Şiir, Sadece: Evrensel Ballad
Evrensel Ballad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evrensel Ballad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2014 Cumartesi

Açlık Ve Öfke

Elveda, elveda çiftliğine, fethettiğin
gölgeye, o berrak dala,
kutsanmış toprağa,
öküze, elveda esirgenen suya,
elveda bayırlara, yağmurla gelmeyen
müziğe, o kupkuru
ve taşlı sabah kızıllığının solgun kemerine.

Juan Ovalle, sana elimi verdim, susuz eli,
taştan eli, duvardan ve kuraklıktan bir eli.
Ve dedim ki sana: beddua et o koyu kahverengi kuzuya,
o en merhametsiz yıldızlara, kurşun renkli bir diken gibi aya,
gelinsi dudakların kırılmış dallarına,
fakat dokunma insana, dökme henüz kanını insanın
dokunarak damarlarına, boyama henüz kumu kanla,
vadiyi yangınlar içinde bırakma düşmüş
atardamar dallarının ağaçlarıyla.

Juan Ovalle, öldürme. Fakat elin
yanıtladı beni: "Bu toprak
öldürecek, intikam almak
isteyecek geceleri, acılığında zehirden
bir rüzgârdır o yaşlı kehribar hava,
ve gitar benziyor bir suçlunun
sopasına, ve bir bıçaktır rüzgâr."


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

20 Kasım 2014 Perşembe

Akışkan Kaymak

Acayip, garip aristokratlar
Amerika’mızda, yakın zamanlarda
alçıyla kaplanmış memeli hayvanlar, kısır
genç adamlar, kibirli budalalar,
kötülük dolu toprak ağaları, Kulüp’te
aşırı içkinin kahramanları,
banka ve borsa soyguncuları,
ahmaklar, züppeler, pısırıklar,
kaygan aslanları elçiliklerin,
solgun asil kızlar,
et yiyen çiçekler, kokulandırılmış
haydut mağaralarının zürriyeti,
kan emen tırmanıcı sarmaşık,
gübre ve ter,
boğan sarmaşıklar,
feodal boa yılanlarından zincir

Stepler titrerken
Bolívar’ın ya da
O’Higgins’in dörtnallarıyla (yoksul askerler,
acı görmüş halk, yalın ayaklı kahramanlar) ,
oluşturdunuz sizler yolu
kral için, papaz çukuru için,
bayraklarımıza karşı ihanet için,
ve halkın korkusuz
rüzgârı salladığında mızraklarını
ve bıraktığında anayurdu kollarımıza,
ortaya çıktınız sizler ve çevrimlediniz toprağı,
ölçüp ayırdınız çitleri, yığdınız
toprağı ve ruhları, bölüştürdünüz
polise ve tekellere.

Döndü halk evine savaşlardan,
yitti aşağıda madenlerde, kıvrımların
siyah derinliklerinde,
düştü taşlı pulluk izlerine,
kirli fabrikaları çalıştırmaya başladı,
üredi kiralık kışlalarda,
diğer acıklı yaratıklarla birlikte
tıka basa doldu meskenlerde.

Dibe vurana dek battı halk şaraba,
terk edildi, vampirlerden
ve bitlerden bir ordu tarafından
saldırıldı, kuşatıldı
duvarlarla ve devriye polislerle,
ekmeksiz, müziksiz, yollarda
sersem yalnızlığın içinde
Orfeus bırakmaz herhalde oraya
ruhu için bir gitarı,
bir şeritle ve umutsuzlukla
kendisini sarmalamış
ve köylüklerin üzerinden yoksulluğun kuşu gibi
şarkı söyleyecek bir gitarı.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı


Simon Bolívar: 1782-1830 tarihleri arasında yaşamış general. Kolombiya, Venezüella, Ekvator ve Bolivya’da özgürlük savaşlarını yönetti. Güney Amerika’nın kuzey bölgelerini birleştirmeye çalıştı, fakat başarılı olamadı. Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde ve sürgünde ölmüştü liman kenti Santa Marta’da.

Bernardo O’Higgins Riquelme: 1776-1842 yılları arasında yaşamış ve San Martín ile birlikte Şili’nin bağımsızlığını 1819’da kazanmıştır.

Orfeus: Yunan mitolojisinde, tanrısal şarkıcı.

15 Kasım 2014 Cumartesi

Altının Yolu

İçeri girin, efendim, buyurun alın anayurdu ve toprağı,
meskenleri, kutsamaları, istiridyeleri,
burada her şey satılır.
Barutlarınızla düşmeyecek hiçbir kule yoktur,
bulunmuyor isteklerinizi reddedecek herhangi bir başkanlık,
vergi tasarrufu yapacak herhangi bir ağ da yok.

