Şiir, Sadece: Dâstân-ı Akıl
Dâstân-ı Akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dâstân-ı Akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2018 Cuma

Risâlet'ün Nushiyye V - Dâstân-ı Akıl

(mefâîlûn mefâîlûn feûlûn)


Gel imdî aydayım birkaç nasîhat
Bu akl-ı cüz’îden sâna iyi baht

Kalır daşra bu şardan Akl-ı Ma’ış
Bakar bû yola Akl-ı Cüz’i bakış

Onunçün dost yüzünden gözün ırmaz
Buçuk sâat bu onsuz hiç dem urmaz

Çü dost onun olupdur her nefeste
Ki dostsuz can kuşu durmaz kafeste

Öğüt alır isen sen bû haberden
Gerek hâriciler sürüle şardan

Ki bin er şehr içinde elbiretti
Haricîler sürütüp el bir etti

Şehir bizim olup düşmen sınıktı
Bize tâpu eden yavlak ınıktı

Eğerçi işlenir bûhtan u zaybet
Ser-encâm oldular bunlar melâmet

Ki gıybet cân ile kadimi değil
Ki gıybet kandasa âdemi değil

Çü gıybet mertebesi küfre girür
Nasibi neyise ol ânı alur

Kişinin hayzıdır ağzından gıybet
Ki gıybet söyleyen bulmaya rahmet

Eğer var ise aklın gıybeti ko
Ki gıybet kayanın haznesi dolu

Padişah haznesinde mennâ’ öküş
Uyhûdan ûyanıp tut sözüme gûş

Kişi k’ol kapuya hâcâta vardı
Neyîse maksudu onu başardı

Çü bugz u gıybet ile gîde tâat
Gerek bû îkiden etmek ferâgat

Gerek fânî cihanda dartınasın
Muhâlif işlerinden hep yunasın

İçeri gizlidir cümle yavuz hû
Gider gösterme kimseye onu yu

Gerek sen zengi vü pâsı yuyâsın
Sanâ lâyık mıdır onu kovâsın

Sakın katran kabına koyma bâlı
Ki nâzik yerdedir dostun visâli

Damarlârına cümle saykal urgıl
Ki her birîne bir kulluk buyurgıl

Niçe hâlden hale gerek düşesin
Geçe çok rüzgâr ondan aşâsın

Kaçan gene bûlasın yer kazmayınca
Ye kalp sâfî mi olur kızmayınca

Eğer genç gerek îse renc iletgil
Öğüt tûtâr isen gel gence gitgil

Berî gel genci sâna buldurâyın
Sana buldurmayanı bildireyin

Bulâyım der isen kayyûm u hayy ol
Hazîneye vara bevvâb tâ bul

Dûr û gevher alâsın haznelerden
Buluna cümle sende kân u ma’den

Kolay tertîb ile kim bûla genci
Çün öyle vâramazsın ko sağıncı

Sağınc ile şeker kim yedi ye bal
Bahâsın vermeyince ermedi el

Yükün kim bağladı raygân şekerden
Haber âlâyıdık olsa bulardan

Şeker değildürür bu sözüm ûcu
Ne yediğim bilir ma’nî bilîci

Olur ma’nî sözü şekkerden ırak
Bulayın der isen sükkeri bırak

O şekker sevme kim Mısır’da biter
Neye lâyık ise er ona yeter

Neyi sever isen gözlersin ânı
Sanâ görünmedi şekker cihânı

Dağ u taş oldu bize külli şekker
Dokuz bin kişi onu her dem öğer

Bu âlem şekkerîne benzemez ol
Sebildir cümleye anda şeker bol

Göreyin der isen ka bû cihânı
Tuta öğüdüm ol kim ola cânı

Sanâ ko dediğim gıybetdür ü kîn
Bu îki düşmeni dost sanma sakın

Bu düşmenlerinin sözünü dinle
Ona göre yürü dirliğin eyle

Kamû doğan günün geceye benzer
Neye benzedeyin ye neye benzer

Gözü yok yer içer dünyâyı görmez
