Şiir, Sadece

21 Ağustos 2011 Pazar

Methiye

Kadın futbolcularım milyonlarca merhaba
Bu şiirimden memnun olur musunuz acaba?
Kim derdi ki kadınlar da futbolcu olacak
Çevik bir ceylân gibi sahalarda koşacak
Dalgalanırken başlarında rengârenk saçlar
Topa tekme atacak o nazlı güzel bacaklar
Göğüslerindeki toplar da oynayacak titreyecek

Erkekler bu manzaraya yutkunup imrenecek
Şahane enfes şutlar takılacak ağlarda
Bu vuruşlar aksiseda yapacaktır dağlarda
Kadınlar futbolda da korku dehşet saçacak
Erkekler mağlûp ve münhezim kaçacak
Çalım mı? Kadınların bu ezelî bir hüneri
Şimdi de futbol sahası oldu bu işin yeri
Kadın isterse her şey, her şey de yapar
Sırtını işvesine cazibesine dayar
Baygın mânalı bir bakışla erkeği yere serer
İşte böylelikle muradına erer.
Esikiden kadınlar sokak yüzü bile görmezdi.
Hiçbir marifet hiç bir hüner gösteremezdi.
Amma şimdi tamamiyle değişti bu gidiş
Erkeklere kalmadı hiçbir sahada iş
Bakın şu fiyakalı kadın doktora, mimara
Bunlar hakikattir: Sorarım yârı ağyara
İşte kadın sazende işte kadın okuyucu
İşte kadın artist hatta kadın futbolcu
Bayanlar bugün hepinize pek mutlu olsun
Bana kalırsa oyuncuları biraz butlu olsun

Koşarken erkek gözleri hep o noktaya takılır
Fırsattan istifade pek de enfes goller atılır.
Erkek futbolcu güvenme sen pek kendine
Biz daima mağlûp oluruz kadınların fendine..


Ş…K…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Hastanemizin Meşhurlarını Tanıyabilecek Misiniz?

Orta boylu ne zayıf
Hattâ ne de şişman
Kırk yaşından
Aşağı görünür şairimiz
Esmerce bir yüz üzerinde
Zeki bakışlı gözler
Dilinden hiç eksilmez
Şairane sözler
Der: «Yeni bir şiir yazacağım»
«Bunu herkese okuyacağım»
Elinde gazeteler mecmualar
Her servise dalar, çıkar
Durmadan yolları arşınlar
Hiç durmadan mekik dokur.
Genç kızlara, kadınlara
Şiir okur
Belki ilhamı
Onlardan alıyor.
Baygın bakışlı
Elâ gözlere
Karakaş kara gözlere
Daldıkça dalıyor.
Sonra da durmadan
Şiir yazıyor
Hakikattir çalışan
Daima kazanır
Şairimiz bir gün gelir
Belki de alkışlanır.

19 Ağustos 2011 Cuma

Mehtap

Dallar suya eğmiş başlarını,
Dünden kalan sükût dolaşıyor...
Yeni bir mevsimin başlarını,
Söylüyor yapraklar… Renk taşıyor…

Yeni yeni izler okunuyor,
Çimenler üstünde… Serzenişler…
Mehtap ışığı dokuyor,
Ben ben işlenişler, bezenişler…

Gün altında sanki kuğu,
Sudan çıkar altın buğu...
Her taraf bir bir yaldızlı,
Ne kadar da semâ yıldızlı!..


S…Ü…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

18 Ağustos 2011 Perşembe

Muhtar Dursun

«Dursun» demişler durmuş
Dururken muhtar olmuş
Okuyup yazması yok amma
Mühürü kuvvetli
Oğlu oldu geçende, o da;
«Yaşar» dedi adına
Yaşadı...
Dursun yaşasın
Oğlu da dursun Dursun da dursun
Neme lâzım
İsterlerse kazık kaksın!


N…C…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Bekarlık

Sessiz bir bekâr odası
Sanki her şey geride kaldı
Ne bir günün var tadı.
Ne sevgilinin bir adı.

İnanamam aşka
Kadınların kalbi katı
Ne doğacak bir bebek
Ne de onun sevimli adı

Bu hayatın sonu var
Diyebilmek bir intizar
Deseler sana ümit var
İstemem, gençliğimi zaman aldı.


