Şiir, Sadece

19 Haziran 2012 Salı

Yüze Göze Bulaştırılmış Bir Üşengeçlikten Notasyonlar

bir kadın geçiyor yanımdan ona bakıyorum
ve biliyorum ki varlığından
düşünce
ve kurtlar silinmiş
anlamıyor başarılı erkeklerin
ne kadar hayvan olabileceğini
bilmiyor formül tembelliğine
yakalandığını

pis bir ikindi vakti pis bir mutfakta oturmuş
onu seyrediyorum
portakal ve Cadillac'ları düşleyerek
yürüyor

beynimde bir palmiye ağacına atıyorum
kadını
madden tecavüz edip
manen tükürüyorum
gözüne

gerçekte küçük bir çocuğun
umumi bir helaya yazdığı birkaç sözcükten
başka birşey olmadığını görüyorum

bu sayısız ve şok edici
kavrayışlar
bu pislik
hayat

teni beyaz ve sarkmış
mor bir külot var
kıçında

işte bundan çıkıyor
savaşlar
büyük tablolar
intiharlar
harpler
kayabilim
ve münzeviler.


Charles Bukowski

Yedekler

tuhaf ve cesur insanlara dair yazarken
ölümüne içen Jack London.
karanlık ve şiirsel
eserlerini yazarken kendini içki ile
bitiren Eugene
O'Neill.

çağdaş yazarlarımız
üniversitelerde ders veriyor şimdi
takım elbise,kravat,
erkek öğrenciler pür dikkat,
kız öğrencilerin buğulu
bakışları öğretmenin üstünde,
çimler öyle yeşil, kitaplar
öyle sıkıcı ve
hayat susuzluktan öyle
ölmekte
ki.


Charles Bukowski

Ye

ölümü konuşmak
paradan konuşmak
gibi-
ne fiyatını biliriz
ne de
değerini,
yine de ellerime bakıyorum da
biraz
tahmin edebiliyorum

erkek tahmin etmek
ve başarısız olmak için yaratılmış
kadın
geri kalanlar için.

zamanı geldiğinde
umarım
bir armut yiyişimi anımsayabilirim.

usanmışız artık
bu kadar ölü
köpekten
kafataslarından
ordulardan
çiçeklerden
kıtalardan.

bir mücadele var-
o da şu;
olayın
mekaniğine karşı.

bugün bir armut ye ki
yarın
anımsayabilesin.


Charles Bukowski

Yaprakların Trajedisi

kuraklığa uyandım ve eğreltiotları ölüydü,
saksı çiçekleri mısır gibi sararmış;
kadınım gitmişti
ve boş şişeler kanı çekilmiş cesetler gibi
sardı beni işe yaramazlıklarıyla;
güneş hala iyiydi ama,
ve ev sahibemin notu bükülmüş
hoş ve talepsiz sarmışlığında; şimdi gereken
iyi bir komedyendi, eski tarz bir şakacı
absürd acı üzerine şaka yapacak; acı absürddür
çünkü vardır, hepsi bu;
dikkatle traş ettim eski bir jiletle
bir zamanlar genç olan ve
dehası olduğu söylenen adamı; ancak
yaprakların trajedisi bu işte,
ölü otlar, ölü bitkiler;
ve karanlıklar bir hole yürüdüm
ev sahibemin dikildiği
tüm nefretiyle dediğim dedik,
sallayıp şişman, terli kollarını
canın cehenneme diye yırtınıp
yırtınıp kira kira diye
çünkü yamuk yapmıştı dünya
ikimize de.


Charles Bukowski

18 Haziran 2012 Pazartesi

Yalnız Yerdir Cehennem

adam 65'indeydi, karısı 66, alzheimer
hastası.

adamın ağzı
kanserdi.
geçirdiği ameliyatlar ve gördüğü
ışın tedavileri
çene kemiğini eritince
tel takmışlardı
çenesine.

bir bebeğin altını
değiştirir gibi
hergün
altını değiştirirdi
karısının.

durumundan dolayı
araba süremediği için
hastaneye taksi ile
gider,
konuşmakta zorlandığı için
adresi kağıda yazardı.

son ziyaretine
bir ameliyat daha
gerektiğini söylediler
ona; sol
yanağının ve dilinin
biraz daha temizlenmesi gerekiyordu.
eve döndüğünde
karısının altını değiştirdi,
fırına dondurulmuş hazır yemeklerden
koydu, akşam haberlerini
izledikten sonra
yatak odasına gitti, silahı
aldı, karısının şakağına
dayadı ve ateşledi.

kadın soluna
yığıldı, adam
kanepeye
oturdu,
namluyu ağzına soktu ve
tetiği çekti.
silah sesleri komşuları
harekete geçirmedi.
daha sonra fırında
yanan yemeğin kokusu
geçirdi.

biri geldi, kapıyı
omuzlayarak açtı ve gördü
çok geçmeden
polisler gelip
işe koyuldular, bazı şeyler
buldular:

bakiyesi bir dolar on dört sent olan
bir tasarruf hesabı defteri
sonuca vardılar
intihar.

üç hafta sonra
iki yeni kiracı
taşındı daireye:

Ross adında
bir bilgisayar mühendisi ile
bale eğitimi alan
karısı Anatana.

yükselme eğiliminde
çiftlerden biri gibi
görünüyorlardı


Charles Bukowski

Çalışma

Van Gogh kulağını kesip
bir
orospuya verdi
orospu
hunharca fırlattı
kulağı
sokağa tiksinerek.

Van,
orospular
kulak
istemezler
para isterler

sanırım bu yüzden
muhteşem bir
ressamsın sen
başka
birşeyden
anlamadığından...


Charles Bukowski

Vietnam

Vietnam'daki her şeyin
basitliği

kadına benzeyen
genç bir rahibin cübbesini tutarken
sırtından vurulan adam,
biz de burda takılıyoruz:
ay gibi parlak
eldivenlerimiz şıkır şıkır,
her yerde motosikletler, arılar uykuda,
enjektörler paslanmış,
iklim şaşırmış,
ve kemiklerimizi titretiyoruz,
tenimiz körleşmiş,
ölü düşüyor asker,
bir ölü asker daha,
kadına benzeyen genç bir rahibin
siyah cübbesi
harika bir kızıla boyanmış şimdi, ve tanklar
geçip gidiyor ağırdan.


