Şiir, Sadece: Vladimir Mayakovski
Vladimir Mayakovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vladimir Mayakovski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2019 Cumartesi

Kent

Bir Paris
kışlalarla dolu
ve hukukçularla,
öbürünün
ne kışlaları var, ne de Herriot'u.
Bu öbüründe
gözlerim
turist yolculuğuna çıkıyor,
bir Paris
kirli ve kül rengi.
Duvarlarda söz veriyorlar:
"Un verre de Koto
donne de l’energie."
Kim istiyor
beni davet etmeyi
aşk şarabına bu yaşam esriği?
Beriki
eleştiriciler
biliyor yanıtı.
Belki en iyisi
dinlemek
onları.
Yol arkadaşı, diyor onlar.
Ben kimin yol arkadaşıyım!
Şurada bir çam kozalığı
koşmadı.
yanyana henüz.
Önceki gibi
sırtımı kabartıyorum
koşum takımında
önde
şiirin ekipajı -
yalnız
sürüklüyorum
acıyı da,
sevinci de.
ve bütün başka türlü
insan yükünü.
Can sıkıcı
imanı gevremesi bunda insanın
yapayalnız -
bir ozan
istemez
çok -
yalnız zaman
ivedilenir
doğurmak için
hafif ayaklı
medreseciler.
Gideceğiz
yanyana
köy yollarının tozunda.
İstediğim
çok
değil:
Üzücü -
görmek istiyorum
atan adımını
koşu arkadaşının
benim!
"Je suis un chameau"
afişte öyle yazıyor
harflerle gözüküyor
birçok mahallelerde.
Büsbütün doğru
"Je suis"
demek
"benim"
ve "chameau" -
"ben bir deveyim."
Eğilin,
leylak rengi bulut,
ve sula beni
ve Paris
lamba direkleri
çiçek
açıyor sanki
sıra sıra
Champs-Elysées boyunca.
Yalazlar içinde her şey,
karanlık bile tutuşuyor
ve yaşa boğulmuş tozlar kaldırımlarda.
Otomobiller dolaşıp duruyor
içinde
ateşlerin
bokböcekleri gibi yığın yığın.
Su yanar,
toprak yanar,
asfalt
yanar
tutuşan akşamla,
çoğalır sokak fenerleri
birdenbire
sanki
toplanmış onlar
çarpım çizelgesinde.
Bu alan daha güzel
binlerce kadından
finolu.
Her kent
sevinmeli
böyle bir alanla
Olsaydım.
Vendome direği
direnecektim
evlenmem için
Concorde Alanı'yla.
 
 
Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven
1924

15 Kasım 2019 Cuma

Bırakın Kendimi Tanıtayım

Uzat elini bana!
İşte göğsüm.
Dinle, bir vuruş değil, ama bir ah;
Bir aslan olan sen
evcilleştirildin eniğe,
tedirgin ediyor bu beni.
pek çok
binlerce ton
dinleniyor şaşkın
derisinde başımın.
Aşağı indiriyorum seni kürsüden.
Söyle erinçsiz kılıyorsam.
Sıkıyor mu elim?
Acıtıyor mu?
Bağışla beni.
Senin gibi
benim de
sonsuzluk önümde.
N’olur o zaman
kaybedersek
bir iki saat?!
Bırakın
su gibi
gidelim ileri,
bahar gibi -
tasasız
ve özgür!
Gökte
gider Ay
öyle diri, görkemli,
tek başına
kendi
tehlikesiyle.
Serbesim
şimdi
ben
aşktan
ve afişlerden.
Karasevdalı derisi gibi dışarı uzanık
uzanmış ayı
pençeliyor parketi.
Kolay
denetlemesi
düz olmadığını dünyanın -
otur yalnız kıçının üstüne
ve kay gitsin.
Hayır,
kendimi kaptırmayacağım karasevdaya,
ve konuşmayacağım biriyle
istemiyorum konuşmak da.
Ama bu yardım etmez
uyağın solungaçlarının
açılmasına arasıra
bağlanan bize
şiirin kumlu kıyılarında.
Düşlemek tehlikeli
ve aynı plansız düşlemin imgeleri.
Yığınlar burada günlük işleriyle
yapılması
zorunlu.
Fakat arasıra
yaşam gösteriyor
Yeni boyutları,
orda süprüntüler arasında
bulunabilir
önemli bir şey.
Şiire
karşı çıktık zaman zaman
süngü saldırısıyla,
dil avcılığıyla
tam ve çıplak.
Ama şiir
hinoğlu hin iblisçilik:
orda var o yalnız -
yapılacak bir şey yok bunda.
Örneğin
al şunu -
konuşacak ya da kusacak mı?
Yangın sarısı bıyıklarla
ve düğmelerle açık mavi,
İncilsi
Nebukadnessar -
«Koopsocks» şeker külahı.
Sun bize kadehi!
Biz
bir şişe açabilir
ve acıyı boğabiliriz.
şarapla,
ama bak -
geliyor
Kırmızı ve Beyaz Yıldız Hattı yüklü
tepe tepe ;
her çeşit vizeyle.
Senden hoşlanıyorum -
sevinçliyim
aynı masaya oturmaktan.
Esin perisi
ustaca yönetir seni
diliyle.
Nasıldı
dedi Olga
kitabında?...
Hayır, değil Olga!
Onegin’in
mektubuydu Tatiana'ya.
- Kocanız
tiridi çıkmış,
çirkin ve budala,
benim olacaksınız, seviyorum sizi,
de böyle şimdi bana
şu anda
sizinle karşılaşabilirsem, yalvarıyorum. -
Çok şeyler oldu:
pencere altında bekleyiş,
mektup,
donmuş titrek sinirler.
Ve
insan
acıya dayanamayınca -
işte o zaman
Aleksandr Sergeviç,
çok daha kötü
Aloo, Mayakovski!
Defol güneye!
İşkence et
yüreğine uyaklı şiirli -
şimdi
aşk da suyunu çekti,
sevgili Vladim Vladimiç.
Hayır,
yaş değil hakkını alan!
Sıkarsam bedenimi
göreceksiniz
baş edebildiğimi, ne denli kolay ikiyle
ve kanun uyanırsa
üçle bile.
Daha çok
b-i-r-e-y-s-e-l olduğumu söylerler!
Entre nous...
sansür çizmesin altını,
bildirmek istiyorum size:
şu da
söyleniyor
birinin gördüğünü
iki sevgili
üyesini Yürütücü Kurul’un.
Bu
kulaktan kulağa dolaşan
bugünlerde.
Aleksandr Sergeviç,
işitme gevezeliği
Belki
ben
bir tekim
gerçekten sızlanan
sen, değilsin
canlı bizde bugün.
Ben
seni
tanımak isterdim
yaşamın içinde.
Yakında
ben de
ölecek
ve dilsiz kalacağım.
Ölümden sonra
hemen hemen
yanyana olacağız;
Sen P’nin
ve ben
M’nin altında.
Kim var aramızda?
Sen kiminle birlikte olacaksın?
Büsbütün
yoksul
ozanlar ülkesi benim.
Aramıza
- ne yıkım -
Nadson giriyor.
Dileyelim
göçetmesini
bir yere Z’nin, yanına.
Ama Nekrasov,
Kolya,
mutlu Alyoşa'nın oğlu -
bir kağıt oyununda
ve şiirler,
oldukça
güzel.
Tanıyor musun?
O
sevimli
biri.
O
bizim takımdan -
o orda kalsın.
Ama çağdaşları?
Yerin doldurulmaz
onların örneği en azından
Bir esnemede
vuruşuyor
çeneler bir karış!
Dorogoçenko,
Rodov,
Kirillov,
Gerasimov -
ne denli
baygın tekdüze satırlar!
Fakat Yesenin,
ve tüm coşkulu köylüler.
Ah!
kibar
cilalı eldivenli bir inek.
Bir kez dinlenebilir....
tam koro şarkısı,
balalayka eşliğinde!
Yaşamak için de
ozanlar
uştalaşmak zorunda.
Biz güçlüyüz
bir şişe içki örneği Poltava’dan.
Ya o Bezimenski?!
Değil en kötüsü, fakat...
benziyor daha çok
bir çeşit kahveye.
Ama
bizim
Aseyev’le
Kolka’mız var.
O yetişir.
O benim
tıp demiş burnumdan düşmüş
İvedili davranmalı
elinden geldiği kadar!
Aile küçük,
ama bir aile.
Yaşasaydın
yapacaktım seni
LEF-redaktörü.
Kışkırtıcı şiirler bile
yazmayı
salık verecektim.
Bir kez gösterecektim yalnız:
- işte böyle
yapıyor insan...
Sonra başgelirdin -
biçem
duygunla.
Elde ederdin
"Moskova Tekstili"ni.
Sonra bir dam veririm sana
GUMS-mağazasından
reklamla katkıda bulunan.
(Tanımak için kendini
evimizde
peltekçe okudum bir koşuğu
ve uyaklı tabi.)
Şimdi sen
zorlanacaksın
vazgeçmeye şiirlerinden,
Kalemlerimiz
şimdi
süngüler
ve sivri dirgenler.
Daha ciddi "Poltava"dan
devrim çarpışmaları
ve aşk
daha görkemli
Onegin’in aşkından.
Dikkat et Puşkincilere. Yaşlı beyinli Puşkin
törpülüyor tüyleriyle
kendini
çok eskimiş.
- Doğru, der
LEF
buldu
Puşkin’ini.
Tutar yarışmayı o -
Derzavin’le...
böyle yenilmez biriyle!
Seni seviyorum
ama canlı
ve mumyalı değil.
Sen de
fırtınalı yaşadın
günlerinde
sen bağlı olmadan önce
ve cilalı antolojiye,
bu inandığım.
Afrikalı!
Cehennemlik Anthes!
Sosyete numaraları.
Ona sormalıydık:
Hangi aileden geliyorsun?
Neyiniz vardı
devrimden önce? -
Sonra bir duman çıkmadı ondan.
Ne gevezelik,
bununla birlikte!
Dümdüz ruhçuluk.
Bir efendinin kölesi,
demek gerekse...
bir kurşunla delik deşik...
Değil
bugün de
bunalıma uğramış
ırz düşmanı kişiler
ardından koşar
karılarımızın
İyiyiz bulada biz
Sovyet Cumhuriyeti’mizde.
Burada yaşanabilir
ve çalışılabilir dostlar gibi.
Acı da olsa
böyleleri üstüne
şiir yazılabilir -
ama ona gereksinim
sürükleyici de değil.
Peki, zamanı şimdi:
alacakaranlıkta
tutuşan
kendi patlaması günışığının
Yalnız
milis değil
seni arkandan izleyen.
görmeye alışıldı
burda Tverbulvarı’nda.
Bırak böylece bana
seni yerleştirmeyi
yeniden kürsüye.
Zorundaydım üstelik
çoktan yaşama burda
bir yontuya -
dolduracak
tıka basa onu
ve patlatacaktım dinamitle!
Kin duyuyorum
her çeşit ölü etine;
ama tapıyorum
yaşam olan her şeye!
 
