Şiir, Sadece: Yürekteki İspanya
Yürekteki İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yürekteki İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2014 Cumartesi

Almería

Kırık ve kekre bir öğün yemek rahip için
demir artıklarından, külden, gözyaşlarından
bir yeraltı öğünü, iç çekişlerden ve yıkılan duvarlardan,
bir öğün yemek rahip için, Almería’nın kanıyla pişirilmiş.

Bir öğün yemek bankere, mutlu Güney’in
çocuk yanaklarından bir öğün, patlamalardan
bir öğün, hissiz sudan ve harabelerden ve dehşetten,
kırılmış millerden ve ezilmiş başlardan bir öğün,
siyah bir öğün, Almería’nın kanıyla pişirilmiş bir öğün.

Her sabah, hayatlarınızın bulanık sabahlarında
bulacaksınız o buharlı ve sıcak öğünü her biriniz:
yumuşak ellerinizle kenara itmeye çalışacaksınız
görmemek için, sindirmemek için defalarca:
kenara iteceksiniz ekmekle üzümler arasında,
her sabah orada duracak olan
suskun kandan bu öğünü,
her sabah.

Garnizon eğlencesinde, her bir eğlencede,
albaya ve albayın karısına bir öğün
yeminlerin ve tükürüğün üzerinden, şafağın şarap ışığında:
ki görmeyesiniz o titreyen şeyi ve soğuğu dünya üzerinde.

Evet, hepinize bir öğün, orada ve buradaki zenginlere,
elçilere, bakanlara, yıldıran şölen misafirlerine,
derin koltuklarda çay içen kadınlara,
ezilmiş ve taşan bir öğün, yoksul kanla lekelenmiş,
her sabah, her hafta, her zaman,
Almería’nın kanıyla pişirilmiş bir öğün, önünüzde, her daim.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama


Şubat 1937’de yüzlerce Cumhuriyetçi mülteci Málaga’dan Almería’ya göç ederken, nasyonalistlerin uçakları ve tanklarıyla beklemedikleri bir anda karşılaştılar. Çocuk ya da yetişkin ayrımı yapılmaksızın bütün erkekler kurşuna dizildiler.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Azarlanmış Topraklar

Sonsuz sessizliğin
sonsuz şehitliğinde gömülmüş
bölgeler, arının
ve yok edilmiş kayanın nabız atışı,
buğday ve yoncalar yerine
kurumuş kanı ve suçu barındıran toprak:
bereketli Galiçya, yağmur kadar temiz,
gözyaşlarıyla her daim tuzlu:
ey Extremadura, gökyüzünden ve alüminyumdan
görkemli kıyılarında uzanır hatırasız Badajoz,
bir mermi deliği gibi kara, ihanete uğramış
ve yaralı ve harap edilmiş,
çevirmiş bakışlarını anımsayan bir göğe
ölmüş oğullarının arasında:
Málaga ölümün sabanıyla sürülmüş
ve yalçın yarıklar tarafından takip edilmiş
çarpana dek hissiz anneler
kayaya yeni doğmuş çocuklarını.
Öfke, üzüncün
ve ölümün ve hiddetin meyvesi,
gözyaşları ve üzünç yeniden birleşinceye dek,
sözcükler ve güçsüzlük ve hiddet, yol kıyısında
kemikleri yığmaktan başka bir şey yapamaz
ve bir taş gömülmüş tozun altında.

Onca, onca
mezar var, onca acı, onca
yıldızda dörtnal giden hayvan!
Hiçbir şey, utku bile,
kanın zalim boşluğunu silemez:
hiçbir şey, ne denizin, ne kumun
ne de zamanın devinimleri,
ne de mezarda yanan sardunya.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