Charles Bukowski

Ufak Bir Şikayet Dürtüsü

aslında olanlar
ve olması gerekip de olmayanlar
ilginç.
görmeye değer bir yer dünya,
bizi yarı-uyur yakalayan
ve daha işimizin bittiğini anlayacak
kadar yaşlanmadan öldüren
örümcekler ve ağlarla örülü

bir orospu değilse karındır
karın değilse vergi koşuşturması
veya ekmek ya da içkidir,
ya da birisi kayıyordur karına
sen aşağıda dükkanda
onu ipekler içinde yaşatmak için kıçını yırtarken.

ya da altılı ganyana
veya ota sarmışsındır
belki bulmaca çözmeye
belki de vitaminlere ya da Beethoven'a.

ama 30 metrelik bir yatta neler
olduğunu görmelisin:
genç güzel kadınların başka birine
neler yapabildiğini görmek
vazgeçirtir seni özgürlükten
küçük dergiler ve Tolstoy'dan.

ve o adamın umurunda bile değildir,
cimri bir kadeh doldururken şöyle der sana,
o orospu var ya
tavşanlar bile onun kadar düzüşemez,
eğer paran yoksa
daha olayı kavrayamadan
ya bunarsın yaşlılıktan
ya da ölürsün.

ve kız orada dikilir trabzanın yanında
bir içim su
altın güneşi ve som altından,
dünyanın en büyük yüzme havuzunda balıklar
dolanırlar, ve hatta gülümser sana
sen aşağıya inerken daha fazla şişe
ve çizme çıkarmaya
ve efendinin midyelerini kazımaya;
ama, ah, seni domuz! -senin yaptıklarının
hepsini söyledi bana, erkek söyler ya- ki bu da
sen ve benim iyi
ya da yeterince yaşamadığımızı söylemenin
bir başka yoludur.


Charles Bukowski

Tanıdığım Biri İçin

Cennetteki tüm demir yatakların içinde
seninki en gaddar olanıydı
ben aynada bir dumandım
sen ise,
saçlarını, bendlerini aşan yeşim taşları
ile yıkıyordun,
ama sen bir kadın, ben ise bir
oğlan çocuğuydum, demir bir yatak
için yeterli bir oğlan çocuğu
şarap ve senin için de
yeterli bir erkek.
şimdi artık ben bir erkeğim
her şey için yeterli bir erkek,
ve sen, sen ise
yaşlandın

o kadar zalim değilsin artık

artık demir yatağım
bomboş.


Charles Bukowski

Şu Şeyler

desteklediğimiz şeylerin çoğuyla hiç bir
ilgimiz yok, onlarla ilişkimiz
sıkıntıdan veya korkudan veya paradan
veya fazla zekadan dolayı olmuştur;
dairemiz ve mumumuzun ışığı o kadar
küçük ki, tahammül edemiyoruz.
Fikirle kabarıp Merkez'i kaybediyoruz:
fitilsiz mum, bir zamanlar bilgelek
demek olan bazı isimleri görüyoruz,
bunlar artık hayalet kasabalarına
giden yolları gösteren tabelalar gibi,
tek gerçek olan mezarlar.


Charles Bukowski

Sorun Nedir Beyler?

servis berbattı
belboy ise devamlı yanlış zamanda
havlu getirmeye devam etti.
sarhoştum, sonunda kafasına bir
şaplak attım.
küçük bir adamdı, yere bir Ekim
yaprağı gibi düştü,
olan olmuştu,
aynasızlar geldiğinde
koltuğu kapıya dayamıştım bile
zinciride çekmiştim,
Brahms'ın Birinci Senfonisi çalıyordu
elimide büyük annem yaşındaki bir karının
götüne sokmuştum
sonunda kahrolası kapıyı kırdılar,
koltuğu bir kenara ittiler;
çığlık çığlığa olan karıya bir tokat attım
ve sonra dönüp sordum,
sorun nedir, beyler?
daha henüz traş olmamış bir genç elindeki sopayı
kafama indirmiş olmalı
sabah hapisanenin hastanesindeydim
yatağıma zincirlenmiştim
ve hava çok sıcaktı,
ter şuursuzca çarşafa akıyordu,
bana bir sürü aptalca sorular sordular
işe geç kalacağımı biliyordum,
bu benim canımı çok sıkıyordu.


