Şiir, Sadece: Comte d'E Lautreamont
Comte d'E Lautreamont etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Comte d'E Lautreamont etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2016 Cuma

İkinci Türkü'den

Ey şaşmaz matematikler, baldan tatlı öğreti'niz
serinletici bir dalga gibi yüreğime akalı beri sizi
unutmadım. Beşikten bu yana güneşten eski
kaynağınızdan su içmek tutkusuyla yandım . .
Öğrencilerinizin en vefalısı olan ben, tapınağınızın
kutsal eşiğini hala aşındırıyorum. Bir belirsizlik
vardı düşüncemde, açıklayamadığım bir şey duman
gibi. Ama mihrabınıza ulaştıran basamakları dinsel
bir saygıyla çıktım. Ve siz, rüzgar kelebekleri nasıl
dağıtırsa, şu karanlık örtüyü öyle sıyırdınız. Sınırsız
bir soğukkanlılık, yetkin bir sakınganlık, şaşmaz bir
mantık koydunuz yerine. Güçlendirici sütünüz
yüzünden, size içten bir sevgiyle bağlı olanlara
sağladığınız aydınlık içinde kavrayışım gelişip
sınırsızlaştı. Aritmetik! Cebir! Geometri! yüce
üçlem! ışıklı üçgen! Sizi tanımayan, akılsızın biridir.
En kara işkencelerden geçirmeli onu. Çünkü bilisiz
rahatlığında kör bir küçükseme vardır. Ama sizi
tanıyan ve seven dünya malına önem vermez; büyülü
tüy gibi uçarak, tıpkı yükselen helezon gibi
göklerine yuvarlak kubbesine ulaşmak ister yalnız.
Yeryüzü, ahlaksal yanıltılar ve düşlerden başka şey
sunmaz ona! Oysa, ey şaşmaz matematikler, inatçı
değişmezliğiyle, evrenin düzeninde görülen yüce
doğrunun bir güçlü yansısını kamaşan gözlere
sunarsınız. Ama Pitagoras'ın dostu o dörtgenin dile
getirdiği kapsayıcı yetkin düzen daha da yücedir.
Çünkü Gücü-her-şeye-yeten, kendini ve yüklemlerini
kaosun ta içinden sizin teoremler hazinenizi ve ulu
göz kamaştırıcılığınızı çıkaran unutulmaz çalışmada
tepeden tırnağa açığa vurmuştur. Eski çağlarda ve
günümüzde, nice ulu hayal güçleri, yanık kağıt
üzerine çizilmiş simgesel biçimlerinizi, gizli bir
solukla canlanmış kavranmaz çizgiler gibi görerek
titrediler. Evrenden önce var olan ve daha sonraya
kalacak olan ölümsüz belitlerin ve hiyerogliflerin bu
göz kamaştırıcı açıklanışını sıradan insanlar
anlayamazdı. Hayalgücü, öldürücü bir soru işaretinin
uçurumuna eğilip matematiğin nasıl olup da bunca
etkileyici büyüklük ve tartışılmaz doğru kapsadığını
sorar ve bunları insanoğluyla karşılaştırmaya
kalkışırsa, insanoğlunda sahte gurur ve yalandan
başka şey bulamaz. O zaman, üzünç dolu bu yüce
kafa, insanoğlunun cüceliğini ve benzersiz çılgınlığını
iyice duyuran ulu öğütlerinizden ötürü, bembeyaz
kesilmiş yüzünü kupkuru ellerinin üzerine eğerek
doğaüstü düşüncelere dalar gider. Önünüzde, dizleri
bükülür ve tapınışı hem sizin tanrısal yüzünüze, hem
de Gücü-her-şeye-yetenin öz görüntüsüne bir saygı
belirtisidir. Çocukluğumda, bir Mayıs gecesi, ay
ışığında, pırıl pırıl bir derenin kıyısındaki taze
çimenlerin üzerinde göründünüz bana. Üçünüz de
utangaçlık ve incelikte birbirinizden geri
kalmıyordunuz. Üçünüz de kraliçeler gibi uluydunuz.
Birkaç adım yaklaştınız. Uzun elbiseniz bir buhar
gibi salınıyordu; sevgili bir oğulmuşum gibi beni,
kıvanç dolu memelerinize yaklaştırdınız. Hemen
koştum, ellerim beyaz göğsünüzde kenetlenmişti.
Doğurgan besininizle beslendim. İnsanlığın büyüyüp
yükseldiğini duydum kendimde. O çağdan beri sizi