Burada bizler rüzgâr kadar “özgür” olduğumuzdan
satın alabilirsiniz rüzgârı, şelaleyi
ve geliştirilmiş selülozda
düzenleyebilirsiniz yerinde olmayan fikirleri
ya da toplayabilirsiniz
esnaf çarşaflarına özgü lakayt sevdaları.

Giysi değiştirdi altın ve gitti
yıpranmış kağıttan paçavra giysilerle,
görünmeyen yapraklarla soğuk yumurtalar,
burkulmuş parmakların kemerleri.

Yeni sarayındaki genç kıza
getirdi babası dişlerini göstererek
banknotla dolu tabağı
o güzel kız bir anda yuttu ve çarptı yere
ani bir gülümseyişle.
Altının yüzyıllar boyunca ataması
emredildi Piskopos tarafından, açtı kapıyı
yargıçlar için, yaydı o kalın halıları,
genelevlerde titremesini sağladı gecenin,
savurdu rüzgârda dalgalanan saçlarını.

(Bunlar hüküm sürdüğü zamanda yaşamıştım.
Gördüm tüketilen çürümüşlüğü,
gübreden piramitler eziliyor
onurdan: yıkayan yağmurun
isteksiz kayserleri,
ikna ettiler terazilerin
kararını, ölümün kaskatı
oyuncak bebeği, kireçlenmiş
onların katı, tüketen külünden.)


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

Amerika’nın Sihirbazları

Merkezi Amerika, uğramışsın kertenkelelerin istilasına,
keskin kokulu terle şişmişsin,
terlemiş yaseminlerinin arasına gitmeden önce,
beni geminde bir lif,
tahtan için kanatlar olarak algıla
ikiz köpükten çıkarılmış
ve doldur beni büyüleyici kokuyla,
tacından çiçek tozu ve tüyle
sularının filizlenen sahilleriyle,
yuvanın kıvırcık çizgileriyle
Fakat sihirbazlar öldürüyorlar dirilişin
metallerini, kapatıyorlar kapıları
ve karartıyorlar göz kamaştıran
kuşların meskenini.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

Anakonda Bakır Madencilik Firması

Dolambaçlı yılanların adları,
o doymaz yutak, yeşil canavarlar
dorukların izdihamında
ülkemin incelmiş
eyerinde, o sert,
topraktan çıkarılmış ayın altında
açıyorsun sen minarelin ışıklı
kraterlerini, granitin
çakılında gömülmüş,
bakırın kızoğlankız galerilerini.

Chuquicamata’nın sonsuz gecesinde,
yüceliklerinde dağların, gördüm
kurbanlıkların odun ateşini,
kendi bakır kubbelerinin altında
çizerken gövdesini,
Şilililerin ellerini ve ağırlığını
ve belini yiyip tüketen kiklopun
çökerten şangırtısı,
döküyordu onların sıcak kanını,
eziyordu iskeletlerini
ve savuruyordu avuntusuz,
ıssız dağlara.

Yankı yapıyor hava patlatılmış
tepelerinde Chuquicamata’nın.
Yeraltı dehlizlerinde eziyor
küçücük insan elleri
gezegenin direncini,
kanyonların kükürt kuşu
titriyor, başkaldırıyor
metalin demir grisi soğukluğu
utangaç yara izleriyle,
ve sirenler uluduğunda
yutuyor toprak küçücük
insanların akıntısını
düşerken onlar
kraterin çene kemikleri arasından.

Küçük kaptanlardır onlar,
benim yeğenlerim, oğullarım,
ve boşalttıklarında külçeleri
denize doğru ve kuruladıklarında
alınlarını ve titrediklerinde
ateşli ürperişlerle dönerler geriye,
o zaman o büyük yılan yer onları,
parçalar ve öğütür onları,
kaplar iğrenç köpükle,
savurur yollara,
bırakır polisler öldürsün onları,
bırakır Pisagua’da çürüsün diye,
hapse atar onları, tükürür onlara,
kendilerini aşağılayacak ve kovalayacak
hain bir Devlet Başkanı satın alır onlara,
açlıktan ölmeye bırakır onları
kumun sonsuz ovalarında.

Ve cehennem yokuşlarda bulunur
bir çok çarpık haç,
dağ işçisi o halkın ağacında bulunan
tek tahtadır o.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

