Şiir, Sadece

20 Haziran 2012 Çarşamba

Takılar

Çıplaktı sevgili ve bildiğinden gönlümü okşadığını
Yalnız çın çın öten takılarını bırakmıştı üstünde,
Zafer kazanmış havası veriyordu pahalı takıları
Mores kölelerinin taktıkları mutlu günlerinde.

Bu parıltılı metal ve taş dünyasının o dansettiğinde
Çıkardıkları canlı mı canlı ve alaycı gürültüsü,
Kendimden geçiriyor beni, seviyorum delicesine
Sesi ışığa karıştıran nesnelerin görüntüsünü.

Uzanmıştı, okşayıp sevmeye bırakmış kendini,
Keyifle gülümsüyordu divanın üstünden
Derin aşkıma, tatlı aşkıma deniz gibi,
Yalıyarına yükselircesine ona doğru yükselen.

Eğitilmiş kaplan gibi bana dikmişti gözlerini,
Belirsiz ve düşçü bir havayla çalımlar atıyordu
Ve şehvetperestlikle birleşen iç temizliği,
Değişimlerine yeni bir çekicilik katıyordu;

Kolu ve bacağı, baldırı ve kalçaları kaygan
Yağ gibi, kuğununkiler gibiydi kıvrıntıları,
Geçiyordu ışıltılı ve erinçli gözlerimin önünden
Göbeği ve göğüsleri, üzüm bağımın o salkımları;

İlerliyorlardı, kötülük meleklerinden daha tatlı,
Ruhumun için e girdiği dinginliği bozmak için,
Sessiz ve yalnız, üstünde oturduğu
Billur kayasını rahatsız etmek için.

Yeni bir resimde birleştiğini görüyordum sanki
Antilop’un kalçalarıyla büstünü bir tüysüzün
Kalçaları yüksekte kalmış, alçakta beli.
Harikaydı bu yaban ve esmer tene sürülen düzgün!

Yalnız bir yuva gibi, ölmeye boyun eğen
Lamba odayı aydınlatıyordu,
Her seferinde parıldayan bir iç geçirirken
Amber renkli bu teni kan basıyordu!


Charles Baudelaire

Şeytan'a Dualar

Ey bütün Meleklerin en bilge, güzeli, sen,
Yazgısı dönük tanrı, yoksun tüm övgülerden,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Ey sürgünler prensi, haksızlığa uğrayan,
Yenildiğinde bile, güçlü, doğrulup kalkan,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Her şeyi bilirsin sen ve tüm yeraltılarının
Kralı, sıkıntıyı dindiren otacısın,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Bütün cüzamlılara, lanetli paryalara
Şifayı öğretirsin sen, cennetin aşkıyla,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Ölüm adlı o eski ve güçlü sevgilinden
Umudu, çılgın kızı sen doğurtacaksın, sen!

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

İdamlık, ölümünü görmeye gelenlere
Sakin, tepeden bakar senden aldığı güçle,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Toprağın altındaki o değerli taşları
sen bilirsin, nereye sakladı kıskanç tanrı,

sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

kefenlenip uyuyan madenler nerededir,
derinlikleri gören keskin gözlerin bilir,

sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

atların çiğnediği sabahçı bir ayyaşın
yaşlı kemiklerini korur, yumuşatırsın,

sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

sen öğrettin dindirmek için sızılarımı
kükürt, güherçileyi karıp melhem yapmayı,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

Kurnaz ortak, damganı ustalıkla sen vurdun
alnına o acımasız ve alçak karun'un.

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

kızların gözlerine, kalbine sokmadın mı
yıkımdan zevk almayı, paçavralar aşkını,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

sürüngenlerin değneği, mucitlerin lambası
asılıp ölenlerin, suçluların papazı,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!

baba tanrının, kızıp yeryüzü cennetinden
kovduğu insanların o üvey babası, sen,

Sen, ey şeytan bu uzun sefaletime acı!


Charles Baudelaire

Saçlar

Ey dalga dalga omza kadar uzanan yele!
Ey bukleler! İhmalle yüklü güzel kokular!
Bu akşam loş odamı bu saçlarda uyuyan
Hatıralarla -Ne haz! Ne gaşy!-doldurmak için
Onları havada bir mendil gibi sallasam!

