Şiir, Sadece

26 Nisan 2012 Perşembe

Ey Padişah! Ey Padişah!

Ey padişah! Ey padişah!
Çün ben beni verdim sana,
Genç ü hazinem kamusu
Sensin benim önden sona.

Evvel dahi bu akl u can
Seninleydi asl iken;
Ahır gerü sensin mekan
Uş varırım senden yana

Senden sana varır yolum,
Sana seni söyler dilim,
İlla sana ermez elim,
Bu hikmette kaldım tana

Bu hikmeti kim ne bile,
Bilse dahi gelmez dile;
Bu ah ile bu zar ile
Gözüm yaşı nice dine!

Dursam seninle dururam,
Baksam seninle görürem
Her kancaru kim yürürem,
Gönlüm yönü senden yana.

Sensin bana can u cihan,
Sensin bana genc-i nihan,
Sendendürür assı, ziyan;
Ne iş gelir benden yana.

Söz söyleten dilimde sen,
Hükmeyliyen içimde sen,
Alıveren elimde sen
Cümle işim önden sona.

Şöyle yakın olmuş iken,
Görmez seni bu can u ten
Kim geçiser bu perdeden,
Kim mani olur hükmüne?

Aşık sana tuttu yüzün
Unuttu cümle kendözün
Cümle sana söyler sözün
Söz söyleten sensin yine.


Aşık Paşa

Söyler İsem Bu Derdi Ben

Söyler isem bu derdi ben
Sırrım cihana faş olur
Sakin olup oturursam
Sağmaz yüreğim baş olur

Seyrim daim senden sana
Seyranlarım senden yana
Sultandürür aşkın bana
Süvar ü hem yoldaş olur

Sen tınma Aşık ol erür
Sayruyu sağı ol görür
Serkeşleri yoldan sürür
Sakinlere ferraş olur


Aşık Paşa

Dilim Bülbül Oldu Öter

Dilim bülbül oldu öter
Ahım cana kılur eser
Türlü türlü yemiş biter
Mamur oldu bostanımız

Geçenler n'etti n'eyledi
Her birisi bir ad koydu
Leyla ile Mecnun gibi
Söyleniser destanımız

Aşk ile başım hoşdürür
Kande varsam yoldaşdürür
Yıl on iki ay sarhoşdürür
Aşktan içmiştir canımız

Muti olduk aşk haline
Bakmadık dünya malına
Girdiler erenler yoluna
Tamam oldu imanımız

Ne kaşadır ne gözedir
Meylimiz güzel yüzedir
Daima solmaz tazedir
Bu bizim gülistanımız

Kim buldu derman ecele
Görsek geri kim ki gele
Dahi gideriz ol yola
Menzildedir kervanımız

Aşık Paşa'm nice nice
Devlet anın ol göz aça
Bizden dahi gelüp geçe
Bu yalancı devranımız




Aşık Paşa

Benden Mi Bana Bu Elem

Benden mi bana bu elem
Aşktan mı yoksa derd ü gam
Bunca bela cevr ü sitem
Bilsem nedendir bilmezem

Canan olursa ger nihan
Kalmaya canda zerre can
Buluban bu sözü ıyan
Bilsem nedendir bilmezem.

Aşkın yürekte yarası
Pes olmuşam avaresi
Ya Rab bu derdin çaresi
Bilsem nedendir bilmezem.

Daim dilefkar olduğum
Şurıde zar olduğum
Talib-i Didar olduğum
Bilsem nedendir bilmezem.

Aşık'ta bu hayret nedir
Ma'şuktaki şevket nedir
Derviş buna hikmet nedir
Bilsem nedendir bilmezem.




Aşık Paşa

Her Kim Bana Ağyar İse

Her kim bana ağyar ise
Hak Tanrı yar olsun ona
Her kancaru varır ise
Bağ u bahar olsun ona.

Bana ağu sunan kişi
Şehd ü şeker olsun işi
Kolay gele müşkül işi
Eli erer olsun ona.

Acı dirliğim isteyen
Tatlı dirilsin dünyada
Kim ölümüm ister ise
Bin yıl ömür olsun ona.

Her kim diler ben har olam
Düşman elinde zar olam
Dostları şad u düşmanı
Dost maşuk yar olsun ona.

