Şiir, Sadece: Türk Halk Şiiri Antolojisi
Türk Halk Şiiri Antolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Halk Şiiri Antolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012 Perşembe

Ey Padişah! Ey Padişah!

Ey padişah! Ey padişah!
Çün ben beni verdim sana,
Genç ü hazinem kamusu
Sensin benim önden sona.

Evvel dahi bu akl u can
Seninleydi asl iken;
Ahır gerü sensin mekan
Uş varırım senden yana

Senden sana varır yolum,
Sana seni söyler dilim,
İlla sana ermez elim,
Bu hikmette kaldım tana

Bu hikmeti kim ne bile,
Bilse dahi gelmez dile;
Bu ah ile bu zar ile
Gözüm yaşı nice dine!

Dursam seninle dururam,
Baksam seninle görürem
Her kancaru kim yürürem,
Gönlüm yönü senden yana.

Sensin bana can u cihan,
Sensin bana genc-i nihan,
Sendendürür assı, ziyan;
Ne iş gelir benden yana.

Söz söyleten dilimde sen,
Hükmeyliyen içimde sen,
Alıveren elimde sen
Cümle işim önden sona.

Şöyle yakın olmuş iken,
Görmez seni bu can u ten
Kim geçiser bu perdeden,
Kim mani olur hükmüne?

Aşık sana tuttu yüzün
Unuttu cümle kendözün
Cümle sana söyler sözün
Söz söyleten sensin yine.


Aşık Paşa

Söyler İsem Bu Derdi Ben

Söyler isem bu derdi ben
Sırrım cihana faş olur
Sakin olup oturursam
Sağmaz yüreğim baş olur

Seyrim daim senden sana
Seyranlarım senden yana
Sultandürür aşkın bana
Süvar ü hem yoldaş olur

Sen tınma Aşık ol erür
Sayruyu sağı ol görür
Serkeşleri yoldan sürür
Sakinlere ferraş olur


Aşık Paşa

Dilim Bülbül Oldu Öter

Dilim bülbül oldu öter
Ahım cana kılur eser
Türlü türlü yemiş biter
Mamur oldu bostanımız

Geçenler n'etti n'eyledi
Her birisi bir ad koydu
Leyla ile Mecnun gibi
Söyleniser destanımız

Aşk ile başım hoşdürür
Kande varsam yoldaşdürür
Yıl on iki ay sarhoşdürür
Aşktan içmiştir canımız

Muti olduk aşk haline
Bakmadık dünya malına
Girdiler erenler yoluna
Tamam oldu imanımız

Ne kaşadır ne gözedir
Meylimiz güzel yüzedir
Daima solmaz tazedir
Bu bizim gülistanımız

Kim buldu derman ecele
Görsek geri kim ki gele
Dahi gideriz ol yola
Menzildedir kervanımız

Aşık Paşa'm nice nice
Devlet anın ol göz aça
Bizden dahi gelüp geçe
Bu yalancı devranımız




Aşık Paşa

Benden Mi Bana Bu Elem

Benden mi bana bu elem
Aşktan mı yoksa derd ü gam
Bunca bela cevr ü sitem
Bilsem nedendir bilmezem

Canan olursa ger nihan
Kalmaya canda zerre can
Buluban bu sözü ıyan
Bilsem nedendir bilmezem.

Aşkın yürekte yarası
Pes olmuşam avaresi
Ya Rab bu derdin çaresi
Bilsem nedendir bilmezem.

Daim dilefkar olduğum
Şurıde zar olduğum
Talib-i Didar olduğum
Bilsem nedendir bilmezem.

Aşık'ta bu hayret nedir
Ma'şuktaki şevket nedir
Derviş buna hikmet nedir
Bilsem nedendir bilmezem.




Aşık Paşa

Her Kim Bana Ağyar İse

Her kim bana ağyar ise
Hak Tanrı yar olsun ona
Her kancaru varır ise
Bağ u bahar olsun ona.