 
Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven
1924

13 Kasım 2019 Çarşamba

Bu Konuda

Ona ve kendime
 
 
Hangi konuda - bu konuda?
Bu konuda,
hoşuna
ve özel,
tatsız tuzsuz konuşulanlar
en az beş kez şarkılarda
dönüp durdum afişlerle ozansı bir sincap gibi
ve dönmek istiyorum orda, bir kez daha.
Bu konu
öğütülüyor şimdi
budist dua değirmenlerinde
ve biliyor zenci bıçağını efendisine.
Ve Merih'te varsa
bir tek insancıl yürek
başladı o da
gıcırdamaya
tam
bu konuda
Bu konu gelecek,
itele cılızı sandalyesinden
kolları kağıda bastırsın
ve buyur ona:
—Yaz—
Ve şarkı
yuvarlanacak dalga dalga şiirlerde
güneşe karşı
yükselince bir çığlıkla kağıt kartal gibi.
Bu konu gelecek
bir telefon sesi gibi mutfağından,
dön geri
ve kaybolur mantar şapka gibi ormanda,
ve devce
duruyor orda bir saniye
ve düşüyor sonra umut bir yığına,
gömülü kağıtların hışırdı dalgalarına.
Bu konu gelecek:
—Gerçek!—
homurduyor bunu.
Bu konu gelecek:
—Güzellik!—
buyuruyor bunu.
Eller
çivilenmiş olmasına karşın,
işte bu son vals mırıldanıyor haçtan.
Tutuklayacak bu konu uçan abeceni-
baskıya inanılır güvenle!-
ama birden olur

—A—
daha yanaşılmaz Kazbek'in kendisinden.
İştahını kaybediyorsun
ve sıkıntıya boğulur uykun.
Bu konu gelecek,
yıpranmayan bütün durumlarda;
ve yalnız diyorum:
-Yalnız beni göreceksin şu andan itibaren!-
Ve yalnız şu görülür,
bir bayrak gibi tutulacak bu
ve kutla bütün dünyada ipek alı yalazlarını.
Bu konu kurnaz!
Dalar derine bütün deneyimlerle
ve gömülür duygulara
ve delice
-unutabilsen bunu!-
sarsıyor bu seni
bırakıncaya değin ruhun tenini.
Genişleyip geldi önüme bu konu,
buyurdu:
-bırak şuraya
dizginlerini günlerinin!-
dik dik baktı ekşitip yüzünü günlük yaşamıma
ve attı bir yana insanları, bizleri.
Bu konu çıktı birden,
silip süpürdü öbürlerini yaşamımdan
ve yalnız kaldım
ve bölünemez kaldı yakınımda.
Bu konu yaklaştı boğazıma bıçakla.
Bir demirci!
Çarpıverdi şakağımdan yüreğime.
Bu konu çekti günü karanlığın küresine.
Vur diye buyurdu, yüzüm sararsa da.
Adı
bu
konunun:
..........................!


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven

12 Kasım 2019 Salı

Görülmemiş Bir Olay Başımdan Geçti!

Vladimir Mayakovski,
Kırda Bir Yaz
 
 
Puşkino, Akula Dağı, Rumyantsev kulübesi, 27 mil uzakta Yaroslav demiryolu
 
 
Günbatımının yüz kırk güneşi patladı
haziran sonuna gelince,
çok sıcaktı
öyle ki, sıcak terledi-
kırda başıma geldi bu benim.
Akula Dağı’nın. sırtındaydi;
küçük Puşkino köyü
bir kambur gibi
ya da bir çığ
tahtalar, eğik çatılar ve sefaletin.
Ve ötesinde köyün
bir delik.
 
Bu delikti
güneşin yuvarlanıp battığı
yavaş ama güvenli
kimse görmediği zaman.
Ve ertesi günü
görülür yükseldiği
yeniden
ve boğar yeryüzünü ışık çağlayanına.
Her gün
aynı şeydi
çıldırıncaya kadar ben.
Lanetlendim en sonunda,
sararıp soluyor her şey dehşetle,
evet, bağırdım güneşin yüzüne:
"Kalk ayağa
cehehnem gezintinle!"
Güneşe bağırdım:
"Seni uyuşuk meteliksiz!"
Şuraya uzanıp uyuyorsun bulutun yatağında
ama terliyorum kış yaz
afiş resimleri yapa yapa!"
"Dinle!
Bekle biraz, uslu
soruyorum
bir fincan çay içip
içmeyeceğini bende?