Ardımca taşlar atanı
Hak tahta ağdırsın onu
Önüme kuyu kazanı
Güller nisar olsun ona.

Her kim diler ise benim
Ol dostumdan ayrıldığım
Gözlerinden hicap gitsin
Dizar ıyan olsun ona.

Bu Muhlis oğlu Paşa'nın
Güldüğün istemiyenin
Ağladığım istiyenin
Gözüm pınar olsun ona.


Aşık Paşa

25 Nisan 2012 Çarşamba

Deniz

Ben deniz kenarındaki odamda,
Pencereye hiç bakmadan,
Dışarda geçen kayıkların
Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
Aynasını odamın tavanında
Dolaştırıp beni kızdırmaktan
Hoşlanır.

Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yaşayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz.


Orhan Veli
(Eylül 1937/Varlık,15.9.1937)

Ağaç

Ağaca bir taş attım
Düşmedi taşım
Düşmedi taşım
Taşımı ağaç yedi
Taşımı isterim
Taşımı isterim


Orhan Veli
(Ağustos 1937/Varlık, 15.9.1937)

Sicilyalı Balıkçı

Yüz sene sonra bugünkü dünyadan
Bir tek insan kalmadığı gün,
Sicilya sahillerinde yaşayan balıkçı
Bir yaz sabahı ağlarını atarken denize
O zamankinden daha geniş gökyüzüne bakıp
Benden bir mısra mırıldanacak
Şarkı halinde;
Bu dünyadan, Mehmet Ali isminde bir şairin
Gelip geçtiğini bilmeksizin.
Bu güzel düşüncenin
Olmayacağından eminim
Fakat nedense bu iş
Benim pek tuhafıma gidiyor.


Orhan Veli
(Ağustos 1937/Gençlik, 15.5.1938)

Yaşıyor Musun?

Takmaya çalışırken kuyruğunu
Birlikte yaptığımız şeytan uçurtmasının
Görürdüm çırpınırdı ufacık kalbin.
Hatırımdan bile geçmezdi
Sana duyduklarımı söylemek.
Acaba hâlâ yaşıyor musun?


Orhan Veli
(Ağustos1037/Varllk, 1.5.1952)

24 Nisan 2012 Salı

Hoy Lu-Lu

İsterim benim de acaip isimleri
Hiç duyulmamış zenci arkadaşlarım olsun.
Onlarla Madagaskar limanlarından
Çin'e kadar yolculuk yapmak isterim.
İsterim içlerinden bir tanesi
Vapurun güvertesinde, yıldızlara karşı
«Hoy Lu-Lu» şarkısını söylesin her gece.

Ve bir gün ansızın bir tanesine
Rastgelmek isterim
Paris'te..,


Orhan Veli
(Ağustos 1937/Varlık,15.0.1937)

Yolculuk

Yolculuk niyetinde değilim
Fakat böyle bir iş yapmaya kalksam
Doğru İstanbul'a gelirim.
Beni Bebek tramvayında görünce
Ne yaparsın acep?

Maamafih söylediğim gibi
Yolculuk niyetinde değilim!..


Orhan Veli
(Ağustos 1037/Varlık, 15.0.1037)





  

Yokuş

Öteki dünyada, akşam vakitleri,
Fabrikamızın paydos saatinde
Bizi evlerimize götürecek olan yol
Böyle yokuş değilse eğer
Ölüm hiç de fena bir şey değil.


Orhan Veli
(Ağustos 1937/Varlık,15.9.1937)

Şarkı II

Dem bezm-i visalinde heba olmak içindir
Canım senin uğrunda feda olmak içindir
Nabzım helecanımda seda olmak içindir
Canım senin uğrunda feda olmak içindir

Bardak boşanır bencileyin dolmayı bilmez
Benzim gibi yaprak sararıp solmayı bilmez
Hiçbir şey canımca feda olmayı bilmez.
Canım senin uğrunda feda olmak içindir.


Orhan Veli
(Papirüs,Ocak 1067)
 
1. Şarkı I, Refik Fersan bestelemiştir.
2. Şarkı II, Suphi Ziya bestelemiştir.

Şarkı I

Felah bulmadı bir türlü derd ü mihnetten
Ne türlü ateşe yanmış gönül muhabbetten
Müreccah olmadı divanelik bu haletten
Ne türlü ateşe yanmış gönül muhabbetten


Orhan Veli

Rubai

Ömrün o büyük sırrını gör bir bak da
Bir tek kökü kalmış ağacın toprakta
Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi
Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta.