R…T…B…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

16 Ağustos 2011 Salı

Hastanemizin Meşhurlarını Tanıyabilecek Misiniz?

Ortadan biraz uzunca
Bir boy
Ne zayıf ne de şişman
Bir vücut
Kırk bir buçuktur yaşı
Sarı saçlarla
Örtülü başı
Ve yuvalarında
Durmadan oynayan gözler

O, daima hiddetlidir.
Kibrit çakılmış bir
Benzin fıçısı gibi
Hemen parlar
En güzel söze
Bile kızar

Babasından miras
Kalmıştı ormancılık
Şöyle der: Bu hastaneyi
İhya ettim
Tam yirmi bin
Ağaç diktim

O, hezarı fendir
Bilmediği yoktur
Her taşın altından çıkar
İddiası pek çoktur
Söz açılırsa
Boksör olur
Güreşçi olur
Büyükleri azleder
Her bahiste
İleri gider
Kalmaz geri
Amma bu sözlere
Kimse vermez değer.


Ş…K…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Manzum Destan Tiryakilerine

Bir destan söylesem acep
Bütün sigara tiryakileri darılır mı
Doldursam ceplerine eğlencelikleri
Gözleri sigaradan ayrılır mı…
Tiryakiler tütünü ne çok severler..
Birini yakmadan ötekini everler.
Sigaraları tükenirse başlarını döverler.
O, da erkeğim diye övünür mü...
Hatta benim bile olsaydı.
Bir sigara yakardım...
Burnumdan çıkan dumana bakardım.
Kafam enerse kırk şeytanı yıkarım
Kırıldı arabam devrildi tekerim
Ah... Bu zalim sigaradan neler çekerim.


D…K…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

14 Ağustos 2011 Pazar

Yolcu veya Taburcu

- Hancı Şiirine Nazire -


(Bakırköy) den gidiyorum yolcuyum artık!..
Şu benim (pijamalar) ı dür yavaş yavaş!..
(Doktor Bey!) bitti bak benim de cezam!..
Taburcu (kağıdı) nı ver yavaş yavaş!..

İşte ben her taburculuktan böyleyim!..
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyeyim!..
Kaldır artık (Tımarhane) yi neyleyim!..
Şoför otobüsü sür yavaş yavaş!..

Bende de çok resim var hem değil yırtık!..
İki aydır (oda) mın kapısı örtük!..
(R…G…) bir de sarhoş oldu mu artık!..
Bütün sırlarını der yavaş yavaş!..

İki ay ne çabuk geçti sanki daha dün!..
Etajerim bezle yine örtülsün!..
Odamdan da Bağlarbaşı görünsün!..
Bütün perdeleri ger yavaş yavaş!..

İşte ben her taburculukta böyleyim!..
Öteyi ne sen sor ne ben söyleyim!..
Kaldır artık (tımarhane) yi neyleyim!..
Şoför otobüsü sür yavaş yavaş!..


R…G…Ö…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Filozof Et

Doğdum büyüdüm okuma, başıma oldu dert;
Askerlik çağı, vazife hitam, emir, terhis et...
Dünya evi varmış, anladım o da dert...
Alnıma çizilmiş tımarhane elim âkibet cür'et

Sonu ne olur bilmem ne bir adalet?
Uyan kabrinden ey ünlü filozof Sokrat,
Yolunu öğret beni de filozof et..
Ya da Allah’ım yeter azat et...


N…İ…K…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

12 Ağustos 2011 Cuma

Bir Hazin Hikaye

Genç ve yakışıklıydı delikanlı
Yaşamak arzusu, başarı hevesi
İçinde pırıl pırıl
İyi güzel ve mes’ut bir alemde
İsterdi her şey güzel olsun
Sular aksın şırıl şırıl.
Zekâsı fazla, kültürü genişti.
Medeni bir âlemde
İsterdi herkes, her şey iyi olsun
Dertli ruhlar huzur bulsun.
Severdi sevilirdi her zaman
Dertliye deva
Hastaya şifâ
Fakire para isterdi gönlü.
Ümitleri ruhunda parıldardı boyuna
Emindi imanı vardı,
Geleceğe güvenle bakardı,
Fakat neden bilinmez
Anlamadılar onu
Girdiği hayat girdabının eşiğinde
Şaşırıverdi,
Hayalleriyle, ümitleriyle baş başa
Aklını oynattı, yapayalnız kalıverdi.
Şimdi tek başına çaresiz
Karanlık bir alemde
Yine hayaller kurar
Bunlara ermek için
Hâlâ kafa yorar.
Ne denir, acımaktan başka
Elden ne gelir.
Çünkü Allah böyle istedi.
Böyle yazmıştı.
Kaderi herhalde
Her şeyin bir sonu vardır böyle.