Bana ağu sunan kişi
Şehd ü şeker olsun işi
Kolay gele müşkül işi
Eli erer olsun ona.

Acı dirliğim isteyen
Tatlı dirilsin dünyada
Kim ölümüm ister ise
Bin yıl ömür olsun ona.

Her kim diler ben har olam
Düşman elinde zar olam
Dostları şad u düşmanı
Dost maşuk yar olsun ona.

Ardımca taşlar atanı
Hak tahta ağdırsın onu
Önüme kuyu kazanı
Güller nisar olsun ona.

Her kim diler ise benim
Ol dostumdan ayrıldığım
Gözlerinden hicap gitsin
Dizar ıyan olsun ona.

Bu Muhlis oğlu Paşa'nın
Güldüğün istemiyenin
Ağladığım istiyenin
Gözüm pınar olsun ona.


Aşık Paşa

27 Nisan 2011 Çarşamba

Para Destanı

Bir dasitanım var zamana uygun
Bus etmeğe dest ü damen paradır
Mahzunu şad eder şadları mahzun
Mamurları eden viran paradır

Parasız kimsenin bakma yüzüne
İsterse şah olsun özü özüne
Sakın başka bir şey alma gözüne
Merde revnak veren ünvan paradır

Yabana dolanır parasız derviş
Sende değil herkeste var bu teşviş
Derler para ile görülür her iş
Taht ü rif'at köşk ü eyvan paradır

Yapsan fayda yok yüz bin hünerler
Parasız kalanlar kış günü terler
Sım ü zersiz şaha gedadır derler
Ağa Paşa Mirimiran... paradır

Kesende yok ise köprüden geçme
Tezden tutulursun bir yana kaçma
Parasız hükümet kapısın açma
Kadı Müftü emr ü ferman... paradır

Fakir olan her dem gider engine
Parasız bellidir baksan rengine
Her mecliste buyur derler zengine
Yaran ahbap lutf u ihsan paradır

"Ya Hu"nun cevabı kuru eyvallah
Parasız çok ümittir "inşallah"
Parasız bir molla demez bismillah
Kitap mezhep din u iman... paradır

Fakir suya düşse çıkamaz kirden
Zengin arabasın aşırır kırdan
Topal zengin iyi saglam fakirden
Herşeyden evvela noksan paradır

Yad görünür pulsuz gelse daderin
Zengin mihman olsa olmaz kederin
Kimse sormaz ne kişidir pederin
Asıl nesil şöhret ü şan... paradır

Fakir olan ne iş tutsa sonu yok
Üç gün aç da kalsa zengin gene tok
Pulsuz bile aşçı der ki yemek yok
Yemek ekmek peynir ayran paradır

Hep izz-i destine almış cihanı
Her yerde söylenir şeref ü şanı
Bir pençede yıkar bin pehlivanı
Karşı durulmayan aslan... paradır

Onunla ağ olur yüzün karası
Geç sağlanır müflislerin yarası
Kızıl altın pasaportun tuğrası
İngiliz Fransız Yunan... paradır

Onun başındadır edeb ü haya
Karanlık gecede arttırır ziya
İster mütteki ol ister evliya
Şimdiki asırda insan paradır

Fakir ise bakire kız dul gibi
Devletsiz şan kıymetlenir pul gibi
Paralıysan şeytan kaçar yel gibi
İbare dubara şeytan paradır

Nice ocakları yıkar söndürür
Nice müşterinin aklın kandırır
Nice şahitlerin ağzın döndürür
Eğri doğru yalan bühtan... paradır

Züğürdün eceli çoğu uyuzdan
Üç kere yok dersen düşersin gözden
Bir lira yahşıdır bin doğru sözden
Merhamet mürüvvet vicdan... paradır

Zengine çay gelir felekten caba
Postasını taşır ol bad-ı saba
Cebin dolu ise derler merhaba
Selam kelam lisan beyan... paradır