Gelemem!
Ne denli umutluydum!
Gülümsüyor güneş
ve bana geliyor tarlalardan
ışıklı dev adımlarıyla.
Göstermek istemiyorum
ne denli korktuğumu
ve geri çekiliyorum yavaşça.

Gözü daha şimdiden şurdaki bahçede.
Bahçede o ve kımıldıyor buraya doğru
Pencereler,
kapılar,
yarıklarla
ışık saçıyor yığın yığın;
soluk alıyor
ve konuşuyor kaim sesiyle
"İlk olarak
söndürdüm bugün ateşimi
yaratılıştan beri.
Senin düşüncendi.
Çayı böyle ko,
Ozan, getir reçeli!"
Aktı gözyaşları.

Sıcak birini delirtebilir,
ama diledim ondan gelip
oturmasını yanına semaverin.
"Lütfen
oturun, benim aydın dostum!"
Hay kör şeytan, nerden aldım ona
bu bağırma korkusuzluğunu.
Şaşkın şaşkın
çöktüm bir köşedeki kanepeye
yolda kalmaktan korkarak.
Ama bir dost parıltısı vardı onun, güneş,
ben bile ışıdım
önünde bu dost gök nesnelerinin
ve sandalyede bi geldim bi gittim.
Sonra başladı konuşmamız
şurdan burdan
isim üzerine Rostaplakatlı,
ama güneş dedi:
"Sakin ol
ve sevinçli,
ağıra alma bunu çok
İnanıyor musun
kolay olduğunu dolaşmanın
ve ışık yaymanın?
İnanıyorsan, dene bir gün!
İnsan gider ve gider
gitmeye söz verdiği gibi,
insan dolaşır ve aydınlatır gücü yettiğince.
Oturup gün ağarıncaya değin konuştuk sonra-
eskiden gece diye adlandırılana.
Hiç de karanlık olmadı ama bugün.
Attık sanları ben ve dostum
ve inandık birbirimize
dostça okşadım onu
ve o yayıp sıcaklığını
dedi şöyle:
"Biz arkadaşız
biz İkimiz"
ozan, bırakın gidelim
ve yayalım ışık, bulanık
bu evren üstüne
Işınım var benim ışıyacak
ve ozan sen
ışıyabilirsin
şiirlerinle."

Gölgelerin bölmeleri, gecelerin hapisane duvarları
düştü vuruşlarıyla güneş çiftelerinin.
Şiir ve ışık karmakarışıklığı
ışıyacak günler ve geceler boyu
Güneş yorulduğu ve uyku esriği gece
yatağına gitmek istediği zaman,
ben kalkarım,
ve ışırım bütün gücümle
ve yeni bir gün olur.
Işık her yerde
sonsuz
bitinceye kadar günlerimiz yeryüzünde!
Işık,
uykusuz ve kuşkusuz!
Bu benim gizim ve güneşim!
 
 
Mayakovski
1920
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven

11 Kasım 2019 Pazartesi

Rusya'ya

İşte geliyorum
bir devekuşu denizin öbür yanından
şiir kanatları ve uyaklı sözcüklerle.
Gizlemeye çalışıyorum başımı, budalaca
ve sokuyorum gagamı bayram giysilerime.
 
Değilini ben senden, karlı örnek ülke.
Ruhum,
çök daha arasına tüylerimin!
Bir başka anavatan görünür bana o zaman,
Görüyorum
bir yaşam, tutuşan güneyde.
 
Bir ada boğucu sıcaklığıyla.
Hurmalar bir vazoda.

"Aloo,
çık yoldan!"
Burda da çiğneniyor düşlem.
 
Ve yeniden
bir yeni sığınağa
dakikaların kumuyla örülecek adımlarım.
 
Dönüyor birkaç kez.
Isınır o belki,
yoluna gitmek en iyisi
Eğiliyor öbürleri pohpohlarla.

"Ana,
yumurtluyor mu?"
"Bilmem, kuzucuğum,
öyle muhakkak."
 
Evler bıktırıyor.
Uzayıp gidiyor yollar.
Su serpiyor soğuk üstüme tahta kaplardan.
Parmaklar ve duman deler beni
yürür giderim yıllarca orda.
 
Yaklaş bana, tut beni buz kesmiş elinle!
Yol tüylerimi, tıraş bıçağıyla yelin.
Başımı alıp gidebilirim,
bir yabancısı uzak bir ülkenin,
aralık aylarının çılgınlığında.
 
 
Mayakovski
1917
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven

10 Kasım 2019 Pazar

Omurga Flütü III

Unutacağım ne varsa; yılı, tarihi, günleri
kapa beni yapyalnız, bir yaprak kağıtla odama,
insanüstü bir büyü koşup gidecek ileri
sözcük sözcük çalkalanmış acıların akımıyla!

Bugün, size gelince
korkuya kapıldım birden-
değildi beklendiği gibi her şey.
Bir şey vardı ipek bükümünde giysinin
ve güzel kokusu tütsünün havada.
Sevinçli misin?
Ve soğuk yanıtın:
"hem de nasıl".
Kuşkumu çoğaltıyorum, ateşimi tutuşan dörtnala
usun engelleri parça parça oluncaya.

Duysana
ne yapsan teni
kendinden ayıramazsın.
Bu korkunç sözcüğün lavı fışkırsın!
Bütün kasların
borazana dönüyor
oparlör gibi:
her şey bitti, her şey bitti, her şey bitti!
yanıt ver şimdi,
bin çeşidiyle yalanın
yoruldum artık
(Nasıl geriye dönebilirim bu durumda?)
Yeni açılan iki mezar gibi
gömülü yüzüne gözler.

Mezarlar genişliyor
Dibi yok derinliğin.
İnanıyorum
düştüğüme günlerin tribününden.
Bir ip gibi gerdim ruhumu uçuruma,
ve dengeliyor onu, oynuyorum sözcüklere.

Biliyorum,
yıpranıp aşındığını aşk yüzünden
yorgun düşmüş beni taşıya taşıya.
Dön gel benim ruhum, yorulmuş gibisin.
Eğlenceden uzak değil beden, yürek bilsin.

Biliyorum, .
parayla bulunur bir kadın çoğu zaman.
Zararı yok, benim’çün daha iyi
Paris giysileri yerine
seni giyinmem sigaramın dumanlarıyla.

Sevgimi
bir havarisi gibi geçmiş zamanın,
yayacağım ülkeye binbir yolla.

Bir taç taşıyorsun, dövdüğü yüzyılların
sözcüklerimin parladığı
bir kasınç gökkuşağı gibi.

Pyrrhus gibi, fillerin yardımıyla tonlarca
başardı yengiyi
çiğnedim beynini deha adımıyla.
Boşuna.
Şensin direngen olan daha.

Şimdi
sevinebilirsin,
şurada lit de parade'lılann senin
şimdi
karasevda egemen olan,
ve ben koşmak istiyorum yalnız en yakın kanala
ve sokmak başımı çeneleri arasına suyun.
Dudaklarını sundun bana,
öyle kalın ve soğuk
hafifçe dokunamıyorum titremeden onlara
günah çıkaran gibi dizlerine, kapanınca
ve örtüyor öpücüklerle manastırın yaş duvarlarını

Kapı vuruktu.
Girdi içeri
ıpıslak sokakların sevinciyle.
Ben
iki parça oldum inleye inleye.
"İyi!" 
diye bağırdım.
"İyi!"