Anayurt, Bölmek İstiyorlar Seni

“Şilili deniyor ona” diyor benim hakkımda bu solucanlar.
Çekip almak istiyorlar ayaklarımın altından anayurdu,
parçalamak istiyorlar seni, kesip biçmek kirli bir
iskambil oyununda ve dağıtmak istiyorlar seni kötü et gibi.
Sevmiyorum onları. Sanıyorlar ki şimdiden ölmüşsün,
kesip biçilmişsin, ve onların kirli emellerinin sefahat âleminde
çarçur ediyorlar seni efendiymişler gibi. Sevmiyorum onları.
Bırak seveyim seni toprağında ve halkında, bırak izleyeyim
denizle sarmalanmış düşümü karla kaplı sınırlarında,
bırak toparlayayım yolumda yürürken
bir kapta taşıdığım bütün o acı kokunu,
fakat onların yanında duramıyorum, bunu isteme benden,
omuzlarını silkelediğin zaman ve düştüklerinde yere
çürümüş hayvanlardan filizleriyle birlikte,
isteme benden inanmamı, onların senin oğlun olduklarına.
Halkımın kutsal tahtası başka bir çeşit.
Yarın
senin dar teknenin ufacık mekanında
arasında karın ve okyanusunun iki gelgiti arasında
en çok sevilen olacaksın, ekmek, toprak, oğul.
Gündüzleri kurtarılmış zamanın ayini,
geceleri göğün yıldız berrağı yaratığı.


Pablo Neruda
Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi
Evrensel Ballad

14 Kasım 2014 Cuma

Anımsarım Denizi

Ey Şilili, deniz kıyısında bulundun mu yakın zamanlarda?
Git oraya benim adıma, ıslat ellerini ve kaldır yukarı;
yabancı ülkelerden tapacağım o sonsuz sudan
yüzüne düşen bu damlalara.
Biliyorum onu, benim bütün kıyım boyunca yaşayıp durdum,
Kuzey’in hırçın denizini, çorak tarlalardan
köpüğün fırtına ağırlıklı adaları civarında.
Anımsarım denizi, Coquibo’nun çatlamış
ve demir grisi kıyılarını, Tralca’nın mağrur sularını,
Güney’in beni yaratan yalnız dalgalarını.
Anımsarım Puerto Montt’da ya da adalarda, geceleri,
sahile geri dönüşü ve bekleyen o kayığı,
ve ayaklarımız bıraktı ateşi izlere,
fosfor aydınlığı bir tanrısallığın mistik alazlarını.
Her bir adım fosfordan bir akıntıydı.
Yıldızla yazdık biz dünyayı.
Ve kayarak deniz üzerinde titredi kayık
deniz ateşinden bir dal budak, ateşböceğinden,
sayısız gözlerden bir dalga uyanan
her bir seferinde ve tekrar uyuyan kendi uçurumunda.


Pablo Neruda
Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi
Evrensel Ballad

Antarktik

Antarktik, güneysi taç, donmuş
fenerlerin salkımı, toprağın derisinden
sökülmüş buzdan oluşan
külün kabuğu, saflıktan
yıkılmış kilise, o beyaz
katedrale konan yelkenli gemi,
çatlayan kristal için kurban yeri,
gecesel karın duvarlarına doğru
parçalanan fırtına,
uzat bana o çift göğsünü, o saldıran
yalnızlığın üzerinde öfkelenmiş,
o korkutan rüzgâr için rota
tekmil kakımın taçyapraklarıyla maskeli
tekmil gemi batışlarının sis düdükleriyle
ve dünyaların beyaz zararıyla,
ya da sun bana berrak bir parça kuvars gibi
soğuğu temizleyen huzurunun memesini,
ve nefes almamışı, o sınırsız
berrak maddeyi, o özgür havayı,
topraksız yalnızlığı ve yoksulluğu.
En katı öğle zamanlarının denetimi,
buzun mırıldanan harpı, kımıltısız,
yakınında o düşman yıldızların.

Tekmil denizler mükemmel denizindir senin.

Tekmil okyanusun direnç kuvveti
toparladı kendi berraklıklarını sende,
ve tuz doldurdu seni kendi şatolarıyla,
inşa etti kentleri buz, kristalden
bir iğne üzerinde yükseldi, rüzgâr
tuzlu yabanıl püskürtün arasından hızla geçti
karla yanmış bir kaplan gibi.
Kubbelerin doğdu tehlikeden
fırtına rüzgârlarının holünde,
ve ıssız sırtında dinleniyor hayat
denizin altındaki bir asma bahçesi gibi,
tükenmeden yanarak, saklayarak ateşi
karın ilkbaharı için.


Pablo Neruda
Büyük Okyanus
Evrensel Şarkı

13 Kasım 2014 Perşembe

Araucaria

Bütün kış, bütün mücadele,
o ıslak demirin bütün yuvaları
kalkıyor ayağa senin o yabanıl kentinde,
havayla egemen olan o gücünde senin.

İnkar olunan hapishaneleri taşların
dikenlerin boğulmuş ipleri,
dikenli saçlarından yaratılan
mineralsi gölgelerden bir köşk.

Katılaşan gözyaşı, sonsuzluğu suyun,
balık pullarından dağ, toynaklardan yıldırım,
senin yıkılmış evin inşa edilir
saf jeolojinin taçyaprağından.