Gevşeklik veren Asya ve yakıcı Afrika,
Bütün bir uzak alem, kayıp, nerdeyse ölmüş,
Ey kokular ormanı, yaşar derinliğinde!
Müzik üstünde başka ruhlar yüzdüğü gibi
Benim ruhum da yüzer senin kokun üstünde.

Gideceğim öz dolu ağacın ve insanın
İklim sıcaklığıyla baygın yattığı yere;
Beni alıp götüren dalga olun, ey saçlar!
Ey abanoz denizi,sende göz kamaştıran
Bir yelken, kürek, alev ve direk rüyası var:

Ses dolu bir liman ki orda durmadan içer
Ruhum bol bol kokuyu, güneşi ve renkleri;
Yaldız, hare içinde kayıp giden gemiler
Ebedi sıcaklıkla pırıldayan bir göğü
Kucaklamaya geniş kollarını açarlar.

Sarhoşluğun aşıkı başımı daldırayım
Bu siyah ummana ki öbür ummandan derin;
Ve benim sallatıyla okşanan ince ruhum
Yeniden bulsun sizi, ey verimli tembellik,
Sonsuz sallanışları gül kokan işsizliğin!

Sümbül saçlar, gerilmiş karanlıklar bayrağı,
Bana veriyorsunuz çepçevre mavi göğü;
Boğumlu örgünüzün tüylü kıyılarında
Sıcakça mest olurum birbirine karışık
Hindistan cevizi, mis, katran kokulariyle

Uzun zaman! boyuna! elim senin o ağır
Yelene, yakut, inci, safir ekecek;
Ta ki arzuma asla duygusuz kalmayasın
Sen, rüyaya daldığım bir vaha, hatıranın
Şarabını içtiğim bir testi değil misin?


Charles Baudelaire

Nice Kapanış

Uslansana, acım benim, dinlenip dursana artık.
Akşam gelse derdin hep; geldi bile Akşam; bak, işte:
Bütün kenti kapkara örtüsüyle sarar karanlık,
Kimine kaygı salmış, kimineyse mut getirmiş de.

Ölümlü kalabalık, dışardaki pis kalabalık
Hazzın, yavuz celladın kırbacına boyun eğmiş de
Devşirmeye koyulmuş rezil bir şölende pişmanlık,
Acım benim, elini elime ver; şöyle gel işte,

Onlardan öteye. Geçmiş yılların, bir gör yakından,
Sarktığını eski giysilerle gök balkonlarından;
Hüznün gülümseyerek sudan yükseldiği yer yer;

Güneşin bir kemerde durduğunu, can vereceği,
Ve, Doğu'ya sürüklenen bir uzun kefene benzer,
Gece'yi dinle, canım, ilerleyen güzel Gece'yi.


Charles Baudelaire

Hüzünlü Madrigal II

Kökünden kopmuş o eski aşklarla
Dopdolu yüreğin yine bir fırın
Gibi alev saçar, bilirim, harla,
Ve senin göğsünün altında hala
Az çok övüncü var kargışlıların;

Yine de, sevgilim, gördüğün her düş
Daha Cehennem'i yansıtmadıkça,
Ve aklı demire, baruta düşmüş,
Yalnız kılıçlar, zehirler üşüşmüş
Bitmez bir kabus içinde açıkça,

Her yerde felaket görüp yeniden,
Süzerek herkesi korku içinde,
Saat çaldı mı sıçrayıp yeniden,
Sarıp sıktığını duymadıkça sen
Önüne geçilmez İğrenti'nin de,

Diyemezsin ki, tutsak kraliçe,
Beni korkuyla sevebilen ancak,
Ağır dehşetiyle sürerken gece
Çığlıklar içinde ruhun, delice,
Bana: 'Ey kralım, sana dengim, bak! '


Charles Baudelaire

Hüzünlü Madrigal

Bana ne sendeki dirlik düzenlik?
Hem güzel ol, hem de acı duy! Ekler
Gözyaşı yüzüne başka güzellik,
Yeşillikte bir su gibi üstelik;
Borayla canlanır çünkü çiçekler.