7 Kasım 2014 Cuma

Bazı Harabeler Hakkında Şarkı

Burada yaratılmış ve evcilleştirilmiş,
nemlenmiş, kullanılmış ve seyredilmiş,
yatıyor şimdi – zavallı bir bez gibi –
toprak ve siyah kükürt dalgaların arasında.
Gonca ya da göğe yayılan
göğüs gibi, ezilmiş kemiklerde
açan çiçekler gibi, işte böyle belirdi
dünyanın şekli şemali. Ey gözkapağı,
ey sütunlar, ey basamaklar.
Ey derin maddeler,
birleşmiş, temiz: ne kadar daha sizler çan olmadan!
ne kadar daha sizler saat olmadan! Alüminyum
mavi orantılarda, insanların düşlerine
yapışan çimento!
Toplanıyor toz,
kauçuk, çamur, büyüyor şeyler
ve duvarlar boy atıyor
siyah insan derilerinden asmalar gibi.
İçeride o beyazda, bakırda,
ateşte, terk edişte, büyüdü kağıtlar,
o korkunç ağlayış, gece zamanı
biri yatarken ateş içinde
eczaneye getirilmiş reçeteler,
o kuru düşünceli şakak, asla
açmamak için
insanın yaptığı kapıyı.
Her şey geçti, çöktü,
soldu birden.
Mahvolmuş kap kacak,
gece giysileri, kirli köpük, yeni işenmiş sidik,
yanaklar, cam, yün,
kâfur ağacı, iplik ruloları ve deri, her şey,
her şey bir devinimde geri getirildi toza,
metallerin karmakarışık uykusuna,
bütün mis koku, bütün sihir,
her şey birleşti hiçbir şeyde, her şey çöktü
bir daha oluşmamak için.
Göksel susuzluk, undan belleriyle
güvercinler: üzümlerin
ve çiçek tozlarının çağları, bak, nasıl
parçalanıyor ağaç
yalnızca yas olan şeye: kökler yok
insan için: her şey yaslanıyor tam da
titrek bir yağmura.
Bak, rayihalı kırıkta
nasıl çürümüş gitar ağızda:
bak, onca şey yaratan sözcükler
nasıl yalnızca yıkımdır şimdi: bak, kirece
ve kırık mermere,
bir hıçkırıkla – şimdi yosunun örttüğü – ize.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

6 Kasım 2014 Perşembe

Bazı Şeyleri Açıklıyorum

Soruyorsunuz: Ve nerede leylaklar?
Ve gelinciklerle örtünmüş metafizik?
Ve onun sözlerinde çok sık gümbürdeyen
ve boşluklarla ve kuşlarla
dolduran yağmur?

Bana olan biten her şeyi açıklayacağım sizlere.

Çanlarla, saatlerle,
ağaçlarla, yaşıyordum
Madrid’in bir varoşunda.

Görünürdü oradan
deriden bir okyanus gibi
kuru yüzleri Kastilya’nın.
Çiçek Evi adı takılmıştı
evime, çünkü her tarafta
açılıyordu sardunyalar:
köpeklerle ve küçük çocuklarla
çok güzel bir evdi.
Anımsar mısın Raúl?
Anımsar mısın Rafael?
Anımsar mısın şimdi
toprağın altındaki Federico,
anımsar mısın balkonlu evimde
nasıl da boğardı Haziran ışığı
ağzındaki çiçekleri?
Birader, birader!
Her şey
yüksek seslerdi, tuzlu şeylerdi,
çırpıntılı ekmek yığınları,
heykeliyle Argüelles varoşundaki pazarlar
ışıklı bir mürekkep hokkası gibi morinaların arasında:
ulaştı yağ kaşıklara,
ellerin ve ayakların derin bir vuruşu
doldurdu sokakları,
metre, litre, hayatın
keskin özü
balık istifleri,
rüzgârgülünü yoran soğuk güneşle
suç ortağı damlar,
patateslerin çılgın, güzelim fildişleri,
domateslerin sayımı ta denize kadar.

Ve bir sabah bütün bunlar tutuşuverdi
ve bir sabah fırladı alazlar
topraktan
ve yedi bitirdi yaşayan bütün canlıları,
ve o zamandan beri ateş,
barut o zamandan beri,
ve kan o zamandan beri.

Uçak ve Mağripli sahibi haydutlar,
yüzük ve düşeş sahibi haydutlar,
siyah kutsanmış keşiş sahibi haydutlar
çocukları öldürmek için geldi gökten,
ve aktı çocukların kanı sokaklar arasından
işte öylesine, çocuk kanı gibi.

Çakalların bile iğrendiği çakallar,
kuru dikenin tükürdüğü taş,
engereklerin nefret ettiği engerekler!
Sizlerin önünde gördüm
İspanya’nın kanının ayaklandığını
onurdan ve bıçaklardan
büyük bir dalgada boğmak için sizleri!

Generaller
hainler:
bakın benim ölü evime,
bakın nasıl kırılmış İspanya:
fakat her bir ölü evden yalımlı metal fışkırıyor
çiçek yerine,
ve İspanya’nın her bir kuytusundan
İspanya fışkırıyor,
ve her bir öldürülmüş çocuğun gözlerinden bir mavzer,
ve bir gün yüreğin meskenini
bulacak mermiler doğuyor
her bir suçtan.

Soruyorsunuz niçin onun şiirleri
anlatmıyor bizlere düşleri, yaprakları,
büyük volkanlarıyla anayurdunu diye.

Gel ve gör kanı caddelerde,
gel ve gör
kanı caddelerde,
gel ve gör kanı
caddelerde!


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Kavgadan Sonraki Görünüm

Uzuvları koparılmış uzay, tahıla doğru
ezilmiş askerler, kırık
nallar, kırağıyla taş arasında buz soğuğu,
zalim ay.