Yüksek kış öper senin zırhını
ve örter seni çatlamış dudaklarla:
şiddetli rayihanın ilkbaharı
ezer özlemini senin uzlaşmaz sütuna karşı:
ve ciddi sonbahar bekler boşuna
akıtmak için altınını senin yeşil tepelerine.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

10 Kasım 2014 Pazartesi

Atacama

Dayanılmaz ses, serpiştirilmiş
tuz, başkasının yerine geçen
kül, en uçtaki çiy incisinde
hüzünlü bakır dehlizlerde
kör ayın ortaya çıktığı siyah dal.
Hangi madde, hangi boş kuğu
batırıyor ölen çıplaklığını kumda
ve pekiştiriyor akıcı, yavaş ışığını?
Hangi sert ışın eziyor kendi yakutunu
arasında taşlarının,
kaybolmuş tuzu katılaştırana dek yılmaz?
Toprak, toprak
üzerinde denizin, üzerinde rüzgârın, üzerinde
mercanlarla süslenmiş dörtnalında amazonun:
çanın titreyen kökünde
buğdayın uyuduğu dolu silolar:
Ah, okyanusun anası! kör yeşimden
ve altın çakmaktaşından çiftçi kadın:
ekmekten temiz derinde, uzağında ormanın,
sadece gizemli çizgiler var,
sadece kumdan alnın var senin,
sadece insanların geceleri ve günleri var,
fakat senin dikeninin susuzluğu yakınında, gömülmüş
unutulmuş bir kağıdın bulunacağı yerde, bildiriyor
bir taş kılıcın ve arzunun derin beşiklerini,
işaretliyor kirecin uyuyan ayaklarını.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

8 Kasım 2014 Cumartesi

Balıklar ve Boğulmuş

Birden gördüm bu bölgelerin dolduğunu
yoğunlukla, çelikten pürüzsüz biçimlerle,
kesen bir çizgi gibi ağızlar,
taşan gümüşten yıldırım,
hüzünle giyimli balıklar, gotik balıklar,
altın kaplama gök kubbe gibi balıklar,
ay lekeleri parlayan balıklar,
bir ürperiş gibi hızla geçen balıklar,
beyaz sürat, dolaşımın
ince bilimi, öldürüşün ve çiftleşmenin
oval ağızları.

El ya da bel, uçucu ayla
çevrelenmiş olsa bile,
gördü balık sürüsünün titreyişini,
o nemli, elastik akıntısı hayatın,
yıldızların pullardaki gelişimi,
ve tohum ağırlığı opal savruldu
okyanusun karanlık çarşafına.

Alazlı görünüyordu o, batan gümüş taş,
titreyen bir hazinenin sancakları,
ve teslim etti kanını inerken
o esneyen derinlikte,
kanlı çemberli gövde heykelinin
içine işleyen ağızlarla tutulmuş,
ta çözülene dek ve ezilene dek
kanlı bir başak gibi gelgitlerin
kalkanı, ametistlerin parçaladığı
bir giysi, yaralanmış bir miras
dibinde denizin, o sonsuz ağaçta.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı


Opal: 1) Silisin hidratlı ve jelatinli bütün türlerini kapsayan değerli bir mineral. Panzehir taşı. 2) İnce, düzgün dokunmuş pamuklu kumaş.

Ametist: Süs taşı olarak kullanılan mor renkte bir tür kuvars.

6 Kasım 2014 Perşembe

Benimle Konuşmadan Önce

Bundan bir zaman önce dolanıyordum bu yabancı
topraklarda: ışıklanmıştı anayurdumun adı
gizemli takımyıldızlar gibi göklerinde.
Bütün enlemlerde kovalanmış, kör
ve tehditle ve rezaletle korkutulmuş,
tuttu ellerimden ve dedi ki bana: “Şilili”
umutla dolu bir sesle. O zaman
bir ilahinin yankısını taşıyordu sesin, senin kumlu
ellerin küçüktü, anayurt, fakat sakladı
birden fazla yarayı, salıverdi
birden fazla avuntusuz ilkbaharı.
Bütün bu umudu koruyorsun,
barışında hizaya getirilmiş, toprağın altında,
bereketli tohum her bir insan için,
yıldızın emin dirilişi.


Pablo Neruda
Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi
Evrensel Ballad

Bilmeceler

Sordunuz bana ne örüyor kabuklu hayvan
altın tırnakları arasında
ve yanıt veriyorum: Deniz bilir bunu.
Dediniz: Neyi bekler ascidia
berrak çanında? Neyi bekler?
Söylüyorum sizlere: Sizler gibi zamanı bekler.
Sordunuz bana Macrocusti yosununun sarılması
kime uzanır?
Bulmaya çalışın, bildiğim belli bir denizde
belli bir zamanda bulmaya çalışın.
Kuşkusuz soracaksınız denizgergedanının
lanetli fildişini
anlatmam için size nasıl ölür
denizin unicornu zıpkında.
Belki sordunuz bana titreyip duran
tüylerini yalıçapkınının
güneyin gelgitlerinin temiz fışkırmalarında?
Ve polipin kristalsi yapısını
kuşkusuz ki başka bir soru
olarak sakladınız, sormak için?
Bilmek istersiniz deniz dibinin odacıklarındaki
o elektrikli madde hakkında?
Kendi yolunda çatlayan silahlanmış sarkıt hakkında?
Balık avlayan balığın olta yemi hakkında, derindeki suda
bir ip gibi yayılan müzik hakkında?