G…G…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

11 Ağustos 2011 Perşembe

Cebirsel Şiir

Üç noktadan
Bir düzlem geçer derler
İyi hoş amma
İks artı igrek
Eşittir bir olunca
Yoksul gecelerimde
Aklımdan neler gelir geçer
Bilir misin ağabeyciğim…
Bin dokuz yüz altmış üç
Eksi
Bin dokuz yüz elli dokuz
Yıllardan arta kalan
Müşvik bir ses
Aklaşan saçlarımız
Üzme kendini
Ve “O” kadını
Unut deyişin ağabeyciğim


R…G…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Çırpınıyor Gönül

Ağır ağır çıkacaksın Haşim Ahmet misali
Neme lâzım deme koynunda uyusun
Aşkın ızdırabı ile gitmiyor visali
Uyusun da büyüsün maaşallah,
Gelin olur inşallah.
Bayramları gelince
Çevirirler kuzu başlarını
Döndürüp de bakarsam yüzümü
Arap olayım.
Arap olup da kaderime yanayım
Yanarım ah kaderime, yanar yanarım;
Yanarak gece gündüz kara yazma bağlarım.
Sen o yana ben bu yana
Salına salına
Suya gider, akar suyu boyarım.
Renk renk olmuş gözlerin,
Gözlerinde gözlerin...
Benek benek olmuş,
Yarin cilveleri boynunda
Denk olmuş,
Oldu da bitti maaşallah,
Gelin olur inşallah..


T…S…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

9 Ağustos 2011 Salı

Unutmamak

Unutmamak istiyordum seni
Fakat bir türlü gelmiyordu
Elimden
Fakat şimdi unuttum
İşte seni
Niye dün gece
Rüyama girip de
Hatırlattın kendini.


G…Ö…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Günlerim

Günlerim taburcu olmamı belemekle geçiyor
Gençliğim delilere hoş görünmekle bitiyor.
Günden güne her gün daha çok eriyorum.
Güldüğümü rüyamda pek az görüyorum.


Ü…S…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

7 Ağustos 2011 Pazar

Allah Muhafaza

Zorba kız kaçırır,
Kamarot kurşun kaçırır.
Karaborsacı döviz kaçırır
Zengin hanım kürk kaçırır
Ağa koyun kaçırır
Orman eşkiyası kütük kaçırır
Ve sonunda kaçırmak için bizlere
Elbette akıl kalır.


Y... K...
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Göçebe

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber

Ay kana kana batıyor
Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir

                                                      otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya'dan Kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe'nun
                                                resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche'nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum

İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın'da
                                          bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
                                                           olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu
Van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse

                                                                          dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı

                                                                          gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
                                                büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars'tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
                                                              üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
                                                 elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi

Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil

Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone



Cemal SÜREYA

Gece Bitkilerinden

Gece bitkilerinden korkuyorum,
Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon.

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

An ki fıskiyesi sonsuzluğun
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
 
Cemal SÜREYA 

Fotoğraf

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel
 
 
Cemal SÜREYA 

Düşüncesi Değil, Kendisi

Çiçekleri sulayan adamın
Bir sürü adı vardır.

Üsküdara'a at yollar.

Fırat suyu bütün bir bölgeyi

Takma adlarla dolanmak
Zorundadır.

Ölüm güney yarımkürede
Çok sığ ve sonsuz geniş
Bir ırmaktır
Ganj da derler ona

Ölüm deyince

Zamansızlığın ortalarında
İstanbul'da enderun ağaları
Padişahın buyruğuyla
Kartopuna tutar birbirini



Cemal SÜREYA

Düello

Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da

Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da

Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da

Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş   
Kalakalıyorsun ortada


Cemal SÜREYA 

Cigarayı Attım Denize

Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin

Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir

Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu



Cemal SÜREYA

Bu Bizimki

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.
 
Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk ,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice'inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu, 
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.


Cemal Süreya 

2 Ağustos 2011 Salı

Ordunun Duası

Yılmam ölümden, yaradan, askerim
Orduma 'Gazi' dedi Peygamber'im
Bir dileğim var ölürüm isterim
Yurduma tek düşman ayak basmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Türk eriyiz silsilemiz kahraman
Müslümanız Hakk'a tapan müslüman
Putları Allah tanıyanlar, aman
Mescidimin boynuna çan asmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Millet için etti mi ordum sefer
Kükremiş arslan kesilir her nefer
Döktüğü kandan göğe vursun zafer
Toprağa bir damlası boşa akmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber

Ey ulu Peygamberimiz nerdesin
Dinle minaremde öten gür sesin
Gel! Bana yar ol ki cihan titresin
Kimse dönüp süngüme yan bakmasın

Amin desin hep birden yiğitler
Allahu ekber gökten şehitler
Amin! Amin! Allahu ekber


Mehmet Akif Ersoy

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Necid Çöllerinde

Yâ Nebi...
Şu halime bak
Nasıl ki bağrı yanar gün kızınca sahranın,
Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın.
Hârimi Pâkine can atmak istedim durdum,
Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum.
Tahammül et dediler, hangi bir zamana kadar,
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak,
Önümde durmadı artık ne hanuman ne ocak.
Yıkıldı hepsi, ben aştım diyar-ı Sudan’ı,
Üç ay tihame deyip çiğnedim beyebanı.
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada,
Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada.
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin.
İradem olduğu gündür senin iradene râm,
Bir an olsun yollarda durmak bana oldu haram.
Bütün hayakil-i hilkat ile hasbihal ettim,
Leyâle derdimi döktüm, cibali söylettim.
Yanıp tutuşmadan yummadım gözümü,
Nücuma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
Azab-ı Hecrine katlandım elli üç senedir,
Sonunda anlıma çarpan bu zalim örtü nedir?
Üç beş sineyi hicran içinde inleterek,
Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek.
Demir nikabını kaldır mezarı pâkinden,
Bu hasta ruhumu artık, ayırma hakinden.
Nedir o meşale, nurun mu ya Resulallah
Sükûn içinde bir an geçti, sonra kısa bir âh....


Mehmet Akif Ersoy

Meyhane

Safahat - Birinci Kitap


Canım sıkıldı dün akşam, sokak sokak gezdim;
Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.

Bitince bir sıra ev, sonra bir de virane,
Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhane:

Basık tavanlı, karanlık, sefil bir dükkan;
İçinde bir masa, yahut civar tabutluktan

Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir!
Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir.

Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle,
Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle,

Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgahlık
Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık.

Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba...
Önünde bir küme: fes, takke, hırka, salta, aba

Kımıldanıp duruyorken, sefil bir sohbet,
Bu isli zulmete vermekte büsbütün vahşet:

-Kuzum Dimitri, bu akşam biraz ziyadece ver...
-Ziyade, anladık amma ya içtigin şişeler?

-Çizersin..
-Öyle mi? Lakin, silinmiyor çetele!
Bakin tavan tebeşirden görünmez oldu...
-Hele!

-Bizim peşin paramız... Anladın mı dün kurusu?
-Ayol tükendi mezem... Bari koy biraz turşu.

Arattı kendini ustan... Dinince dinlersin!
-Hasan be, sende nasıl nazlı nazlı söylersin!

Nedir o türkü... Aman başka yok mu? ... Hah, söyle!
-Ömer, ne nazlanıyorsun? Biraz da sen söyle.

-Nevazil olmuşum, Ahmed, bırak sesim yok hiç...
-Sesin mi yok? Açılır şimdi: bir imam suyu iç!

-Yarin ne istesin Osman?
-Ne isteyim... Burada!
-Dimitri çorbacı, doldur! Ne durmuşun orada?

-O kim gelen?
-Baba Arif.
-Sakallı, gel bakalım...
Yanaş.
-Selamunaleykum.
-Otur biraz çakalım...

-Dimitri, hey parasız geldi sanma, işte para!
-Ey anladık a kuzum...
-Sar be yoldaşım cigara...