Gidiyorum!
Kadın gitmez.
Yer bırak ipeğe
ufacık kanatlar için giysi dikersen ona.
Dikkat et, uçar o kadın arasıra kendi başına.
Değirmen taşı gibi as boğazına
bir inci kolye!
Ah, bu
gece!

Daha sert, daha sert kuşku çektim boğazımda.
Gözyaşları, kahkahalarımla
oda buruşturdu yüzünü.

Ve tutuştu yüzün benimle taşıdığım
halıda, ışıl ışıl gözlerinle,
biri yeni bir Byalik düşlemiş gibi
Sion gelini gibi göz kamaştıran çariçeler.

İşkence
dize kapanmaya zorladı beni
bulunduğum durum içinde.
Kral Albert,
kaybeden
bütün kentlerini,
şımarık bir adgünü çocuğu yanımda.
Çiçekler, otlar yeşerecek güneşler altında!
Bahar canlılık getirecek!
Bir istek kalıyor benim için yalnız-
boşaltmak bir maşrapa şiiri son yudumda.

Yüreğimi çalan sen,
soyup soğana döndüren,
ve yıkımlara salan ruhumu,
kabul et bu şiiri, soruyorum
yazdığım bu son şiir mi, değil mi diye.

Bir bayram gibi süslenecek işte o gün
bir haç için bu büyünün benzediği.
Bak,
en sonunda başardım
kağıda mıhla beni sözcük çivileriyle.
 
 
Mayakovski
1915
Çeviri ve inceleme: Ali Rıza Ergüven

9 Kasım 2019 Cumartesi

Omurga Flütü II

Gök de
unutan maviyi dumanlar yüzünden
ve bulutlar da, delik deşik göçmenler yellerde
son aşkımla; parlayacak
tutuşuncaya değin kızıl yanakları gibi veremlilerin.

Sevincim bastıracak alarmı ve bağırışını
yığınların, evlerini unutan neredeyse.
İnsanlar,
dinleyin!
Çıkın korkuluklardan, çukurlardan
Sonraya bırakın bitirmeyi savaşı.

Sürse bile
çarpışmalar Bachus orgları gibi
yitirmedi gücünü aşk; sözcüğü.
Sevgili Almanlar!
Taşıyorsunuz dudaklarınızda
Gretchen'i Goethe'nin Faust'undan.

Fransız
gülerken öldürülüyor süngüyle
ve gülerken parçalanıyor vurulan uçmazı
düşündükleri zaman
nasıl öptüklerini dudaklarını
ah Traviata.

Yüzyıllar çiğnedi en tatlı meyveyi
ama tükürüyorum.
Zamanı şimdi kapanmanın yeni ayaklara!
Türkümü söylüyorum bugün
Süslenip püslenen bir kadına
kızıl saçlı.

Belki de bu süngülü günlerden
tanık olunca yüzyılların, sakalı
kimse kalmaz
yalnız sen
Ve ben
koşarız ardından senin kentten kente

Buradan çok uzaklara gideceksin
gizlenmek için suskunluğunda gecelerin-
yanan sokak fenerlerinden Londra sisiyle
ulaşır sıcaklığı sana tutuşan öpüşlerimin.

Kervanlarını süreceksin ateş çölleri ortasından
aslanlar dolaşan-
ben
sereceğim, ayağının altına Sahra’sını
yangın sıcağı yanaklarımın.

Ve görüyorum seni, gülen ve meraklı
şık toreadorun oyununu
kıskançlığım
fırlatılacak birden halk yığınlarına
can çekişen boğanın bakışından.

Dalgın adımlarla köprüye gidiyorsun-
ve düşünüyorsun,
her şey iyi orda, aşağısında ırmağın.
O zaman görürsün
çürüyen dişlerimi ışıyan suda,
altında Seine köprüsünün
benim.

Bir başkasına değişiyorsun ateşli koşucuları
Ateşler içinde Sokolniki ve Strelka.
Görüyorsun ozaman beni yüksekten gözkırpan
ay gibi, çıplak ve batık acılara.

Güçlüyüm
ve gerekince bana
buyururlar:
öleceksin savaşta!
Dudaklarımda donup kalır sonuncusu
adın olur
paramparça olunca mermilerle.

Neler gelecek başıma?
Azize Helena?
Ya da imparator tacı mı giyeceğim?

Dörtnala aştım yaşam dalgalarını,
çar yüzünden Evren üstü
ve yaşam boyu hapisliğe
aday olabilirim.

Benim ilk buyrultum
çar olarak atanınca:
"Bas günşığı paraları bütün
çariçenin yüzü gibi!"

Irmaklar akar kuzey rüzgarlarıyla orda
ve soluklaşır bütün dünya tunduralarla
zincirlerime kazıyacağım adını Lilya
ve öpeceğim onlar parçalanıncaya kadar

Unutuverdin göğün maviliğini
ve kabarıyor sırtın
kükreyen kaplan gibi.
Duysana
bir aşk tutuşuyor belki son defa
ateş kızılı yanakları gibi veremlilerin.


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

8 Kasım 2019 Cuma

Omurga Flütü I

I
 
Çiğniyorum kilometrelerini yolların şaklayan adımlarla.
Nereye gidebilirim içimin cehennemi tutuşunca?
Göksel Hoffman mıydı o biri ozan olan
seni bulan, lanetlenen kadın?
 
Yollar çok dar sevinç kasırgalarına.
İnsanlar kusuluyor donanmış eğlencelerden.
Düşünüyorum.
Düşünceler başımdan aşkın
kan tümsekleri gibi, sayrılı ve pıhtılaşmış.
 
Ben,
bütün eğlencelerin tansık ustası,
yok biri eğlenceye gidecek benimle.
Daha iyi olurdu sokağa atılmam
ve parçalamak kafamı taş Nevskiy'e karşı!
Sövüp saydım.
 
Bağırdım var olmadığını tanrının,
ama soktu elini tutuşan Cehennem'e tanrı
ve bir kadın çıkardı
dağ gözünde kımıldadı
ve buyurdu bana?
sev o kadını!
 
Tanrı memnun.
Sonsuz göğün altında
yitirdi yaşamını acı çeken bir insan.
Tanrı avuçlarını sürüyor yukarıda.
Tanrı düşünüyor:
bekle sen, Vladimir!
 
Bilmeyim diye
kim olduğunu
sürdü
insancıl notalar piyanoya
ve gerçek bir koca verdi sana.
Gelirsem birden yatak odası kapısına
Ve haçlarsam işlemeli örtüyü üstüne göbeğinizin,
biliyorum
duyulmaya başlıyacağını yanık et kokusunun
ve şeytan tütecekti kükürt gibi;
 
Ama koşturdum dört yanıma
sabah erkenden, bir sevgili kaçırmış olmandan korkarak.
Çığlığımı biledim tertemiz, dizelerle
yarı deli bir cevahirci gibi.
Kağıt oynansaydı!
Çalkala boğazını
kuruyan yüreğini köpüklü bardakla.
 
İhtiyacım yok sana!
Benim olasın istemiyorum!
Biliyorum
ölüm çarçabuk
alıp götürecek beni
 
Var olduğun gerçekse, tazın,
sen örmüşsen yıldız göğü halısını,
bu acı işkencesi,
kötüye giderse her gün
sence buyurulmuşsa cezalanmam,
as kendini tanrı yargıç zinciriyle.
Bekle ziyaretimi.
Tam zamanında geleceğim
ve gecikmeyeceğim.
 