Seni ben anlından sevinç büsbütün
Dağılıp gidince daha severim;
Yüreğin yılgıdan daraldığı gün;
Korkunç bulutuyla baştan başa dün
Toplanıp yığılsın üstüne derim.

İri gözlerinden kan gibi ılık,
Bir su boşanırken severim seni;
Okşayıp seven elime karşılık,
Can çekişme gibi sararken sık sık
Duyduğun iç sıkıntısı gövdeni.

Çekerim içime, ey tanrısal haz!
Bütün hıçkırıklarını göğsünün,
Ey derin ezgi, tadına doyulmaz!
Sanırım ışıldar yüreğin, biraz
Gözlerinden hele inciler düşsün!


Charles Baudelaire

19 Haziran 2012 Salı

Hiçliğin Tadı

Ey hüzünlü ruhum.
İhtiyar budala.
Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
İşe yaramaz beygir
Uzan olduğun yere dayanmasını bil.
Sönmeyen yanı var mı dünyanın...

Ruhum, acılarını örtün.
Ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
Yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
Artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
Elveda kavalın türküsü
Flütün iççekici elveda
Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
Ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..

Ruhum sevgili baharının bitti.
O çılgın kokuların tükendiği zamandır..
Ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
Issız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
Geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
Gerek yok sığınmaya
Ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
Ruhum dünyanın çığlarını çağır.
Seni sarıp döne döne götürecektir zaman.


Charles Baudelaire

Dev Kadın

Doğa'nın o güçlü ve yaratıcı özünden
Her gün azman çocuklar boy gösteren çağında,
Dev bir kadın yayında yaşamak isterdim ben,
Kösnük bir kedi gibi bir sultan ayağında.
İsterdim o canla tenin açtığını görmek,
Geliştiğini ürkünç oyunlarla başıboş;

Gözlerinde yüzen ıslak sislerde o yürek
Bilmek isterdim içten bir alev saklar mı, loş;
Görkemli bedeninde dolaşmak döne döne,
dev gibi dizlerinin tırmanmak eğilimine,
Ve dokunan güneşler yazır, sıcak mı sıcak,
Serdiği zaman onu kırlara yorgun argın,
atıp göğüslerinin gölgesinde uyumak
Erinçli bir köy gibi eteğinde bir dağın.

Tek isteğim şimdi, bir gece
ulaştık mı zevk saatına,
Vücudunun saltanatına
Doğru tırmanmak sinsice,
Bir yara açıp geniş, derin
O şaşırakalmış böğrüne,
Acı vermek için göğsüne,
Şen tenini incitmek için,
Ve, ne estiren tat, değil mi,
Yavrum! o en güzel, en parlak
Yeni dudaklardan akıtmak,
Aşılamak sana zehrimi!


Charles Baudelaire

Can Sıkıntısı

Sanki bin yaşındayım, o kadar hatıram var.
Gözleri bilançolar, manzumeler, ilamlar,
Romanslar, sevgi talan mektuplar, makbuzlara
Sarılı gür saçlara dolu bir büyük masa,
Saklamaz daha çok sır üzüntülü kafamdan,
Bu bir ehram, bir mahzen, öylesine kocaman,
Fakirler çukurundan daha çok ölüleri,
-Ben ayın tiksindiği bir mezarlığım şimdi;-
Orda azaplar gibi sürünür uzun kurtlar,
En can alıcı ölülerime boyuna saldırırlar
Solmuş güllerle dolu eski bir odayım ben,
İçindeki eşyanın yıllar geçmiş üstünden,
Orda üzgün pasteller, uçuk renkli Boucher'ler,
Dağılan bir kokuyu içlerine çekerler

Bıkkınlığın yemişi, dinmez can sıkıntısı,
Ölümsüzlüğün sonsuz ölçüsünü aldı mı?
Karlı yılların ağır yumakları altında,
Topal günleri geçmez hiçbir şey uzunlukta.
-Artık ey canlı madde! belirsiz bir dehşetin
Sardığı bir kayadan başka bir şey değilsin.
Bir sisli kum çölünün dibinde uyuklarsın,
Bir sfenks ki meçhulu aldırışsız dünyanın;
Har'tada unutulmuş ama hırçın sesiyle
Yalnız şarkılar söyler, batıp giden güneşe.


