Şiir, Sadece

5 Eylül 2011 Pazartesi

Uyan

Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.

Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kımıldanmadın.

Ninni değil dinlediğin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandır adı,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgaların anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarın imdadına.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladına?

Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkışacaksın demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meğer insanları,
Hakkı-ı übüvvet de bu caniliğe!

Doğru mudur ye’s ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.

Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: 'Hakkımı vermem' diyen.


Mehmet Akif Ersoy

Tükürün

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir arımıza!
Tükürün cebhe-i lakaydına Şark'ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakca vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün Ehl-i Salib'in o hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahluku görün:
Tükürün Maskeli vicdanına asrın, tükürün!


Mehmet Akif Ersoy

4 Eylül 2011 Pazar

Tek Hakikat

Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan,
Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın:
Hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız;
Sade, i'lanı çekilmez bu acaib aşkın!


Mehmet Akif Ersoy

Tebrik

Gökten ay parçası halinde, o rahmet güneşi,
İndi afaka bu akşam, bu mübarek akşam.
Ebedi kandili yaktıkça, Huda'dan dilerim,
Parlasın dursun o iman senin alnında, Paşam!


Mehmet Akif Ersoy

Şehidler Abidesi İçin

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez;
Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler.


Mehmet Akif Ersoy

Şark

Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbusu,
Asırlar var ki, İslam’ın muattal, beyni, bâzusu,
“Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? ” diyorlar. Gördüğüm yer yer

Harap iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler,
Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar,
Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar,
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar;
Tegallüpler, esaretler, tahakkümler, mezelletler;
Riyâlar, türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar;
Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar;
“Gazâ” nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar;
Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrumu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! ...

Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum.
Mezarlar, âhiretler, yükselen karşımda dûradûr;
Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr?
Derinlerden gelir feryadı yüz binlerce âlâmin;
Ufuklar bir kızıl çember, bükük boynunda islâm’ın!
Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta;
Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon, cansa gırtlakta!
İlâhi! Gördüğüm âlem mi insaniyetin mehdi?
Bütün umranı tarihin bu çöllerden mi yükseldi?
Şu zâirsiz bucaklar mıydı Vahdaniyetin yurdu?
Bu kumlardan mı, Allah’ım, nebiler fışkırıp durdu?
Henüz tek berk-ı iman çakmadan cevvinde dünyanın,
Bu göklerden mi, Yârap, coştu, sağnak sağnak, edyanın?
Serendip’ler şu sahiller mi, cûdiler bu dağlar mı?
Bu iklimin mi İbrahim’e yol gösterdi ecramı?
Haremler, beyt-i Makdisler bu topraktan mı yoğruldu?
Bu vâdiler mi dem tuttukça bihûş etti Davud’u?
Hirâ’lar, Tûr-u Sinâ’lar bu afakın mı şehkarı?
Bu taşlardan mı, yer yer, taştı Ruh-ullah’ın esrarı?

Cihanın garb’ı vahşet-zâr iken, Şark’ında karnak’lar,
Haremler, Sedd-i Çinler, Tak-ı Kisrâlar, Havernaklar,
İrem’ler, Sûr-u Bâbil’ler semâ-peymâ değil miydi?
O maziler, İlâhi, bir yıkık rüyâ mıdır şimdi?
Ne yapsın, nâ-ümid olsun mu Şark’ın intibahından?
Perişan rûhumuz, hâip, dönerken Bâr-gahından?

Bu haybetten usandık biz, bu hüsran artık el versin!
İlâhi, nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin,
Serilmiş sineler, kâbusu artık silkip üstünden.
“Hayat elbette hakkımdır! ” desin, dünya “değil!” derken


Mehmet Akif Ersoy
(İstanbul, 19 Eylül 1918)

Süleymaniye Kürsüsünden

Bir de İstanbul'a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya... Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş... doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hülya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
-Yaşasın
- Kim yaşasın?
- Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.

Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok;
Aksa kan sel gibi, dindirecek vasıta yok.

'Zevk-i hürriyeti onlar daha çok anlamalı'
Diye mekteblilerin mektebi tekmil kapalı!

İlmi tazyik ile ta'lim, o da istibdad
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyen azad.

Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan...
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,

Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.

Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.

Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it

Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.

Kadın erkek koşuyor borc ederek Avrupa'ya...
Sapa düşmekte bizim şıklara, zannım Asya.

Hakka tevfiz ile üç dane yetişmiş kızını,
Taşıyanlar bile varmış, buradan baldızını...

Analık ilmi için Paris'e, yüksünmeyerek...
Yük ağır, ecri de nisbetle azim olsa gerek.