Orhan Veli
(Aile. 1951, Sayı 17)

Canan I

Canan ki Degütasyon'a gelmez
Balıkpazarı’na hiç gelmez.


Orhan Veli
(Yeni Dergi, 1.2.1951) 

1. Bu şiirin, Orhan Veli'nin arkadaşı Nahit Hanım'a göre, şu biçimde olanı da vardır:
«Canan ki gündüzleri gelmez
«Gece yansından sonra hiç gelmez»










19 Nisan 2012 Perşembe

Efsane

Bir zamanlardı bu gamhânede bir dem vardı
Gece sahilde sular fecre kadar çağlardı

O çağıltıyla beraber döğünürken def ü cenk
Bir güneş dalgalar üstünde doğar rengârenk

Mavi bir gökyüzü titrerdi güzel bir histe
Rindler muğbeçeler mest bütün mecliste

Ve o haletle bütün kahkahalar nağmeleşir
Dilde Yahya Kemal'in şarkısı şehnâmeleşir

O gürültüyle sular çalkalanır çağlardı
Bir zamanlardı bu gamhânede bir dem vardı

Lâkin artık o hayal âlemi bir efsâne
Ses sada yok bu değil sanki o devlethane


Orhan Veli
(Nokta.15.2.1951)









17 Nisan 2012 Salı

Толстой

Я только что прочел новую драму Л.
Толстого и не могу прийти в себя от
ужаса... Неужели наш народ таков, каким
изображает его Л. Толстой?.. Стоит
подумать еще и о том, как отзовется
такое публичное представление русского
сельского быта у иностранцев и за
границей, где вся печать, дышащая
злобою против России, хватается жадно
за всякое у нас явление и раздувает
иногда ничтожные или вымышленные
факты в целую картину русского
безобразия. Вот, скажут, как сами
русские изображают быт своего народа!
К. Победоносцев -- Александру III
18 февраля 1887 года

Юными надменными глазами
глядя на билет, как на пустой,
держит по истории экзамен
граф Лев Николаевич Толстой.

Знаменит он -- едок и задирист --
только тем, что граф и вертопрах,
тем, что у него орловский выезд,
тем, что у него шинель в бобрах.

Граф молчит, угрюмый, диковатый,
как волчонок, худ, большеголов,
ну а перед ним дундуковатый
враг его -- профессор Иванов.

Зависть к титулованным запрятав,
он от желчи собственной прокис.
Мерзок дундукизм аристократов,
но страшней плебейский дундукизм.

А от графа запахом дворянским
хлещет раздражающе, остро:
чуть одеколоном, чуть шампанским,
лошадьми, пожалуй, даже "trop".

Иванов бы сам хотел так пахнуть
и, за это тайно разъярен,
"Нуте-с, что же вам подскажет память?" --
графа сладко спрашивает он.

На лице плебействует сиянье --
ни полслова граф не произнес.
"Изложить великие деянья
Николая Первого" -- вопрос.

Скучно повторять за трепачами.
Скучно говорить наоборот.
Пожимает граф Толстой плечами
и другой билет себе берет.

Но билеты -- словно осмеянье.
Как их можно принимать всерьез?
"Изложить великие деянья
Анны Иоанновны" -- вопрос.

Кто вы, составители билетов,
если, пряча столькое в тени,
о деяньях просите ответов,
а о злодеяниях -- ни-ни?

Припомадят время и припудрят
и несут велеречивый вздор.
Кто сейчас историк -- Пимен мудрый
или же придворный куафер?

Как Катюшу Маслову, Россию,
разведя красивое вранье,
лживые историки растлили --
господа Нехлюдовы ее.

Но не отвернула лик фортуна, -
мы под сенью Пушкина росли.
Слава богу, есть литература --
лучшая история Руси.

Шмыгает профессор мокроносо.
"Нуте-с, не пора ли, граф, начать?"
Граф Толстой выходит. На вопросы
граф Толстой не хочет отвечать.

И профессор нуль ему как выдаст!
Долго ждал счастливой той поры:
на тебе за твой орловский выезд,
на тебе за все твои бобры.