Charles Bukowski

Siz Aşk Nedir Bilmezsiniz

Siz aşk nedir bilmezsiniz dedi Bukowski
Ben elli bir yaşındayım bir bakın bana
Genç bir güzele aşığım
Kötü saplandım bu işe ama O'nun da hali kötü
Fakat olacaksa böyle olsun
Kanlarına giriyorum onların ve kurtulamıyorlar benden
Her şeyi deniyorlar kaçmak için
Ama sonunda hep geri dönüyorlar
Hepsi geri dönmüştür bana
Ama gördüğüm bir tanesi dışında
Ağlamıştım ardından
Ama kolay ağlardım o zamanlar
Çocuklar sert içkileri yaklaştırmayın yanıma
Acımasız oluyorum o zaman
Burada oturuyor bütün gece
Bira içebilirim siz hippilerle birlikte
Bu biradan on beş litre içerim ve
Bana mısın demem, su gibi gelir bana
Ama bir defa koklatın sert içkileri
Pencereden dışarı atmaya başlarım insanları
Kim olursa olsun fırlatırım dışarı
Bunu yaptım daha önce
Ama siz aşk nedir bilmezsiniz
Bilmezsiniz çünkü hiç aşık olmamışsınızdır
İşte iş bu kadar basit
Genç bir fıstık buldum şimdi, öyle güzel ki..
Bukowski diyor bana, Bukowski diyor o minicik sesiyle
Bense ne var diyorum
Ama aşk nedir bilmezsiniz siz
Size ne olduğunu anlatıyorum ama dinlemiyorsunuz
Aşk buraya kadar gelip kıçınızı dürtse
Bu odada içinizden birinin ruhu duymaz
Şiir okuma toplantılarının boktan bişey olduğunu düşünürdüm
Bana bak ben elli bir yaşındayım ve çok dolaştım
Boktan diyorsam öyledir
Ama sonra dedim ki kendime Bukowski
Aç kalmak daha boktan
Sonuçta işte buradasın ve hiçbir şey olması gerektiği gibi değil
O adam neydi adı Galway Kimel
Bir dergide resmini gördüm
Yakışıklı bir suratı var ama öğretmen
Tanrım düşünebiliyor musunuz
Eyvah sizler de öğretmensiniz
Size de küfrediyor oluyorum o zaman
Hayır o adamın adını hiç duymadım
Ne de ötekinin, hepsi birer asalak
Belki egom yüzünden artık çok fazla okumuyorum
Ama, şu ünlerini beş altı kitap üstüne
Kuran insanlar var ya,
Hepsi birer asalak
Bukowski diyor bana bu kız
Niçin klasik müzik dinliyorsun bütün gün
Sizi şaşırttım değil mi
Benim gibi kaba ayyaş birisinin
Klasik müzik dinleyeceğini düşünmezdiniz
Brahms, Rachmaninoff, Bartok, Tdeman
Kahretsin burada yazamıyorum
Çok fazla sessiz, çok sayıda ağaç var burada
Şehirleri severim, en uygun yerler benim için
Her sabah koyarım klasik müziğimi
Ve oturup yazı makinemin başına
Bir puro içerim bakın işte böyle
Ve Bukowski derim sen şanslı bir adamsın
Bukowski bu belaların hepsini atlattın
Ve sen şanslı bir adamsın
Ve mavi duman yayılır masamın üstüne
Ve pencereden dışarı Delengpre Caddesi'ne bakarım
Ve derin nefes alır ve yazmaya başlarım
Bukowski işte yaşam budur derim kendi kendime
Yoksul olmak iyidir, basur olmak iyidir, aşık olmak iyidir
Ama siz nasıl bir şey olduğunu bilmezsiniz
Sevgilimi görseydiniz ne dediğimi anlardınız
Buraya gelince baştan çıkacağımı düşündüm
Tam böyle olacağını bildi, böyle olacağını bana söylemişti
Allah kahretsin ben elli bir yaşındayım o ise yirmi beşinde
Birbirimize aşığız ve o beni kıskanıyor, Tanrım bu güzel bir şey
Buraya gelip baştan çıkarsam, gözlerimi oyacağını söylemişti
Alın işte aşk sizlere
İçinizden hangisi bilir böyle bir şeyi
Sizlere bir şey söylemeliyim
Öyle adamlarla tanıştım ki hapishanede
Üniversitelere ve şair toplantılarına giden
İnsanlardan çok daha fazla yol-yordam bilen insanlardı
Kan emicidirler onlar, bütün görmek istedikleri
Şairin çorapları kirli midir acaba ya da koltuk altları kokuyo mudur
Ama sizden şunu hatırlamanızı istiyorum
Bu odada yalnız bir tane şair var bu gece
Belki de bu ülkede yalnız bir tane şair var bu gece
O da benim
İçinizden kim biliyor yaşamı, içinizden kim biliyor herhangi bir şeyi
Hangi biriniz hayatında işinden kovuldu?
Ya da sevgilisine dayak attı ya da sevgilisinden dayak yedi
Beş defa kovuldum ben Senis and Rocbuck'tan
Kovmuşlar, tekrar kovmuşlardı beni
Otuzbeş yaşındayken tezgahtarlık yapıyordum onlara
Sonra kurabiye çalarken yakalandım
Ben nasıl olduğunu bilirim çünkü onlardan geliyorum
Elli bir yaşındayım ve aşığım
Şu gencecik güzel şey diyor ki bana: Bukowski
Ve ne var diyorum, O ise
Sen pisliğin tekisin diyor bana
Ve bebeğim beni anlıyorsun diyorum
Bu dünyadaki tek güzel şey O
Kadın ya da erkek bu tür hareketine katlanacağım tek kimse
Ama siz aşk nedir bilmezsiniz
Hepsi geri döner bana sonunda, her biri geri döner
Yalnız o sözünü ettiğim bir tanesi,
Hani o sözünü ettiğim bir tanesi
Yedi yıl birlikte yaşamıştık, çok içerdik
Bir avuç memur görüyorum ben bu odada
Şair filan yok aranızda, hiç şaşırmadım bu işe
Şiir yazmak için aşık olmak gerekirdi
Ve siz aşık olmak nedir bilmiyorsunuz ki
Sizin derdiniz bu!
Şu ağır içkiden verin biraz bana
Tamam buz istemem güzel
Güzel işte çok güzel böyle
Haydi bakalım gösteriye başlayalım
Ne dediğimi hatırlıyorum
Ama bir tek atacağım yalnızca
Ne de güzel tadı var şu meretin
Haydi uzatmadan bitirelim bu işi
Yalnız bundan sonra kimse durmasın
Açık pencerenin yanında


Charles Bukowski

Sinirler

tiklerim tutmuş çarşafın altında
güneş ışığıyla tekrar yüzleşmek
harbiden
berbat bir
şey
neon ışıkları yanıp da
çıplak kızlar barın
üstünde
hırpalayan müzikle dansettiğinde
şehri daha çok
seviyorum
çarşafın altında düşünüyorum
tarih
sinirlerimi
yıpratıyor
insanlığın en hatırlanası derdi
güneş ışığıyla tekrar
yüzleşme cesaretidir
aşk iki yabancının tanışmasıyla
başlar.
dünyayı sevmek
imkansız.
yatakta kalıp
uyumayı
yeğlerim
serseme dönmüşüm
günlerle sokaklar ve yıllarla
çarşafı
boynuma çekiyorum
kıçımı duvara
veriyorum
sabahlardan kimsenin etmediği kadar
nefret
ediyorum


Charles Bukowski

Serçe Gibi

Can vermek için can almalısın,
Milyarlarca kanın döküldüğü denizin üzerine
üzüntülerimiz boş ve dümdüz düşerken
Dalgaların içeri doğru kırıldığı sığ
sahilleri geçiyorum
buralarda beyaz bacaklı, beyaz göbekli
çürümekte olan yaratıklar var
bunlar uzun uzun etraflarındaki ölü
manzaralara karşı isyan etmekteler
Sevgili çocuğum, sana, sadece serçenin sana
yapmış olduğu bir devirde yaşlıyım; genç olmanın moda
olduğu bir devirde yaşlıyım; gülmenin moda olduğu
bir devirde ağlıyorum.
seni sevmenin daha az bir cesaret istediği
bir devirde senden nefret ediyorum.


Charles Bukowski

Önemli Olan Burada Kimin Yaşadığı Değil

Önemli olan burada kimin yaşadığı değil
kimin öldüğü
ne zaman öldüğü değil
nasıl öldüğü
büyük insanların tanınmışları değil
adı sanı duyulmadan ölenleri önemli
ülkelerin tarihleri değil
insanların yaşamları önemli
masallar düşlerdir
yalanlar değil
ve insanlar değiştikçe
gerçeklerde değişir
ve gerçekler durağanlaştığında
işte o zaman insanlar ölecekler
ve
böcek, ateş
ve seller
gerçek olacaklar...


Charles Bukowski

Öğleden Sonra 2 Birası

hiçbir şeyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten başka
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahibeleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken;
canlıdır müziği çekilmiş perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insan'in mağarası;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka,
boş şişeden,
keyiften,
kıstırılmış
bıçaklanmış ve tras edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler öğretilip
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş
gençlikten başka.


Charles Bukowski

Neye Dokunsan

eski bir New Orleans pansiyon odasında elbiselerini giyerdin,
sen ve depocu çocuk ruhun,
sonra küçük yeşil el arabanı iterek senin
farkında bile olmayan tezgahtar kızların önünden
geçerdin, minik ve dikdörtgen beyinleri ile daha
büyük şeylerin düşlerini kuran
kızların.

ya da Los Angeles, yedek parça fabrikasındaki
sevkiyat memurluğundan dönüp asansörle 312 numaraya
çıkar ve akşamın altısında yatağa uzanmış sarhoş
bulurdun kadını.

onları seçmeyi bilemedin hiçbir zaman, artıkları,
kaçıkları, alkolikleri, hapçıları buldun hep.
belki de bulabileceklerin onlardan ibaretti, onların da
bulabilecekleri senden.

barlara takılıp başka kaçıklar, alkolikler,
hapçılar buldun. topuklu ayakkabıların içindeki
bir çift zarif bilek aklını başından
almaya yeterdi.
yayların üstünde hoplayıp zıpladın onlarla
hayatın sırrını
keşfetmişcesine.

sonra tezgahtar Larry'nin koca göbeği ve minik
gözleri ile yanına geldiği gün vardı, sürekli
ıslık çalardı Larry.