Mehmet Akif Ersoy

Sultan Yalısı

Coşar avizeler artık köpürür kandiller
Bu ışık çağlıyanından bütün afak inler
Yalının cephesi baştan başa nur
Nim açık pencereler reng ü ziyadan mahmur

Al, yeşil mavi fenerlerle donanmış kıyılar
Serv-i siminler atılmış suya titrer par par
Dalgalardan seken üç çifte kayıklar sökerek
Süzülür sahile şahin gibi; yüzlerce kürek

Bir taraftan bu akın yüksele dursun
Bir taraftan, dökülür öndeki saflar saraya
Rıhtımın taşları, zümrüt gibi İran halısı
Suda bitmiş çimen, üstünde de Sultan yalısı


Mehmet Akif Ersoy

Safahat İçin

''Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın.''
Derdim, sana baktıkça, a biçare kitabım!
Kim derdi ki: Sen çök de senin arkana kalsın,
Uğruna harab eylediğim ömr-i harabım?


Mehmet Akif Ersoy

Ressam Haklı

Bir zaman vardı ya tarih-i mukaddes modası...
Yeni yaptırdığı köşkün büyücek bir odası
Mutfakta eski resimler ile hep süslensin
Diye ressam aratır hayli zaman bir zengin.
Biri peyda olarak 'Ben yaparım' der, kolunu
Sıvayıp akşama varmaz, sekiz arşın salonu
Sıvar ama ne sıvar...Sahibi der:
- Usta bu ne?
Kıpkızıl bir boya çektin odanın her yerine! ..
- Bu resim, askeri basmakta iken Firavun' un
Kızıl Deniz yarılıp geçmesidir Musa' nın
- Hani Musa, be adam?
- Çıkmış efendim karaya
- Firavun nerde?
- Boğulmuş.
- Ya bu kan rengi boya?
- Kızıl Deniz, a efendim yeşil olmaz ya bu da!
- Çok güzel levha imiş, doğrusu şenlendi oda!...


Mehmet Akif Ersoy

Resmim İçin

Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez;
Ölsen, seni sırtında taşır toprağın altı.
Ey gölgeden ümmid_i vefa eyleyen insan!
Kaç gün seni hatırlayacaktır şu karaltı?


Mehmet Akif Ersoy

Resim İçin

Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, bir gün,
Şu sağır kubbede, haib, sesimin dindiğini?
Bu heyulaya da bir kerrecik olsun bak ki,
Ebediyyen duyayım kabrime nur indiğini.


Mehmet Akif Ersoy

Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
Aylar bize hep muharrem oldu!
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!
Âlem bugün üç yüz elli milyon
Mazlûma yaman bir âlem oldu!
Çiğnendi harîm-i pâki şer'in;
Nâmûsa yabancı mahrem oldu!
Beyninde öten çanın sesinden
Binlerce minâre ebkem oldu.
Allah için, ey Nebiyy-i mâsûm,
İslâm'ı bırakma böyle bîkes,
İslâm'ı bırakma böyle mazlûm.


Mehmet Akif Ersoy
(30 mayıs 1914)

3 Eylül 2011 Cumartesi

Galatasaraylılara

Galatasaraylı işte geldik karşınıza
Bilir misiniz neler gelerek başınıza?
Gündüz'ün artık kesmiyor kılıcı
Bilmeyiz o da kulüpte acap neci?
Niye yenemediniz acaba Milan'ı,
Suya mı düştü Coşkun Özar’ının plânı
Boyunuzu görelim meydan açık
Erkeklerden futbolcu olur mu hey kaçık.


Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

2 Eylül 2011 Cuma

Beşiktaşlılara

İşte geldik kara kartal Beşiktaş
Ne olduğumuzu anlarsın yavaş yavaş
Şükrü ile Şeref’in geçti modası
Haddinizi bildirmek içinin geldi sırası.
Bizden öğren sen vole ile korneri
Gönülsporluların vardır bin bir hüneri.
Mânalı bir bakışla sizi yere sereriz
On birimiz topla kalenize gireriz…


Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

1 Eylül 2011 Perşembe

Fantazi Gönülsporluların Nümayişlerini Sunuyoruz Fenerbahçelilere

Oy Fenerli gözünü aç geçti fener devri
Gönülsporlular dünyaya nam verdi
Biz elektrik gibi yanar, hem de yakarız
Usta futbolcuları bakışından çakarız.
Hey, bize derler kadın futbolcu, Gönülsporlu
Futbolda hem ustayız hem der zorlu

Naci-Şeref-Basri hani neredeler?
Belki de şimdi Kurbağalıdere’deler.
Biz ne kurbağayız ne de derede balık
Erkek futbolcular da alık mı alık
Eğer devam ederseniz bu cakalı gidişte
Sonra mumunuzu söndürürüz bir üfleyişte.


Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti,

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Teselli İsterken

Teselli isterken bu hazin sesten,
Neler dinlersin yorgun nefesten,
Bülbül de bıkmıştır altın kafesten,
Soralım Şirin'i Ferhad'a yolcu,

Sabah mı, öğle mi, akşam mı bilmem?
Bu aşk alemi hayâl mi bilmem?
Mendilin gelmezse gözümü silmem,
Sonra gözyaşını sel olur yolcu,

Kafam mı, çilem mi, yoksa kaderim,
Şansım olmazsa aklı nideyim,
Avcı değilim ki gideyim
Çünkü talihim dargındır yolcu.

Felek elinden ben de dertliyim,
Bir gün gülmedim, kara bahtlıyım,
Aşkın elinden hep kementliyim,
Dertliyim, derdimi gel deşme yolcu.


R…A…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

30 Ağustos 2011 Salı

Doktor Bey

Doktor bey bana bak bana
Aklını fikrini topla başına
Hakkımda her zaman kötü davranma
Aklımın duvarı ister badana.


R…G…Ö…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Biz

Hava dalgalandı fırtına onda
Gemiyi bir limana demir atamaz olduk
Dalgalı dağları aşamaz olduk.
Bu yılda parlak yazamaz olduk
Kaba dalgalarla denize kaldık
Büyük denizleri aşamaz olduk
Eşsiz bir varlığa hayale daldık
İşimiz yoktur aydınlığa kaldık
Bu yurdun içine neşeli kaldık.


K…A…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

28 Ağustos 2011 Pazar

Diyojenin Feneri

Adamlar arasında adamın biri
Güpe gündüz adamlar arasında elinde fener
Bir şeyler arıyormuş.
Adamlar arasında adamlardan bir diğeri
Adı İskender
Merakla dönmüş
Ne aradığını sormuş
Adam adamları göstermiş
- Adam arıyorum demiş.
Tabii adam haklı
Adam adama meraklı.


M...K…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Görüşler

Kimisi milyoner kimisi kral daha neler.
İhtiyarlar büyükler bebekler
Bağıranlar, şarkı söyleyenler
Kimisi akıl kimisi ise çıkmayı bekler.

Sakın üzülmeyeceksin haline şükredeceksin
Yolunu şaşırmayıp doğru yoldan gideceksin
Fazla coşarsan eminim buraya geleceksin
İnan ki kahredip kendi kendini yiyeceksin
Pişman olup neden buraya geldim diyeceksin.


S... S...
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

26 Ağustos 2011 Cuma

Taburcu

Üsküdar gözümde tütüyor burcu burcu
Artık beni taburcu edin taburcu
Elimde Hürriyet gazetesi yıldızıma bakıyorum.
Burcum da, yay burcu

Üsküdar’daki odamda hayalimin bir ucu
Aklımda tek bir kelime taburcu
Elinde Hürriyet gazetesi
Yıldızıma bakıyorum burcum da yay burcu

İstiyorum ki bütün yıldızlar desinler taburcu
Beti şimdi bir acayip alemde yolcu
Bir otobüs seferinde düşüncelerimin ucu
Türkçe’de en sevdiğim kelime taburcu.


R…G…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

25 Ağustos 2011 Perşembe

Bayrak

Kefenim olsun eski bir bayrak
Her tarafı kırmızı ortası ak.

Mezarımın üzerine koymayın taş
Üzerimden uçan kuşlar söylesin askeri marş

Cesedimi koyun ayak altı bir yere
Üzerimden geçsin top, tank, piyade
Türkün orduları olsun yıldızlardan ziyade
Hey Türk yüksel… yüksel...
Tanrı uzattı sana el.


A…D…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Hoş Geldin

Hoş geldin akıllı kardaş
Bizler ise «Deli» kardaş
Hepimiz birbirimizle arkadaş
Sözlerle de olalım yoldaş.
Deliliktir içimizdeki maraz
Fakat değiliz kimseye garaz
Hepimiz olduk arkadaş
Sizinle de olalım arkadaş


Y...O...
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

23 Ağustos 2011 Salı

Ziyaret

Gönül neş’eli bugün
Bade köşeli bugün
Hastaneye düşeli
Gönlüm neş’eli bugün

Cumartesi günüdür
Ziyaretin günüdür
Hiç sormayın arkadaş
Bugün bayram günüdür

Sorma al iç arkadaş
Sigaramız bol bugün
Sizin gibi ahbaplar
Soran gelen bol bugün


Y…O…
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Aşkımı Düşürmüşüm

Şarkı söyledim hece hece,
Fazla içtim de dün gece.
Caka yaparken sokaklara
Aşkımı düşürmüşüm.
Sabahleyin adım adım.
Yolları hep aradım
Kahrolası çöpçüler
Aşkımı süpürmüşler
Fakat ne zararı var
Bir kopyası o kızda var.
Hakkımı da ararım yine
Gider belediye reisine
Derim senin işgüzar çöpçüler
Aşkımı süpürmüşler.


N...C..
Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, İnilti