Şiir, Sadece

13 Ağustos 2009 Perşembe

Gönül Gurbet Ele Çıkma

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez

Bahçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilacı
Ya bulunur ya bulunmaz

Deryalarda olur bahri
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz


Erzurumlu Emrah

Şu Karşıdaki Karlı Dağlar

Şu karşıki karlı dağlar
Pare pare duman şimdi
Sevişmesi bir hoş ama
Ayrılması yaman şimdi

Gülün çevresi har m'ola
Çektiğin ah ü zar m'ola
Acep beni anar m'ola
Ol kaşları keman şimdi

Arasam yari bulurum
Yoluna serim veririm
Bir gün görmesem ölürüm
Gör n'eyledi yaman şimdi

Emrah'ım kapıya çıkar
Çıkar da yollara bakar
Aşıkı odlara yakar
Boyu uzun fidan şimdi


Erzurumlu Emrah

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Bana Olan Cefa Senden Değildir

Bana olan cefa senden değildir
Benim kendi bahtım kara sevdiğim
Sana meyil vermek benden değildir
Gönül düştü nedir çare sevdiğim

Bir gonca almışım cemal bağından
Bülbül-veş yad oldum gül budağından
Müjgan oklarından hasret dağından
Ciğerciğim pare pare sevdiğim

Sen gibi canana kurban olursam
Terk-i vücud terk-i cihan olursam
Bir gün de çeşmimden nihan olursam
Garip Dertli diye ara sevdiğim


Dertli

Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber

Ela gözlerini sevdiğim dilber
Güzeller cefadan niçin usanmaz
Ne cefadan kaçar ne de rahmeyler
Haktan haya edip kuldan utanmaz

Düşüp gam-ı hicre berbad olanda
Bülbül gibi işim feryad olanda
Bir çeşm-i Şirin'e Ferhad olanda
Figan ü ahıma dağlar dayanmaz

Himmet bize Musa aleyhisselam
Bu aşk u sevdayı ben nasıl kesem
Dertli yar yoluna can verir desem
Gelse mezarımı görse inanmaz


Dertli

Yürü Gönül Yürü Dostundan Kalma

Yürü gönül yürü dostundan kalma
Daim hatırını soruver gitsin
Eski düşman sakın dost olur sanma
Arkasından bıyık buruver gitsin

Eğer arif isen dünyadan el çek
Yalan meydan aldı tükendi gerçek
Baktın bir düşmanın seni serecek
Sakalına piyaz veriver gitsin

Ey Dertli bu alem dost düşman olur
Kişi sevdiğine son pişman olur
Öfke baldan tatlı çok ziyan olur
Hayr et yüzün hake sürüver gitsin


Dertli

Minnet Eyledikçe Aksine Döner

Minnet eyledikçe aksine döner
Etmiyelim çarh-ı devrana minnet
Geceler muhabbet şem'ası yanar
Hacet değil mah-ı tabana minnet

Ezberden okuduk aşk kitabını
Anladık sofunun her sevabını
Saki sundu bize hayat abını
Kalmamıştır ab-ı hayvana minnet

Mü'minler işine münafık şaşa
Münkirler başını ko vursun taşa
Kanaat tacını geyince başa
Ne sultana minnet ne hana minnet

Erenler bezmine girmez namahrem
Bu yolda baş veren olurmuş mahrem
Dost derdinden buldu derdine merhem
Dertli etmez gayri dermana minnet


Dertli

Telli Sazdır Bunun Adı

Telli sazdır bunun adı
Na ayet dinler ne kadı
Bunu çalan anlar kendi
Şeytan bunun neresinde

Venedik'ten gelir teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allah'ın sersem kulu
Şeytan bunun neresinde

Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde

İçinde mi dışında mı
Burgusunun başında mı
Göğsünün nakışında mı
Şeytan bunun neresinde

Dut ağacından teknesi
Kirişten bağlı perdesi
Beyhey insanın teresi
Şeytan bunun neresinde