Yok deme cevabı "buyur kenara"
Tutuşma evladım beyhude nara
Desen "Baba ekmek" der "oğul para"
Ana baba sadık ihvan... paradır

Bin salavat versen karşısı cennet
Bin tevhit söylesen olmaz emniyet
Bin ihlas okusan yüz bin de temmet
Gene iş aşıran... hemen paradır

Yokluk mektebinde ne oku ne yaz
Olmak ister isen var eyle demsaz
Dükkancı ne dua alır ne namaz
Ticaret kemalat ziyan paradır

Zamana uygundur bu sözüm naçar
Alan veren ancak ol Perverdigar
Vefasız dünyaya aldanma zinhar
Padişah olsan da ahir ölüm var

Huzuri yok yere olma günahkar
Sana elden evvel düşman paradır


Yusufelili Huzuri

Tezatlar Destanı

Yeni bir destan eyledim icad
Dinleyen ahbaba yadigarım var
Mahzun gönülleri etmek için şad
Ağlarım sizlarım ah u zarım var

Yüz bin deve gelir gider katarım
Nerde akşam olur orda yatarım
Her ne ister isem alır satarım
Kimse karışamaz ihtiyarım var

Ben icadeyledim havayı yolu
Yazda ferahlarım sağ ile solu
Kırk mağazam vardır rüzgarla dolu
Kafdağı ardında Bit-Pazarım var

Görmediğim şeyi asla sezemem
Korku bilmem hiç yalınız gezemem
İcabetse kendi adım yazamam
Katiplikte gayet iştiharım var

Gözüm ışıklıdır güne dayanmaz
Aklım çoktur amma kimse beğenmez
Asılmağa gitsem sicim inanmaz
Böyle yüz bin ahbap yüz bin yarim var

İbadet eylerim namazı kılmam
Temizlik severim lekemi silmem
Ömrümde zararsız günümü bilmem
Her senede yüz milyonluk karım var

Düştüğüm yok hiçbir düşman kasdine
Kaçsam kimse geçiremez destine
Kuvvetliyim keçe kilim üstüne
Yaya yürümeğe iktidarım var

Sözüm lezzetlidir hatırlar yıkmaz
Yalan da söylesem dinleyen bıkmaz
Uykuda kötü söz ağzımdan çıkmaz
Büyük küçük tanır namus arım var

Parasız kalanlar bana el verir
Çok köprülü sular geçsem yol verir
Evvel param alır sonra mal verir
Her tüccar yanında itibarım var

Cömertlikte yoktur misl ü menendim
Herkes kesesinden yesin efendim
Yalınız yatmaktan bezdim usandım
Odamda yüz güzel gülizarım var

Her kim saz çalarsa aşık bilirim
Dilsiz adamları sadık bilirim
Herkesten kendimi faik bilirim
Kibrim yoktur amma az vekarım var

Sarhoş olup meyhanede susmalı
Bir iyilik gördüğünde küsmeli
Adam öldürenin tüyün kesmeli
Böyle akla yakın çok kararım var

Göze ilaç verdim yaşı akmadı
Az açıldı amma doğru bakmadı
Yüz hastaya baktım biri kalkmadı
Doktorlukta büyük iftiharım var

Sorman arkadaşlar benim kederim
Ta ezelden tersinedir kaderim
Hanemiz fevkinde durur pederim
Biraz hasretliyim intizarım var

Lazım olan şeye zihnim yormadım
Kendi hanem yolum ile sormadım
Adın işitmedim kendin görmedim
Gönlüm eğler birkaç kafadarım var

Haklı haksız bir söz altında kalmam
Hırsızlık da etsem açıktan çalmam
Aldığımı vermem verdiğim almam
Yeni alışveriş intişarım var

Huzuri sözlerin halli muhaldir
Manasın anlıyan ehl-i kemaldir
Ben de bilmem ne devlettir ne maldır 
Bitmez hesap olmaz bunca varım var