Charles Baudelaire

Albatros

Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
Ürkütücü sularda gemileri izleyen
Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
Güvertelerin üstüne kondukları zaman
Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
Yorgun kürekler gibi, sular üstünde kayan.

Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin !
Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece
Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.


Charles Baudelaire

Yüze Göze Bulaştırılmış Bir Üşengeçlikten Notasyonlar

bir kadın geçiyor yanımdan ona bakıyorum
ve biliyorum ki varlığından
düşünce
ve kurtlar silinmiş
anlamıyor başarılı erkeklerin
ne kadar hayvan olabileceğini
bilmiyor formül tembelliğine
yakalandığını

pis bir ikindi vakti pis bir mutfakta oturmuş
onu seyrediyorum
portakal ve Cadillac'ları düşleyerek
yürüyor

beynimde bir palmiye ağacına atıyorum
kadını
madden tecavüz edip
manen tükürüyorum
gözüne

gerçekte küçük bir çocuğun
umumi bir helaya yazdığı birkaç sözcükten
başka birşey olmadığını görüyorum

bu sayısız ve şok edici
kavrayışlar
bu pislik
hayat

teni beyaz ve sarkmış
mor bir külot var
kıçında

işte bundan çıkıyor
savaşlar
büyük tablolar
intiharlar
harpler
kayabilim
ve münzeviler.


Charles Bukowski

Yedekler

tuhaf ve cesur insanlara dair yazarken
ölümüne içen Jack London.
karanlık ve şiirsel
eserlerini yazarken kendini içki ile
bitiren Eugene
O'Neill.

çağdaş yazarlarımız
üniversitelerde ders veriyor şimdi
takım elbise,kravat,
erkek öğrenciler pür dikkat,
kız öğrencilerin buğulu
bakışları öğretmenin üstünde,
çimler öyle yeşil, kitaplar
öyle sıkıcı ve
hayat susuzluktan öyle
ölmekte
ki.


Charles Bukowski

Ye

ölümü konuşmak
paradan konuşmak
gibi-
ne fiyatını biliriz
ne de
değerini,
yine de ellerime bakıyorum da
biraz
tahmin edebiliyorum

erkek tahmin etmek
ve başarısız olmak için yaratılmış
kadın
geri kalanlar için.

zamanı geldiğinde
umarım
bir armut yiyişimi anımsayabilirim.

usanmışız artık
bu kadar ölü
köpekten
kafataslarından
ordulardan
çiçeklerden
kıtalardan.

bir mücadele var-
o da şu;
olayın
mekaniğine karşı.

bugün bir armut ye ki
yarın
anımsayabilesin.


Charles Bukowski

Yaprakların Trajedisi

kuraklığa uyandım ve eğreltiotları ölüydü,
saksı çiçekleri mısır gibi sararmış;
kadınım gitmişti
ve boş şişeler kanı çekilmiş cesetler gibi
sardı beni işe yaramazlıklarıyla;
güneş hala iyiydi ama,
ve ev sahibemin notu bükülmüş
hoş ve talepsiz sarmışlığında; şimdi gereken
iyi bir komedyendi, eski tarz bir şakacı
absürd acı üzerine şaka yapacak; acı absürddür
çünkü vardır, hepsi bu;
dikkatle traş ettim eski bir jiletle
bir zamanlar genç olan ve
dehası olduğu söylenen adamı; ancak
yaprakların trajedisi bu işte,
ölü otlar, ölü bitkiler;
ve karanlıklar bir hole yürüdüm
ev sahibemin dikildiği
tüm nefretiyle dediğim dedik,
sallayıp şişman, terli kollarını
canın cehenneme diye yırtınıp
yırtınıp kira kira diye
çünkü yamuk yapmıştı dünya
ikimize de.