Dertli gibi sarıksızdır
Ayağı da çarıksızdır
Boynuzu yok kuyruksuzdur
Şeytan bunun neresinde


Dertli

Gam Yiyip Ağlama Divane Gönlüm

Gam yiyip ağlama divane gönlüm
Daima bu dünya başa dar olmaz
Hakkın kelamını bırakma dilden
Haktan özge bir adama yar olmaz

Tavlada bağlıdır yiğidin atı
Aslı pak olanın söylenir zatı
Altına batsa da iyi olmaz kötü
Aslı ham demirden cevahir olmaz

Atı olan ata biner atlanır
Er yiğitler her cefaya katlanır
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır
Kötünün gölgesi hem dalı olmaz

Deli Boran bilin cümleden gani
Hem yaratır alır Allah bu canı
Sen kendini yokla nefsini tanı
Boğaz kırk boğumdur dilde sır olmaz


Deli Boran

Kadir Allahım Kadir

Kadir Allahım kadir
Kullara verme bu derdi
Ben çekerim ben bilirim
Düşmana verme bu derdi

Çeken bilir derdi çeken
Ne bilir geriden bakan
Cuş edip de bendi yıkan
Sellere verme bu derdi

Deli gönül menekşeden
Dertler gelir dört köşeden
Yeller eser her meşeden
Dallara verme bu derdi

Deli Boran yakar yıkılır
Kül olup yere dökülür
Urum'dan Şam'a çekilir
Bellere verme bu derdi


Deli Boran

Evvel Bahar Yaz Ayları Gelende

Evvel bahar yaz ayları gelende
Akar boz bulanık seli Tuna'nın
Bülbüller ötüşür bahçelerinde
Gülü burca burca kokar Tuna'nın

İlkbaharda dalgalanıp coşmuşum
Analar ağlatıp kanlar saçmışım
Ataman dağından yollar açmışım
Yolu serhatlere uğrar Tuna'nın

Kimse bilmez nerdedir onun başı
Eksik olmaz yalısının döğüşü
Akıttı gözünden kan ile yaşı
Gölleri leşilen doldu Tuna'nın

Tuna derler yerdedir anın yüzü
Arzulanıp gider Karadenizi
Cemreler düşünce çözülür buzu
Denizlen cengi var deli Tuna'nın

Deli Boran bunu böyle dedi mi
Bu su böyle akar mıydı kadimi
Taşına koymuşum garip başımı
Yolu serhatlere uğrar Tuna'nın


Deli Boran

Haydi Bire Deli Gönül

Haydi bire deli gönül
Alevden mi dışın senin
Haydi bire deli gönül
Alafırcık işin senin

Yardan sana sade cefa
Sen de bol bol od ver bana
Bozarmış hep yana yana
Kanlı kızıl başın senin

Kalan her kucakta gezme
Rüzgarlardan hile sezme
Vara yoğa gönül çezme
Bine varmış yaşın senin

Deli Boran benzin solmuş
Boğazına zıkkım dolmuş
Döğe döğe gömgök olmuş
Kana kesmiş döşün senin


Deli Boran

7 Ağustos 2009 Cuma

Yanlış Fetva İle Yola Gidilmez

Yanlış fetva ile yola gidilmez
Arif isen bu manadan fark eyle
Eğri hacet ile metah dokunmaz
Üstat isen endazeni derk eyle

Maşuk olan aşıkına düş gelir
Aşıkın başına olmaz iş gelir
Her dem böyle kalmaz bir gün kış gelir
Yapı yap da üzerini berk eyle

Kulak ver de dinle arşta horoza
Belki erişesin ilm-i arıza
Kunduru buğdayı ekme harıza
Çiftçi isen var tarlanı herk eyle

Şu dünya bulandı hiç durulmuyor
Arif olmayınca fark olunmuyor
Kürekle tarlaya su verilmiyor
Muhabbet bendinden kaldır hark eyle

Pir Sultan Abdal'ım ihlas yar olsa
Mecnun da gözlüyor Leyla gelirse
Bir cananın meyli sende yok ise
Ahir fayda etmez anı terk eyle