Нуль Толстому! Выискался гений!
Нуль Толстому! Жирный! Вуаля!
Тем, кто выше всяких измерений,
нуль поставить -- праздник для нуля.

А Толстой по улицам гуляет,
отпустив орловский выезд свой,
а Толстой штиблетами гоняет
тополиный пух на мостовой.

Будут еще слава и доносы,
будут и от церкви отлучать.
Но настанет время -- на вопросы
граф Толстой захочет отвечать!

А пьянчужка в драной бабьей кофте
вслед ему грозится кулаком:
"Мы еще тебя, графьеныш, к ногтю".
Эх, дурила, знал бы ты -- о ком...

Лучшие из русского дворянства --
фрак ни на одном не мешковат! --
лишь играли в пьянство-дуэлянство,
тонко соблюдая машкерад.

Были те повесы и кутилы
мудрецы в тиши библиотек.
Были в двадцать лет не инфантильны --
это вам не следующий век!

Мужиком никто не притворялся,
и, целуя бледный луч клинка,
лучшие из русского дворянства,
шли на эшафот за мужика.

До сих пор над русскими полями
в заржавелый колокол небес
ветер бьет нетленными телами
дерзостных повешенных повес.

Вы не дорожили головою,
и за доблесть вечный вам почет.
Это вашей кровью голубою
наша Волга-матушка течет!

И за ваше гордое буянство --
вам, любившим тройки и цыган,
лучшие из русского дворянства, -
слава от рабочих и крестьян!

Евгений Евтушенко

Seyahat

(Renâ Bizet'den mülhem)


Her yanı yolculuk dolu gökyüzünde
Altından kuşlarımın çırpınışı var.
Dönüyorlar bir manzaranın üstünde;
Soluk, gül rengi bir günle dönüyorlar.

Hangi liman veya adaya bu gidiş
En canlı çırpınışlar kanatlarında?
Denizde ne bir yelken, ne bir ürperiş;
Bütün zenci kurallar ölü bu anda.

Gidecekler beyaz köpükten izinde
Uzak, ağır ve çok uzak bir vapurun,
Birden belirecek hepsinin gözünde
Manzarası, Yafa'nın ve Singapur'un.

Sonra, sabahlann en muhayyelini
Geri getirecekler bu uçuşlarında
Ve anlatacaklar hikâyelerini
Hâzzın en büyüğünü duyan ruhuma.


Orhan Veli
(1937/Papirüs, Haziran1967)









Mahallemdeki Akşamlar İçin

Kımıldanır mahallemin daralan ruhu
Basma perdelerimde gün batarken.
Atıp saatler süren uykusunu
Odama uzanır akasyam pencereden.

Kırmızı, uzak damlarda bir serinleme,
Uyanır gündüz uykusundan evler,
Kapılarda işleri ellerinde
Kadınlar giyinip kocalarını bekler.

İyi insanların ruhudur yakınlaşır,
Takunya sesleri gelir evlerden,
Yalnız bu dem rahat bir dünya taşır,
Bin mihnet dolu kafasında yorgun beden.

Her şeyin geliş saatidir akşam
Mahallede ömürler akşamüstü başlar.
Hepsi burda buluşmaya gelir, akşam;
Başka dünyalardan, ayaklar, başlar...


Orhan Veli
(1937/Varlık, 1.121951)





Haber

Sardı o her akşamki sessizlik, yokuşları,
Bin bir hülyaya açık penceremin camında,
Sükûtu örüp bu sonbahar akşamında
Bir âlem doğdu yine gideri günün ardından.

Sardı o her akşamki sessizlik, yokuşları,
Bir âlem doğdu yine giden günle beraber,
Geldi medar ellerinden beklediğim haber,
«Başladı cıvıltıya canevimin kuşları.»

Gördüm giden günün ardından sulara dalan
Gözlerin yeni bir dünyaya açıldığını.
Bir üstüva âlemine yaklaşıldığını,
Bu akşam kuşların ufuktan koptuğu an.

Kuruldu bir âlem her günkü dünyamızdan uzak,
Kaybolduğum düşünceye ve kendime yakın.
Kuşlar, dizi dizi kuşlar...Kuşlar, akın akın...
Rüyam benden bu akşam ve ben rüyamdan uzak.


