Şiir, Sadece

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bebek Suite'i

Sekiz parçadan müteşekkildir.


Yol
Düzdür.
Üzerinden tramvay geçer.
Adamlar geçer
Kadınlar geçer.
Kadınlar
Kadınlar...
Akşam, sabah
Tramvayı beklerler
Rejinin önünde...
Yeşil
Sevdikleri renk
Yeşildir.
Ellerinde
Yemek çıkınları.
Vatman
Hep karşıya bakar,
Cıgara içmez
Vatman
Ömür adamdır.

Peyzaj
Evler, dükkânlar, duvarlar,
Kömür depoları,
Deniz,
Çatanalar, mavnalar, kayıklar.
Deniz
Denizi kim sevmez
Üstünde ve kenarlarında
Balık
Tutulduktan sonra.
Balıkçılar
Bizim balıkçılar
Kitaplardaki balıkçılar gibi
Şarkıyı
Bir ağızdan söylemezler.
Senin Evin
Bütün bu yollardan
Tramvayla geçilir.
Halbuki senin evin
Daha ötededir.


Orhan Veli
(Ekim 1937/Papirüs, Haziran 1967)

Sabah

Elimi çok dallı bir ağaç gibi
Tutarım gölün yüzüne
Ve seyrederim bulutları
Bir deve gürültüler içinde koşar, koşar, koşarken
Güneş doğmadan evvel varmak için
Ufka...


Orhan Veli
(Ekim 1937/Varhk, 15.12.1937)

Seyahat Üstüne Şiirler

I

Seyahat edildiği zamanlarda
Yıldızlar konuşur
Söyledikleri şeyler
Ekseriya hüzünlüdür.

II

Sarhoş olunduğu akşamlar
Islıkla çalınan şarkı
Neşelidir.
Halbuki aynı şarkı
Bir trenin penceresinde
Neşeli değil.


Orhan Veli
(Ekim 1937/Varlık, 15.12.1937)

Seyahat

Söğüt ağacı güzeldir.
Fakat trenimiz
Son istasyona vardığı zaman
Ben dere olmayı
Söğüt olmaya
Tercih, ederim.


Orhan Veli
(Ekim 1937/Varlık, 1. 11 1937)

Şaheserim

Aşık olduğum zamanlarda
Şiir yazmak âdetim değildir
Halbuki asıl şaheserimi
Onu en çok sevdiğimi
Anladığım zaman yazdım.
Onun için bu şiiri
İlk önce ona okuyacağım.


Orhan Veli
(Eylül 1937/Papirüs, 1.6.1937)

İnsanlar

II

Her zaman, fakat, bilhassa
Beni sevmediğini
Anladığım zamanlarda
Görmek isterim seni de
Annemin kucağından
Seyrettiğim insanlar gibi,
Küçüklüğümde...


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık, 1.11.1937)

Meyhane

Madem ki sevmiyorum artık,
O halde, her akşam
Onu düşünerek içtiğim
Meyhanenin önünden
Ne diye geçeyim?..


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık, 1.11.1937)

Mahzun Durmak

Sevdiğim İnsanlara,
Kızabilirdim,
Eğer sevmek bana
Mahzun durmayı
Öğretmeseydi.


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık, 1.11.1937)

Edith Almera

İhtimal ki şu anda o,
Brüksel'e yakın
Bir gölün kenarında
Edith Almera'yı düşünmektedir.

Edith Almera
Kafeşantanlarda muhabbet toplayan
Bir Çigan orkestrasının
Birinci kemancısıdır.

O,
Kendisini alkışlayanlara
Selâm verirken
Gülümser.

Kafeşantanlar güzeldir;
İnsan,
Orada çalışan kemancı kızlara
Âşık olabilir.


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık. 15.10.1937)

Asfalt Üzerine Şiirler

I

Ne kadar güzel şey:
Yolun üstündeki bina
Yıkıldığı zaman
Bilinmeyen bir ufuk görmek.

II

Kaldırımın kenarına dizilip
Bacası olan silindirin
Yürüyüşünü seyreden
Çocuklara imreniyorum.

III

Onun sesi
Bir arkadaşıma
Denizden geçen
Motorları hatırlatıyor.

IV

Kırık taşlara bakıp
Işıklı bir asfalt düşünmek
Acaba yalnız
Şairlere mi mahsus?


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık. 15.10.1037)

Saka Kuşu

Güzel kız sen, küçüklüğümde,
Bahçemizdeki erik ağacının
En yüksek dalına kurduğum
Öksenin üstünde dolaşan
Saka kuşu kadar Sevimli değilsin.