Yaralı bir kısrak gibi ay, kömürleşmiş
sarmalanmış yorgun dikenlerle, tehdit eden, boğulan
metal ya da kemik, yokluk, acı paçavra,
mezarcıların pis kokusu.

Nitratın tahriş edici halesi ardında,
maddeden maddeye, sudan suya,
dövülmüş buğday gibi hızlı
kömürleşmiş ve çürümüş bedenler.

Yumuşak, yumuşak tesadüfî kabuk,
siyah kül, yalıtılmış, dağılmış bütün rüzgârlara,
şimdi yalnızca çınlayan soğuk ve iğrenç
yağmur ıslağı maddeler.

Sakla bunu, dizlerim, bu uçucu bölgeden
daha da derine gömülmüş,
tut onu, gözkapağım,
açığa vurulana ve yaralayana dek,
sakla onu, kanım, gölgenin bu tadını,
ki asla unutulmasın.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

22 Ekim 2014 Çarşamba

Cephedeki Sendikalar

Nerede maden işçileri, nerede
halat örenler, derileri
tabaklayanlar, ağ atanlar,
neredeler?

Nerede binanın tepesinde
tükürerek ve söverek şarkı söyleyenler,
yüksekte salınan çimentoda?

Başına buyruk ve gece gibi karanlık
demiryolu adamları nerede?
Nerede levazımcılar?

Bir tüfekle, bir tüfekle. Ovanın
kahverengi nabız atışında
bakarlar harabelere.

Gönderirler mermileri amansız
düşmana, dikenlere
ve engereğe gönderir gibi, işte böyle!

Gece ve gündüz, şafağın
hüzünlü külünde, alazlanan
öğlelerin sağlamlığında.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

20 Ekim 2014 Pazartesi

Çağrı

Başlamak için, temiz ve bölünmüş
gül için, gökyüzünün
ve havanın ve toprağın kaynağına – patlayan şarkı
söyleme isteğine, kudretli bir şarkının
dileğine, savaşı ve çıplak kanı
toplayan bir metale.
İspanya, süs değil, bir kadeh,
ama ezilmiş taş ve karşı konulmuş
buğdayın şefkati, ateşteki deri ve hayvan.
Yarın, bugün, adımlarında
bir sessizlik, garip bir cazibe gibi
umuttan bir şaşırma: bir ışık, bir ay,
harap edilmiş ay, elden ele bir ay,
çandan çana!
Doğumun anası,
pekişmiş yulafın yumruğu,
kahramanların kuru ve kanlı gezegeni.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Gelenek

İspanya’nın gecelerinde, o eski bahçeler arasında,
kurumuş sümükle dolup taşarak geziniyor gelenek,
irin damlıyor ve çürümüşlük
siste sürüklerken cüppesini, hayalet benzeri ve harikulade,
giyinmiş astımla ve kanlı boş redingotlarla,
ve yüzün derinliği, dimdik bakan gözleri
bir mezarı kemirmekte olan yeşil salyangozlardı,
ve her gece ısırırdı dişsiz ağzı
doğmamış olan başağı, o saklı minerali,
ve yeşil dikenlerden tacıyla geçip gitti
saplayarak hançerleri ve ölmüşlerin huzursuz kemiklerini.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

21 Nisan 2014 Pazartesi

General Franco Cehennemde

Ey uğursuz, ne ateş ne de volkansı cadının yuvasındaki
kaynayan sirke, ya da yiyip tüketen buz
ya da ölü bir kadının sesiyle havlayan, ağlayan
ve karnını tırmalayan o çürümüş kaplumbağa
avlarken nişan yüzüğünü ve boynu vurulmuş çocuğun oyuncağını,
karanlık ve mahvedilmiş bir kapıdan
daha fazla anlam taşıyacak senin için.

Gerçekten.
Bir cehennemden öbürüne, ne fark eder?
Senin lejyoner uluman, İspanyol analarının
kutsal sütünde, sütte ve ayaklar altında ezilmiş memelerde,
yollar boyunca hâlâ bir köy var, hâlâ bir sessizlik,
ve kırık bir kapı daha.

Buradasın. Sefil gözkapakları,
netameli mezar tavuklarının pisliği, koyu tükürük, kanın
asla silemeyeceği imzası ihanetin. Kimsin o halde,
ey tuzun sefil yaprağı, ey toprağın köpeği,
ey kötü doğmuş, solgun gölge.

Külsüz geri düşüyor alev,
cehennemin tuzlu susuzluğu, acının
çemberleri soluyor.