Dinle beni,
Büyük enkizisyoncu!*
 
Ağzımı bıçak açmıyacak.
Bir çığlık bile
kopmayacak paramparça, dudaklarımdan.
Bağla beni kuyruklu yıldızlara yabanıl atlar gibi
bırak yollarına gitsinler
ve parçalasınlar beni kanatlarında yıldızların
Ya da şöyle:
ruhun boş ve çıplak
yargına sunulunca-
uyuşuk ve yürekler acısı-
atabilirsin bir ağ gibi Samanyolu'nu
üstünden bir direğin ve asabilirsin beni.
Yap istediğini.
Dört parçaya ayır beni.
Ellerini yıkayacağım, suçsuz
Yalnız bir şey-
al götür o lanetli kadını
sevgilime yaptığın gibi!
 
Çiğniyorum kilometrelerini yolların şaklayan adımlarla.
Nereye gidebilirim içimin cehennemi tutuşunca?
Göksel Hoffman mıydı o biri ozan olan
seni bulan, lanetlenen kadın?


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

7 Kasım 2019 Perşembe

Omurga Flütü - Giriş

Lili Yuryevna Brik'e
 
 
Giriş
 
Hepiniz için,
sevinç bulmuş olduğum ya da bulduğum
ve koruduğum ikon resimleri gibi ruhun
şiir dolu kafamı yükseltiyorum
bir şarap bardağı gibi masadan.
 
Düşündüm arasıra
iyi olacağını
sona erdirmeyi bir kurşunla.
Nasıl olursa olsun,
bugün sunuyorum
en son konseri içten çekilme selamımı.
 
Hafıza!
Burda sokulacak onlar beynin salonuna
dolu gözleriyle ışıldayan kahkahaların
sonsuz kuyrukları hepsinin, sevdiğim.
Düğün giysilerine bürüneceğiz bu gece.
Işıyacak sevinç bedenden bedene.
Bu gece, bu gece, hiç unutulmayacak.
Çalacağım, ayağa kalkıp
kendi omurgamı flüt gibi.
 
 
Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

6 Kasım 2019 Çarşamba

Pantolonlu Bulut IV

Mariya! Mariya! Marıya!
bırak içeriye beni Mariya!
Böyle duramam sokak ortasında!
İstemiyor musun?
 
Sen bekliyorsun
delik deşik olsun diye yanağım
denendi herkesçe
solukluğu yüzün
geleceğim fısıldayarak
dişsizler gibi geveleyip
var bugün
"olağanüstü, doğru düşüncelerim".
 
Mariya
görüyorsun
daha şimdiden kambur sırtım.
 
Sokağın aşağısında
insanlar bakıyor küçücük odalardan
iri kursaklarının üstünden
kırk yıl acıyla pişmiş
ve alaylı gülüşleri onların
dişlerinin arasında
hiç de öyle değil
kuru ekmek taneleri görülür dünden.
 
Kaldırımlar ağladı yağmurdan
solgun gölcüklerle çevrili
üstübaşı ıpıslak bir serseri
yalıyor yolların taş cesetlerini
ve ağaran kaşlarda
evet! buz çubuklarının
kaşlarında gözyaşları
evet! suborularının göz kapağından dökülen yaşlar 

Yaladı bütün yayalar dilini yağmurun
ve her ekipaj ışıttı yağlı bir atleti:
yenip yutulan insanlarla
çatladılar
ve yağ sızdı çatlaklardan
ve dışarı aktı ekipajdan
bayat pirzola ve çiğnenmiş köfteler
bellisiz biz kaçışta.
 
Mariya!
Onların yağlı gözleri
yumuşak bir adla nasıl delinecek?
Kuşlar
öterek dilenir
uyumlu bir sesle sunar yalvarışım
ama ben Mariya
bir insanım etten ve kemikten
veremli bir geceyle öksüren, elinde Prensniye Sokağı'nın
 
Canlı bir insan mı istediğin Mariya?
Bırak içeriye beni Mariya!
Tutacak zilin koncunu titreyen parmaklarımı
 
Mariya!
 
Yabanıl otlar sarmış yolun otlağını ansızın.
Boynuma geçmiş ipi halk yığınlarının.
 
Aç kapıyı!
 
Canımı onlar acıtan!
 
Bak gözlerime
kadın şapkası iğneleri batırılmış!
 
İçeri aldı sevgili beni.

Çocuğum!
Korkma
kaim boynumda
terli kadın göbeğinden bir dağ yaşam boyunca
çekiyorum
bu tertemiz aşkları milyonlarca.
ve milyonlar milyonlarca kirli orospular
Korkma
yalnız bir kez daha
bastıracağım kendimi binlerce kadına
eriyen karlarında inançsızlığın
"Mayakovski'nin bütün sevgilileri!"
bu çılgının yüreğinde,
dörtnala gidiyor bütün bir çariçe soyu.
 
Yaklaş Mariya!
Çıplak ve utanmaz
ya da titreyen bir korkuyla
sun çiçeklenen dudaklarını bana:
hiç yaşamadık Mayıs için, ben ve yüreğim
bu hayatta yaşadık
yalnız yüz kadar Nisan var.
 
Mariya!
Tiyana'ya şarkısını söyledi sonelerinde ozan
ama ben
bir insanım
büsbütün etten
ve yalvarıyorum bölenine
hıristiyanların yalvardığı gibi:
"Sun bize bugün
günlük ekmeğimizi."
 
Sun bana Mariya!
 
Mariya!
Unutacağım diye korkuyorum adını
bir ozan olarak unutulmaktan korkuyorum
bir sözcük
doğdu gecelerin işkencesi gibi
(Tanrıyla eşitlik ve onun gibi büyük )
 
Bedenini
sevip koruyacağım
er gibi
savaşın öldürmüş olduğu
yığın yığın
ve hor görülmüş
bu bacaktan korkuyor kendisine, kalan!
 
Mariya-
istemiyor musun?
İstemiyorsun!
 
Ha!
Bir kez daha
yaslı ve üzgün
al yüreğimi
kanıyor gözyaşlarını
ve taşı onu
köpek gibi
taşı köpek inine yeniden
tiren çiğnemiş gibi ayaklarını.

Yol şenlenecek yüreğimin kanı şaklayınca
çiçek gibi takılacak tozuna yağmurluğumun.
Güneş bin kez dans edecek çevresinde dünyanın
Herodes'in kızları gibi
başı çevresinde Jean’ın dans etti.
 
Ve dansları sona erince
yaşamının yettiği bütün o yıllar
uzanacak yolum babamın evine
kan damlalarıyla kaplı, milyonlarca.
 
Öne doğru uzanacağım o zaman
gece uçurumunun kargaşalığıyla sarmaş dolaş
ve alçak gönüllülükle
kolunu tutacak
ve şöyle fısıldayacağım kulağına:
 
-Dinleyin şimdi Bay Tanrı’yı!
yorulmadın mı
her sabah her akşam
gözleri yaşartmaktan bulut reçelinde?
Biliyor musun
bir karuselde olduğumuzu
çevresinde bilgi ağacının, iyi kötü!
 
Her yerde var olan sen, her dolapta var olacaksın
ve biz böyle şaraplar koyacağız masaya
kaybolur havari Petrus bu başdönmesiyle
ve başlar ki ka poo dansına,
ve dolduracak cenneti Evalar yeniden:
Sen buyur yalnız-
ve ben
bir şey düşünmeden
koşturacağım ardından en güzel kızların
bulvarda
 
Bunu mu istiyorsun?
 
Değil mi?
 
Sallayıp iki yana şaşkın başını
ve çatıyor musun uzayan ak kaşlarını?
İnanıyor musun
arkanda
o kanatlı şeytan
biliyor mu en küçük şeyleri aşk üstüne?
 