Yanıt vermek istiyorum sizlere, ki deniz biliyor bunu,
ki hayat kendi gizli sandıklarında
yayılmış kum gibi, ölçüsüz ve temiz,
ve kanlı üzümler arasında biledi zaman
taçyapraklarının sertliğini ve denizanasının ışığını
ve yayıyor kendi mercan iplerinin dalını
sonsuz sedeften aşırılığın boynuzundan.

Sadece o boş ağım ben sürükleyen
insan gözlerini ileriye, ölüler bu gölgelerde,
üçgene alışmış parmaklar, portakalın
korkunç yarıküresinin boyutuyla ölçülmüş.

Araştırdığım gibi
o sonsuz yıldızı,
ve kendi ağımda, gecede, çıplak uyandım,
tek bir parça yaban, rüzgârla çevrelenmiş bir balık.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı


Notlar:

Ascidia: Denizde yaşayan, tulumlu hayvanlar kapsamına giren, kayalara ya da mercanlara yapışık olarak ve suyu filtreleyerek besinini temin eden, jöle kıvamında bir hayvan. Latince adı Ascidiacea. “Deniz tulumu” olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Yaklaşık 1000 değişik türü bulunur. Hem yalnız hem de koloniler halinde yaşayabilir.

Unicorn: Tek boynuzlu ata benzer hayalî bir hayvan.

Polip: Sölenterlerden, toplu veya tek başına yaşayabilen basit yapılı hayvan.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Gemi Süsü Figürü İçin

Magellan Boğazı’nın kumsallarında bulduk seni,
yorgun kadın gemici, fırtınada kıpırtısız
tatlı ve gergin göğüslerinin çok sık
göğüs gerdiği gibi, bölünmüş arasında meme uçlarının.

Kaldırdık seni bir kez daha Güney’in denizi üzerine, fakat şimdi
sensin, karanlığın ve köşelerin yolcususun,
açık denizde koruduğun buğdayla ve metalle eşitsin,
sarmalanmışsın denizin gecesinde.

Bugün benimsin, tanrıça, o dev albatros gibi
seğirip geçen kaçıştaki yayılmış bedeniyle,
ağaçtan kör ve titreşen göz kapaklarının
yağmuru arasında çalınan müzikten bir manto gibi.

Denizin gülü, düşlerden daha temiz anaarı,
şarkılarla dolu bir meşenin kökleriyle
endamını bulmuş badem gözlü kadın,
kuş yuvalarıyla dolu dalla yaprağın gücüsün sen,
kasırgaların ağzısın, ışığı fethetmek ister
narin hoşluk senin kalçalarınla.

Seninle doğan melekler ve kraliçeler,
yosunla örtünüp uyurlarken, kaderindir
bir ölünün onuruyla kıpırtısızlık,
tırmandın geminin zayıf pruvasına
ve melek, kraliçe ile dalga oldun,
dünyadaki bir titremeden oluştun.
Yükseldi insanın dehşeti
elma göğüsleriyle soylu tuniğine senin,
ey tatlı, ıslakken dudakların
o yabanıl ağzına layık başka öpücüklerle.

Yabancı gece altında kalçan
bıraktı geminin temiz ağırlığı düşsün diye dalgalara,
keserken yenilmiş ateşten bir izi
fosfor ışıltılı baldan, o kasvetli sonsuzluktan.
Rüzgâr açtı senin zülüflerinde fırtınalı sandığını,
şikayetinin serbest bırakılmış metalini,
ve şafakta rastladın ışığa titreyerek
limanlarda, öperek ıslak tacını.

Ara sıra durduruyordun hızını deniz üzerinde
ve titreyen kayık çalkalanıyordu böğründe,
ağır bir meyve gibi kendini koparan ve düşen,
zamanın ve geminin o temiz devinimiyle
ve köpükle kucaklanan bir ölü gemici.
Ve sen yalnızsın, tehditle kararmışsın
yüzlerin arasında, kısır bir acıya batmışsın,
aldın o fışkıran tuzu maskende,
ve gözlerin korudu o tuzlu gözyaşlarını.
Bir sefil hayattan fazlası kaydı kollarının arasından
o öldüren suların sonsuzluğuna
ve ölülerle yaşayanların dokunuşu
yedi bitirdi deniz ağacından yüreğini.