Yusufelili Huzuri

26 Nisan 2011 Salı

Bir Destanım Vardır Zaman Uygun

Bir destanım vardır zamana uygun
Yattıkça yat kardeş sakın uyanma
Bir meşhur cevaptır sen kazan sen ye
El içinde beyhude ateşe yanma

Ananın erine çağırma peder
Ahırında sana kötülük eder
Kemlik et elinden geldiği kadar
Ey'lik edip sakın düşman kazanma

Kime ki eyi dersen darılır söğer
Merhamet zamanı degilmiş meğer
Yanında birini kesseler eğer
Bir hançer de sen vur sonra utanma

Her nereye gidersen eyle talanı
Öyle yık ki ağlatasın güleni
Bir saatte söyle yüz bin yalanı
Her doğru söz söyleyene inanma

Hediye namile bir şey gönderme
Adet edip hiç misafir kondurma
Komşunun evi yanarken söndürme
El karı için de bir adım uzanma

Beyhude Mevla'dan eyleme dilek
Asla zihin yorup çekme boş emek
Babanın hayrına verme bir ekmek
Aç kalıp da kapı kapı dilenme

Bir yetim görürsen vur dök dişini
Çalış ki bozasın halkın işini
Günde yüz adam vur kır başını
Bir yarayı sarma için dolanma

Keyfin bozma altı için beş için
Çekme kahır olur olmaz iş için
Canın feda eyle bir sarhoş için
Kuru sofuların sözüne kanma

Huzuri neylesin dünya ülfetin
Kesme doğruluktan sen muhabbetin
Cenab-ı Mevla'dan iste izzetin
Her şaşkının sözüne de inanma


Yusufelili Huzuri

Dedim Cevretme Ey Afet

Dedim cevretme ay afet
Dedi hüblarda adettir
Dedim yok çekmeğe takat
Dedi sabret selamettir

Dedim dilzar, giryanım
Dedi her derde dermanım
Dedim nerde benim canım
Dedi bana emanettir

Dedim çok derd ü alamım
Dedi yok sanma ikramım
Dedim söyle serencamım
Dedi bil ki felakettir

Dedim oldum sana meftun
Dedi alemde çok mecnun
Dedim serv-i kaddin mevzun
Dedi yok yok kıyamettir

Dedim ettin beni rüsva
Dedi yok bende suç asla
Dedim ver hahişim cana
Dedi vakt-i icabettir


Yusufelili Huzuri

İsmi Var Cismi Yok Ankaya Döndü

İsmi var cismi yok ankaya döndü
Ne eylik ne bahşiş ne caba kaldı
En yakın dostumuz aduya döndü
Ne ehibba ne de akraba kaldı

Karamiler yedi kovanda balı
Sıralı boş kaplar arıdan halı
Olduk yeni doğmuş çocuk misali
Ne gömlek ne yelek ne aba kaldı

Huzuri sözlerin hikmet namına
Hastalık göz dikti sıhhat namına
Yedirmek içirmek külfet namına
Ortada bir kuru merhaba kaldı


Yusufelili Huzuri

Mevsimsiz Gül Açma Şita Çağında

Mevsimsiz gül açma şita çağında
Çeker bir kırağı bozlanmayasın
Elesten verdiğin aht misalinde
Verdiği ikrara yozlanmayasın

Tuzağı iblistir muhibbi zenan
Asabını bozar fettan-ı zaman
Damarlar antendir ruh da cereyan
Kığılcımlar saçar közlenmeyesin

Az söyle öz söyle bulasın rahmet
Rağbeti olmayan bulamaz şöhret
Koparır keleyi anka-yı şehvet
Yalancı tavustek pozlanmayasın

Nefse uyan çürüğünü sağlamaz
Vefasız dilbere gönül bağlamaz
Bir misal var kendi düşen ağlamaz
Düşüp bir çukura sızlanmaysın

