Şiir, Sadece

24 Temmuz 2009 Cuma

Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşime kendim bileli
Severim kır atı bir de güzeli

Atın beli kısa boynu uzunu
Kuru suratlısı elma gözünü
Kızın iplik iplik süt beyazını
Severim kır atı bir de güzeli

Atın höyük sağrı kalan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlısı
Güzelin dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli

At koşu tutmasın çıktığı zaman
Yalı kaval gibi yıktığı zaman
At dört kız on beşe yettiği zaman
Severim kır atı bir de güzeli

Dadaloğlu'm hile yoktur işimde
Yiğit olan yiğit görür düşünde
At dördünde güzel on beş yaşında
Severim kır atı bir de güzeli


Dadaloğlu

Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir


 Dadaloğlu

23 Temmuz 2009 Perşembe

Saba Gider İsen Bizim Diyare

Saba gider isen bizim diyare
Benim vasfı halim o yare söyle
Lalenin bağrında bir ise yare
Benimki erişti hezara söyle

Bülbül bir gül için çekerse zarı
Halini arzeder yüz yüze bari
Ya ben görmemişim o şuh didarı
Bıraktı bu garip diyare söyle

Pervane perrini yaktıysa nare
Ya ben yaktım vücudumu yekpare
Zihniya Mansur'u çektiyse dare
Ben esirim zülfü nigare söyle


Bayburtlu Zihni

Seni Bağı İremden Mi Kaçırmış

Seni bağı iremden mi kaçırmış
Melek misin asumandan mı geliş
Gittikçe şevketin şanın yücelmiş
Bilmem tahtı Süleyman'dan mı geliş

Hüsn ile bugün Yusufi devransın
Ne incisin ne mercansın ne cansın
Korkarım fitneli ahır zamansın
Mehdi misin Isfahandan mı geliş

Güzel sevmek olmuş Zihni'ye adet
Ne bağda ser çektin ey servi kamet
Sormak ayıp olmasın a çeşmi afet
Mülki lali Bedahşandan mı geliş


Bayburtlu Zihni

Yıkmış Çadırların Göz Etmiş Leyla

Yıkmış çadırların göz etmiş Leyla
Vardım ki boş kalmış yar otakları
Dağı mesken etmiş biçare Mecnun
Akıtmış gözünden kan ırmakları

Zeyd ile göndermiş Leyla'ya name
Dedi iyi getirdim ağyarı kama
Akıbet yar oldun İbniselama
Neyledin ettiğin o misakları

Zihni'yim akıttım didem yaşların
Yedi yıl bekledim bulak başların
Dağıt bu derneği sav savaşların
Bozuldu kabail ittifakları


Bayburtlu Zihni

Katip Sen Yaz Saba Sen De Kerem Kıl

Katip sen yaz saba sen de kerem kıl
Götür arzıhalim yare tez elden
Naziktir efendim nezahetli bil
Gönderelim o dildara tez elden

Katip çok uzatma sarfı imlayı
Hemen yaz derdime iste davayı
Kerem et bekletme bad-ı sabayı
Azmeylesin o diyara tez elden

Hasretli dideme nem mi gönderir
Hicran mı gönderir gam mı gönderir
Kendi mi gelir merhem mi gönderir
Zahm-ı dil-i Zihni'zara tez elden


Bayburtlu Zihni

Vardım Ki Yurdundan Ayak Götürmüş

Vardım ki yurdundan ayak götürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sakiler meclisten çekmiş ayağı

Hangi bağda bulsam ben o marali
Hangi yerde görsem çeşm-i gazali
Avcılardan kaçmış ceylan misali
Geçmiş dağdan dağa yoktur durağı

Laleyi sünbülü gülü har olmuş
Zevk u şevk ehlini ah ü zar almış
Süleyman tahtını sanki mar almış
Gama tebdil olmuş ülfetin çağı

Zihni derd elinden her zaman ağlar
Vardım ki bağ, ağlar bağban ağlar
Sümbüller perişan güller kan ağlar
Şeyda bülbül terk edeli bu bağı