ıslığı kesip sen sevkiyat masasında çalışırken
başına dikilmişti.

sonra sallanmaya başlamıştı ileri geri, böyle bir
alışkanlığı da vardı, sen çalışırken başına
dikilip sallanır ve seni seyrederdi, şu şakacı
tiplerden biri, bilirsiniz,
ve gülmeye başlamıştı, sen akşamdan kalma ve
traşsızdın ve yırtık bir gömlek vardı üstünde.

'ne var, Larry?' diye sormuştun.

'Hank, neye dokunsan boka dönüyor!' demişti.

tartışacak birşey yoktu.


Charles Bukowski

Ne Adammışım Ben

Önce sol kulağından
Sonra da sağ kulağından vurdum
Daha sonra da kemerinin tokasını sımsıcak kurşunla yırttım
Sonra da geriye ne kaldıysa
Vurdum
Ve o da pantolonunu çekmek ve bilyelerini
Almak için eğildi
(zavallı mahluk)
bir daha kalkmasına lüzum
kalmayacak şekilde
işinin icabına baktım.

İşte bu kadar.
Ayak üstü birşey içmek
için içeri girdim
Herifin biri bana
yan yan bakıyor gibiydi
zaten o da öyle öldü-
yan yan,
bana bakarak
ve bilyelerine
sarılarak.

Kan görüntüsü iştahımı açtı
Denebilir.
Domuz etli bir sandöviç yedim
birkaç acıklı şarkı dinledim...
Bütün lambaları kurşunladım
ve dışarı çıkıp dolaştım.
Etrafta hiç kimse yokmuş gibi görünüyordu
bende atımı vurdum
(zavallı mahluk).

Sonra şerife gözüm takıldı
yolun sonunda duruyodu
titriyodu
sanki kutsal bir dans yapıyodu;
çok acıklı bir manzaraydı
bende onun titremesini
birinci kurşunla azalttım
ikinci kurşunla ise titremesini (içim burkularak ? )
tamamen durdurdum

Bir müddet sırtüstü uzandım
ve yıldızları teker teker vurup
aşağıya indirdim
ve sonra da mehtabı vurdum
ve sonra da etrafı dolaşıp
kasabadaki bütün ışıkları aşağı indirdim,
ardından etraf kararmaya başladı
hakikaten karardı etraf
tam istediğim gibi;
uyurken yüzüme ışık vurmasına
dayanamam da.

Uzanıp düş gördüm
yine küçük bir çocuktum
Oyuncak bir altıpatlarla oynuyodum
ve tüm bilye oyunlarını kazanıyodum
uyandığımda
silahlarım yoktu
ellerim ve ayaklarım bağlıydı
sanki birileri benden korkuyor gibiydi
sanki o çirkin benden
korkuyor gibiydi
sanki o çirkin boynuna
bir ilmek geçiriyolardı
sanki beni asmaya
çalışıyolardı,
herifin teki gömleğime
şöyle bir tabela asıyodu:
senin için de bir kanun var.
benim için de kanun, bir de
ağacın birinden sallanan bir
kanun var.

Eh güzel şiir her zaman
gözlerimi yaşartmıştır
inanır mısınız ki, tüm
kadınlar ağlıyolardı
inlemeleri arasında
başka adamların adları duyulsa da
benim için ağladıklarını biliyorum
(zavallı mahluklar)
her biriyle yatmama rağmen, o büyük
heyecen içinde onlara adımı
söylemeyi unutmuş olmalıyım
tüm erkekler kızgın görünüyordu
sanırım çocuklarının saygısızca
bana teneke kutular atmasından olacak.
ama onlara üzülmemelerini söyledim
çünkü nasıl olsa çocukların nişan kabiliyeti yoktu
aralarından tek biri bile erkek
olamayacaktı-
%90'ı homaseksüel olacak, topunun
canı cehenneme, birkaç herif bağırdı
'onu cehenneme yollıyalım!'
Artık son dansımı yapıyodum
ama açıktan aldım açıyı
barmenin gözünün içine tükürdüm
ve Nellie Adam'ın göğüslerine
takıldı gözlerim,
ağzım sulandı tekrar.


Charles Bukowski

Nasihatler

yeniden patlarken rüzgar denizden
toprak isyan ve kaosla lekelenirken
dikkatli kullan seçenek kılıcını
unutma
5 yüzyıl
veya 20 sene önce bile
asil denebilecek şeyler
şimdilerde daha ziyade
boşa harcanmış eylem oluyor
bir kez yaşanıyor yaşam,
oysa bir dolu şansı var tarihin
insanların aptallığını kanıtlayabileceği
öyleyse dikkatli ol derim
asil görünen herhangi bir
ideal
niyet
ya da eylem konusunda
bu ülkeden yana ol ya da aşktan
veya sanattan, sakın kapılma anın yakınlığına
yada koparılmış çiçek gibi kuruyacak bir
güzelliğe
ya da devlete;
aşk, evet, ama evlilik görevi gibi değil, ve gözün açık olsun
kötü gıda ve aşırı çalışmaya;
bir ülkede yaşaman gerekir, evet,
ne var ki aşk ne kadının düzenidir
ne de ülkenin;
acele etme, ve iç gerektiğince
ki kalabilesin yarına
çünkü içki, içenin yeni
bir yaşama şansına
ulaştığı bir
yaşam tarzıdır, dahası, derim ki
mümkün olduğunca yalnız yaşa;
çocuk yap yapacaksan
ama büyütme zahmetinden kaçınmaya
çalış; bedenindeki
yada ruhundaki
canı almaya çalışmadıkça düşman
sesli yada fiziksel
küçük tartışmalara girme,
sonrada öldür gerekiyorsa;
ve ölmek zamanı geldiğinde
bencil olma;
masrafsız olduğunu düşün
ve gittiğin
yeri;
ne utanç izi olsun ne başarısızlık
ne de bir
hüzün çağrısı
patlarken rüzgar denizden
akıp
gider zaman
yumuşak huzurla yıkayarak
kemiklerini


Charles Bukowski

Mavi Kuş

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,
diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? Avrupa'daki kitap
satışlarını sabote etmek mi?

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.

sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?


Charles Bukowski

Mahvolmuş Hayatlar

'aynı kadınla iki kez
evlenerek hayatımı mahvettim'demiş
William Saroyan.

hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler
her zaman vardır,
William,
neyin veya kimin
bizi önce
bulduğuna
bakar,
mahvolmaya hep
hazırızdır.

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.