Ey Müdami sen ol nefsini güden
Cüz'i iradeyi hak vermiş yeden
Ulaşır menzile aheste giden
Yüzyiğirmi voltluk kızlanmayasın


Müdami

Gam Kasavet Cem Olalı Başıma

Gam kasavet cem'olalı başıma
Bir dem ağlamakla gülmez bu gönül
Nadan sözü tesir etmez düşüme
Her kelamı guşa almaz bu gönül

Bir dem muntazırdır yar selam için
Bir dem hiddetlenir her kelam için
Bir dem tabip olur il alem için
Öz derdine derman bulmaz bu gönül

Bir dem eserlenir eser yel gibi
Bir dem mevce gelir taşar sel gibi
Bir dem incelenir ipek tel gibi
Bir dem ipe sapa gelmez bu gönül

Bir dem Rüstem olur kılıcın biler
Bir dem Mecnun olur Leyla'sın diler
Bir dem Ferhat olur kayalar deler
Hiç bir meşakatten yılmaz bu gönül

Bir dem Müdam murat almak istiyor
Bir dem mahbubunu bulmak istiyor
Bir dem yüzbin çarha girmek istiyor
Sanırsın ölüm yok ölmez bu gönül


Müdami

Küçükten Yılgınım Sözden

Küçükten yılgınım sözden
Dile minnet mi çekerim
Kanlı yaş dökerim gözden
Sele minnet mi çekerim

Sevmem rakibi nadandır
Altun bilmeğe madendir
Rızkı veren yaradandır
Kula minnet mi çekerim

Bir aşkın honın doyarım
Gizli sırları duyarım
Karadan ağdan giyerim
Ala minnet mi çekerim

Yaradanım benim gani
Elbet mahzun etmez beni
Kokladım badi reyhani
Güle minnet mi çekerim

Müdam kendi özü bilir
Hak yazdığı yazı bilir
Bizim nasip bizi bulur
Pula minnet mi çekerim


Müdami

25 Nisan 2011 Pazartesi

Olmasaydı

Çiçekler açmazdı bahar gelince
Her ağaç üstünde dal olmasaydı
Bilmem ne çekerdi garip aşıklar
Yar iline giden yol olmasaydı

Mecnun yardan ayrı çölleri gezdi
Ferhad Şirin için dağları ezdi
Bülbülün kadrini kimse bilmezdi
Onu ağlatan gül olmasaydı

Gerçek aşık olan düşermiş dile
Ömrünü harcamış yaş sile sile
Rağbet mi olurdu her gonca güle
Bülbülde o eşsiz dil olmasaydı

Aşkınla ağladım aşkınla gezdim
Derdinle bu tatlı canımdan bezdim
Seni tanımazdım zalim bilmezdim
Elinde mühürle pul olmasaydı

Bekleme bir daha düşmem izine
Hayalimi sürme çeksen gözüne
Kimseler bakmazdı senin yüzüne
Aşıkın Çakırtaş kul olmasaydı


Mehmet Çakırtaş

Pul Hasta

Bulamadım şu halimden anlayan
Gönül hasta dudak hasta dil hasta
Yağmur yağar dağı taşı ıslatır
Yaylalardan uzak kalan sel hasta

Eksik olmaz yüce dağın bulutu
Vefalı yar seven kesmez umudu
Güz erişti menekşeler kurudu
Bülbülünden ayrı düşen gül hasta

Ateş söner: kıvrım kıvrım sis kalır
Çeşme kurur: suya hasret tas kalır
Sevda çeken gönüllerde yas kalır
Yeller vurup ırgalanan dal hasta

Bin cefayla geçiyor bu devranım
Dağ misali eksilmiyor dumanım
Petek petek ağu tuttu kovanım
Çiçek hasta arı hasta bal hasta

Aşıklara gam kasavet er gelir
Aşk yolunda yürüyenden ter gelir
Bazısına beklemeden yar gelir
Benden yana ıssız kalan yol hasta