Pir Sultan Abdal

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Yel Esti Mi Aşka Gelir Sallanır

Yel esti mi aşka gelir sallanır
Mart ayında yeşillenir ağaçlar
Kıpkırmızı donlar giyer allanır
Hu dost çağırır allanır ağaçlar

Çiçek açar domur domur dal verir
Kimi uzar birbirine el verir
Kimi meyve verir kimi gül verir
Kuşlar üstünde dillenir ağaçlar

Yaz baharda bahçe ile bağ ile
Kaba çamın gürlemesi dal ile
Koç yiğidin eğlencesi yar ile
Muhabbet eder eğlenir ağaçlar

Pir Sultan Abdal'ım Hatayi Şah'ım
Adam için ne haketmiş Allah'ım
Güz gelince salar yaprağın dalın
Vakti geldi mi sulanır ağaçlar


Pir Sultan Abdal

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Yine Dosttan Haber Geldi

Yine dosttan haber geldi
Dalgalandı taştı gönül
Yar elinden kevser geldi
Derya gibi çoştu gönül

Kılavuzum Şah-ı Merdan
Çevresi dopdolu nurdan
Şunda bir hercayi dosttan
Neylersin, vazgeçti gönül

Sır Ali'deki sır idi
Seyr edeni sever idi
Ben kulu da kemter idi
Pir aşkına düştü gönül

Açıldı bahçenin gülü
Öter içinde bülbülü
Dost elinden dolu dolu
Sarhoş oldu içti gönül

Pir Sultan'ım bir gün göçer
Er olan ikrarın güder
Ceset bunda seyran eder
Çün Hakk'a ulaştı gönül


Pir Sultan Abdal

31 Temmuz 2009 Cuma

Yürü Bire Çiçek Dağı

Yürü bire Çiçek dağı
Sende suna boylum kaldı
Hep kuşların dönüm çağı
Bülbülün goncası soldu

Bakarım ki yar gelecek
Yareme melhem olacak
Mısır'a sultan olacak
Yusuf-u Kenan'ım geldi

Göllerde küçücük suna
Sesi hayat verir cana
Ben ağlarım yana yana
Firkatı figanım geldi

Pir Sultan'ım ne hal oldu
Dünya halden hale kaldı
Tez seviştik tez ayrıldık
Ahiri pişmanım geldi


Pir Sultan Abdal

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Onun Katarından Ayırma Bizi

Dağ yüzünde şah-ı kervan duruyor
Onun katarından ayırma bizi
Önünce Düldül'le Kanber gidiyor
Onun katarından ayırma bizi

Gün müdür ay mıdır Muhammet Ali
Bizi irşat etti Bektaşi Veli
Arap oğlu gelir eli develi
Onun katarından ayırma bizi

Gül kokusu Muhammed'in teridir
Ah ettikçe karlı dağlar eridir
Fatm'Ana on'ki imam katarıdır
Onun katarından ayırma bizi

Cebrail de kanadını açınca
Rahmetini yeryüzüne saçınca
Hasan Hüseyin çevresinden geçince
Onun katarından ayırma bizi

İmam Zeynel bekler zindan içini
Bağışlarlar günahlının suçunu
Bakır Cafer yükletince göçünü
Onun katarından ayırma bizi

Kazım Musa Rıza Hakk'ın yarıdır
Taki Naki Askeri intizarıdır
Selman'ın çiğninde bir oğlan vardır
Onun katarından ayırma bizi

Pir Sultan Abdal'ım Mehdi nic'oldu
On'ki imamların tahtı yüc'oldu
Pirin eşiğine varan hac'oldu
Onun katarından ayırma bizi


Pir Sultan Abdal

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Perişan Eyledin Cümle Cihanı

Kahpe felek sana n'ettim n'eyledim
Aksine dönderdin çarh-ı devranı
Hani n'oldu esk'adalet eski gün
Perişan eyledin cümle cihanı