Orhan Veli
(1937/Varlık, 1.9.1937)









İhtiyarlık


(Franz Hellens'den mülhem)


Benim, bardağın, sürahinin
Önümüzdesin rengin uçmuş.
Bu eski, sevdiğim bir duruş;
Elin içinde benimkinin.

İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, tatmamışız ayrılık.
Madem ne bardağımız kırık
Madem ne de sürahimiz boş.

Bir gün ikimizden birimiz
İçmek.veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.


Orhan Veli
(1937/Varlık, 15.2.1937)





Ölümden Sonra Neşelenmek İçin Lied

Ben sonsuz bir deniz düşünürüm.
Bulutlar başımın üzerinden
Bir Olymp ilâhı sükûniyle

Geçip giderken
Ve kır melekleri şarkılarını söyleyip
Raksederken ekin tarlalarında,

Göze görünmeden.
Fakat neden mavi gökyüzlerine
Genişlerken ağustos böceklerinin sesi,
Kuşlar yine onun türküsünü söyler?


Orhan Veli
(Mayıs 1937/Varlık,15.8.1937)









16 Nisan 2012 Pazartesi

Helene İçin

(Nezihe Adil Arda'ya)


Ötesi yok şehre ulaşınca kaderin yolu
Pişman bir el kapayacak kapısını ömrünün;
Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
Güzelliğin yalnız mısralarımda kaldığı gün.

Odanı, dolduracak son mevsimin, son baharın...
İsmini dinleyeceksin serin esen rüzgârda,
Duyacaksın ateş feryadını hâtıraların
Akşam vakti söylenen âşıkane şarkılarda.

Ve bilhassa parmaklığına dayandığın zaman
Ufku uzak şehirlere açılan balkonunun,
Günahların geçecek hafızanın arkasından.
Günahların... Sonu gelmez kafilelerden uzun...

Öterken ağaçlarda kuşlar tahayyül içinde,
Bakışlarında sükûnun zehri, dinleyeceksin,
Türlü acılar şekillenecek yine içinde
«Ah! Şairim bu akşam da geçmedi» diyeceksin.

Ve ulaşacak bu son şehre kaderin yolu,
Kapayacak pişman bir el kapısını ömrünün;
Hatırlayacaksın beni gözlerin yaşla dolu,
Güzelliğin yalnız şarkılarımda kaldığı gün.


Orhan Veli
(Nisan 1937/Varlık. 1.8.1937)



Güneş

Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda o dağılmayan sükûn,
Ölmedim lâkin, yaşamaktayım
Dinle bak, vurmada nabzı ruhun.

Yarasalar duyurmada bana
Kanatlarının ihtizazını.
Şimdi hep korkular benden yana
Bekliyor sular, açmış ağzını.

Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda o dağılmayan sükûn.
Ölmedim lâkin, yaşamaktayım
Dinle bak, vurmada nabzı ruhun.

Siyah ufukların arkasında
Seslerle çiçeklenmede bahar
Ve muhayyilemin havasında
En güzel zamanın renkleri var.

Ölmedim hâlâ... yaşamaktayım.
Dinle bak: vurmada nabzı ruhun!
Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda o dağılmayan sükûn.

Ruhum ölüm rüzgârlarına eş,
Işık yok gecemde, gündüzümde.
Gözlerim görmüyor... lâkin güneş
O her zaman, her zaman yüzümde.


Orhan Veli
(Mart 1937/Varlık, 1.4.1937)

Uzun Bir Istırabın Sonunda Ve Bir Saadet Anında Gelecek Ölümün Türküsü

Bir sahile varacak günlerimiz..
Günler ki namütenahi ıstırap.
Kalmayacak bugünkü hasta, harap
Yüzlerde bahtın karanlığından bir iz.

Şekillenecek ruhu çeken kutup:
Sevmek kadar tatlı, yaşamak kadar
Kısa bir ânın ötesinde bahar.
İşte o dem ki bir ömrü unutup

Açacağıznurdan kapılarını
Bugün vadedilen cennetimizin.
En güzel, en son memleketimizin
Bulacağız ışıktan pınarını.

Gün vuracak baktığımız her yüze
Ve kızlar, kucaklarında çiçekler,
Ebedi baharı getirecekler
Bu yeniden başlayan ömrümüze.


Orhan Veli
(Mart 1937/Varhk, 15.3.1937)