Ben de bir meleğim budur ne olduğum-
benzetti beni gören uysal kuzuya
baş eğmem bundan sonra bir kısrağa
güzel vazoları Sevres işkencelerinin
Sonsuz güç kollu ve ayaklı, sendin bizi koruyan,
gören bizi
başımız var, konuşan ve dinleyen-
sunamaz mıydın bize
acı çektirmeden sevişmeyi
öpüşmeyi, öpüşmeyi, öpüşmeyi?!
 
Sonsuz bir Tanrı olduğuna inanıyordum senin
ama sen yalnız acınacak bilisiz bir tanrı çocuksun.
Bak, boyun eğiyorum
ve çekiyorum kundura bıçağını
koncundan çizmemin.
Seni kanatlı şarlatan!

Kal cennetinde!
Korkunç tüylerinle çırpın dur, yat orada!
 
Seni günlük kokulu hayvan, alıp atacağım
burda'n Alaska’ya!
 
Bırak beni!
 
Kolay kolay beni durduramazsın.
Dingince göstermek istiyorum birkaç şey
ne yalanım var
ne de haklıyım.
Bak
devirdiler yıldızların başlarını
ve her şey kanıyor göksel kıyımla!
 
Merhaba!
gökyüzü!
Çıkar şapkanı üzme bizi
Geliyorum!
 
Suskunluk.
 
Evren uyuyor
bu dev kulak eğik hayvan ayaklara
yıldız pençeli kıvılcım saçan.


Mayakovski
1915
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

5 Kasım 2019 Salı

Pantolonlu Bulut III

Ama neden bu
ve nereden-
yeniyor bu ak sevinç
kirli dev yumrukları!
Tımarhane korkusu aldı beni
ve çektim perdesini kuşkunun
beynimdeki.

Ve
uzanınca ileri
boğucu kasınmalardan
batan savaş gemisinin karnında-
sürüklendi bölük pörçük
acılı gözüyle Burlyuk.

Kan dolmuş gözlerle ağlaya ağlaya
kalktı ayağa
başladı yürümeye
ye dedi
yağlı kişiden beklenmeyen sevecenlikle
"İyi!"
 
İyi, sarı gömlek engelleyince
görüşü ruhun ateşindeki
İyi
"van Houten çikolatası içiniz!"
diye bağrılınca giyotinde.

Ve bu an
bengalce
bağırışa
değişmek istemiyorum
bir şeyi dünyada...

Ama sigara dumanında,
likör bardağı gibi gözkırptı
Severyani'nin sarhoş ve çirkin yüzü.

Nasıl göze alıyorsunuz ozan denmeyi, gakguk etmeyi
gri evcil kuşlar gibi tümünün en grisi!
 
Bugün
çatlaması gerek
dünyanın kafatası
ve kesilmesi boks alanı için!
Ancak bir düşünce kuşkulandırır sizi-
"Cazip dans etmiyor muyum?"
Ama eğleniyorum
başka biçimde gördüğünüz gibi-
pezevenkler ve oyun serserileri gibi!

Siz
aşkları delik deşik eden, altüst eden
yorgunum ben
bitmez seliyle gözyaşlarının
ve bırakıyorum sizi
güneşle tekgözlük gibi yapışmış
dört açılan gözümde.

Görülmemiş giysilerle
yürüyüp gideceğim güneşler altında
tutuşturacağım bedenimi herkesin sevdiği
ve tıpış tıpış yürüyecek tasmayla önümde Napolyon
fino köpeği gibi.

Açılıp saçılacak toprak bir kadın gibi önümde,
uçan bir kuşkuyla titreyip etine kadar.

Nesneler yaşama kavuşur-
kımıldar dudaktan
ve çene çalan
"Fötnof, fötnof, fötnof".

Birden
karardı hava
ve fırtına bulutları
bütün gök sallandı durdu.
Beyaz işçi yığınlarına benziyordu onlar
öfkeli bir grev ilan eden bütün göğe.

Korkunç bir gürültü koptu buluttan
ve sümkürdüler kocaman burunlarıyla yeğin
ve değişti göğün yüzü birkaç saniyede
yüz ekşitmesiyle Demir Bismark'ın.

Ve biri
takılıp kaldı bulutun kanadına
uzattı elini bir kahveye-
özdeş anda
sevecen bir, kadın yüreği
ve kıyıcı ateşle yakma gibi.

İnanıyor musunuz
kahveyi okşadığına güneşin
bu akşam?
Değil, general Galiifet'i
kurşuna dizen başkaldıranları!

Eller yukarı bütün üşengenler
alın bıçakları, taşları, tabancaları
ve siz bütün kolsuz sakatlar
dövülürsünüz Danimarka kafataslarıyla!

Buyurun bütün açlar
terleyenler
kuşkulananlar
kalbura dönenler yoksulluk içinde

Buyurun!
Bütün pazartesileri, salıları
kanlı bayram günlerine boyayacağız sizi!
Bıçaklar toprağa bulanacak anılmak için
kim hayvanlaştırmak isterdi onu!
Toprak
besiye çekilen bir sevgili gibi
Rothschild gibi bilmek istemeyen daha çok!

Bırakın dalgalansın bayraklar kurşun ateşinde
bütün bayram günler dalgalanan-
as domuz kasaplarının kanlı iskeletini
taa tepeye, sokak lambaları direğine.

Yemin ettim
kapanıp dizlerine
kestim bıçakla
sürükledim ardından
beni ısırsın diye
 
Kızıl, La Marseillaise gibi gökleri sarstı
ölüm savaşında günbatımı.

Delilik şimdiden.

Hiç bir şey olmayacak.
Gece düşecek ve oburca
çiğneyip yutacak
karanlık pisboğazlıkta.

Bak
gök yeniden buz kesiliverdi
bir avuç gümüş yıldızla ihanete batmış.

Geldi o.
Gurul gurul içiyor Mamay gibi her şeyi
oturuyor ağırca arkaüstü kente
Gözlerimiz delik açamaz bu gece
daha kara Azef'ten!

Yığılır kalırım bir meyhane köşesinde
ben ruha, boğulur şaraba örtü
ve görürüm
o kadının değirmi gözlerini masada
Yedi kendini yüreğimde Madonna'nın bakışı.
 
Neden bağışlıyorsun meyhanecilere, mum utkundan
örneğe göre boyanan?
Görüyor musun,
yineleniyor burda özdeş tarih:
Barabbas yeğleniyor
Golgatalı oğluna.
 
Belki taşıyorum bilerek insan yığınında
bir yüz, değil daha yeni başkalarınkinden
Belki
bu en güzeli
bütün oğullarının
ben bu.

Ver
çabuk ölümünü zamanın
kendi sevincinde küflenmeye başlayanlara
büyümeye başlasın çocuklar burda yanyana
oğlanlar baba olsun
ve kızlar gebe.

Ve yeni doğanlar ülkemizde
büyüyüp ak saçlı bilgeler olsunlar.
Ad olarak verecekler bir gün onlar
doğan çocuklarına
başlıklarını şiirlerimin.

Belki benim İngiliz imparatorluğu
ve hiç paslanmayan makineler üstüne yazan
en güncelinde bütün İncillerin
on üçüncü havari.

Ve bağırdığım zaman
yüzsüzce, bütün gücümle-
her saat başı
ve sabahtan akşama-
İsa belki duyacak nasıl güzel koktuğunu
Unutma Beni çiçeğinin ruhumda.


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

4 Kasım 2019 Pazartesi

Pantolonlu Bulut II

Öv beni!
Büyük şeyler yapmış olmasam da
Damgalıyorum "nihil" sözcüğünü
yapılanlar adına.
 
Okumak mı?
Hiç bir şey okumadım!
Kitaplar mı?
Ne yapılır kitaplarla?
 