Bayburtlu Zihni

17 Temmuz 2009 Cuma

Beni İmam Hüseyin'e Gönderin

Yükletin barhanem develer ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin
Yoldaş olup gitmen iller ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Şu illerin çektiği perde
Beni sen düşürdün onulmaz derde
Karar alıp duramıyom bir yerde
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Benim ne davam var şu iller ile
Benim davam Hak ehli kullar ile
Kerbela'ya giden abdallar ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Kutlu günler doğup doğup aşmadan
Ceset farıyıp da akıl şaşmadan
Dağları kar alıp kırcı düşmeden
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Pir Sultan Abdal'ım bir hava ile
Arşa çıkardılar bin dava ile
Kanber'in güttüğü boz deve ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin


Pir Sultan Abdal

15 Temmuz 2009 Çarşamba

On'ki İmamlara Giden Turnalar

Bahar oldu otlar bitti güz geldi
On'ki İmamlara giden turnalar
Boynumuz Kelula çölüne döndü
On'ki İmamlara giden turnalar

Size nazar kılsın her dem güzeller
İrızadan Abidin'e bağlıdır özüm
Zöhre yıldızını görmektir arzum
On'ki İmamlara giden turnalar

Hasan'la Hüseyn'e yazıldı yazım
Zeynel Abidin'e bağlıdır özüm
Zöhre yıldızını görmektir arzum
On'ki İmamlara giden turnalar

Zülfikar'ın cevri la'l ile gevher
Muhammet Bakır'dan ol İmam Cafer
Sorun görün sevdiğimden ne haber
On'ki İmamlara giden turnalar

Muhammet Bakır'dır şevki veliden
İmam Irıza'dan Kanber uludan
Figanı Fatma'dan sesi Ali'den
On'ki İmamlara giden turnalar

Muhammet Taki'den okunan ferman
Naki'ye .................................. seven
Muhammet Mehdi'ye sancağı veren
On'ki İmamlara giden turnalar

Pir Sultan Abdal'ım el'aman aman
Biçilmedik ekin sürülen aman
Gönlüm eğlencesi on iki imam
On'ki İmamlara giden turnalar


Pir Sultan Abdal

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Beni Görüp Yüzün Öte Dönderme

Beni görüp yüzün öte dönderme
Yine benim gönlüm sendedir sende
Tıkıp hilal kaşın da yavrum yere indirme
Yine senin aşkın yavrum candadır canda

Şerbet senin dudağında dilinde
Arzumanın kaldı ince belinde
Sen bir güzelsin ki Türkmen elinde
Günah bende değil sendedir sende

Sensiz çıkıp şu yaylayı yaylayamam
Sırrın açıp yad ellere söyleyemem
Çok günah işledim inkar eylemem
Günah bende değil sendedir sende

Nice beyler ile gezdim yoruldum
Kan bulanık aktım aktım duruldum
Sencileyin çok güzele vuruldum
Dahi senin sevgin candadır canda

Pir Sultan Abdal'ım böyle deyiptir
Aşıklar güzeli seve geliptir
Bir güzel sevmeyle kanlı m'oluptur
Kellem terkidedir yandadır yanda


Pir Sultan Abdal

10 Temmuz 2009 Cuma

Dostum Dostum

Bin cefalar etsen almam üstüme oy
Gayet şirin geldi dillerin dostum oy
Varıp yadellere meyil verirsen oy
Gış ola bağlana yolların dostum dostum

İlahi onmaya yardan ayıran oy
Bahçede bülbüller ötüyor uyar oy
Kula gölge ise allah'a ayan oy
Senden ayrılalı gülmedim dostum dostum

Pir Sultan Abdal'ım gülüm dermişler oy
Bu şirin canıma nasıl kıymışlar oy
İster isem dünya malın vermişler oy
Sensiz dünya malı neylerim dostum dostum


Pir Sultan Abdal

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Kolum Çekip Elim Bağlamasınlar

Bize de Banaz'da Pir Sultan derler
Bizi kem kişi de bellemesinler
Paşa huddamına tenbih eylesin
Kolum çekip elim bağlamasınlar