İnsafsızım hiç bakmıyor yüzüme
Ne söylesem kulak vermez sözüme
Teller taktım düzen verdim sazıma
Parmak hasta mızrap hasta tel hasta

Bahar vakti kızlar varırlar çaya
Çare yokmuş aşktan yatan hastaya
Kalb mektubum gidip attım postaya 
Yad eliyle mühürlenen pul hasta


Mehmet Çakırtaş

Beter Ol

Bana gam kasavet veren sevdiğim
Yaprağını döken gülden beter ol
Derdi bana reva gören sevdiğim
Sazlarda inleyen telden beter ol

Senin de olmasın halini soran
Beni insafsızca derdiyle yoran
Kış günü başını taşlara vuran
Boz bulanık akan selden beter ol

Bu gönül bağını perişan eden
Ele uydun kıymetimi bilmeden
Her saat hüsnüyle ateşi giden
Zamanla eriyen külden beter ol

Boyun büktüm vardım senin destine
Merak etme göz koymazlar postuna
Şehit düşen bu gönlümün üstüne
Aşkınla titreyen tülden beter ol

Benden kaçıp ara sıra görünen
Yüzüme bakmağa her an erinen
Çile çekip diyar diyar sürünen
Bulanık çaydaki milden beter ol

Yüzün hiç gülmesin eller içinde
Bülbülsüz kalasın güller içinde
Baharın çiçekli dallar içinde
Kuruyup incelen daldan beter ol

Bilemedim Nemrut mu var soyunda
Vefakarsın sebat ettin huyunda
Bir orman içinde dere boyunda
Kovanı yarılan baldan beter ol

Gurbet elde sevdasıyle yatıran
Dert gölüne beni atıp batıran
Çok günahkar cenazeler götüren
Yerinden kalkmayan saldan beter ol

Bu engin aşkımın bulunmaz dibi
Kış geçip gitmedi dinmedi tipi
Sahibi çıkmayan bir mektup gibi
Üstündeki kara puldan beter ol

Kanlı gözlerimi kapladı buğu
Ateşim sönmedi bulamadım su
Tanrıdan dileğim kara gözlüm bu
Aşkınla tutuşan kuldan beter ol


Mehmet Çakırtaş

24 Nisan 2011 Pazar

Ecel Tuzağını Açamaz Mısın?

Ecel tuzağını açamaz mısın
Açıp da içinden kaçamaz mısın
Azad eyleseler uçamaz mısın
Kırık mı kanadın kolların hani

Aç mısın yok mudur ekmeğin aşın
Odan ne karanlık yok mu ataşın
Hanidir güveyin hani yoldaşın
Hani kapın bacan yolların hani

Bunda yorgan döşek yastık var mıdır
Bu geniş dünyada yerin dar mıdır
Dalın tahta duvar önün yar mıdır
Yeşil başlı sunan göllerin hani

Yatarsın gaflette gamsız kaygısız
Ninni balam ninni kalma uykusuz
Hem garip hem çıplak hem aç hem susuz
Felek fukarası malların hani

Her gelip geçtikçe selam vereyim
Nişangah taşına yüzüm süreyim
Kaldır nikabını yüzün göreyim
Ne çok sararmışsın hallerin hani

Sen de Hıfzı gibi tezden uyandın
Uyandın da taş yastığa dayandın
Aslı hanım gibi kavruldun yandın 
Yeller mi savurdu küllerin hani


Kağızmanlı Hıfzı

Dertli Firkatli Hasretli

Dertli firkatli hasretli
Na'ralar ishak kuşları
Nedir suçum yüz bin yerden
Yaralar ishak kuşları

Ağladım eyledim seyri
İstedim ilacı hayrı
Demez ağlamaktan gayri
Çareler ishak kuşları

Her yandan gelir ah u zar
Çağrışır hezar sad hezar
Her ötüşte bin dert yazar
Karalar ishak kuşları