Charles Bukowski

18 Haziran 2012 Pazartesi

Yalnız Yerdir Cehennem

adam 65'indeydi, karısı 66, alzheimer
hastası.

adamın ağzı
kanserdi.
geçirdiği ameliyatlar ve gördüğü
ışın tedavileri
çene kemiğini eritince
tel takmışlardı
çenesine.

bir bebeğin altını
değiştirir gibi
hergün
altını değiştirirdi
karısının.

durumundan dolayı
araba süremediği için
hastaneye taksi ile
gider,
konuşmakta zorlandığı için
adresi kağıda yazardı.

son ziyaretine
bir ameliyat daha
gerektiğini söylediler
ona; sol
yanağının ve dilinin
biraz daha temizlenmesi gerekiyordu.
eve döndüğünde
karısının altını değiştirdi,
fırına dondurulmuş hazır yemeklerden
koydu, akşam haberlerini
izledikten sonra
yatak odasına gitti, silahı
aldı, karısının şakağına
dayadı ve ateşledi.

kadın soluna
yığıldı, adam
kanepeye
oturdu,
namluyu ağzına soktu ve
tetiği çekti.
silah sesleri komşuları
harekete geçirmedi.
daha sonra fırında
yanan yemeğin kokusu
geçirdi.

biri geldi, kapıyı
omuzlayarak açtı ve gördü
çok geçmeden
polisler gelip
işe koyuldular, bazı şeyler
buldular:

bakiyesi bir dolar on dört sent olan
bir tasarruf hesabı defteri
sonuca vardılar
intihar.

üç hafta sonra
iki yeni kiracı
taşındı daireye:

Ross adında
bir bilgisayar mühendisi ile
bale eğitimi alan
karısı Anatana.

yükselme eğiliminde
çiftlerden biri gibi
görünüyorlardı


Charles Bukowski

Çalışma

Van Gogh kulağını kesip
bir
orospuya verdi
orospu
hunharca fırlattı
kulağı
sokağa tiksinerek.

Van,
orospular
kulak
istemezler
para isterler

sanırım bu yüzden
muhteşem bir
ressamsın sen
başka
birşeyden
anlamadığından...


Charles Bukowski

Vietnam

Vietnam'daki her şeyin
basitliği

kadına benzeyen
genç bir rahibin cübbesini tutarken
sırtından vurulan adam,
biz de burda takılıyoruz:
ay gibi parlak
eldivenlerimiz şıkır şıkır,
her yerde motosikletler, arılar uykuda,
enjektörler paslanmış,
iklim şaşırmış,
ve kemiklerimizi titretiyoruz,
tenimiz körleşmiş,
ölü düşüyor asker,
bir ölü asker daha,
kadına benzeyen genç bir rahibin
siyah cübbesi
harika bir kızıla boyanmış şimdi, ve tanklar
geçip gidiyor ağırdan.


Charles Bukowski

Ufak Bir Şikayet Dürtüsü

aslında olanlar
ve olması gerekip de olmayanlar
ilginç.
görmeye değer bir yer dünya,
bizi yarı-uyur yakalayan
ve daha işimizin bittiğini anlayacak
kadar yaşlanmadan öldüren
örümcekler ve ağlarla örülü

bir orospu değilse karındır
karın değilse vergi koşuşturması
veya ekmek ya da içkidir,
ya da birisi kayıyordur karına
sen aşağıda dükkanda
onu ipekler içinde yaşatmak için kıçını yırtarken.

ya da altılı ganyana
veya ota sarmışsındır
belki bulmaca çözmeye
belki de vitaminlere ya da Beethoven'a.

ama 30 metrelik bir yatta neler
olduğunu görmelisin:
genç güzel kadınların başka birine
neler yapabildiğini görmek
vazgeçirtir seni özgürlükten
küçük dergiler ve Tolstoy'dan.

ve o adamın umurunda bile değildir,
cimri bir kadeh doldururken şöyle der sana,
o orospu var ya
tavşanlar bile onun kadar düzüşemez,
eğer paran yoksa
daha olayı kavrayamadan
ya bunarsın yaşlılıktan
ya da ölürsün.

ve kız orada dikilir trabzanın yanında
bir içim su
altın güneşi ve som altından,
dünyanın en büyük yüzme havuzunda balıklar
dolanırlar, ve hatta gülümser sana
sen aşağıya inerken daha fazla şişe
ve çizme çıkarmaya
ve efendinin midyelerini kazımaya;
ama, ah, seni domuz! -senin yaptıklarının
hepsini söyledi bana, erkek söyler ya- ki bu da
sen ve benim iyi
ya da yeterince yaşamadığımızı söylemenin
bir başka yoludur.