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık, 15.12.1937)









Irmak Kenarında Esvap Yuyanlar

Irmak kenarında esvap yuyanlar
Yuyup yuyup gül dalına serenler
Ceylan gibi tatlı cana kıyanlar
Allı gelin Han Aslı'ma benzersin

Yiğit senin sözün canıma okur
Arasam cihanda menendin yoktur
Gelin kız bir değil gayetlen çoktur
Var git oğlan aradığın değilem

Aramızda dalga vardır dal vardır
Başımızda türlü türlü hal vardır
Aslı'm gibi yanağında gül vardır
Allı gelin Han Aslı'ma benzersin

Yiğit sana bu söz namustur ardır
Halk içinde cihan başıma dardır
Ben hali değilem sahibim vardır
Var git oğlan aradığın değilem

Dua edin Kerem muradın alsın
Beni yardan ayıran tutuşsun yansın
Kimin yari isen mübarek olsun
Allı gelin Han Aslı'ma benzersin

Kaldır yiğit başın bakam yüzüne
Kurban olam ayağının tozuna
Sen kulak ver Urkiye'nin sözüne
Gel git oğlan ben Aslı Han değilem


Aşık Kerem

Bir Han Köşesinde Kalmışım Hasta

Bir han köşesinde kalmışım hasta
Gözlerim kapalı kulağım seste
Kendim gurbet ilde gönlüm heveste

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Erzurum dağları duman dildedir
Başım yastıktadır gözüm yoldadır
Aslı hayın yardır adam daldadır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Erzurum dağları kardır geçilmez
Gizli sırlar her adama açılmaz
Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver

Felek sen mi kaldın bana gülecek
Akıttın göz yaşım kimler silecek
Kerem'e dediler Aslı'n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver
Al benim sevdamı götür yare ver


Aşık Kerem

İşte Kırdım Putum İle Haçımı

İşte kırdım putum ile haçımı
Yedi yılda duydum senin acını
Şimdi nuş eyledim Hak Din ilacını
Aman Kerem beni rüsvay eyleme

Yedi yıldır ne getirdin başıma
Genç yaşımda ağu kattın aşıma
Sail oldum düştüm senin peşine
Zalim seni nice rüsvay etmeyim

Ne hikmettir ben murada ermedim
Hiç ömrümde böyle sevda görmedim
Kerem bana yar olduğun bilmedim
Aman Kerem beni rüsvay eyleme

Şimdi bildim Hak dinlerin ahdını
Taktırmadın kır atımın rahtını
Terk ettirdin Şah babamın tahtını
Zalim seni nice rusvay etmeyim

Aman Kerem sana kullar olayım
Çektiğin dertlere derman bulayım
Getir dört kitabı elim vurayım
Aman Kerem beni rüsvay eyleme

Beni destan ettin dilden dillere
Susuz ceylan gibi attın göllere
Ahir beni muhtaç ettin illere
Zalim seni nice rüsvay etmeyim

Allah için olsun beni kınama
Çünkü ol adular kondu haneme
Gönül ister saram seni sineme
Aman Kerem beni rüsvay eyleme

Hasret olan hasret muradın alır
Sanma ki bu ahım mahşere kalır
Benim çektiğimi bir Mevla bilir
Zalim seni nice rüsvay etmeyim

Aman Kerem bu sözleri atalım
Bal ile kaymağı bile katalım
Senin ile gizli sohbet tutalım
Aman Kerem beni rüsvay eyleme

Bu aşk beni üryan edip soymadan
Kerem hışma gelip cana kıymadan
Kalk gidelim ol adular duymadan
Aslı seni gayri rüsvay etmeyim

Ağa Kerem Paşa Kerem Han Kerem
Hasret Kerem Öksüz Kerem Kul Kerem
Aslı sana kurban olsun can Kerem
Aman Kerem beni rüsvay eyleme


Aşık Kerem

Gurbet Elde Yaman Oldu Halimiz

Gurbet elde yaman oldu halimiz
Sılaya varmaya nice çağlar var
Ah ederim elim erişmez yare
Aramızda yıkılası dağlar var

Ne yaman eğlenip kaldık burada
Dilerim Mevla'dan erem murada
Bana derler neyin kaldı sılada
Demezler ki bir ciğerim dağlar var

Bir yiğit düşünce kaldıran olmaz
Eyilik dururken kem demek olmaz
Bu kadar gurbette eğlenmek olmaz
Ne diyeyim ayağımı bağlar var