Bir kez inandım
o da kitaplar yaratıldığı zaman
bir ozan çıkar ortaya
yarım ağızla
ve durup yaşam dolu, bağırır aptalca
başa gelen bu işte!
Daha iyi biliyorum şimdi ama
şarkılar çıkmadan önce
dolaşırlar yara bere alıncaya kadar
ve yüreğin içinde
çırpınır düşlemin aptal çapak balığı,
uyaklar, ses yinelemeleri bilyeleriyle
kaynatır onları aşk ve bülbül çorbasında
dönüp dururken yollar kargaşalık içinde
bir dille, kesilen ve konuşmayan.
 
Yolculuk ediyoruz yeni Babil Kulesi'ne
ama tanrı
dilini karıştırıyor insanların
ve yerle bir ediyor
kentleri ekili toprağa.
 
Yol acıyı bastırıyor, dileniyor sonra
ama dikine bir çığlık boğazlarında onların.
Faytonlar atları arık ve şişik dolmuşlar
tösler boğazına trafik yolunun
daha ince veremden
uzanıyor yolun göğsü paramparça.
 
Kapattı yolu kent karanlıkla.
 
Ve ne zaman o-
her şeye karşın!
sonra halk yığınlarını soktu alana,
çöktü kilise merdiveni bir öksürükle
düşündüm ben:
baş melek korosunun şarkılarını
geliyor soyguncu tanrı ceza vermek için.
 
Sonra uzanır yol ve sızlanır:
"Gel gidelim ve çene çalalım!"
 
Krupp ve Kruppçular kirletti kenti
ve korkunç çatık kaşlarla güç verdi ona.
Ölü sözcüklerin, acılı iskeletleri arasında
yararlanan bugün, iki mi yalnız
"Borsçiy"e
inanıyorum
ve "domuz"a.
 
Ozanlar
ağlamalar, hıçkırıklarla şişik
saçlarını başlarını yoldular sokaklara düşüp:
"Şiir nasıl yaratılır böyle sözcüklerle
dörtlükler için
aşk üstüne
ve bahar çiçekleri üstüne?"
 
Ama ozanların arkasında
yolların egemenleri:
öğrenciler
satıcılar
ve orospular.
 
Arkalarda yavaş!
Benim egemenliğim!
Sizler yoksul değilsiniz
sadaka dilenmiyoruz burda!
 
Sağlığımız yerinde bizim
geleceğe götüren bizi dev yığınlarla
dinlemeseler de yuvarlayıp tırmananları
bağlıyacağız dergi ekleri gibi
tüm çift yataklara!
 
Onlara mı dileneceğiz eğip başımızı
ezgilerle
oratoryalarla.
Biziz yaratan bu ezgileri gittikçe büyüyen
fabrikalar, labratuvar ateşi gibi bayıltan.
 
Faust’ta beni ilgilendiren
düşçül şenlik fişekleri gibi
düşer Mefistofeles'le göksel yere.
Biliyorum-
daha karabasan Goethe'nin düşleminden
çizmemde bir çivi.
 
Ben
altın çığlığımın bir tek sözcüğüyle
ruhu yeniden doğuruyor
ve bedeni özgür kılıp
diyorum size:
Yaratmış olduğum her şeyden daha değerli
bir tek tane yaşam dolu!
 
Dinleyin!
Şimdi işiteceksiniz
günün boğazdelen vaazlarını Zarathustra'nın
ve inleyerek yuvarlandığım yerde!
 
Biz
uykulara batık çarşaf yüzlü
ve dudakları sarkık avizelerce
biz
cezalı işçiler cüzamlılar evinde kentin
bütün, yaşam zehirlenir orda yaralı altınla, pislikle
daha temiz mavi göğünden Venedik'in
temizlediği denizin ve güneşlerin!
 
Boşver hepsine
Homerosların, Qvidiusların tanrısal ezgilerine
bize yer yok orda
çiçek bozuğu paslı kahramanlar!
Biliyorum
ışıyacak günışınları kendiliğinden
ruhlarımızın uçan altın kumlarından! 
 
Daha gerçek sinirlerle kaslar yalvarılardan.
Zamana mı yalvaracağız bağışlanalım diye!
Biz-
her birimiz-
sıkar yumruğunu
işte bu güçler tutar dünyaları.
 
Tırmandım Golgatalarını salonların
Petrograd, Odesa, Kiev, Moskova'da
ve yok orda
bir tek
bağırmayan
"Haça ger
haça ger o şeytanı!"
Ama siz-
insanlar-
bana aşıksınız öbürlerinden çok daha
ve siz beni anlamayan da.
 
Gördünüz mü
nasıl yaladığını köpeğin döven eli!
 
Öykülermiş gibi uzun ve gereksiz
aptalca güldü bana bütün çağdaşlarım.
Ama görüyorum
biri gelecek buraya bir zaman, sonra
bir başkasınca görülmeyen.
 
Herkes için o aç köleler başta,
görülmemiş dar görüşlü tüm insanlarca
yürüyüşe geçecekler bindokuzyüzonaltıda
süslü dikenli tacıyla devrimlerin. 

Benim peygamber dedikleri onların,
acının olduğu yerde ben varım.
Düşen her damla gözyaşında
gerildim çarmıha.
Bağışlama yok daha burda.
 
Sevecenlik vardı bir zamanlar
yakıp kül ettim ruhları.
Daha zor bu saldırıp yıkmaktan
bilmiyorum kaç bin Bastiyliler.
 
Ve gelince
haber veren kurtarıcı başkaldırımı-
çıkarıp atacağım
ruhumu göğsümden sizler için
ve onu çiğneyeceğim
büyüyünceye kadar!-
ve dikeceğim onu kanlı bir bayrak gibi.


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

3 Kasım 2019 Pazar

Pantalonlu Bulut I

İnanıyor musunuz sıtma olduğuna?
 
Başa geldi bu.
Odesa’daydı geldi başa.
 
"Saat dörtte geliyorum"-
dedi Mariya.
 
Sekiz.
Dokuz.
On.
 
Pencereden ötelere
gitti akşam
karabasanlı bir geceye
işkenceli.
 
Çökük sırtımın arkasında kükreyen bir kahkaha
büyük şamdanların yalazından.
 
Sanmıyorum tanıyacağını birinin beni
bu iniltiler içinde
iki büklüm
sinirli dev.
Ne düşünmesi istenir böyle bir tümseğin?
Böyle bir tümsek yığınlar ister!
 
Pek de önemli değil
yapılmışsa insan madenden
ve yüreği buz kesilmiş demirden.
Buna karşın geceleyin
gizlemek istiyor sesini
bir zaman yumuşak ve kadınımsı.
 
Ve şimdi
ayaktayım
güçlü ve çökmüş, bir pencerede
ve eriyor çerçeveler kızgın sıcağıyla alnımın.
Bu aşk istediğim gibi olacak mı?
Olur mu
küçük ve yazıklı ya da kocaman bir dey gibi?
Bir büyük bir olur böyle bir bedenle, nerdeyse:
olur yalnız
biraz barışçıl aşk budalalıkları
ürken otomobil düdüklerinden
ama tutkun atlı tramvayların hafif zillerine.
 
Islak damlalar düşüyor başımın üstüne
dikince özlem dolu
gözlerimi yağmurun yüzüne, çiçek bozuğu.
Bekliyorum.
kentin sağırlatıcı suçlu gölleri taşınca.
 
Delicesine koştu bir bıçakla gece yarısı
yakalayıp
devirdi
kaçan günü.
Boğazı kesilen başı gibi kütüğün
düştü on ikinci savaş.
 
Bütün yağmur damlacıkları
ağladı hıçkırarak çerçevelerde
ve yüzünü buruşturdu kocaman
yüz buruşturmalar gibi bütün
Parisli Nötre Dame'a.
 