-Aman bizim Baba Arif susuz musuz içiyor!
-Onun bi dalgası olmak gerek: Tünel geçiyor.

-Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicik sızarsın ha!
-Sızarsa mis gibi yer, yetmemiş adam değil a.

Yavaş yavaş kafalar, kelleler kızışmıştı,
Ağız, burun, hele sesler bütün karışmıştı;

Dikildi ağzına baktım, açık duran kapının,
Fener elinde bir erkek, yanında bir de kadın.

Beş on dakika süren bir düşünceden sonra,
Kadın girdi o zulmet-sera-yi menfura.

Gözünde ebr-i teessür, yüzünde hun-i hicab,
Vücudu ra'se-i na-car-i ye's içinde harab,

Teveccüh eyleyerek sonradan gelen Babaya:
-Demek taşınmalı artık çoluk çocuk buraya!

Ayol, nedir bu senin yaptığın? Utan azıcık...
Anan da, ben de, yumurcakların da aç kaldık!

Ne iş, ne güç, gece gündüz içip zıbar sade;
Sakın düşünme çocuklar acep ne yer evde?

Evet, sen el kapısında sürün işin yoksa!
Getir bu sarhoşa yutsun, getir paran çoksa!

Zavallı ben... Çamaşır, tahta, her gün uğraş da,
Sonunda bir paralar yok, el elde baş başta!

O tahtalar, çamaşırlar da geçti, yok halim...
Ayakta sallanışım zorlanır Huda alim!

Çalışmadın, beni hep bunca yıl çalıştırdın;
O yavrucakları çıplak, sefil alıştırdın;

Bilir mahalleli kim, aldığın zamanda beni,
Çehiz çimenle donatmıştı beybabam evini.

Ne oldu şimdi o eşya? Satıp kumarda yedin!
Evet, kumarda yedin, hem de karşılarda yedin!

...


Herif! Şu halime bak, merhametli ol azıcık...
Bırak o zıkkımı, içtiklerin yeter artık.

Efendiler, ağalar, siz de bir nasihat edin,
Sizin belki var evladınız...
-Hasan, ne dedin?

-Bırak, köpoğlu kadın amma çalçeneymiş ha!
-Benimki çok daha fazlaydı.
-Etme!
-Elbet ya!

Onun için boşadım. Sen işitmedin mi Halim?
-Kadın lakırdısı girmez kulağıma zati benim.

Senin kadın dediğin adeta pabuç gibidir:
Biraz vakti taşınır, sonradan değiştirilir.

Kadın bu sözleri duymaz, tazallum eylerdi;
Herif mezar taşı tavriyle sade dinlerdi;

Açılıp ağzi nihayet, açılmaz olsa idi!
Taşıp döküldü, içinden şu la'net-i ebedi:

-Cehennem ol seni hınzır orospu, git Boşsun!
-Ben anladım işi, sen komşu, iyice sarhoşsun;

Ayıltınız şunu yahut!
-İlişmeyin!
-Bırakın!
Herif ayıldı mı, bilmem, düşüp bayıldı kadın!


Mehmet Akif Ersoy

Bayram

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;
Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,
Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;
Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.

Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd
Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.

Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,
Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.

Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin
Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.

Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?
Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!

Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,
Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.

Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,
Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.

Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,
Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!

Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:
Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,

Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:
Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.

Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;
İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.

Dedim ki: 'Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda
Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,

Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.
Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. '

Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben
Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.

Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ
Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,

Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan
Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,

Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,
Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!

Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,
İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,

Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,
Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?
'Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar! '

Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.
Diyor: 'Kuzum, girecek varsa durmasın girsin.'

Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,
'Alın gözüm buna derler...' sadâsı her yandan.

Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:
Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.

Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi
İnince binmede artık onun da hemşerisi:

'Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram
Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam.'

- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun.

O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,
Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!

Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,
Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan
Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...
Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.
Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.
Davullu zurnalı 'dans' eyliyen, coşup bağıran,

Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,
Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,

Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;
Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle

Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...
Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!

Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,
Dururdu 'Yandı! ' sadâsıyle türküler birden,

- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

'Deniz dalgasız olmaz
Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın
Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah
Kavuşuruz inşallah...'

Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,
Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,

Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.
Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor.

- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı
Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

- Salıncakçı!

Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...
Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

- Hay hay!

Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine
Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.


Mehmet Akif Ersoy