Doğar ay u güneş ol ânı görmez

Anunçün gözleri hicâb içinde
Kalır zulmât ile ol hâb içinde

Kulağı îşiden şeklîni görmez
Ki görmek âdı ona uyuvermez

Onu göstermeyen kin ile gıybet
O sağınçtan sanâ heyhât heyhât

Gözün görmez der isem kakıyâsın
O damardan benî hod dokuyâsın

Nice göz ağrısı senin içinde
Yer içer oturur seninle günde

Bakar ölü gibi gözün nuru yok
Özünü görmeyen ne göre ayruk

Sana âkıl deme seni unuttun
Ne dese kîn ü gıybet onu tuttun

Ne işin var senin senden farîda
Amel eyle amel seninle gîde

Niçe bir görmemek açgıl gözünü
Od içinde kodun sen kend’ özünü

Kişi kim ola ol kendiye düşmen
Kegez değil kim onu koya düşmen

Gözü görmez kişi sevgiden ırak
Kanı dost kandasın sen gözün aç bak

Göremeden gözün n’anlâya gönül
Kabûl etmezse göz neyleye gönül

Kamu sevgi dedin evvel göz alır
Pes ondan sevgiyi gönülde kalır

Gözü görmez kişinin sevgisi yok
Gözü olandurur sevgi ile tok

Koyan kıymet göz olur her neseye
Ki kıymetsiz kim ola baha saya

Gözü yok kişi neye kıymet ede
Soğulmuş kuyudan kim sû ilede

Gönül kaabil göze fâyız de mutlak
Erer piş-keş cana öyle olıcak

Gözü yok kîşinin sevmek nesîdir
Gönül kul olsa gözün fitnesîdir

Sûret gözü değil bû göz dediğim
Bilirim ben neden ne istedîğim

Göz oldur kim müdâm ol cânı göre
Farîdadır kula sultânı göre

Bu baş gözü değil ol can gözüdür
Kimin cânı var ise onu görür

Olar kim olalar can yumuşunda
Kaçan hergiz olâ dünyâ işinde

Ulu dirlik gerek ol emr-i câna
Ne dünyâ âhıret onu duyâna

Canı yok kişinin uykusu kanmaz
Ki canlı parmağın uykuya banmaz

Ömür geçti dahı uyanmağın yok
Kin ü gıybet sûyuna kanmağın yok

Üçyüz altmış damarın uykuladı
Gidip kervan yükün yâbanda kaldı

Dahı yuyulmadı ol kin damârı
Yolunda aybının harcoldu varı

Dîlersen gıybeti ben bildireyin
Şakaavet perdesini kaldırayın

Demek gördüğünü gıybet bu mutlak
Ki perdelilere sâbit değil Hak

Dese görmese bühtân-ı azimdir
Buyuran böyle Kur’ân-ı Kadimdir

Farîda her kişiye kendü sözü
Bakar kendü yoluna kendü gözü

Kaçan kim göz gönülden doğru bâka
İşitmez kulağına hakkı çâka

Çü haktan gayrı sözü yoktur ayruk
Hakı duyan kişiler hak ile tok

Kogıl ayruk sözü sen seni gözle
Senin süçun ile sen seni yüzle

Kimesne sûçıla kimse kınanmaz
Kişî ayruk suçunu sûç sanmaz

Sanâ bîgâne sûçundan hatâ yok
Meyil yok kimseye âtâ anâ yok

Ayrığı söyleyen kendin unutur
Ki zira suçludur âsî kulûdur

Söze yol yokdurur kim söylene boş
Meğer söz hak olâ hem hak olâ gûş

Nice söyler isen sen hakkı söyle
İcâzet yokdurur ayruksı meyle

Nice sözün var ise sâna söyle
Sanâsın haklısın nengle gamınla

Ne hâcettir sanâ kimse haberi
Farîda cümleye kendi bazârı

Özünü gözleyen kimseye bakmaz
Dahı n’iş der isen ol yâna akmaz

Ko ayruklar sözünü sen seni güt
Kınâma kimseyi sen îşit öğüt