Sultan Süleyman'ın katında iken
Ol dest-i pakinin zatında iken
Her kuş kanadının altında iken
Sarı gebe telef etti şahanı

Dayanılmaz aşıkların derdine
Akıl yetmez ezberine virdine
Nakes konmak ister cömert yurduna
Tilki kovdu ülkesinden arslanı

Anca bu yaraya dayandı Eyüp
Huda'nın cefasın safaya sayıp
Cahiller kamile sen bilmen deyip
Anın için kaybettiler irfanı

Pir Sultan'ım niye geldin cihana
Kusur senin imiş etme bahane
Evvel kullar yalvarırdı sultana
Şimdi minnetc'ettin kula sultanı


Pir Sultan Abdal

24 Temmuz 2009 Cuma

Ilgıt Ilgıt Seher Yeli Esiyor

Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor
Gavurdağlarının başı dumanlı
Gönül binmiş aşk atına aşıyor
Bire beyler cünunluğum zaman mı

Aşağıdan iskan evi gelince
Sararıp da gül benzimiz solunca
Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca
Kaypak Osmanlılar size aman mı

Aşağıdan iskan evi geliyor
Bezirganlar koç yiğide gülüyor
Kitabın dediği günler oluyor
Yoksa devir döndü ahir zaman mı

Aşağıda akça çığın ötünce
Katar başı mayaların sökünce
Şah'tan ferman Türkmen ili göçünce
Daha da hey Osmanlıya aman mı

Dadaloğlu'm sevdası var başımda
Gündüz hayalimde gece düşümde
Alışkan tüfekte dağlar başında
Azrail'den başkasını koman mı


Dadaloğlu

Gönülden Gönüle Yol Gider Derler

Gönülden gönüle yol gider derler
Onu sürmeğe bir hoşca can gerek
Doğru söyle yiğit işin doğrusun
Hiylebaz olamaz yiğit bön gerek

Buna kılıç derler aralar açar
Püskürür meydana al kanlar saçar
Bazı kötüler de öğünür geçer
Yiğit batman döğer gözde hor gerek

Yüksek kayalarda şahinler olmaz
Kısırdır katırlar kulun kunnamaz
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
"Nedir kuru ağaç bize din gerek"

Dadaloğlu der ki belim bükülür
Gözümün gevheri yere dökülür
Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır
Koç yiğide emmi dayı il gerek


Dadaloğlu

Turnam Gelir Katar Katar

Turnam gelir katar katar
Kanadın boynuna atar
Seher ile bir kuş öter
Ötüşü gül dalınd'olur

Kır-atın sarı donlusu
Yiğidin gözü kanlısı
Güzelin göğsü benlisi
O da Aydın ilind'olur

Kederlenme deli gönül
Yiğide hürmetler olur
Namlı namlı kar istersen
O da Çiçek Dağınd'olur

Dadal'ım ben yoktur malım
Her sözlerim Hakk'a malum
Allah'ın sevdiği kulum
Sevdiceğim yanımd'olur


Dadaloğlu

Can Evimden Vurdu Felek Neyleyim

Can evimden vurdu felek n'eyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yarim diyen bülbül diller iniler

Doya doya mah cemalin görmedim
Saçlarını çözüp çözüp örmedim
Bir gececik sefasını sürmedim
Sarmadığım ince beller iniler

Kara olur okçuların yoncası
Görülmemiş bu dünyada buncası
Açılmadan kopup düştü goncası
Bahar ağlar açan güller iniler

Gider oldum Avşar ili yoluna
Bakmam gayrı bu diyarın gülüne
Karaları taksın çapar koluna
Yağız atlı nice kullar iniler

Göremedim baharını yazını
Çalamadım curasını sazını
Özge yarin nice çekem nazını
Gözlerimden akan seller iniler

Varayım da mezarına varayım
Başucunda el kavuşup durayım
Bıktın mıydı benden deyip sorayım
Mezarına giden yollar iniler

Yürü bire Dadaloğlu'm yürü git
Dertli dertli Çukurova yolun tut
Bunda suçum varsa Hakk'a tövbe et
De ki gayrı bizim iller iniler