Bugün bulduk endamını kumda.
Mutlak olarak yazılmıştın gözlerimin alnına.
Uyuyorsun belki, uyuyarak, belki ölüsün sen,
öldün sen:
en sonunda unuttu mırıltılarını yankıların
ve dolanıp duran parıltın bitirdi yolculuğunu.
Denizin gazabı, gökyüzünün vuruşu taçlandırdı
mağrur başını sıyrıklar ve çatlaklarla,
ve dinleniyor yaralarla bozulmuş yüzün
sallanan alnını hisseden bir deniz kabuğu gibi.

Benim için saklıyor güzelliğin bütün kokusunu,
bütün bu evsiz barksız asidi, bütün karanlık gecesini.
Ve senin lamba ya da tanrıça şişkin göğsünde,
yükselen kule, dokunulmaz aşk, yaşıyor hayatı.
Yelken açıyorsun benimle, tekrar bulunmuş, o güne
bırakırlarken olduğum her şeyi köpüğe.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

1 Kasım 2014 Cumartesi

Bolivya

Kazandı zaferi Belzu. Gecedir. Yanıyor La Paz
son silah atımlarıyla. Kuru toz
ve üzünç dolu dans yükseliyor
tepelere doğru, dokunmuş ay solgunu alkolle
ve korkutucu yeni nemlenmiş eflatunla birlikte.
Düştü Melgarejo, kafası
çarpıyor kanlı zirvelerin
mineralsi yumurtasına, altından
iplikler, altın işlemeli
süvari üniforması, parçalanmış
gömleği yüzüyor kötülük dolu terde,
yatıyor at dışkısının
ve yeni vurulmuşun beyni yanında.

Ve arasında beyaz eldivenlerin ve diplomat fraklarının
kabul ediyor Belzu gülücükleri Saray’da,
ve bölüşülüyor güç ayyaş yaylalardaki
esmer halk üzerinden,
yeni gözdeler kayıyor
cilalanmış salonlardan,
ve gözyaşları ve lambalardan bir hâle
düşüyor üzerine yanan barutla yarılmış kavalın.

Dalgalanan yığın arasından
gidiyor Melgarejo, fırtına dolu bir hayalet,
sadece hiddetiyle ayakta duruyor.
Kendi çevresindekileri dinliyor,
dilsizleştirilmiş yığın, yırtılmış
çığlık, yüksek sevinçlerin parıltısı yanıyor
dağların üzerinde, yeni
fatihin penceresi.
Hayatı (bir parça
kör kuvvet ve opera, kopmuş
kraterlerden ve yüksek platolardan,
bir asker düşü
kartondan kılıçlarıyla korunmasız bölgelerde
boşaltılan üniformalar, fakat yara var
korkutan, gerçek ölümler
ve gerçekten boynu vurulanlar, taşra alanlarında:
orada yatıyor maskeli şarkı korosu
ve Majesteleri konuşuyor
at gübresi, ipek ve kan arkasında duruyor,
ve ölüler sırasıyla, yok edilmişler, kaskatı,
sağır eden merhemleriyle
atik mızraklardan delik deşik olanlar)
düştüler en derin toza,
küçük görülmede ve boşlukta,
belki alçaltılmada yüzen bir ölümde,
fakat yenilgiden açıyor ağzını havada
kralsı bir boğa gibi,
altını üstüne getiriyor metalik kumun
ve atıyor zalim, sendeleyerek ileriye adımını,
bu Bolivyalı Minotaurus yönelmiş
haykıran altından salonlara doğru.
Bölüyor kalabalığı ve kesiyor ortadan
isimsiz insan topluluğunu, tırmanıyor
terbiyesizce devrilmiş tahta
ve atılıyor üzerine o galip liderin. Belzu
düşüyor yere, kolalı gömleğinin ön tarafı lekeleniyor,
kırılıyor bardak ve döküyor akıcı ışığı onun,
göğsü sonsuza dek delik deşik artık,
yangının kanla lekeli
yalnız bizonu saldırdığında,
atıyor bütün bedenini balkonun üzerinden
ve bağırıyor: "Belzu öldü". "Kim yaşıyor",
"cevap ver". Ve alandan
boğuk bir çığlığı yükseliyor toprağın, panik ve korkudan
kara bir çığlık: "Yaşasın,
evet, çok yaşasın Melgarejo, çok yaşasın Melgarejo",
ölenin halkı da aynı halk yığınıydı,
orada yatan ve sarayın merdivenlerinde kanayan
cesedi esenleyen aynı halktı: "Çok yaşasın",
diye haykırıyor o devasa kukla
kaplıyor bütün balkonu o parçalanmış giysisiyle,
savaş meydanından gelen kir ve iğrenç kanla.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı


Notlar:

Melgarejo 1864-71 yılları arasında Bolivya Başkanı’ydı. Melgarejo’dan sonraki Bolivya Başkanı, Belzu idi.