Bozulmaz mı alnındaki yazılar
Göz göz oldu yaralarım sızılar
Kerem'im der dinleyin hey gaziler
Derdin koyup benim için ağlar var


Aşık Kerem

Adamı Hayvan Tanıyıp Bilmez

Adamı hayvanı tanıyıp bilmez
Vakıtlar gelende abdestin almaz
Ezanlar okunur namazın kılmaz
Camilere gider minber beğenmez

Günde seyyah eder dağ ile taşı
Aklına getirmez cehennem ateşi
Balta ile tıraş ederler başı
Şehire gelende berber beğenmez

İnsansız dağlardır senin otağın
Cahillik yoluna kaynamış yağın
Evinde bulunmaz bir kat yatağın
Kahvelere gider minder beğenmez

İçer rakıyı mest olam deyi
Konuşur eşekle dost olam deyi
İki söz bellemiş usta olam deyi
Kamiller önünde şiir beğenmez

Sefil Kerem çeker ah ile zarı
Ana yardım etsin Yaradan Barı
Acep kim getirmiş bu sert hımarı
Koparmış yuları urgan beğenmez




Aşık Kerem

Nicedeyim Gönül Senden

Nicedeyim gönül senden
Ben dönerim gönül dönmez
Bir yavruya düştü gönül
Ben dönerim gönül dönmez

Keklik gibi sekişinden
Elvan elvan nakışından
Bir harami bakışından
Ben dönerim gönül dönmez

Kaş oynadırsa gözünden
Beni isterse özünden
Aslı bir kafir kızından
Ben dönerim gönül dönmez

Yoluna koymuşum canı
Didemden akıttım kanı
Kerem sevdi Aslı Han'ı
Ben dönerim gönül dönmez


Aşık Kerem

Şakı Bülbül Şakı Bahar Erişti

Şakı bülbül şakı bahar erişti
Şakıyıp ötmenin zamanı geldi
Kırmızı gül budağına erişti
Koparıp kokmanın zamanı geldi

Benim sevdiceğim gelir naz ile
Bağrımı deliyor sitem söz ile
Kırmızı badeler çihe saz ile
Çağırıp içmenin zamanı geldi

Benim sevdiceğim ince bellidir
Gamzesinde siyah çifte benlidir
İçinde aşkı olan bellidir
Aşık aşk kılmanın zamanı geldi

Öksüz Kerem bunu şöyle söyledi
İndi aşkın deryasını boyladı
Selvi boylu bizi abdal eyledi
Sarılıp yatmanın zamanı geldi


Aşık Kerem

Name Geldi Vatanımdan

Name geldi vatanımdan
Vaktı yarayım gideyim
Kanlı yaşlar gözlerimden
Aktı varayım gideyim

Ol mürüvvet keremkani
Kuluna çoktur ihsanı
Gurbet elin kahrı beni
Yaktı varayım gideyim

Aşık Garip bilir kendin
Yiğit olan döker kanın
Felek boynuma kemendin
Taktı varayım gideyim


Aşık Garip

Gurbet Elde Baş Yastığa Gelende

Gurbet elde baş yastığa gelende
Gayet yaman olur işi garibin
Gelen olmaz giden olmaz yanına
Siyah toprağıyla taşı garibin

Yazık oldu şu Garib'in haline
Doymak olmaz lezzetine tadına
Her geldikçe yarenleri yadına
Dinmez asla çeşmi yaşı garibin

Gurbet ele garip giden bilinmez
Ağlayınca çeşmi yaşı silinmez
Garip nedir halin diye sorulmaz
Bulunmaz yareni eşi garibin

Gülmez nere gitse garibin yüzü
Kirlidir yakası yaşlıdır gözü
Açmaz bir yol kimseye gizli sözü
Muhabbettir hep sırdaşı garibin

Gurbet elde ben Garib'e kim baksın
Anam yoktur gelip gözyaşı döksün
Sanem yoktur mezarıma taş diksin
Bir çalıdır mezar taşı garibin


Aşık Garip

Bir Sözile Ben Tuzağa Tutuldum

Bir sözile ben tuzağa tutuldum
Bu garip ellerde yaktı nar beni
Hasretin narına yandım kül oldum
Ahu gözlüm ne haldeyim gör beni

Ne sabra takat var ne dilde mecal
Gönül Mecnun olmuş Leyla'sın arar
Vazgeçersem seni yad eller sarar
Görünce abdal eyledi yar beni