Charles Bukowski

Tanıdığım Biri İçin

Cennetteki tüm demir yatakların içinde
seninki en gaddar olanıydı
ben aynada bir dumandım
sen ise,
saçlarını, bendlerini aşan yeşim taşları
ile yıkıyordun,
ama sen bir kadın, ben ise bir
oğlan çocuğuydum, demir bir yatak
için yeterli bir oğlan çocuğu
şarap ve senin için de
yeterli bir erkek.
şimdi artık ben bir erkeğim
her şey için yeterli bir erkek,
ve sen, sen ise
yaşlandın

o kadar zalim değilsin artık

artık demir yatağım
bomboş.


Charles Bukowski

Şu Şeyler

desteklediğimiz şeylerin çoğuyla hiç bir
ilgimiz yok, onlarla ilişkimiz
sıkıntıdan veya korkudan veya paradan
veya fazla zekadan dolayı olmuştur;
dairemiz ve mumumuzun ışığı o kadar
küçük ki, tahammül edemiyoruz.
Fikirle kabarıp Merkez'i kaybediyoruz:
fitilsiz mum, bir zamanlar bilgelek
demek olan bazı isimleri görüyoruz,
bunlar artık hayalet kasabalarına
giden yolları gösteren tabelalar gibi,
tek gerçek olan mezarlar.


Charles Bukowski

Sorun Nedir Beyler?

servis berbattı
belboy ise devamlı yanlış zamanda
havlu getirmeye devam etti.
sarhoştum, sonunda kafasına bir
şaplak attım.
küçük bir adamdı, yere bir Ekim
yaprağı gibi düştü,
olan olmuştu,
aynasızlar geldiğinde
koltuğu kapıya dayamıştım bile
zinciride çekmiştim,
Brahms'ın Birinci Senfonisi çalıyordu
elimide büyük annem yaşındaki bir karının
götüne sokmuştum
sonunda kahrolası kapıyı kırdılar,
koltuğu bir kenara ittiler;
çığlık çığlığa olan karıya bir tokat attım
ve sonra dönüp sordum,
sorun nedir, beyler?
daha henüz traş olmamış bir genç elindeki sopayı
kafama indirmiş olmalı
sabah hapisanenin hastanesindeydim
yatağıma zincirlenmiştim
ve hava çok sıcaktı,
ter şuursuzca çarşafa akıyordu,
bana bir sürü aptalca sorular sordular
işe geç kalacağımı biliyordum,
bu benim canımı çok sıkıyordu.