Cehennemin dibine o kadın!
Beklemedim mi yeterince?
Uluya uluya yırtılacak ağızlar, nerdeyse.
 
İşitiyorum:
yumuşak
yatağındaki civciv gibi
fırladı bir sinir.
 
İlkin
yürüdü yavaş yavaş
bir dönüşten bir dönüşe
sonra geçirdi onu 
görülmemiş
bir hıza
Uçup dönüyor şimdi başka bir sinirle
deli bir dansla.
 
Tozdan geçilmiyor alt katta.
 
Sinirler
küçük
büyük
tümü!
dans ediyor
bacaklar kırılıncaya kadar
deli bir dört nalla!
 
Ve gece altüst ediyor odayı yeniden
ve yıkanan sokağın çamuruyla doluyor göz.
 
Keskin bir inlemeyle açılıyor kapı
bütün otel sanki
gıcırdatıyormuş gibi dişlerini.
 
Sen içeri girdin
bir acı "şimdi bitti" gibi
çevirip kadifesini eldivenlerin
çıkardın ağzından baklayı.
"Biliyorsun-
başka biriyle evleneceğim!»
 
Sanki
bu çok önemli mi?
Kurtarırım ben kendimi.
Bağlı değilim hiç bir şeye!
Nabız gibi
ölü bedendeki.

Anımsıyor musun?
Demiştin:
"Aşk
para
tutku
Jack London"-
ve gördüğüm her şey:
bir Giaconda sen
çalınmak zorunda olan Louvre Müzesi’nden!
 
Ve onlar öyle yaptılar.
 
Yola düşeceğim aşk sarhoşluğundan sonra
ateşlerle aydınlanan kara kaşlarla.
Sonra!
Yanmış yıkılmış evlerde de
uyuyan yersiz yurtsuz serseriler var!
 
Benimle alay mı ediyorsun?
"Bir yoksul evde kopekten daha değerli
ozansı deliliğinin zümrütleri."
 
Anımsa!
Vesuvius'la alay edilince
yerle bir oldu Pompey’i
 
İşitin!
Sayın baylar!
Seven sizler
günahları
kıyımları
ve üçkağıtçılığı.

Bir gün olsın
bir şey gördünüz mü
yüzüm gibi korkunç
olduğu
zaman
devinimsiz tümden?
 
Ve tanıyorum-
"ben"
çok küçüğüm bana göre.
Bir şey var durmak istemeyen içimde.
 
Alo!
Kiminle konuşuyorum?
Ana?
Amma!
Oğlun çok mu çok hasta.
 
Ateşler içinde yüreği.
Bilmiyor nereye gideceğini buralardan
selam et benden kızkardeşi Yuda’ya, Olya’ya.
Her sözcük
şakalar, yalın konuşmalar bile
bağırıyor tutuşan dudaklarınca onun bu akşam
atıyor kendini çıplak orospular gibi
tutuşan genelevinin penceresinden.
 
Hava temizlenir
bir yanık kokusu şurda!
Koşarak geliyorlar şimdi
ışıyan başlıklarıyla!

Alo bütün yangın söndürücüler
titizlikle tırmanılır tutuşan bir yüreğe!
Fıçı üstüne fıçı
dolduruyorum gözyaşı mı.
Tırmanmak istiyorum belkemiği eklemlerini.
Şimdi atlıyorum! Atlıyorum! Atlıyorum!
Ama parçalanıyor eklemler
Atlanamaz üstünden bir yüreğin, tutuşan!
 
Yanan yüzün
çatlak dudaklarından :
dev bir öpücük olur kömürleşen.
 
Ana!
Duramıyorum şarkılara.
Korolar tutuşuyor yüreğimin kilisesinde!
 
Yanan, tutuşan yapılardan çocuk gibi kaçıyor
kömürleşen rakamlarla sözcükler kafatasından.
Böyle uzandı
uzanımın elleri göğe doğru
Lusitania limanından, tutuşan
Korkutulan insanlarında
dingin evlerin
bakar durur ateşlerin kızıl gözü gökten.
İşte buradayım ve gelecek yüzyıllara bağırıyorum:
Yanıyorum!


Mayakovski
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

30 Ekim 2019 Çarşamba

Ama Elinizden Gelecek Mi?

Renkler serpiyorum bardağın içinden
kül rengi haritasına günün,
eğik çenesini okyanusun,
donmuş bir balıkta gösteriyorum.
Okudum yeni dudakların sesini
ışıldayan pulunda balığın.
Ama siz,
çalabilecek misiniz
bir gece şarkısını,
flütle?
 
Ruhun yıpranmış
kaldırımlarında
şaklar ökçeleri delilerin
ağır tümceler
ortasında
asılı
kentler
ve bulutun kıvrımında eğik boğazları kulenin
buz tutmuş -
Benim ağlayan yalnız dörtyol ağızlarında
polisler
çarmıha
gerilince
 
 
Mayakovski
1913
Çeviri ve inceleme: Abdullah Rıza Ergüven

27 Ekim 2019 Pazar

Samanyolu

Saat şimdiden bir ve sen yatmaya gittin
İşte gümüş adiliği Samanyolu’nun geceyle.
 
 
Mayakovski 
Bütünlenmemiş Parçalar, 1928-1930
 
 
biz
seyretmedeyiz
cihan içinden cihanların
doğuşunu,
kehkeşanların
güneş aydınlığında!
 
 
Nazım Hikmet

26 Ekim 2019 Cumartesi

Güneş

Günbatımının yüz kırk güneşi patladı
haziran sonuna gelince.
 
 
Mayakovski 
Görülmemiş Bir Olay, 1820
 
 
Bugün pazar
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar..
 
 
Nazım Hikmet
Tecritteki Adamın Mektupları, 1938

25 Ekim 2019 Cuma

Yeğinlik

Anlatıma güç vermek, etkili olmak amacıyla çarpıcı, vurucu örgelere, yeğinliğe rastlanır her iki ozanda:
 
 
atıyor kendini çıplak orospular gibi
tutuşan genelevinin penceresinden,
 
 
Mayakovski
P. Bulut I, 1915
 
 
Fransız zabiti sen
     o üzüm gözlü Azadeyi
bir orospudan
     daha çabuk unuttun!
 
 
Nazım Hikmet
Piyer Loti, 1925

24 Ekim 2019 Perşembe

Yaşam

Kin duyuyorum
     her çeşit ölü etine,
ama tapıyorum
     yaşam olan her şeye
 
 
Mayakovski 
Yıldönümü, 1924
 
 
Açıldı demirlerin, dışında
     büyük, laciverdi bahçem.
Aslolan hayattır...
Beni unutma Hatçem...
 
 
Nazım Hikmet
Çankırı Hapishanesinden Mektuplar, 1940

23 Ekim 2019 Çarşamba

Sevi

"Saati dörtte geliyorum"-
dedi Mariya
Sekiz,
Dokuz,
On.
Pencerelerden ötelere
gitti akşam
karabasanlı bir geceye
işkenceli.
 
 
Mayakovski
P. Bulut I, 1915
 
 
Saat bir.
Saat üç.
Saat beş.
Polis düdükleri, saatlar...
Yatağım bozulmamış
Çekmecemde kaatlar;
bazıları
- onun el yazıları
 
 
Nazım Hikmet
Gece Gelen Telgraf, 1931

21 Ekim 2019 Pazartesi

Eylem

Olsaydım
Vendom direği
direnirdim
evlenmem için
Concorde Alanı'yla



Mayakovski
Kent, 1921





"Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
Şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprübaşında çarmıha gerer"
karşısında cıgara içerdim!



Nazım Hikmet
Piyer Loti, 1925