Lânet olası, insana ait olan her şey
kovalasın seni, yok olmayasın eşyaların
mutlak ateşinde, yitip gitmeyesin
zamanın basamaklarında, ve ne alazlanan bardak
ne de hiddetli deniz köpüğü delip geçsin seni.
Yalnız, yalnız, bütün
birleşmiş gözyaşları için, ölmüş ellerin
ve çürümüş gözlerin sonsuzluğu için, cehenneminde
yalnız bir çukurda, suskun irinle ve kanla beslenesin,
lânet olası, yalnız bir sonsuzlukta.
Hak etmiyorsun uyumayı
gözlerin iğneyle kapansa bile: uyanık kalacaksın
General, sonsuza kadar uyanık kalacaksın
sonbaharda kurşunlanmış çürümüş loğusalar arasında.
Herkes, ve bütün üzüntülü, uzuvları kesilmiş,
kaskatı çocuklar, asılı duruyor cehenneminde ve bekliyor
bu soğuk bayram gününü: senin gelişini.
Çocuklar, kararmışlar patlamalardan,
kızıl beyin topağı, yumuşak bağırsaklarla
dolu koridorlar, herkes bekliyor seni, herkes
yaşarkenki durumunda,
caddeyi geçerken tam da, tekmelerken topu,
yutarken bir meyveyi, gülümserken ya da doğarken.

Gülümserken. Şimdi
kanla lekelenmiş gülüş var,
ve bekliyor ayrılmış, toplanmış dişlerle,
ve karmakarışık maskeler, boş yüzler gömülmüş
amansız barut dumanında, ve isimsiz
hayaletler, o karanlık
ve saklanmış, harabelerdeki yataklarını
asla terk etmeyenler. Seni beklemekle
geçiriyor herkes geceyi. Dolduruyorlar koridorları
çürümüş yosunlar gibi.
Onlar bizim, onlar
etimiz, sağlığımız,
demirhanelerden barışımız, havadan ve ciğerlerden
okyanusumuz. Kuru toprağı
çiçeklendirdiler. Şimdi ötesinde dünyanın,
dönüştüler mahvolmuş
öze, öldürülmüş maddeye ve cansız una,
bekliyorlar seni cehenneminde.

İğneleyen dehşet ve ağrı kaybolduğundan
beklemiyor seni ne dehşet ne de ağrı. Yalnız
ve lânetlenmiş olacaksın sen,
yalnız ve uyanık kalacaksın bütün ölülerin arasında,
ve kan düşecek yağmur gibi üzerine,
ve yarılmış gözlerden ölü bir ırmak
akacak yavaşça üzerinden ve dimdik bakacak sana
durmaksızın.


Pablo Neruda
Yürekteki İspanya
Yeryüzünde Üçüncü Konaklama

22 Şubat 2014 Cumartesi

Halk Ordusuna Güneş Şarkısı

Halkın silahı! Burada! Tehdit ve kuşatma
kasıp kavuruyor hala ve karıştırıyor toprağı ölümle,
dikenler gibi katı toprak!
Selam sana, selam,
selam olsun diyor dünyanın anneleri sana,
selamlıyor okullar seni, yaşlı marangozlar
selamlıyor seni. Başak,
süt, patates, limon, defne,
yeryüzü ve insan ağzına ait olan ne varsa
selamlıyor onlar seni ey Halk Ordusu.
Her şey, ellerden bir kolye gibi,
titreyen bir bel gibi, şimşeğin bir kararlılığı gibi,
her şey hazırlanıyor sana, yöneliyor sana!
Demirden gün,
pekişmiş mavi!
İleri, kardeşler,
ileri sürülmüş toprakta,
ileri kuru, uykusuz, çılgın ve havı dökülmüş gecede,
ileri asmaların arasından, kayaların soğuk rengini çiğneyerek,
selam sana, selam olsun, ileri! Kışın sesinden daha fazla
ısıran, gözkapağından daha hassas,
gök gürlemesinin ucundan daha da güvenilir,
o hızlı elmas gibi doğru, yeniden savaşçı,
toprağın derininden çelik katısı suyla
çiçekle ve şarapla, toprağın sarmal yüreğiyle,
bütün yaprakların kökleriyle, bütün toprağın rayihalı ürünleriyle
hemfikir savaşçılar.