Charles Bukowski

Siz Aşk Nedir Bilmezsiniz

Siz aşk nedir bilmezsiniz dedi Bukowski
Ben elli bir yaşındayım bir bakın bana
Genç bir güzele aşığım
Kötü saplandım bu işe ama O'nun da hali kötü
Fakat olacaksa böyle olsun
Kanlarına giriyorum onların ve kurtulamıyorlar benden
Her şeyi deniyorlar kaçmak için
Ama sonunda hep geri dönüyorlar
Hepsi geri dönmüştür bana
Ama gördüğüm bir tanesi dışında
Ağlamıştım ardından
Ama kolay ağlardım o zamanlar
Çocuklar sert içkileri yaklaştırmayın yanıma
Acımasız oluyorum o zaman
Burada oturuyor bütün gece
Bira içebilirim siz hippilerle birlikte
Bu biradan on beş litre içerim ve
Bana mısın demem, su gibi gelir bana
Ama bir defa koklatın sert içkileri
Pencereden dışarı atmaya başlarım insanları
Kim olursa olsun fırlatırım dışarı
Bunu yaptım daha önce
Ama siz aşk nedir bilmezsiniz
Bilmezsiniz çünkü hiç aşık olmamışsınızdır
İşte iş bu kadar basit
Genç bir fıstık buldum şimdi, öyle güzel ki..
Bukowski diyor bana, Bukowski diyor o minicik sesiyle
Bense ne var diyorum
Ama aşk nedir bilmezsiniz siz
Size ne olduğunu anlatıyorum ama dinlemiyorsunuz
Aşk buraya kadar gelip kıçınızı dürtse
Bu odada içinizden birinin ruhu duymaz
Şiir okuma toplantılarının boktan bişey olduğunu düşünürdüm
Bana bak ben elli bir yaşındayım ve çok dolaştım
Boktan diyorsam öyledir
Ama sonra dedim ki kendime Bukowski
Aç kalmak daha boktan
Sonuçta işte buradasın ve hiçbir şey olması gerektiği gibi değil
O adam neydi adı Galway Kimel
Bir dergide resmini gördüm
Yakışıklı bir suratı var ama öğretmen
Tanrım düşünebiliyor musunuz
Eyvah sizler de öğretmensiniz
Size de küfrediyor oluyorum o zaman
Hayır o adamın adını hiç duymadım
Ne de ötekinin, hepsi birer asalak
Belki egom yüzünden artık çok fazla okumuyorum
Ama, şu ünlerini beş altı kitap üstüne
Kuran insanlar var ya,
Hepsi birer asalak
Bukowski diyor bana bu kız
Niçin klasik müzik dinliyorsun bütün gün
Sizi şaşırttım değil mi
Benim gibi kaba ayyaş birisinin
Klasik müzik dinleyeceğini düşünmezdiniz
Brahms, Rachmaninoff, Bartok, Tdeman
Kahretsin burada yazamıyorum
Çok fazla sessiz, çok sayıda ağaç var burada
Şehirleri severim, en uygun yerler benim için
Her sabah koyarım klasik müziğimi
Ve oturup yazı makinemin başına
Bir puro içerim bakın işte böyle
Ve Bukowski derim sen şanslı bir adamsın
Bukowski bu belaların hepsini atlattın
Ve sen şanslı bir adamsın
Ve mavi duman yayılır masamın üstüne
Ve pencereden dışarı Delengpre Caddesi'ne bakarım
Ve derin nefes alır ve yazmaya başlarım
Bukowski işte yaşam budur derim kendi kendime
Yoksul olmak iyidir, basur olmak iyidir, aşık olmak iyidir
Ama siz nasıl bir şey olduğunu bilmezsiniz
Sevgilimi görseydiniz ne dediğimi anlardınız
Buraya gelince baştan çıkacağımı düşündüm
Tam böyle olacağını bildi, böyle olacağını bana söylemişti
Allah kahretsin ben elli bir yaşındayım o ise yirmi beşinde
Birbirimize aşığız ve o beni kıskanıyor, Tanrım bu güzel bir şey
Buraya gelip baştan çıkarsam, gözlerimi oyacağını söylemişti
Alın işte aşk sizlere
İçinizden hangisi bilir böyle bir şeyi
Sizlere bir şey söylemeliyim
Öyle adamlarla tanıştım ki hapishanede
Üniversitelere ve şair toplantılarına giden
İnsanlardan çok daha fazla yol-yordam bilen insanlardı
Kan emicidirler onlar, bütün görmek istedikleri
Şairin çorapları kirli midir acaba ya da koltuk altları kokuyo mudur
Ama sizden şunu hatırlamanızı istiyorum
Bu odada yalnız bir tane şair var bu gece
Belki de bu ülkede yalnız bir tane şair var bu gece
O da benim
İçinizden kim biliyor yaşamı, içinizden kim biliyor herhangi bir şeyi
Hangi biriniz hayatında işinden kovuldu?
Ya da sevgilisine dayak attı ya da sevgilisinden dayak yedi
Beş defa kovuldum ben Senis and Rocbuck'tan
Kovmuşlar, tekrar kovmuşlardı beni
Otuzbeş yaşındayken tezgahtarlık yapıyordum onlara
Sonra kurabiye çalarken yakalandım
Ben nasıl olduğunu bilirim çünkü onlardan geliyorum
Elli bir yaşındayım ve aşığım
Şu gencecik güzel şey diyor ki bana: Bukowski
Ve ne var diyorum, O ise
Sen pisliğin tekisin diyor bana
Ve bebeğim beni anlıyorsun diyorum
Bu dünyadaki tek güzel şey O
Kadın ya da erkek bu tür hareketine katlanacağım tek kimse
Ama siz aşk nedir bilmezsiniz
Hepsi geri döner bana sonunda, her biri geri döner
Yalnız o sözünü ettiğim bir tanesi,
Hani o sözünü ettiğim bir tanesi
Yedi yıl birlikte yaşamıştık, çok içerdik
Bir avuç memur görüyorum ben bu odada
Şair filan yok aranızda, hiç şaşırmadım bu işe
Şiir yazmak için aşık olmak gerekirdi
Ve siz aşık olmak nedir bilmiyorsunuz ki
Sizin derdiniz bu!
Şu ağır içkiden verin biraz bana
Tamam buz istemem güzel
Güzel işte çok güzel böyle
Haydi bakalım gösteriye başlayalım
Ne dediğimi hatırlıyorum
Ama bir tek atacağım yalnızca
Ne de güzel tadı var şu meretin
Haydi uzatmadan bitirelim bu işi
Yalnız bundan sonra kimse durmasın
Açık pencerenin yanında


