkü Tamer

Yedi Yüzlü Şiir

Doğduğumda, karanlıklarda yaşayan
bir kambur şeytan dedi ki:
"Carlos! sakar biri olacaksın hayatta."

Kadınların ardında koşan
adamları bekliyor evler,
akşam sakin olacak
istekler dolaşmazsa çevrede.

Ayaklarla dolu geçiyor tramvay:
Kara ayaklar, sarı ayaklar.
Niçin yüreğimi ister bu ayaklar Tanrım,
neden gözlerim
hiçbir şey istemez.

Bıyığının arkasında adam
ciddi, basit ve kuvvetli.
Gevezelik etmiyor artık.
Birkaç da dostu var,
gözlüklerinin ve bıyıklarının ardında adam.

Tanrım, niçin bıraktın beni?
Biliyorsun ki Tanrı değilim,
biliyorsun ki zayıfım.

Dünya, dünya, koca dünya,
belki de Raymonde idi adım,
bu bir uyak olur, ama hal çaresi olmaz.
Dünya, dünya, koca dünya
boyutlara sığmıyor yüreğim.

Söyleyeceğim söyleyeceğimi
fakat bu ay
fakat bu konyak
şeytanca heyecanlandırıyor seni.


C. Drummon de Andrade
Çeviren: M. Uyguner

16 Ekim 2017 Pazartesi

Koca Dünya

Hayır, dünyadan büyük değil yüreğim,
Minicik.
Acılarım için bile yer yok orada.
Bu yüzden seviyorum onu anlatmayı
Bu yüzden okuyorum gazeteleri ve seriyorum kitaplıklarda:
Muhtacım bütün dünyaya.

Evet, minicik yüreğim,
varsaydığım insanları görüyorum bugün orada yalnız.
insanlar dışarda çünkü, sokakta.
Sokak geniş. Çok geniş, tahminden de büyük.
Fakat bütün insanlar sokakta değil.
Sokak çok küçük dünyadan.
Dünya kocaman.

Biliyorsun ne kadar kocaman dünya.
Gemiler kitap ve petrol, etle pamuk taşır bilirsin.
Çeşitli acılarını gördüm insanların
Çeşitli acılarını insanların,
Acı çekmenin ne güç olduğunu bilirsin,
İnsanın göğsüne yığılması bütün bunların ne kadar kötü.

Yum gözlerini ve unut.
Camlardaki suyu dinle,
ne kadar sessiz. Hiçbir şey söylemiyor.
Ama kayıyor ellerden,
ne kadar sessiz. Boğacak her şeyi...
Yeniden kurulacak mı suyun bastığı kentler?
Ve boğulan insanlar doğacak mı yeniden?
Bilmez bunları yüreğim.
Şaşkındır, gülünçtür ve kırıktır yüreğim.

Bilmez bazı şeyleri,
Anlıyorum hüzünlü bugün.
(Kişinin sessizliğinde
duyamadım konuşulanları).

Vaktiyle dinlemiştim melekleri,
sonatlar, şiirler, patetik itiraflar dinlemiştim.
İnsan sesi duymamıştım.
Ne kadar zavallıydım gerçekten.

Vaktiyle koştum
düşsel ülkelerde, oturulması kolaydı,
sonsuzdu adalar, hepsi tükendi şimdi, intihar ettiler.

Adalara kaçtı dostlarım.
Yitirdi insanları adalar.
Bazıları kurtuldu
haberler getirdiler
dünyadan, koca dünya büyüdü her gün
seviyle ateş arasında.

Yüreğim de büyüyecek işte.
Seviyle ateş arasında
hayatla ateş arasında,
on metre oldu yüreğim ve patlıyor.
Ey gelecek hayat, kuracağız seni.


C. Drummon de Andrade
Çeviren: M. Uyguner

Ozanın Alınyazısı

Bu yüzyılın başlarında doğmadım ben.
Sonsuzluk içinde doğdum.
Üst üste birikmiş binlerce hayattan doğdum.
Üst üste bir yığın hüzünden doğdum.

İyilikle kötülüğü tanımak için geldim dünyaya
İyiyi kötüden ayırmak için geldim.
Sevilmeden sevmek için geldim.
Çocukları avutmak için geldim.