Selam olsun, askerler, selam olsun, nadaslı kızıl tarlalar,
selam olsun, haşin yoncalar, selam olsun, şimşek ışıltısında
demir almış köyler, selam, selam, selam olsun,
ileri, ileri, ileri, ileri
madenlerden, mezarlıklardan, ölümün lanet iştahına karşı
açılan cepheden, hainlerin
iğneleyen terörü,
ey halk, etkin halk, yürekler ve tüfekler,
yürekler ve tüfekler, ileri.
Fotoğrafçılar, maden işçileri, demiryolu işçileri,
kömürün ve taşın kardeşleri, çekicin akrabaları,
ormanlar, denetimsiz eğlenceler, ileri,
partizanlar, binbaşılar, çavuşlar, politik komiserler,
halkın pilotları, gecenin askerleri,
denizin askerleri, ileri:
önünüzde
yalnızca ölümlü bir zincir var, çürümüş balıklardan
bir çukur: ileri!
yalnızca ölen ölüler var orada,
korkunç, kanlı irinden bataklık,
hiç düşman yok: ileri, İspanya,
ileri, halkçı çanlar,
ileri, elma bölgeleri,
ileri, tahıl sancaklar,
ileri, ateşten büyük harfler,
kavgada, dalgada, ovada,
dağda, kekre kokularla dolmuş şafakta
sürüklersiniz kendinizle sürekli doğumu,
talep eden dayanıklılıktan bir ipi.
Bu arada
yükselir kök ve sessizliğin çelengi
beklemek için o mineralsi utkuyu:
her bir alet, her bir kırmızı teker,
her bir testere sapı ya da pulluk,
her bir kazma vuruşu, kandaki her bir titreyiş
izleyecek adımlarını, ey halk ordusu:
düzenleyen ışığın ulaştığında unutulmuş
zavallı insanlara, senin berrak yıldızın
boğuk sesli ışınlarının kökünü saldığında ölümde
ve inşa ettiğinde umudun yeni gözlerini.


Pablo Neruda
"Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya" bölümünden

21 Şubat 2014 Cuma

Halk Ordusunun Zaferi

Fakat toprağın belleği gibi, metalin
ve sessizliğin taşlaşmış ışıltısı gibi,
halk, anayurt ve yulaf, senin zaferindir.

Delik deşik sancağın ilerler
zamandan ve topraktan
damarlar üstündeki göğsün gibi.


Pablo Neruda

"Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya" bölümünden

23 Ocak 2014 Perşembe

İspanya Buydu

Gerilmiş ve kuruydu İspanya, derin
sesiyle günün dümbeleğiydi,
ovalar ve kartal yuvalarıydı, esen
gökyüzünün altında amansız sessizlikti.

Ta ağlayışa dek, ta kenara dek
seviyorum katı toprağını, yoksul ekmeğini,
yoksul halkını, ta varlığımın
en derin yerine ulaşır yitik çiçek
senin öfkeli köylerinden, kıpırtısız zamanda,
ve senin taşlı tarlaların,
yayılmış ayda ve zamanda
ve boş bir tanrı tarafından kemirilmiş.

Bütün yapıların, hayvansı
yalıtılmışlığın ve zekan
çevrilmiş sessizliğin soyut taşlarıyla,
kekre şarabın, şirin
şarabın, güçlü
ve güzelim asmaların.

Güneş taşı, dünya bölgeleri arasında
temiz, İspanya, kanla ve metallerle
dolanmış, mavi ve utku dolu
yaprakların ve mermilerin proleterleri, benzersiz
hayatta, uykuya batmış ve ezgili.

Huélamo, Carrascosa,
Alpedrete, Buitrago,
Palencia, Arganda, Galve,
Galapagar, Villalba.

Peñarrubia, Cedrillas,
Alcorer, Tamurejo,
Aguadulce, Pedrera,
Fuente Palmera, Colmenar, Sepúlveda.

Carcabuey, Fuencaliente,
Linares, Solana del Pino,
Carcelén, Alatox,
Mahora, Valdeganda.

Yeste, Riopar, Segorbe,
Orihuela, Montalbo,
Alcaraz, Caravaca,
Almendralejo, Castejón de Monegros.

Palma del Río, Peralta,
Granadella, Quintana,
de la Serena, Atienza, Barahona,
Navalmoral, Oropesa.

Alborea, Monóvar,
Almansa, San Benito,
Moratalla, Montesa,
Torro Baja, Aldemuz.

Cevico Navero, Cevico de la Torre,
Albalate de las Nogueras,
Jabaloyas, Teruel,
Camporrobles, La Alberca.

Pozo Amargo, Candeleda,
Pedroñeras, Campillo de Altobuey,
Loranca de Tajuña, Puebla de la Mujer Muerta,
Torre la Cárcel, Játiva, Alcoy.

Puebla de Obando, Villar del Rey,
Beloraga, Brihuega,
Navalcán, Henarejos, Albatana.

Torredonjimeno, Trasparga,
Agramón, Crevillente,
Poveda de la Sierra, Pedernoso,
Alcolea de Cinca, Matallanos.

Ventosa del Río, Alba de Tormes,
Horcajo Medianero, Piedrahita,
Minglanilla, Navamorcuende, Navalperal,
Navalcarnero, Navalmorales, Jorquera.