Charles Bukowski

14 Haziran 2012 Perşembe

Maço Cehennemi

tamam, benimle yaşayıp sonra düzüşecek, kokain çekecek, içki
içecek ya da sadece konuşacak yeni
bir erkek arayışıyla beni terk eden bütün kadınları
şimdi bağışlıyorum.

artık genellikle can sıkıcı
ve yapı itibariyle
duygularını iyi ifade edemeyen
biri olduğumu biliyorum, dahası
genellikle aynı şeye ve/veya şeylere
ilgi duymuyorduk.

ama o zaman
bağışlamanın ya da anlamanın
benim için çok zor olduğunu
bilmenizi isterim; duvarları ya da
yapılmamış yatağı ya da yerdeki
gazeteyi seyrederek geçirdiğim
maço cehenneminden
farksız birçok gece hatırlıyorum; dakikalar
beynimin içinde boğulmuş;
ve ortalığa kadın eşyaları saçılmış olurdu mutlaka:
yatağın üzerindeki giysiler, yerde ayakkabılar, etajerin
üzerinde ruj, banyoda saç fırçası...

bir kadının başka bir erkeği bana yeğlemesini
bir türlü anlayamayan
değerli benliğim vardı bir de.
kabullenmeyi reddederek
sabaha kadar odada volta attığım
birçok gece var, iki büklüm,
iki elimle midemi tutarak 'siktir, siktir,
siktir...' diye söylenerek.

ve unutmaya çalışmak, ucuz barlara gitmek,
arayış içinde, nadiren bir şey bularak, bulunca da
aslında hoşlanmadığın bir rolü oynamak, kabul
edilmesi gerekeni zarafetle kabul etmektense
ucuz bir intikam peşinde koşmak.

benim için birini terk etmeseydiniz ya da
biri sizi terk etmeseydi hiçbirinizi tanıma
fırsatı bulamayacağımı biliyorum şimdi-
o berbat gecelerle birlikte anımsanan
iyi gecelere içiyorum; işler yolunda gittiğinde
herkes kadar mutlu olabildik
ve bana sunabileceğinizin en iyisini
sunduğunuz için hepinize müteşekkirim;
yüreğimde yaşamaya devam edeceksiniz ve
bir yerlerde bir cennet varsa şayet
bir gün hepiniz
orada olacaksınız
büyük beyaz köpekbalığı
esarette
şaşkın gözlerle, şaşkın aptal gözlerle
sonsuza dek dönüp duruken.


Charles Bukowski

Küçük Bir Atom Bombası

Ah, küçük bir atom bombası verin bana
Fazla büyük olmasın
Küçücük
Sokakta gezinen bir atı öldürmeye yetecek kadar
Ama hiç at yok ki sokakta

Öyleyse, saksıdaki çiçekleri uçurmaya yetecek kadar
Ama hiç çiçek yok
Görmüyorum
saksıda

Aşkımı korkutmaya
Yetecek kadar
Öyleyse,
Ama aşkım yok ki

Kirli ve sevimli bir çocuğu yıkar gibi
Küvetimde yıkayabileceğim
bir atom bombası
Verin bana
Öyleyse

(küvetim var)

Düğme burunlu
Pembe kulaklı
Temmuz ayında
İç çamaşırı gibi kokan
Bir atom bombası, general

Aklımı kaçırdığımı mı düşünüyorsunuz?
Düşüncelerinize bakarak
Ben de sizin aklınızı kaçırdığınızı
Düşünüyorum:
Başkası yollamadan
Siz yollayın bir tane.


Charles Bukowski

Kitlelerin Dehası

Ortalama insanda
Herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
Ve cinayet konusunda en becerikliler
Cinayet karşıtı vaaz verenlerdir
Ve nefreti en iyi becerenler
Sevmeyi vaaz edenlerdir
Ve -son olarak-
Savaşı en iyi becerenler
Barış vaazı
Verenlerdir

Tanrıyı vaaz edenlerin
Tanrıya ihtiyacı var
Barış vaaz edenlerin
Huzuru yok
Sevgiyi vaaz edenler
Sevgisizdir
Vaaz verenlerden sakının
Bilmişlerden sakının.

Durmadan
Kitap
Okuyanlardan
Sakının
Yoksulluktan nefret edenlerden
Ya da gurur duyanlardan sakının
Övgü göstermekte hızlı davrananlardan sakının
Karşılığında övgü beklerler

Sansürlemekte hızlı davrananlardan sakının
Bilmedikleri şeylerden
Korkarlar

Sürekli kalabalıkları arayanlardan sakının;
Tek başlarına
Bir hiçtirler

Ortalama erkekten
Ortalama kadından
Sakının
Sevgilerinden sakının

Sevgileri vasattır, vasatı
Aranır dururlar
Ama nefretleri dahiyanedir
Nefretleri seni beni
Herkesi öldürebilecek kadar
Dahiyanedir.

Yalnızlığı istemezler
Yalnızlığı anlamazlar
Kendilerinden farklı
Herşeyi
Yoketmeye
Çalışırlar

Sanat
Yaratamadıklarından
Sanatı
Anlayamazlar
Yaratma başarısızlıklarını
Dünyanın beceriksizliğine
Yorarlar

Kendileri tam sevemedikleri için
Senin sevginin
Eksik olduğuna inanır
Ve senden
Nefret ederler

Ve nefretleri
Parlak bir elmas
Bir bıçak
Bir dağ
Bir kaplan
Bir baldıranotu gibi
Mükemmeldir

En usta oldukları
Sanattır
Nefret!


Charles Bukowski

Kızlar

beş yıldır
aynı
lamba siperliğine
bakıp duruyorum
üzerinde bir tür
bakar tozu birikti
ve buraya gelen kızlar
temizlemeyecek kadar
meşguller

ama önemi yok
zaten ben de
şu ana dek
farkedemeyecek kadar
meşguldum

ışığın
beş yıllık
toz nedeniyle
iyi aydınlatmadığını


Charles Bukowski

Katıla Katıla Gülünesi

iyi olurdu buradan
ayrılmak,
gitmek artık,
nalları dikmek, bütün anıları
terketmek
filan,
ama kalmanın da
bir tadı var:
kendilerini
afet
sanıp
şimdi kirli dairelerinde
sabırsızlıkla melodram dizisinin
başlamasını bekleyen
bütün o yavrular,
ve bütün o delikanlılar,
Yıllık'larda
pürüzsüz ciltleriyle
bir gün
önemli biri
olacaklarından emin emin
sırıtan,
şimdi polis onlar, daktilograf,
sosisli sandöviç satıcısı,
tımarcı,
toz
zerrecikleri,
kalıp diğerlerinin
ne olduklarını
görmek güzel - yalnız
banyoya girdiğinde
aynayı es geç
ve sifonu çektiğinde
arkana bakma.


Charles Bukowski

Kaplan

berbat kavgalar.
ve sonunda,
kadının güzel çiçek desenli kocaman yatağında
huzur içinde uzanmışım,
göbeğim sereserpe başım yanda
abajurun ışığı damla damla
kadın öbür odada
yıkanıyor,
çoğu şey gibi,
bütün bunlar benden uzakta,
küçük radyodan klasik müzik dinliyorum,
kadın yıkanıyor, suyun şırıltısını duyuyorum.