bırakmadım ey karşıt kraliçeler. Yüreğimin
sayfalarında, bir mermere işlenmiş gibi duran nice
güçlü tasarı, nice yakınlık duygusu, aymış
düşüncemde-şafağın gece karanlığını dağıttığı gibi 
kurucu çizgileri yavaş yavaş sildiler. O çağdan beri,
ölümün, amacını gizlemeden, mezarları insanlarla
doldurduğunu, savaş alanlarını kasıp kavurduğunu,
insan kanıyla tombullaştığını ve ölü kemiklerinin
üzerinde sabah çiçekleri açtırdığını gördüm. O
çağdan beri, yeryüzünün devrimlerine tanıklık
ettim; depremler, çölün sam yelleri, alevli !avlarıyla
yanardağlar, ölüm saçan fırtınalar soğukkanlı bir
seyirci olduğumu gördüler. O çağdan beri çeşitli
kuşakların, son değişimini selamlayan kozanın
toy neşesiyle, kanatlarını ve gözlerini uzaya
çevirdiklerini ve akşam güneş batmadan önce,
rüzgarın yakarış dolu çığlığını salladığı solmuş
çiçekler gibi boyunları bükük, can verdiklerini
gördüm. Ama siz hiç değişmediniz. Hiçbir değişiklik,
hiçbir hastalıklı soluk özdeşliğinizin sarp kayalarına
ve sınırsız vadilerine dokunamaz. Sizin alçakgönüllü
ehramlarınız, tutsaklığın ve aptallığın yükselttiği o
karınca yuvalarından, yani Mısır ehramlarından daha
uzun ömürlüdür. Zamanın çöküntüsü üstünde
yükselen çağların sonu, gizemli sayılarınızın, kıpkısa
denklemlerinizin ve heykelsi çizgilerinizin Gücü-her -
şeye-yetenin intikamcı yanında yer aldığını
görecekler. Oysa yıldızlar, korkunç ve evrensel bir
gecenin bitimsizliğinde, kasırgalar gibi öfkeyle
çöküp gidecekler ve insanlık son yargıyla
hesaplaşmaya çalışacak. Bana yaptığınız yardımlar
için teşekkürler. Anlayışıma kattığınız yepyeni
nitelikler için teşekkürler. Siz olmasaydınız,
insanoğluna karşı açtığım savaşta belki yenilgiye
uğrayacaktım. Siz olmasaydınız beni yerlere yıkıp
ayağının tozunu yedirecekti; bir aşağılık pençeyle
etimi ve kemiklerimi paralayacaktı. Ama usta bir
sporcu gibi korudum kendimi. Tutkudan sıyrılmış
yüce görüşlerinizden titreyen soğukkanlılığı verdiniz
bana. Şu kısa yolculuğumun geçici tatlarını
küçümseyerek geri çevirmek ve benzerlerimin
sevimli görünen aldatıcı önerilerini kapımdan
savmak için bu armağanınızdan yararlandım.
Çözümleme, bireşim ve tümdengelim, hayranlık
değer yöntemlerinizde dile gelen şaşmaz
sakınganlığınızı verdiniz bana. Can düşmanımın
öldürücü hilelerini bozmak, sonra ona ustaca
saldırmak ve insanoğlunun en can alıcı yerlerine bir
hançer saplamak için yararlandım sizden. Bu hançer
saplandığı yerde kalacak, çünkü onulmaz bir yara
açmıştır. Öğretilerinizin ruhu olan bilgelik dolu bir
mantığı ve düşüncenin sakınmazlığını arttıran
dolambaçlı ama apaçık tasımlarınızı verdiniz. Bu
güçlü yardımcı sayesinde, alçaklara doğru yüzerken,
nefret kayalığının karşısında, iğrenç ve kapkara
fenalığı gördüm insanlıkta; öldürücü kokuşmalar
arasında çürüyor ve hayran hayran göbeğini
seyrediyordu. Bağırsaklarının karanlığında önce şu pis
alışkanlığı yani kötülüğü gördüm; onda iyilikten daha
üstündü. Bana ödünç verdiğiniz zehirli silahla,
insanlığın korkaklığından yapılmış yaratıcıyı
yerinden indirdim. Dişlerini gıcırdattı ve bu iğrenç
harekete boyun eğdi; çünkü karşısındaki kendisinden
daha güçlüydü. Ama uçuşumu alçaltmak için onu bir
paket sicim gibi bir yana bırakacağım...