Argora, Torremocha, Argecilla,
Ojos Negros, Salvacañete, Utiel,
Laguna Seca, Cañamares, Salorino,
Aldea Quemada, Pesquera de Duero.

Fuenteovejuna, Alpedrete,
Torrejón, Benaguacil,
Valverde de Júcar, Vallanca,
Hiendelaencina, Robledo de Chavela.

Miñegalindo, Ossa de Montiel,
Méntrida, Valdepeñas, Titaguas,
Almodóvar, Gestaldar, Valdemoro,
Almoradiel, Orgaz.


Pablo Neruda
"Yürekteki İspanya", "Yeryüzünde Üçüncü Konaklama"dan

22 Ocak 2014 Çarşamba

İspanya’nın Yoksulluğu Zenginlerin Suçu

Lanet olsun onlara, bir gün gibi
hiçbir şey görmemiş lanet olası körlere,
yüce anayurda ekmek vermemiş olanlara,
sadece gözyaşı vermiş olanlara lanet olsun,
kirli üniformaları ve papaz cüppeleriyle kızgın, lanet olası
pis kokulu köpekleri mağaraların ve mezarların.
İspanya için yoksulluk
dumanla dolu atlar gibiydi,
talihsizliğin kaynağından
aşağıya düşen taşlar gibiydi,
ulaşılmaz
mısır tarlaları, kalaydan ve maviden
saklı depolar, yumurtalıklar, kapılar, kapalı
kemerler, doğuracak
derinlikler, her şey gözetleniyordu
tüfekli üçgen muhafızlarla,
kasvetli sıçanlar gibi papazlarla,
koca popolu kralın uşaklarıyla.
Dayanıklı İspanya, elma bahçelerinin ve çamların ülkesi,
senin tembel efendilerin emretti sana:
toprağı ekmek yok, madenleri açmak yok,
ineklerin üstünü örtmek yasak, fakat mezarların kenarında
nefessiz kalmak serbest, her yıl ziyaret etmek
denizci Kolomb’un anıtını,
Amerika’dan gelen şebeklerle kişnemek nutuklarda,
onların eşiti “sosyal konumlanışta” yozlaşmak serbest.
İnşa etme okulları, toprağın kabuğunu soyma
pulluklarla, doldurma ambarları
dolup taşan buğdayla: dua edin, ey ahmaklar, dua edin sadece,
çünkü kralınki kadar büyük bir popoyla bekliyor sizleri
bir tanrı: “Orada sizlere yeterli çorba var, kardeşler! ”


Pablo Neruda
"Yürekteki İspanya", "Yeryüzünde Üçüncü Konaklama"dan

Jarama Irmağı Dolaylarındaki Kavga

Zeytinliklerin boğulmuş platini
ve toprağın ve ölü İspanyolların arasında
o zalim dalgaya direnen
pak hançerin var, ey Jarama.

Oraya geldi Madridli adamlar
barutla yaldızlanmış yürekleriyle
külden ve dirençten bir ekmek gibi
geldiler oraya.

Demirle duman arasında
ezilmiş kristalden bir daldın sen,
madalyalardan uzun bir çizgi gibiydin
utku kazanmışlara, ey Jarama.

Ne yanan maddelerin galerisi
ne de kızgın patlamaları havanın
ya da topların kasvetli karanlığı
üstün geldi suyuna.

Kana susamışlar içti
suyunu, içti yukarı çevrilmiş ağızlarla:
İspanyol su ve zeytinlikler
doldurdu onları unutuşla.

Suyun ve zamanın tek bir saniyesi
Mağriplilerin ve hainlerin ırmak yatağı kanı
titredi ışığında acı bir kaynaktan
balık gibi.

Halkının acı unu doğruldu
her yerde metalle ve kemiklerle,
muazzam ve buğday ağırlığınca
korudukları soylu toprak gibi.

Jarama, yalnızca ağzım
betimleyemez senin ışıltını ve gücünü,
ve soluk elim:
dinleniyor orada ölülerin.

Dinleniyor orada hüzünlü göğün,
taşlaşmış barışın, yıldızlı akıntın,
ve halkın sonsuz gözleri
koruyor kıyılarını.


Pablo Neruda
"Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya"


Şubat 1937’de Cumhuriyetçi Ordu, Uluslararası Tugay’ın da yardımıyla, nasyonalist bir saldırıyı Madrid yakınlarındaki Jarama Irmağı dolaylarında püskürterek Valencia ve Katalonya’ya giden yolların açık kalmasını sağlamıştır. 