Charles Bukowski

Kafam Kıyak

en bağlayıcı emek
kutsanmış bir bayrak altında
iki yakanı bir araya getirmeye
çalışmaktır.
başkalarıyla
niyet benzerliği
aptalı
kaşiften ayırır.

bunu herhangi bir
bilardo salonunda,
hipodromda,
barda, üniversitede
ya da kodeste öğrenebilirsin.

insanklar yağmurdan kaçar
ama su dolu küvetlerde
otururlar.

milyonlarca insanın
hidrojen bombasından korkması
epey kasvetli
ancak
zaten yaşamıyorlar ki.

yine de para kazanmaya
kadın kapmaya
mantıklı davranmaya çalışmayı
bırakmıyorlar.

ve sonunda Büyük Barmen
olanca beyazlığı ve saflığı
gücü kuvveti ve gizemiyle öne eğilip
yeterince içtin, der,
tam da keyif almaya başladığında.


Charles Bukowski

Jane İçin

çimen altında geçen 225 günden sonra
benden daha çok şey biliyor olmalısın.
kanını emip bitireli epey oldu,
artık bir sepette kuru bir çubuksun.
bu işler böyle mi oluyor?
bu odada
aşk saatlerinin
hala gölgeleri var.
bırakıp gittiğinde
aşağı yukarı herşeyi
alıp gittin.
geceleri beni ben olmaya
koymayan kaplanların önünde
diz çöküyorum.
senin sen olman
asla bir daha olmayacak.
kaplanlar beni buldular
ama artık umrumda bile değil.


Charles Bukowski

İtiraf

Bir kedinin yatağa sıçramasını
bekler gibi
beklerken
ölümü

karım için çok
üzülüyorum

sertleşmiş
solgun
bedenimi
görecek

bir kez, belki de
iki kez sarsacak:

'Hank! '

cevap vermeyecek
Hank.

ölüm değil beni
endişelendiren, bu hiçlik
yığını ile kalacak olan
karım.

ama birlikte uyuduğumuz
bütün o gecelerin
hatta yararsız tartışmaların
bile
harikulade şeyler
olduğunu bilmesini istiyorum

ve bu güne kadar
söyleyemediğim
o zor sözcükler
artık söylenebilir:

seni
seviyorum.


Charles Bukowski

İntiharcı Çocuğun Son Günleri

Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'

çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.

'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'

İşte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '

'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.

İki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '

bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...

hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.

anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.


Charles Bukowski

12 Haziran 2012 Salı

Güneşin Yüzü

günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar
ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,
bogadir atesi yakan,
her ne kadar korkak bogalar da varsa da
korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,
genel olarak boga saftir
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,
ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir sey olmaz,
bir sey geçmistir
ve neticede kokusmus olan,
dünyanin kendisidir.


Charles Bukowski

Güneş Merhamet Buyuruyor

ve güneş merhamet buyuruyor
ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,
boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler
kurbağa gibi zıplar füzeler,
çocuklar haritalarını çıkarır
iğnedenliğe çevirir ayı,
eski çürük peynir,
orda hayat yok
ama dünyada fazlasıyla;
yıkanmamış Hintli çocuklarımız
bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,
göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,
açlık kokan havada yılanların
şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;
füzeler zıplar,
avcıları ve sürüyü geride bırakırken
yabani tavşanlar gibi zıplar
günü geçmiş kurşunların yerine;
Çinliler hala yeşim işlerler,
sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,
bir açlık ki bin yaşında,
ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,
istemsiz beklemenin sürüklenen
direkleri iter mavnaları
yüzen evleri;
Türkiye'de kilimlerinin üstünde
kıbleye dönüp
sigara içerek gülen
ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden
mor bir tanrıya dua okurlar,
tanrılar böyle işte, yaparlar;
ama füzeler hazırlar: her nedense
değersizdir artık barış,
küçük bir göldeki nilüfer yaprağı
misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;
kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp
resim yapar ressamlar,
şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,
müzisyenler her zamanki gibi açtır
ve romancılar kaçırır meselenin özünü,
ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;
pelikanlar dalıp dalıp yükselir
şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları
gagalarında sallayarak;
evet, gerçekten de
sümükle yıkar kayaları sular;
ve Wall Street'te
anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;
ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle
tekrar yılana götürecek bizi, deniz böceğine,
ya da şanslıysak eğer,
katalizi uzun dişli fosil kaplana götürecek,
maden çukurunun içinde
kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde
resim çiziktiren kanatlı maymuna götürecek;
çatırdayarak girer şimşek
pencereden içeri ve bir milyon odada
aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik
ve barış gibi hastalıklı;
kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü
ressamlar için -ve aşıklar için,
her daim açtıkları gibi açar çiçekler
açar ama üzerlerinde
füze yakıtlarının ve mantarların,
zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,
bulantılı bir zaman -perde,
III.sahne, sadece ayakta yer var,
SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,
tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,
füzeler generaller ve liderler tarafından,
şairler doktorlar komedyenler
sabun ve bisküi üreticileri
ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından
kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;
şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş
tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,
safra, yanardağ taşı, sığ sularda
bir-üç balık, kaynağımızın
ve gözlerimizin yergisi...
daha önce hiç olmuş muydu bu?
kendini kuyruğundan yakalayan
bir daire mi tarih,
bir rüya, bir kabus mu,
bir generalin hayali, bir başkanın,
bir diktatörün hayali mi yoksa...
uyanamaz mıyız?
yoksa yaşamın güçleri daha mı yüce bizden?
uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,
uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?


Charles Bukowski

Gözyaşlarına Dayanamam

ayağını kıran kazın etrafında
beş-altı yüz tane salak birikmişti
nöbetçi yaklaşıp
silahını çektiğinde
ne yapılacağına
karar vermeye çalışıyorlardı
ve konu kapandı
kulübesinden çıkıp
ev hayvanını öldürdüğünü iddia eden
bir kadın dışında
fakat nöbetçi kayışını ovuşturup
kıçımı öp
dedi kadına,
gidip başkana şikayet et;
kadın ağlıyordu
ben de gözyaşlarına hiç dayanamam.

çadırımı katladım
ve yolun aşağısına gittim:
piçler
manzaramı bozmuştu.


Charles Bukowski

Evet Evet

tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı

senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı

bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren' in üzerine boşaldı.


Charles Bukowski

Etki Ve Tepki

En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.