Hüseyn Gazi binse gelse atına
Dayanılmaz çerh-i felek zatına
Benden selam olsun ev külfetine
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar

Ala gözlüm zülfün kelep eylesi
Döksün mah yüzüne nikap eylesin
Ali Baba Hak'tan dilek dilesin
Bizi dar dibinde eğlemesinler

Eğer Ali Baba söze uyarsa
Ferman büyük yerden beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Al'ım çözüp kara bağlamasınlar

Surrum işlemedi kaddim büküldü
Beyaz vücudumun bendi söküldü
Önüm sıra kırklar Şah'a çekildi
Daha beyler bizi dilemesinler

Pir Sultan Abdal'ım çoşkun akarım
Akar akar dost yoluna bakarım
Pirim aldım seyrangaha çıkarım
Yıldızdağı seni yaylamasınlar


Pir Sultan Abdal

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Bulamadım

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Özge elden özge yar bulamadım
Yaralandım al kanlara boyandım
Elimin kanını yur bulamadım

Dostun zülüfleri destedir deste
Erenler hak için oturmuş posta
Bir zaman sağ gezdim bir zaman hasta
Hasta halin nedir der bulamadım

Felek kırdı benim kolum kanadım
Baykuş gibi viranlarda tünedim
Bugün üç güzelin nabzın sınadım
Can feda yoluna der bulamadım

Pir Sultan Abdal'ım dağlar ben olsam
Dağlarda biten laleler ben olsam
Alem çiçek olsa arı ben olsam
Dost elinden tatlı bal bulamadım


Pir Sultan Abdal

3 Temmuz 2009 Cuma

Hasretinle Beni Hasta Eyledi

Hasretinle beni hasta eyledi
Şu garip gönlümün bağı bostanı
Ayvası turuncu yar sen mi geldin
Halımı sormaya dost sen mi geldin

Bülbüller ötüyor dostun bağında
Arzum yarım kaldı göğsün ağında
Ellerim kelepçe cellat uğrunda
Kollarım çözmeye yar sen mi geldin

Abdal Pir Sultan'ım sen seni düşün
Güzelsin sultanım bulunmaz eşin
Giyinmiş kuşanmış türlü kumaşın
Bezenmiş be destan yar sen mi geldin


Pir Sultan Abdal

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Tevekkel-tü Teal-Allah

Gel gönül Allah diyelim
Tevekkel-tü teal-allah
Kudret lokmasın yiyelim
Tevekkel-tü teal-allah

Mürşid ile bir olalım
Dost bağından gül alalım
Hakk dergahına dalalım
Tevekkel-tü teal-allah

Sözü sözle bağlıyalım
Sözün hükmün sağlıyalım
Kür deyip de çağlıyalım
Tevekkel-tü teal-allah

Açalım yeşil sancağı
Tütsün Erdebil ocağı
Gelsin Eba Msülüm çağı
Tevekkel-tü teal-allah

Sofu olan Urum gezer
Kür nehrine kılsın nazar
Deccal ile olmaz bazar
Tevekkel-tü teal-allah

Gel gönül bağa varalım
Ol bağda güller derelim
Taktir ne ise görelim
Tevekkel-tü teal-allah

Pir Sultan Abdal'ım haşa
Tüm emekler gitmez boşa
Taktir neyse gelir başa
Tevekkel-tü teal-allah


Pir Sultan Abdal

29 Haziran 2009 Pazartesi

Beri Gel

Ademoğlu inadından
Geçebilirsen beri gel
Erenlerin kanadından
Uçabilirsen beri gel

Gittiğimiz Hakk'ın yolu
Cümle varlık Allah kulu
Maşrapamız Zemzem dolu
İçebilirsen beri gel

Ben göklerin buluduyum
Lime lim suyla doluyum
Yetmiş kapı kilidiyim
Geçe bilirsen beri gel

Gönüldür cennet yapısı
Nur ile aydın kapısı
Kıldan incedir köprüsü
Geçebilirsen beri gel