Öter men'olur dadıma
Ol dem yar düşer yadıma
Bir ah çeksem feryadıma
Varalar ishak kuşları

Öter her bağda niceler
Sanki ders almış heceler
Uzan mübarek geceler
Ereler ishak kuşları

Kimi ağlar kimi inler
Eder tekrar yüzler binler
Biri okur biri dinler
Sıralar ishak kuşları

Ötme ishak kuşu ötme
Garip gönlüm viran etme
Gitme yaz baharım gitme
Duralar ishak kuşları

Geceler gündüzden seyran
Seslerine oldum hayran
Değme felek böyle devran
Süreler ishak kuşları

Zikreder Hakkın adını
Dal olam duyam tadını
Yüzüm üste kanadını
Sereler ishak kuşları

Seslerim gelmez yanıma
Sesi kar etti canıma
İster bir avuç kanıma
Gireler ishak kuşları

Umarım derdime derman
Yüreğimi kıldı harman
Çok mudur katlime ferman
Vereler ishak kuşları

Bağları sardı leşkeri
Talan oldu can şehiri
Nice bin gönül askeri
Kıralar ishak kuşları

Her biri hançer belinde
Kavlederler öz dilinde
Hıfzı'yı aşkın ilinde
Vuralar ishak kuşları


Kağızmanlı Hıfzı

Emmizade Küsmemişem Ben Senden

Emmizade küsmemişem ben senden
Ölüm lal eyledi dillerim yoktur
Eğdi kametimi büktü belimi
Kalkamam ayağa hallarım yoktur

Ben gelende bizim yerler yaz idi
Ettiğimiz cilve idi naz idi
Cehiz düzemedim ömrüm az idi
Göçtüm gömlek ile şallarım yoktur

Ala kaşlarımın kınası solmuş
Ala gözlerime topraklar dolmuş
Sararmış gül benzim zağfiran olmuş
Solmuş al yanağım hallarım yoktur

Haber edin kuşlar çeksin yasımı
Yuva yapsın püskülümü fesimi
Koymadılar doldurayım tasımı
Havuzdan ayrıldım sellerim yoktur

Anam beni bir kuş etti uçurdu
Durma dedi bağlarından göçürdü
Kahpe felek beni çarhtan geçirdi
Yaslıyım yeşilim allarım yoktur

Haber edin ishak kuşlar göçende
Selam söylen her turnalar geçende
Ak kırmızı sarı güller açanda
Yollayın bana da güllerim yoktur

Yaren yoldaş beni düşlerde görsün
Görenler de halim hatırım sorsun
Yoldan gelip geçen bir Fat'ha versin
Felek dilencisi mallarım yoktur

Ben de Hıfzı gibi tezden uyandım
Uyandım da taş yastığa dayandım
Aslı Hanım gibi kavruldum yandım 
Sam yeli savurdu küllerim yoktur


Kağızmanlı Hıfzı

Çıkıp Gidem Yaylasına Yurduna

Çıkıp gidem yaylasına yurduna
Söylen vefasıza ormana gelsin
Yaktı beni ateşine derdine
Çaresiz derdime dermana gelsin

Sevdiğimle yaylamıza göçeydim
Ala karlı sularını içeydim
Bir günde beş tarla ekin biçeydim
Tırpanım keserken fermana gelsin

İnce elek ile unum elerim
Ağlar iken yüzün görsem gülerim
Şu dünyada bir tek dilek dilerim
Gönlümün sevdiği yar bana gelsin

Uzaktan duyduğum keklik sesidir
Karalar giydiğim gurbet yasıdır
Benim hastalığım yar sıtmasıdır
Soğuk su istemem kar bana gelsin

Der Habib Karaaslan ahuzar ile
Dağlar görünüyor ala kar ile
Bir bayram edeydim nazlı yar ile
Bu bayram olmazsa kurbana gelsin


Habib Karaaslan