Charles Bukowski

Entel

kadın
havaya sprey sıkan
uzun bir hortum misali
durmadan yazı yazıyor,
ve durmadan
kavga ediyor;
söyleyebileceğim
gerçekten farklı
hiçbir şey
olmadığından
söylemekten
vazgeçiyorum;
sonunda-
üzerinde
etki yaratmaya çalışmıyorum
gibi bir şey deyip
söylene söylene
çıkıp gidiyor.

ama biliyorum ki
geri dönecek
hep dönerler.

ve
akşam 5'te
kapıyı çalıyordu.

açtım kapıyı
beni istemiyorsan
uzun kalmam, dedi.

eyvallah, dedim,
banyo yapmam lazım.

evlilik gibi bir şey:
her şeyi
hiç olmamış gibi
kabulleniyorsun.


Charles Bukowski

Edebi Bir Tartışma

Markov'un iddiasına göre
ruhunu bıçaklamaya çalışıyormuşum
ama ben onun karısını tercih ederdim.

ayaklarımı kahve masasının üzerine koyarım
ve o da der ki,
ayaklarını kahve masasının üzerine koymana
pek aldırmıyorum
ama bacakları sallanıyor
her an zavallı şey
parçalara ayrılabilir.

ayaklarımı masadan çekmem
ama hala onun karısını tercih ederim.

Markov der ki, bir hendek kazıcısını
eğlendirmeyi tercih ederdim veya bir
gazete satıcısını çünkü bu insanlar
hiç olmazsa nezaket kurallarına uyacak kadar nazik olurlar
Rimbaud ile fare zehiri arasındaki
farkı bilmeseler de.

boş bira tenekem
yere yuvarlanır.
'ölmem gerekmesi hiç mi hiç
canımı sıkmıyor, ' der Markov,
'bu oyundaki rolüm yaşayabildiğim
kadar iyi yaşamam gerektiğidir.'

yanımdan geçerken karısını yakalarım
elindeki bira göbeğime yaslanır,
dizleri ve göğüsleri çok güzeldir
ve onu öperim.

'yaşlı olmak pek o kadar kötü değil, ' der,
ortalığa bir sakinlik çöker ama
önemli olan şudur:
Sakinlikle ölümü birbirinden ayrı tutmak için:
asla yaşlı olduğun için gençliğe
aşağılayıcı bir şekilde bakma,
tecrübeli olduğun için yaşlılığa
asla bilgelik olarak bakma. bir
insan hem ahmak hem de yaşlı olabilir --
böyle birçok insan vardır, bir insan
hem genç hem de bilge olabilir --
çok az insan böyledir. bir insan --

Tanrı aşkı için diye figan ettim,
'kes sesini! '
gidip bastonunu aldı ve
dışarı çıktı.

'onun hislerini incittin' dedi karısı
'senin büyük bir şair olduğunu sanıyor.'

'bana göre o fazla kurnaz' dedim
'biraz fazla bilge.'

göğüslerinden birini dışarı çıkarttım
kokunç büyük
güzel
birşeydi.


Charles Bukowski

Edebi Bir Aşk

onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,
ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,
nedense benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok sert, ham bir elma verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim;
adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden, ve
sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de
biliyorum; bakiresin, 35 yaşındasın, dedim.
ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar.
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafına bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere.
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair.
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de.


Charles Bukowski

Dilenmek

çoğumuz gibi, o farklı işlere
girip çıktım ki, midem deşilmiş ve bağırsaklarım
rüzgara fırlatılmış gibi hissediyorum kendimi.
iyi insanlar da tanıdım bu işlerde
öbür tür de.
ama birlikte çalıştığım insanları
düşününce-
aradan on yıl geçmesine rağmen-
ilk aklıma gelen
Karl
oluyor.

Karl'ı hatırlıyorum: yaptığımız iş
belden ve boyundan askılı
önlük giymeyi gerektiriyordu.

ben Karl'ın çömeziydim.
'kolay bir işimiz var', demişti
bana.

her sabah yöneticilerden biri geldiğinde
Karl hafifçe öne eğilip gülümser, başını hafifçe sallayarak
onu selamlardı: 'günaydın Doktor Stein',
'günaydın Bay Day' ya da
Bay Night, kadın bekarsa 'günaydın, Lilly' ya da
Betty ya da Fran.

ben tek kelime
etmezdim.

Karl bundan rahatsızlık duyuyordu,
bir gün beni kenara çekti: 'bana bak,
böyle bir işi başka nerede bulacaksın?
iki saatlik öğle paydosumuz var.'

'bulamam herhalde...'

'kesinlikle, senin benim gibiler için
bundan iyisi can sağlığı..'

bir şey demedim.

'tamam, önceleri zor gelir insana köpeklenmek
benim için de kolay olmadı
ama bir süre sonra
önemli olmadığını keşfettim
kabuğum çıktı.
artık kabuğum var,
anladın mı? '

baktım ona, gerçekten vardı kabuğu, yüzünde de bir tür
bulanıklık vardı gözleri anlamsız
bakıyordu, boş ve
kayıtsız; yıllanmış,
yıpranmış bir deniz kabuğuna
bakıyordum.

birkaç hafta geçti
hiçbir şey değişmedi: Karl hiç sektirmeden
herkesi saygı ile selamlıyor,
gülümsüyor, rolünü mükemmel
oynuyordu.

ölümlü olduğumuz aklına
hiç gelmiyordu
herhalde
ya da
daha büyük tanrıların bizi
izliyor
olabileceği.

ben işimi
yaptım.

sonra, bir gün, Karl beni
kenara çekti yine.

'bak, Doktor Morely benimle
senin hakkında konuştu.'

'evet? '

'senin neyin olduğunu
sordu bana? '

'sen ne dedin? '

'genç olduğunu söyledim.'

'teşekkür ederim.'

maaşımı alır almaz
istifa ettim

ama
yine benzer işler buldum
yeni Karl'larla karşılaştım
ve sonunda hepsini bağışladım
ama kendimi asla:

ölümlü olmak bazen
insanı
tuhaf
neredeyse
çalıştırılamaz ve
son derece
iğrenç
kılar-
hür teşebbüsün
kölesi
değil.


Charles Bukowski

Cehennem Köpekleri

azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.

oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
şimdi daha da
çoklar.

ve ben daha yaşlıyım
şimdi

ama köpeklerin yaşı
yok

ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar

bu odada
etrafımda dönüyorlar
şimdi.

harikulade
değiller; cehenem
köpekleri bunlar

ve sizi de
bulacaklar

şimdi
onlardan biri
olsanız
da.


Charles Bukowski

11 Haziran 2012 Pazartesi

Bütün Bildiğim

bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,
damarlar arapsaçına dönmüş burada,
denizse kan denizi.

bütün bildiğim şu: eller uzanıyor,
gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı,
çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.

bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor
bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor,
tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.

bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada,
zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi:
kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.