La Paz: Bolivya’daki en büyük kent, İllimani ırmağının kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 3600 metredir.

Minotaurus: Yunan mitolojisinde, Girit’teki Mikene kentinde Kral Minos’un sarayında bulunan canavar. Bir labirentte kıstırılmıştı. İnsan cesetleriyle beslenirdi. Kral Minos’un kızı Ariadne’nin yardımı sayesinde Atinalı genç prens Thesus tarafından öldürülmüştü.

Botanik

Kana susamış litre ağacı ve hayırlı boldo çalısı
yayıyor türünü
hayvansı zümrütten kışkırtıcı öpücüklerinde
ya da taşlar arasındaki kara suların antolojisinde.

Ağacın tacındaki fışkın ele veriyor
kendi kar beyazı diş yarasını
ve yabanıl fındık inşa ediyor sarayını
kitap sayfalarından ve damlalardan.

Altemisa ve chepica sarmalıyor
oregano çiçeğinin gözlerini
ve sınırın parıltılı defnesi
kokuya buluyor uzaktaki idari ofisleri.

Quila ve quelenquelén sabahları.
Fuchisiaların soğuk lisanı
kaybolan üç renkli taşların arasında
haykırıyor köpüğüyle: Yaşasın Şili!

Altın yüksükotu bekliyor
parmağını karın
ve yuvarlanıyor zaman ateşin ve şekerin
meleklerini birleştirecek düğünü olmaksızın onun.

Sihirli tarçın ağacı
yıkıyor yağmurda safkan dallarını
ve atıyor yeşil külçelerini aşağıya
Güney’in bitkisel suyuna.

Ulmo ağacının tatlı çarkları
ağzına kadar dolu çiçeklerle
kaldırıyor kırmızı copihuenin damlalarını
sezerken gitarların güneşini.

Yabanıl delgadilla
Ve göksel poleo
raks ediyor çayırlıklarda yakın zamanlarda
Toltén ırmağının uyandırdığı genç çiyle.

Gizemli doca
kumda boynunu vuruyor morunun
ve arıyor deniz üçgenlerini
kıyıların kuru aylarına karşı.

Cilalı gelincik,
şimşek ve yara, ok fırlatılışı ve ağız,
ekiyor kendi al işaretlerini
yanan buğdayın üzerine.

Belirgin patagua
süslüyor kendi ölülerini
ve dokuyor kendi ailesini
kaynak suyuyla ve ırmak madalyalarıyla.

Paico otu yakıyor fenerlerini
Güney’in ikliminde, aciz,
gece geldiğinde
hiç uyumayan denizin üzerine.

Yalnız uyuyor meşe,
dümdüz, çok yoksul, çok aşınmış,
o berrak çayırlıkta çok önemli
yıpranmış ve eziyet görmüş giysisiyle
ve kutsal yıldızlarla dolu kafasıyla.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

28 Ekim 2014 Salı

Brezilya

Brezilya, Eurico Dutra, sıcak
ülkelerin ürküten tavus kuşu,
zehirli havanın
acı dallarıyla şişman,
kara kurbağa Amerikan ayımızın
siyah bataklığından:
altın düğmelerle ve küçük gözlerle
boz mavisi bir sıçan gibi:
Ah, Tanrım, zavallı aç
annemizin bağırsaklarından,
bütün bu düşten ve kurtarıcıların
parıltısından, maden dehlizlerindeki
bütün bu terden,
geniş tarlaların bütün bu
sonsuz yalnızlığından
kaldırıyorsun sen, Amerika, tek bir kerede
senin gezegensi ışığına
bir Dutra’yı, sürüngenlerinin uçurumlarından
zorla çekilmiş, senin tembel
derinliğinden ve tarih öncenden.

Ve işte böyle olmuştu!
Sizler, Brezilya’nın
duvarcıları, yumruklarınızla vurun sınıra,
sizler, balıkçılar, ağlaşın geceleri
kıyıların suları üzerine,
paramparça ederken Dutra küçücük
yabandomuzu gözleriyle
basımevlerini bir baltayla,
yakarken kitapları alanlarda,
hapse atarken, takip ederken ve kırbaçlarken
yayılana dek sessizlik
karanlık gecemizde bizim.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

27 Ekim 2014 Pazartesi

Bu Zamanda

İyi yıllar... Bugün olduğu gibi
her iki tarafta da mutlusun ülkemde, birader.
Ben seven sürgün bir oğulum.
Yanıt ver, düşün ki yanındayım
ve soruyorum sana, düşün ki Ocak ayının rüzgârıyım
Puelche rüzgârı, o eski rüzgâr dağlardan
ki, açtığın zaman kapını, ziyaret eder seni
girmeksizin içeri, eserek sorar o hızlı sorularını.
Söyle bana, hiç dolandın mı arpa ya da buğday ekilmiş bir tarlada,
mısırın altın gibi durduğu? Konuş benimle eriklerin bir gününü.
Şili’nin çok uzağında düşünüyorum yuvarlak bir günü,
dut renkli, şeffaf, salkımlarında şekerle
ve sık, mavi mısır damlayan
kadehine şirinlikle dopdolu ağzımda.
Söyle bana, bugün geçirdin mi dişlerini bir şeftalinin
temiz beline ve doldurdun mu kendini ölümsüz tanrı yiyeceğiyle,
sen de toprağın kaynağı olana dek,
meyve meyve bırakılan dünyanın parıltısına?