Zengin olmak için
Başka zenginleri yıkmak için gelmedim.
Atalarımın bana bıraktığı
Bu hüzünden ve sıkıntıdan kurtulmak için geldim.
Zamanın güçlüklerine katlanmaya
Ve geldiğim sonsuzluktaki ilkeyi doğrulamaya geldim.
Şeytanı taşlamaya geldim.
Esin meleklerine boşvermeye geldim.
İnsanlığın sesinin tek ses kalacağını
İşçilerin ve patronların sesini bastıracağını
Söylemeye geldim.
Beni yaratanı yavaş yavaş tanımaya geldim,
Görünce gözlerim kör olmasın diye.


Murilo Mendes
Çeviren: Muzaffer Uyguner

Eğil Profiline

Sessizliğin kadifeleri üzerindeki
ve düşünce alevlerinin
bu kıvılcımlı tablosu üzerindeki
sevdiğin profiline eğil.

Kapısı örtük salonun
uzun merdivenlerinden in
hiçbir sorunun olmadığı
aydınlık sokağa çık.

Çıplak kıyılara git
güzel yolları karıştırarak
konuşmaları keserek
derin labirentlerinin.

Ve toprağa de: Ben kumum,
ve dalgalara de: Ben suyum.
Yokluğun valslerinde
ölülere atıver ruhunu.

Düşler kurmadan
izlemeden seherleri,
unut buğulu gözlerini
ve kanayan yüreğini.

Belki havayı ve ormanları dokuyan
insanüstü bir el
sağlayacak dinlenmeni
bu kızgın kavgaların sonunda.

Belki rahata ereceksin
ey hayat, denizle yel arasında
belli belirsiz gözyaşı gibi
üzerinde bir mendilin.


Cecilia Meireles
Çeviren: Muzaffer Uyguner

Gece

Toprağın ıslak tadı,
yıkanmış taşın kokusu
-zamanın kötü anı!-
dağın yamacında gölge,
çıplak ve soğuk, korkunç.

Savrulan kumların sesi,
kuru yaprakların tadı,
-hüzünlü sesin dudağı!-
hiçbir olayın geçmediği
sabahların nefesi.

Şebnemle ıslak kırların
serinliğini getiriyor gece
-kokusundan belli!-
en saf çiçeklerden çıkarılmış
ve meltemle yayılmış çevreye.

Ne kadar durgun hayat!
Fakat yükseliyor düşünce ...
-nerden geliyor bu müzik?-
yıldızlarla gök arasında
ne kadar çok bulut var.


Cecilia Meireles
Çeviren: Muzaffer Uyguner

14 Ekim 2017 Cumartesi

Esin Perisi

Adalgisa Nery için


Sana Havva demiyorum,
Sana ne dünyadaki kadınların adını veriyorum, ne perilerin, ne
ilahelerin, ne esin perilerinin, ne kahinlerin, ne ülkelerin,
ne yıldızların, ne de çiçeklerin.
Fakat sana bataklıklarla evlenmek için ayışığından inen
Ve sallanan eşyayı büyüleyen diyorum.
Mine çiçeklerinin kocaman tarlasında tüveyçlerini kımıldarken
görünce
biliyorum ki onları kımıldatan bir yel değil, örülmüş saçlarınla
geçişindir senin
Kuzey denizlerine doğru giden deniz yıldızlarının üzerinde
ya da donmuş toprağın üstünde uçuşan martıların ve kutup
kuşlarının
uçuşlarında seni düşünmekten haz duyuyorum.

Sana Havva demiyorum,
Dünyadaki hiçbir kadının adıyla seslenmiyorum sana.
Adın bebeklerin sessiz küçücük dudaklarında olmalı,
vaktiyle denizlerin derinliğinde kalmış hareketli ve sessiz
kumlarda olmalı,
büyük boralarla çalkanan havada,
seni düşünde gören ve uyandıklarında ölen münzevilerin dilinde,
yıldırımın çizdiği o bir daha görünmeyen çizgide olmalı.
Ve bütün bu hareketler senin yüzlerce yıllık adının heceleri olmalı.
Ve bütün kuşaklar tanımalı onu.
Dur, dostum, lütufkar hasatlar başlıyor
ve aynı gök altında barışıyor yaradanın yaratıkları;
Havva demediğim
ve dünyadaki hiçbir kadının adını vermediğim adını
zamanı gelince duyacaksın,