Comte d'E Lautreamont
Çeviren: Selahattin Hilav

Birinci Türkü'den

Ailelere nifak tohumu ekmek için bir antlaşma yaptım
fuhuşla. Anımsıyorum bu tehlikeli ilişkiden önceki geceyi.
Önümde bir mezar gördüm. Bir ev kadar büyük bir ateşböceğinin
bana şöyle dediğini duydum: "Aydınlatacağım seni. Oku yazıtı.
Benden gelmiyor bu yüce buyruk." Görür görmez çenelerimi
çatırdatan,
elimi ayağımı kesen, uçsuz bucaksız, kan rengi bir ışık
taa ufka kadar yayıldı havada. Az kalsın düşüyordum, bir yıkık
duvara yaslandım ve okudum: "Veremden ölen bir yeniyetme
yatıyor burada: biliyorsunuz nedenini. Dua etmeyin ona." Birçok
insan benim kadar gözü pek olamazdı belki. Bu sırada, çırılçıplak,
güzel bir kadın gelip ayaklarımın dibine uzandı. Kederli
bir yüzle, "Ayağa kalkabilirsin." dedim kadına. Kardeş katilinin
kızkardeşini boğazladığı eli uzattım ona. Ateşböceği seslendi:
"Hey sen! bir taş al ve öldür onu. -Niçin? diye sordum ona."
Ateş böceği bana: "Kendine dikkat et, dedi; güçsüz olan sensin,
güçlü olan benim çünkü. Fuhuş'tur bu kadının adı." Gözlerimde
yaşlar, yüreğimde öfke, bilinmez bir gücün doğduğunu duyumsadım
kaldırdım ve omuzuma aldım taşı sonra. Bir dağı doruğuna kadar
tırmandım: oradan ezdim ateşböceğini. İnsan boyunda bir
çukura gömüldü toprakta başı; altı kilise boyu yükseğe sıçradı
taş. Sonra gidip bir göle düştü, bir anda, döne döne, uçsuz bucaksız,
ters bir koni oyarak çekildi suları gölün. Ortalık duruldu:
parıldamadı artık kan ışık. "Yazık! yazık! diye haykırdı
çıplak ve güzel kadın; ne yaptın böyle? - Ben seni yeğliyorum,
dedim ona, çünkü acırım mutsuzlara Sonsuz taze yarattıysa seni,
senin değil suç. "Yanıtladı beni:" Bir gün, dedi, hakkımı teslim
edecek insanlar. Söyleyecek başka sözüm yok. Bırak da gideyim,
sonsuz acımı derinliklerine gömeyim denizin. Bir sen varsın hor
görmeyen beni, bir de bu karanlık uçurumlarda kaynaşan iğrenç
canavarlar. İyisin sen. Elveda beni sevmiş olan sana! -Elveda!
dedim ona, tekrar elveda! Hep seveceğim seni .. Bugünden tezi
yok terk ediyorum erdemi. "işte bu iledenle, ey İnsanlar, kış
yelinin denizin üzerinde ve kıyılarda ya da uzun süredir
benim için yas tutan büyük kentlerin üzerinde ya da kutup
bölgelerinin soğuklarında uğuldadığını duyduğunuz zaman
şöyle söyleyin: "Tanrının ruhu değildir geçen: fuhuşun,
Montevideolu'nun acılı iniltileriyle birleşen derin kederli
iç çekişidir." Çocuklar, bunu ben söylüyorum size. Öyleyse,
diz çökün acıma duyguları içinde ve bitlerden daha çok olan
insanlar uzun uzun yakarsınlar.


Comte d'E Lautreamont
Çeviren: Özdemir İnce