Pir Sultan Abdal'ım duran
Yolcudur yolunu soran
İşte incil işti kuran
Seçebilirsen beri gel


Pir Sultan Abdal

25 Haziran 2009 Perşembe

Yoldan Geçenler

Bir rüyada yürür gibi geçerler
Evimin önünden her akşam üstü
Yüzleri bir duman gibi dağınık
Sönmüş saçlarında son damla ışık
Bir korkuları var gibi her akşam
Evimin önünden geçerler onlar

Ne sesleri ıslık çalan bir rüzgâr
Ne de omuzları yalçın bir dağdır
Ümit gözlerinde ölü bir bakış
Sayha bir bükülüş dudaklarında
Bulamadıkları nedir ki yaz, kış
Dolaşırlar şehrin sokaklarında...

Onlar - omuzları ne yalçın bir dağ
Ne sesleri ıslık çalan bir rüzgâr -
Bir rüya içinde gibi her akşam
Kopan ve uzayan şekiller ile
Sanki nehir gibi akmaktadırlar
Derinden ruhları çağıran sese.



Ahmet Muhip DRANAS

Yaşarken

Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor;
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.

Baksan bir uzaklık var hangi yana,
Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
Varmak istediğim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkıyor.

Gelmedi gün daha, çalmadı saat,
Daha uçurmuyor beni bu kanat;
Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
Güneş daha gözlerimi yakıyor.



Ahmet Muhip DRANAS

Testi

Dolu bir testiydim ben,
Başaşağı ettiniz beni;
Eh, boşalıverdim derken...
İyi mi ettiniz yani?

Sevgiler vardı içimde
Ezgiler vardı, iyilikler...
Boşaltıverdiniz, hem de
Düşürüp kırmaktan beter.

Hoş, yine bir testiyim ben,
Yine varım ama bomboş.



Ahmet Muhip DRANAS

Serenad

Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır
Koncanın altında bükülmüş her sak.
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin karanfil, yasemin zambak...

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;
Gözlerin, gönlümde açan nergisler.
Düşen öpüşlerdir dudaklarından
Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıkla dolacak kalbimin içi.
Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.



Ahmet Muhip DRANAS

Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar

Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların.
Belki gidiyorlardır yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.

Evler, ağaçlar, sular, ben ve bu an
Sanki bulutlarla bir, akıyoruz;
Onların hevesine uyaraktan
Cenup ufuklarına bakıyoruz.

Biz de hafif olsaydık bir rüzgârdan,
Yer alsaydık şu bulut kervanında,
Güzel'e ve Yeni'ye doğru koşan
Bu sonrasız gidişin bir yanında;

Dağlara, denizlere, ovalara
Uzansaydık yağarak iplik iplik,
Tohumları susamış tarlalara
Bahar, gölge ve yağmur götürseydik.

Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden uçan bulutların.
Gidiyor, gidiyorlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların.



Ahmet Muhip DRANAS

Olvido

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola.
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

Ebedi âşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.

Ya sen! ey sen! Esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından.

Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.



Ahmet Muhip DRANAS

Köpük

Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
Akşamla ebedi kızlar anne oldu.
Aynalara bakma, aynalar fenalık;
Denizi, sonsuz olanı düşün artık.
Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;
Oradayım hep ben, orada, derinde,
Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.



Ahmet Muhip DRANAS

Kar

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.



Ahmet Muhip DRANAS

Fahriye Abla

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!


Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!



Ahmet Muhip DRANAS

Evreni Sevmek Ki...

Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
Daha ötelerine, daha...buyuramam ki.

İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
Ve onu tanrılara karşı bile överim.
Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.

Güzellikleri alır satarım, gelişim bu.
Güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
Güzel'le yüceltirim insanlığı, işim bu,
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.

İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın!
Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
Bu derin aldanıdan seni uyaramam ki.
Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamda
Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
Haykırmaksa, gür... varım, bir güldür açan, ama
Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.

Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
Özgürlükler üstünde?... Bir yüce aramanın
Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki...



Ahmet Muhip DRANAS