Sana kimse suçu bir zerre ermez
Sana ayruk yediği çeşni vermez

Sen ayruk yediğiyle doymayâsın
Onunla cisın ü ömrü yuymayâsın

Niçe âvârelikle sâna böyle
Bir iki gün n’olâ olsan seninle

Dahı bîr gün sana sâtaşmadın sen
Dahı bir gün dağından aşmadın sen

N’olâ bir gün eğer küfrün yenesin
Seni şerh eyleyip senî bilesin

İğen âvâresin dölenmeğin yok
Ki kendü kendüni hiç anmağın yok

Eğer görseyidin kendü zevâlin
Kimesne anmağa kalmazdı hâlin

Eğer görsen yarâğın kılayıdın
Hisâbını senin sen âlayıdın

Saâdet olsa Hak verse basîret
Güreydin ne kılur sâna bu gıybet

Niçe yıl bir kişî gıybete uymuş
Ser-encam âkıbet kendüyü duymuş

Peşîmân oldu vu dil–teng ü gam-kîn
Neler etmiş ona bû gıybet û kîn

Deyüp ahvâlini derdin yenîler
Akıl şahenşehinden çâre diler

Kamû vasfı vu arz-i hâli oldu
Akıl ne dedise göz yumdu kaldı

İşî doğruluğa buyurdu akıl
Yürü imdi bunâ ta’cil yari kıl

Kığırdı doğruluk yârenlerini
Özüyle sapmasız varanlarını

Gör imdi doğruluk bir neler eyler
Yıkar gıybet evin karâ yer eyler

Doğurluk cümlesinden yüksek üzer
Doğurluk besleyenler arşta gezer

Mahal mi arş yâ ferş doğrulâra
Verir kendûliğini şeh bulâra

Aşıkdır doğruluğa doğru canlar
Doğurluğu bulur dostu sevenler

Sadıkdur doğrulukta iyü kîşi
Doğurluk eyû ider yâvuz işi

Öğüdü cümle doğruluktan olur
Doğurluk dirliği ebedi kalur

Fidî cânım sanâ ey doğru vâran
Müşâhede bulur onu başaran

Ezel ebed ne olâ doğrulara
Zahir bâtın hicâb olmaz bulâra

İki âlem bir oddur bir nazarda
Ki birdir doğruya imrûz u ferdâ

Ki doğru hâlinî yarına koymaz
Bugün yarın demek ol hâle uymaz

Neyîse zâhirin bâtının oldur
Neyîse endişen ol yana yoldur

Kamuya doğru dersin doğruyısan
Bulunmaz doğruluk sen eğriyîsen

Yolâ gitme sen eğri ey yegâne
Senin dirliğine sensin behâne

Kamûlar göz gibîdir sen bakıcı
Senin gözündürür seni çakıcı

Neye kim bâkar isen yol yüzündür
Kime ne sanur isen kend’ özündür

Eğer bin yol kaçâsın senden ûtmez
Amelindir bile kancasına gitmez

Doğurluk hil’atin ol vakt giyesin
Has u âm harcıya doğru diyesin

Doğurluk göstere göz bâkışına
Ki senden cümle yâvuz iş taşına

Çerâğı yakıcak karanu kaçar
Özü göyner bize nur bâbın âçar

Söze târih yedi yüz yediyîdi
Yunus canı bu yolda fidiyîdi

Çırak yandı delil doğru bulundu
Ev aydın oldu ve ağrı yolundu

Çırak dedüğüm îman nûr-ı mutlak
İmanlıya didârın gösterir Hak

Ol ağrı dediğim Şeytan’dır azar
Ki dem-be-dem içinde fitne düzer

Makaamını yıkarsan tâat île
Murâdına eresin devlet île

İy gaafil bilmedin ömrün geçesin
Ezel eli kamu aybın açasın

Azın-azın bu ömrün geçesîdir
Sorarsın sen bu âyın nîcesîdir

(Temmet’ir – Risâlet’in – Nushıyye bi avn’illâh’il – Melik’is – Samadiyya Hâmiden ve Musalliyanli’llâh)


Yunus Emre
Yunus Emre Hayatı ve Bütün Eserleri
Abdülbaki Gölpınarlı