Aşık Garip gönüllerin uğrusu
Geçmez imiş bu sevdanın ağrısı
Sana ben söyleyim sözün doğrusu
Al sevdiğim gel sineme sar beni




Aşık Garip

Koluna Bağladım Teli

Garip: 1-Koluna bağladım teli
Konuşurdun yetmiş dili
Unuttun mu sazım beni
Konuş sazım benim ile

Saz: 2-Vasf-ı halimden bilmedin
Sen gideli ben gülmedim
Yedi yıl haber almadım
Konuşamam senin ile

Garip: 3-Koluna bağladım perde
Sen uğrattın beni derde
Yedi yıldır Garip nerde
Konuş sazım benim ile

Saz: 4-Sinem duvara yaslandı
Kolumda teller paslandı
Garip ölmüştür seslendi
Konuşamam senin ile

Garip: 5-Garip kurbandır soyuna
Sanem'in selvi boyuna
Gidek Sanem'in toyuna
Konuş sazım benim ile

Saz: 6-Kar kuşandı gönül dağı
Çürüdü sinemin bağı
Sanem'in destinde ağu
Konuşamam senin ile


Aşık Garip

İşte Geldim Gidiyorum

İşte geldim gidiyorum
Şen olasın Halep şehri
Çok ekmeğin tuzun yedim
Helal eyle Halep şehri

Sana derler Arabistan
Dört tarafın bağ u bostan
Haber geldi nazlı dosttan
Durmak olmaz Halep şehri

Aşık Garip düştü yola
Hızır yardımcısı ola
Göründü gözümüze sıla
Sen kal bunda Halep şehri


Aşık Garip

Murat Reis Geldi Gülbenk Çektirdi

Murat Reis geldi gülbenk çektirdi
Din-İslam sancağın diktiği vaktın
Padişah uğruna niyet eyledi
Çıkıp Cezayir'den gittiği vaktın

Gaziler cenk için gördü yarağı
Doymaz muhannesin buna yüreği
Hep kafirler koyuverdi küreği
Yezid gelip kıçtan çattuğu vaktın

Yiğit beyler hep küreğe yapıştı
Kaçtı top oduna ödü tutuştu
Muhammed'in şefaati yetişti
Gemi yandı deyip gördüğü vaktın

Murat Reis eydür zahir batında
Ya Rab hacetim kabul et katında
Gök duman içinde kaldık tütünde
Kafir beş topunu attığı vaktın

Armutlu eydür, be Sultan'ım hakla
Hemen yezidlerin fendi top ile
Alarga ettirdik tüfek top ile
Beş pare kadırga çattığı vaktın


Armutlu

Zahid Bizi Taneyleme

Zahid bizi ta'neyleme
Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Hazret'e varır yolumuz

Sayılmayız parmağ ile
Tükenmeyiz kırmağ ile
Taşramızdan sormağ ile
Kimse bilmez ahvalimiz

Erenler yolun güderiz
Çekilip Hakk'a gideriz
Gaza-yı ekber ederiz
İmam Ali'dir ulumuz

Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik beli
Gören bizi sanır deli
Usludan yeğdir delimiz

Tevhid eden deli olmaz
Allah deyen mahrum kalmaz
Her seher açılır solmaz
Bahara erer gülümüz

Muhyi sana olan himmet
Aşık isen cana minnet
Elif Allah Mim Muhammed
Kisvemizdir dalımız


Muhyi

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Zulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca

Paydostan sonra gişeye önemli bir mektup getiren biri gibi:
Gişe çoktan kapalıdır.
Yaklaşan bir sel felaketi karşısında kenti uyarmak
isteyen biri gibi:
Ama başka bir dilde konuşan. Kimse anlamayacaktır onu.
Dört kez kendisine bir şey verilen bir kapıyı
beşinci kez çalan bir dilenci gibi:
Beşinci kez aç kalır.
Yarasından kan boşanan ve doktoru bekleyen biri gibi:
Kan durmaz, hep boşanır.

Biz de ortaya çıkıyor ve bize yapılan zulümleri haber
veriyoruz.

İlk kez arkadaşlarımızın yavaş yavaş katledildiğini
bildirdiğimizde
çığlıklar göklere ağdı.
Yüz kişiydi katledilen. Ama bin kişi katledildiğinde
ve ölümlerin sonu gelmediğinde bir sessizlik
kapladı ortalığı

Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca
"dur!" diyen olmaz artık, Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez
oluverirler.
Çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık
hiçbir çığlık.
Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar.


Bertolt Brecht