Dadaloğlu

Ilgınca Sılgınca Görünen Dağlar

Ilgınca sılgınca görünen dağlar
Yoksa Türkmen ili başın boran mı
Deli gönül kaynayıp da coşunca
Hey ağalar coştucağım güman mı

Aşagıdan akça koyun geliyor
Bezirganlar koç yiğide gülüyor
Kitabın dediği günler oluyor
Yoksa gün döndü de ahır zaman mı

Aşağıdan akça kuğum ötünce
Katar başım mayalarım sökünce
Şah'tan ferman Türkmen ili göçünce
Daha da hey Osmanlıya aman mı

Dadaloğlu der ki gördüm düşümde
Yiğ'de at verirler on beş yaşında
Alışkın piştovla dağlar başında
Azrail'den başkasına aman mı


Dadaloğlu

Dinleyin Ağalar Bir Söz Edeyim

Dinleyin ağalar bir söz edeyim
Bir güzel beni dilinen kandırdı
Söz verdi de geri döndü sözünden
Kötüleri üstümüze saldırdı

Devşir hey sevdiğim simlerin kuşan
Deli olur senin sevdana düşen
Dostum nerde deyi sorup sormayan
Muhabbeti ara yerden kaldırdı

Senin için giyeceğim alları
Irak idi yakın ettim yolları
Heves-güves yetirdiğim gülleri
Korkuyorum bir soysuza yoldurdu

Dadaloğlu'm der ki bakın halime
Değirmen dönüyor çeşmim seline
İnanman güzelin tatlı diline
Çokca beni serseriye yeldirdi


Dadaloğlu

Yedi İklim Dört Köşeyi Dolandım

Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Meğer dünya her tarafta bir imiş
Ben dünyayı Al'Osman'ın sanırdım
Meğer dünya dört sultanlık yer imiş

İrili ufaklı insan piç oldu
Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
Altı arap atlı şahbaz nic'oldu
Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuttuğun tutmaz oldu alimler
Kalktı da kitaptan arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş

Kulak verdim dört köşeyi dinledim
Meğer gıybetimi eden çoğ imiş
Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden
Az yaşayıp dem sümresi yeğ imiş

Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
Benim sözüm dinleyene nasihat
Besmelesiz kazanılmış piç evlat
O da dünyasına ziyankar imiş


Dadaloğlu

Gel Ha Güzel Ha Methin Söyleyelim

Gel ha güzel gel ha methin söyleyim
Ağzın şeker dudakların bal gibi
Yaşta küçük amma boyda münasip
Sallanıyor bir fidanca dal gibi

Kalem aldım kaşlarını çatmaya
Hicabettim adın sual etmeye
Baban seni az bahaya satmaya
Bakıp durur bin liralık mal gibi

Gezdireyim yeşil ilen alınan
Besleyeyim şeker ilen balınan
Baban seni bana verse malınan
Koklarıdım yeni açmış gül gibi

Hezele de Dadaloğlu'm hezele
Melhem eyle gel yaramı tazele
Ak saray gerektir böyle güzele
Çalışırdım on halayık kul gibi


Dadaloğlu

Bir Yiğit De Anasından Doğunca

Bir yiğit de anasından doğunca
Kur'ağaçta bir dal bitmiş gib'olur
Yaşı varıp on beşine değince
Yükünü kumaştan tutmuş gib'olur

Aşıklar sazını eline alsa
Güzeller perdesin yüzüne vursa
Bir yiğit sevdiğin sesini duysa
Gölde gövel ördek ötmüş gib'olur

Eğlene bire de gönlüm eğlene
Ay gele de orta yeri dolana
Yiğidin sevdiği yanınd'olana
Günde düğün bayram etmiş gib'olur

Dadaloğlu'm der ki sözüm kayıran
Çekip yırtıp bir yakadan ayıran
Diyom muhanetten karın doyuran
Eliyle ağu yutmuş gib'olur


Dadaloğlu