Fas, Moritanya ve yeni kurulmuş Sahra Cumhuriyeti, eskiden İspanya’nın sömürgeleriydi. İspanyolca “Maures” olarak adlandırılan bu bölgeye Türkçe “Mağrip” denilmektedir. Cumhuriyet yönetimine başkaldıran Franco, Fas Garnizon Komutanlığı görevini yürütmekteydi. Franco’nun ordusu sömürge askerlerinden ve lejyonerlerden de oluşmaktaydı. Neruda’nın şiirlerinde “Mağripli” olarak yer alan deyimi Franco’nun ordusu şeklinde algılamak gerekir.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Kontra Tankçı

Bildik sedef dalları yalnızca, denizin
ve göğün haleleri, bir defne rüzgârı
sizler için, meşe ormanının kahramanları sizler,
kontra tankçılar.
Sizler savaşın gecesel
uçurumundaydınız
ateşin korkunç melekleri,
toprağın temiz oğulları.

Böyleydiniz, serpilmişsiniz
tarlalar üstüne, tohum tanesi gibi karanlık, yayılmış,
beklersiniz. Ve yüz yüze
fırtınalı demirle yalnızca sürüklemediniz
solgun bir parça patlayıcı maddeyi canavarın göğsüne doğru,
fakat derinliğinizi de, için için yanan yüreği,
öyle yıkıcı bir kırbacı ve barut gibi maviyi.
Doğruldunuz,
soylu, emsalsiz zulmün dağlarına karşı,
toprağın ve ünün
çıplak oğulları.
Daha önce hiç görmemiştiniz
zeytin ağacından başka bir şeyi, balık pulu
ve gümüşle dolu ağlar: topladınız
hasadın ve inşaatın aletlerini,
demiri ve keresteyi:
ellerinizde çiçeklendi en güzel
orman narı ve sabah soğanı,
birden
buradasınız, şimşekle kuşanmış,
sıkıyorsunuz ünü, çatlatıyorsunuz
öfkeli kuvvetlerle,
yalnız ve sert, yüz yüze karanlıkla.
Özgürlük seçti sizi madenlerde
ve barış istedi pulluklarınız için:
Doğruldu barış ağlayarak
yollar boyunca ve bağırdı evlerin
koridorlarında: tarlalarda
koştu sesi portakallar ve rüzgâr arasında
ve çağırdı olgun yürekli adamları, ve geldiniz,
ve buradasınız, utkunun
seçilmiş oğulları, sık sık öldünüz, yok olmuş
ellerle, parçalanmış kıkırdakla,
susturulmuş ağızlarla, ezilerek yok edilmiş
bir sessizlikle:
fakat birdenbire kasırganın ortasında
başkaları doğruluyor içinizden, yüreklerin
ve köklerin
esrarlı, kundakçı bütün soyu.


Pablo Neruda
"Üçüncü Konaklama"nın, "Yürekteki İspanya"

6 Ocak 2014 Pazartesi

Lanet

Ey kırışmış yurdum, yemin ediyorum: külünde
doğacaksın bir çiçek gibi sonsuz sudan,
yemin ediyorum: senin kuruyan ağzından fışkıracak
ekmeğin taçyaprağı ve israf olmuş,
kutsanmış başak. Lanet olsun,
lanet, lanet olsun toprak arenasına gelen
balta ve yılan sahiplerine, lanet olsun onlara
Mağripli ve haydut için meskeninin kapılarını
ta bugüne kadar açanlara:
neler yapmıştınız? Gel, gel lambayla,
bak o ıslanmış toprağa, bak o küçük kara kemiğe
ateşlerin tükettiği, İspanya’nın giysisi
mermilerle delik deşik.


Pablo Neruda
"Yürekteki İspanya", "Yeryüzünde Üçüncü Konaklama"dan

4 Ocak 2014 Cumartesi

Madrid

Yalnız ve ağırbaşlı Madrid, Temmuz yoksul bal peteği
sevincinde bastırdı seni apansız: ışıklıydı cadden,
ışıklıydı düşün.
Generallerden siyah bir geğirti,
hiddetli papaz cüppelerinden bir dalga
boşalttı dizlerinin arasında
kendi çamurlu suyunu, tükürükten ırmaklarını.

Gözlerin yaralıydı hâlâ uykudan,
tüfeklerle ve taşlarla, yenilerde yaralanmış Madrid,
savundun kendini. Koştun
caddeler boyunca
bırakarak kanının kutsal çizgilerini,
topladın kendini ve haykırdın okyanus gibi bir sesle,
kanın ışığına sonsuzca dönüşmüş
bir yüzle, öç alan bir
dağ gibi, bıçaklardan oluşan
vınlayan yıldız gibi.

Alazlı kılıcın daldığında içe
o loş kışlalara, o ihanetin papaz odasına,
geriye yalnızca şafağın sessizliği kaldı, sadece
dalgalanan bayrakların,
ve bir damla onurlu kan senin gülüşünde.