Pablo Neruda
Karanlıktaki Anayurduma Yeni Yıl İlahisi
Evrensel Ballad

22 Ekim 2014 Çarşamba

Büyük Okyanus

Ey okyanus, armağanlarından ve tahribatından seçebilseydi ellerim
bir ölçüyü, bir meyveyi, bir ekşi mayayı, o zaman seçerdi
dünyadan uzak sakinliğini, çeliğindeki o çizgileri,
havayla ve geceyle korunan genişliğini,
ve yok eden temizliğinde
kendi sütunlarını patlatan ve çökerten
beyaz dilinin enerjisini.

Kıyıları tuz buz eden ve dünyayı kuşatan
kumun o barışını yaratan
son dalganın tuzlu ağırlığı değil:
kudretin merkezi hacmidir o,
suların yayılmış gücü,
hayat dolu o dokunulmaz ıssızlık.
Zaman belki ya da bütün bu devinimle
ağzına dek dolu tas, ölümün fark etmediği
mükemmel birlik, yok eden
mutlaklığın yeşil bağırsakları.

Bir damlayı yükselten indirilmiş koldan,
tuzdan bir öpüş kaldı geriye yalnızca. Kıyılardaki
insan bedenlerinden yalnızca ıslak çiçeklerin
nemli bir nefesi. Derinliğinin enerjisi
harcanmaksızın kayıp gitti sanılır,
sanılır ki geri döner dinlencesine.

Senden fışkıran dalga,
kimliğin oku, yıldızla süslü tüy,
köpük oldu sadece, kırıldığında ve geri yuvarlandığında
yok olmadan tekrar oluşmak için.

Bütün kudretin kaynak oluyor yeniden.
Sadece çürümüş çöpten vazgeçtin sen,
senin deniz yükünün fırlattığı kabuklardan,
işgüzar bereketinin kovduğu her şeyden,
artık çiçek salkımı olmayan her şeyden.

Heykelin yayılmış yatıyor dalgaların ötesinde.
Göğsü ve ceketi gibi tek bir yaratığın
nefes alışı gibi, yaşıyor ve düzenli,
ışığın maddesiyle yükseltilmiş,
dalgalardan yükselmiş, oluşturuyor ovaları,
gezegenin çıplak derisi.
Dolduruyorsun kendi hayatını özünle.

Taçlandırıyorsun sessizliğin kubbesini.

Tuzunla ve balınla titriyor dünyanın leğeni,
suların her şeyi kaplayan boşluğu,
ve hiçbir şey özlenmiyor sende
yarılmış kraterlerde gibi, dağların kapları:
boş tepeler, yara izi ve işaretler
kolluyor yaralanmış havayı.

Taçyaprakların çarpıyor dünya tuzuna,
denizaltı mısır tohumun titriyor,
o esnek yosunlar tehditkarca asılı duruyor, gevşekçe,
balıklar kaynaşıp duruyor ve ürüyorlar,
ve yalnızca pulların ölü ışıltıları
yükseliyor ağların sicimlerine,
bir milimetre, yaralanmış
kristal birliklerinin sonsuzluğunda.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı

21 Ekim 2014 Salı

Chucao Kuşu

Türlü türlü, soğuk yapraklardan işitiliyor birden
chucao kuşunun sesi, sanki bir şey bulunmuyor
yalnızlığın yığılmasından oluşan bu çığlıktan başka,
bütün ıslak ağaçlardan oluşan bu ses.
Ses titreyerek kaydı ve karanlık atımın üzerine,
daha yavaşça ve daha da derin bir kaçıştan: durdum,
neredeydim? Hangi günlerdi bunlar?
Yaşadığım her şey dörtnalaydı kaybedilmiş
bu mevsimlerin arasından, yağmurlu dünya
camlara çarpıyordu, fırtınanın puması
yaklaşıyordu sessizce kana susamış ateşten iki gözle,
ve kanalların denizi, dehlizler arasında yeşil
ıpıslak güzellikten, yalnızlık, fındık çalılarının altında
gençken sevdiğim kadının öpüşü,
her şey birdenbire yükseldi chucao kuşunun çığlığı
vahşi ormanda uçuşurken nemli heceleriyle.


Pablo Neruda
Evrensel Şarkı