Charles Bukowski

Buhran

çok fazla
çok az
ya da çok geç

çok şişman
çok zayıf
ya da çok kötü

kahkaha
ya da gözyaşı
ya da kusursuz
kayıtsızlık

nefret edenler
sevenler

ellerindeki şarap şişelerini sallayarak
önlerine çıkanları süngüleyip
kadınların ırzına geçen ordular

ya da ucuz bir pansiyon odasında
Marilyn Monroe'nun fotoğrafıyla yaşayan bir ihtiyar

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu saatin kollarının ağır hareketlerinde
bile görebilirsiniz.

o denli büyük ki dünyadaki yalnızlık
onu Vegas'ta, Baltimore'da ya da Münih'te
yanıp sönen neon ışıklarında görebilirsiniz.

insanlar yorgun,
hayat tarafından cezalandırılmış,
ya sevgiyle ya da sevgisizlikle
sakatlanmış.

yeni hükümetlere ihtiyacımız yok
yeni devrimlere ihtiyacımız yok
yeni kadınlara ihtiyacımız yok
yeni yollara ihtiyacımız yok
şevkate ihtiyacımız var.

müşfik davranmıyoruz
birbirimize.
müşfik davranmıyoruz.

korkuyoruz.
nefretin gücü simgelediğini
sanıyoruz.
cezalandırmanın
sevgi olduğunu.

daha az sahte bir eğitim bize gereken
daha az kural
daha az polis
ve daha iyi öğretmenler.

bir odada
bir başına acı çeken
öpülmemiş
dokunulmamış
bir başına bitki sulayan
olsa da çalmayacak
bir telefondan yoksun
insanın dehşetini unutuyoruz.

müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize
müşfik davranmıyoruz birbirimize

boncuklar sallanır, bulutlar örter
köpekler gül bahçesine işer
bir çocuğun kafasını koparır cani
dondurma külahından bir ısırık alır gibi
okyanus bir gelip
bir giderken
anlamsız bir ayın esaretinde.

müşfik davranmıyor insanlar birbirine.


Charles Bukowski

Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler

tibet'e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post'a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının
tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞİİR YAZMA!


Charles Bukowski

Bir Sigara Tüttürürsün

Hışımla bir sigara tüttürür
ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında
pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;
bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-
suda oynaşır durur; o balık
olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,
göz olabilirdin, serin ve asılı,
gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir
pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-
olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali
benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,
bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,
kravatını tak, evlat: mandolin gibi
hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder
bir kelimedir ve bir yaşam tarzı; kapıyı aç,
evlat; uzaklaş oradan.


Charles Bukowski

Bir Mizaç Problemi

ayın 17'sinin gecesi
bütün gece boyunca radyo çaldım
komşular alkış tuttu
ev sahibem ise kapıyı çalıp
şöyle dedi
LÜTFEN
LÜTFEN
LÜTFEN
ARTIK BURADAN TAŞIN,
çarşafları kirletiyorsun
sonra o kan nereden geliyor?
asla çalışmıyorsun
uzanıp radyo ile konuşuyorsun
ve içiyorsun
bir de sakalın var
bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun
ve şu kadınları odana getiriyorsun
saçını da asla taramıyorsun
ayakkabılarını da cilalamıyorsun
gömleklerin de hep buruşuk
niye buradan ayrılmıyorsun?
komşuları mutsuz kılıyorsun
lütfen hepimizi mutlu et
bize bir iyilik yap
ve buradan çek git!

canın cehenneme bebeğim, diye
anahtar deliğinden tısladım; kiram
Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette.
tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından
yapılmış suluboya nü bir resmi
sana gösterebilir miyim?
Onu $ 1000'e sigortaladım.

katı yürekli bir şekilde
holün sonuna doğru yürüdü gitti.
sanattan pek anlamıyor. Onu
çıplak görmek isterdim
belki de özgürlüğe kavuşmak için
resim yapabilirdim. Olmaz mı?


Charles Bukowski

Bir Dahiye Rastladım

bugün trende
bir dahiye rastladım
5-6 yaşlarında,
yanıma oturdu
ve tren kıyı boyunca
ilerlerken
okyanusa geldik
sonra bana bakıp
hiç de güzel değilmiş,
dedi.

bunu ilk defa
o gün
farkettim.


Charles Bukowski

Bazıları Delirmez

bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
allah bilir


Charles Bukowski

Arabalar 'Ne Olurdu Acaba' Diyen İnsanlarla Dolu

At yarışlarından dönerken
yeşiller içinde bir kadın gördüm
her tarafı göt ve meme--karşıdan karşıya
geçen baygın bir ruh
sarhoş ve yeşil bir antilop kadar seksi
kaldırıma gelince ayağı takıldı ve
yere düştü
öylece pisliğin içinde oturdu durdu
arabamda oturup onu
seyrediyordum
sanki hiç birşey olmamış gibi
öylece kayıtsız hissettim kendimi
bu yeşil yaratığa bakıyordum
aniden 20 metrelik bir kamyon geldi
ve tam kadının önünde durdu
adam inip bayanı ayağa kaldırdı.
beyaz çalışma giysileri içindeki
bu genç adamın yüzü kızardı
kızın vücudu nefisti, gerçekten de öyle
ama düşecek kadar da aptaldı,
yaşamı da öyledir garanti
birer kule misali yüksek topuklar üzerinde
yalpalanmaktadır
durup bembeyaz dizlerini ovaladı
aptal, korkak sarışın ve yalnız genç adam
kadınla konuşmayı sürdürdü
ama kadın birden
en yakın barın nerede olduğunu sordu
adam sırıtarak caddenin sonunu gösterdi
artık pes etmişti
kamyonuna bindi
20 metrelik mobilya, battaniye
ve soba dolusu
caddede yoluna devam etti
yeşil antilop bara girmek üzere
karşıya geçti
sallanarak ve titreyerek
titreyerek ve sallanarak
öyle birşey işte
gözlerimiz ona takılmış
izliyorduk
arkamda arabalar birikmişti
iri yarı biri korna çaldı
vitese taktım
marketin önünde
arabayı ikiye katlayacak
büyüklükteki çukurun önünde
biraz yavaşladım
diğerleri de beni takip etti
çukurun önünde yavaşladılar:
18 arabanın içindeki erkekler
aynı şeyi
kaçıp giden adamı düşünmekteydiler
'ne olurdu acaba' --
güneş batmak üzereydi
trafik ağır ilerliyordu
yaşam ne kadar da dayanılmazdı.


Charles Bukowski

Ana

ana

işte
yerdeyim
ağzım açık
ve ana bile diyemiyorum
ve
köpekler geçiyor yanımdan ve durup
taşıma işiyorlar; güneş dışında
her şeyim var
ve takım elbisem
berbat görünüyor
ve dün
sol kolumdan geriye
kalanlar gitmişti
çok azı kalmıştı, her şey müziksiz
bir harp gibiydi.

sigarasıyla yatağa uzanmış
bir sarhoş en azında
5 itfaiye arabasıyla
33 adama
iş çıkarabilir.

hiç
bir
şey
yapamıyorum.

ancak not.- yan mezarda Hector Richmond
sadece Mozart’ı ve tırtıl şekerlemeleri
düşünüyor.
muhabbeti hiç çekilmiyor.


Charles Bukowski