Charles Bukowski

Sinirler

tiklerim tutmuş çarşafın altında
güneş ışığıyla tekrar yüzleşmek
harbiden
berbat bir
şey
neon ışıkları yanıp da
çıplak kızlar barın
üstünde
hırpalayan müzikle dansettiğinde
şehri daha çok
seviyorum
çarşafın altında düşünüyorum
tarih
sinirlerimi
yıpratıyor
insanlığın en hatırlanası derdi
güneş ışığıyla tekrar
yüzleşme cesaretidir
aşk iki yabancının tanışmasıyla
başlar.
dünyayı sevmek
imkansız.
yatakta kalıp
uyumayı
yeğlerim
serseme dönmüşüm
günlerle sokaklar ve yıllarla
çarşafı
boynuma çekiyorum
kıçımı duvara
veriyorum
sabahlardan kimsenin etmediği kadar
nefret
ediyorum


Charles Bukowski

Serçe Gibi

Can vermek için can almalısın,
Milyarlarca kanın döküldüğü denizin üzerine
üzüntülerimiz boş ve dümdüz düşerken
Dalgaların içeri doğru kırıldığı sığ
sahilleri geçiyorum
buralarda beyaz bacaklı, beyaz göbekli
çürümekte olan yaratıklar var
bunlar uzun uzun etraflarındaki ölü
manzaralara karşı isyan etmekteler
Sevgili çocuğum, sana, sadece serçenin sana
yapmış olduğu bir devirde yaşlıyım; genç olmanın moda
olduğu bir devirde yaşlıyım; gülmenin moda olduğu
bir devirde ağlıyorum.
seni sevmenin daha az bir cesaret istediği
bir devirde senden nefret ediyorum.


Charles Bukowski

Önemli Olan Burada Kimin Yaşadığı Değil

Önemli olan burada kimin yaşadığı değil
kimin öldüğü
ne zaman öldüğü değil
nasıl öldüğü
büyük insanların tanınmışları değil
adı sanı duyulmadan ölenleri önemli
ülkelerin tarihleri değil
insanların yaşamları önemli
masallar düşlerdir
yalanlar değil
ve insanlar değiştikçe
gerçeklerde değişir
ve gerçekler durağanlaştığında
işte o zaman insanlar ölecekler
ve
böcek, ateş
ve seller
gerçek olacaklar...


Charles Bukowski

Öğleden Sonra 2 Birası

hiçbir şeyin önemi yok
bir yatakta debelenmekten başka
ucuz hayaller ve bir birayla
yapraklar ölürken ve atlar ölürken
ve ev sahibeleri koridorlarda dikmiş gözlerini bakarken;
canlıdır müziği çekilmiş perdelerin,
sinek sürüleri
ve patlamalar sonsuzunda
son insan'in mağarası;
hiçbir şeyin önemi yok sızdıran lavabodan başka,
boş şişeden,
keyiften,
kıstırılmış
bıçaklanmış ve tras edilmiş gençlikten başka,
kendisine sözcükler öğretilip
ölsün diye
arkası yastıkla desteklenmiş
gençlikten başka.


Charles Bukowski