Jorge de Lima
Çeviren: Muzaffer Uyguner

Kuş

Kimse bilmiyordu nereden geldiğini garip kuşun.
Son fırtına sürüklemişti onu belki
bilinmeyen bir adadan ya da bir körfezden;
dev yosunlardan doğmuştu belki,
bir başka atmosferden düşmüştü belki,
bir başka dünyadan, bir başka gizden.
Eski denizcilerden hiçbiri görmemişti onu buzlar arasında,
onunla karşılaşmamıştı hiç bir yolcu:
insan biçimindeydi, melekler gibi
şairler gibi sessizdi.
Kilisenin büyük kubbesi üstünde süzüldü önce;
papaz kışkışladı onu, kötü bir ruhu kaçırıyordu sanki.
Aynı gece deniz fenerine kondu ışık saçarak,
fener bekçisi de kovdu onu, gemileri şaşırtır diye.
Kimse bir parça ekmek vermedi kuşa,
sığınacak bir dam altı vermedi.
"Sürüleri yutan kötü bir kuş bu," dedi biri.
"Aç bir şeytan," dedi bir başkası.
Kanatlarının altına alınca yorgun çocukları
anneler kuş taşladı, bilinmez kuşu, horlanmış, bitkin kuşu.
Bulutlar arasında sessiz bir doruktan gelmişti belki,
eşini bir ok alıp götürmüştü belki,
İnsan biçimindeydi, melekler gibi
şairler gibi yalnızdı.
Bir candaş arıyordu
kendini kovan insanlar arasında.
Buğday tarlalarını sel basınca bir gün
"Kuş yüzünden," dediler.
Kıran girince sürüler arasına
"Kuş yedi kuzuları," dediler.
Suyunu sakınır oldu çeşmeler,
güçsüz bir Samson gibi düştü toprağa kuş.
Balıkçının biri gördü onu, yumuşacık kaldırdı yerden,
"Bakın," dedi, "ne güzel bir kuş buldum."
Bir başkası hatırladı ansızın: yoksullara yumurtalar götürürdü bu kuş.
Bir dilenci anlattı: kuş, soğuktan korumuştu onu.
"Bana tüylerini vermişti," dedi çıplak bir adam.
Halkın önderi, "Kuşların kralıydı bu, onu tanımamışız" dedi.
Önderin küçük oğlu, yalnız, tatlı bir çocuk, şunları söyledi:
"Tüylerini bana ver baba, hayatımı yazayım,
onunkini andıran hayatımı, göreyim kendimi,
çünkü senden çok ona çekmişim baba."


Jorge de Lima
Çeviren: Ülkü Tamer

Mozart Cennette

Wolfgang Amadeus Mozart, 5 Aralık
179l 'de, bembeyaz bir atın üstünde
nefis piruetlerle, bir sirk cambazı
olarak cennete girdi.

Sordu küçük melekler şaşkınlıkla: Kim bu? Kim olabilir bu?
Tam o anda duyulmamış bir müzik yükseldi
yöneticilerin üstünde.
O hor gören bakışlar silinip gitti.
Meryem alnından öptü onu.
Ve meleklerin en genci oldu Wolfgang Amadeus Mozart.


Manuel Bandeira
Çeviren: Ülkü Tamer

Ölü Gece

Ölü gece.
Sokak fenerinin yanında
Sivrisinekleri yutuyor kurbağalar.

Kimse geçmiyor sokaktan.
Bir sarhoş bile.

Ama geçit töreni var gölgelerin.
Geçip gitmişlerin gölgelerinin.
Yaşayanların ve ölülerin.

Suyolları ağlıyor.
Gecenin sesi...

(Bu gecenin değil, daha yücesinin.)


Manuel Bandeira
Çeviren: Ülkü Tamer

13 Ekim 2017 Cuma

Sokak

Oturduğum bu sokak, iki dağ yolunun arasındaki,
Bir kentin caddesinden daha ilginç.
Kentlerde birbirine benzer herkes.
Herkes birbirine benzer. Herkes herkese benzer.
Burada öyle değil; bir kişiliği var herkesin.
Her yaratık apayrı.
Köpekler bile.
İşadamlarını andırıyor bu köy köpekleri:
İşleri başlarından aşkın.

Ne çok insan gelip gidiyor!
Hepsi değişik; çağrışımlar başlatıyor hepsi.
Omuzlarda taşınan tabut, keçinin çektiği süt arabası.
Suyun mırıltısı neler diyor simgelerle:
Günler geçiyor, günler geçiyor!
Ve artık sonuna yaklaşıyor gençlik.


Manuel Bandeira
Çeviren: Ülkü Tamer