Pablo Neruda
"Yürekteki İspanya", "Yeryüzünde Üçüncü Konaklama"dan
1936

Madrid

Bu zamanda anımsarım her şeyi ve herkesi,
bütün liflerimle bu
derin bölgede – ses ve tüy – gibi
yavaşça vurarak bulunur uzağında bu toprağın,
fakat gene de toprakta. Yeni bir kış
başlıyor bugün.
Sevdiğim her şeyi barındıran
bu kentte, ne ekmek var
ne de ışık: bir buz kristali düşüyor
kurumuş sardunyalar üzerine. Geceleri el bombaları
koparıyor siyah düşleri kanlı öküzler gibi:
tahkimatta kimse yok şafakta,
yalnızca paramparça bir kağnı: şimdi yosun,
şimdi zamanın sessizliği, kırlangıçlar yerine, kanayan
ve bomboş, göğe doğru esneyen kapılarıyla yanmış evlerde:
şimdi başlıyor pazarda sergilemeye sefil zümrütlerini
ve portakallarını ve balıklarını,
her gün getirilmiş buraya kanın arasından,
satmak istiyor bacının ve dulun ellerine.
Yasın kenti, altı oyulmuş, kanla
ve parçalanmış camla dolu, gecesiz kent, yalnızca gece
ve sessizlik ve patlamalar ve kahramanlar,
ve şimdi yeni bir kış, daha çıplak ve daha yalnız,
unsuz, adımsız, senin asker ayınla.
Her şeye ve herkese!
Yoksul güneş, yitirdiğimiz
kan, ürperen ve ağlayan
korkunç yürek. Ağır mermiler gibi düştü
gözyaşları karanlık toprağa bir sesle
düşen güvercinler gibi, eziyor bir el ölümü
sürekli, her günden kan ve her geceden
ve her haftadan ve her aydan. Sizler hakkında
konuşmaksızın, uyuyan ve uyumayan kahramanlar,
suyu ve toprağı yüce kararlığınızla titreten
sizler hakkında konuşma yapmaksızın,
duyuyorum bu zamanda bir caddede,
birinin benimle konuştuğunu, kış
geliyor yeniden
kaldığım otellere,
duyduğum her şey kent ve mesafedir,
engereğin köpüğü gibi
ateşle çevrilmiş, uğramış saldırısına
iblissi suyun.
Bir yıldan fazladır tebdili kıyafet gezenler
kımıldadılar şimdi senin insan kıyılarında
ve elektrikli kanının dokunuşuyla öldüler:
Mağriplilerin çuvalları, hainlerin çuvalları
yuvarlandılar taştan ayakların önünde: ne duman
ne de ölüm fethetti senin yanan duvarlarını.
Pekâlâ,
ne var o halde? Evet, imha ediciler var,
yırtıcı hayvanlar var: bakıp dururlar sana, beyaz kent,
bulanık alınlı piskopos, o dışkılık ve feodal genç efendiler,
elinde otuz gümüş para çınlayan general: duvarların etrafında
oluşturuyorlar yağmurlu duacılardan bir kuşağı,
çürümüş elçilerden bir filoyu,
ve askerî köpeklerin hüzünlü bir ipini.
Bir methiye senin için, bulutta bir methiye, ışında,
sağlıkta, kılıçta,
ölümcül yaralanmış taşta kendini seyreden
kanlı ipi kanayan alnının,
ölüp giden sert şirinlik,
şimşekle silâhlanmış ışıklı beşikler,
korunmuş madde, arıların doğduğu
kanlı hava.
Bugün sensin yaşayan, Juan,
bugün sensin gören, Pedro, düşünce üreten, uyuyan, yiyen:
bugün gecede ışıksız, uykusuz ve dinlencesiz nöbette,
yalnızsın çimentoda, derisi yüzülmüş toprakta,
güneyin üzünç dolu iplerinden, ortada, senin etrafında,
göksüz, gizsiz,
savunuyor adamlar halattan bir kolye gibi
alevlerin sardığı kenti: yıldızların mermileriyle
ateşin hiddetiyle berkitilmiş Madrid:
toprak ve gece nöbeti utkunun
yüce sessizliğinde: sarsılmış
ezik bir gül gibi: sonsuz
defneyle sarmalanmış.


Pablo Neruda
"Yeryüzünde Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya"dan
1937

3 Aralık 2013 Salı

Mola Cehennemde

O budala katır Mola durmaksızın
sürüklenir uçurumdan uçuruma
ve enkaz gibi yuvarlanır dalgadan dalgaya,
kükürtle ve büğlüyle mahvolmuş,
pişirilmiş kireçte ve safrada ve hilede,
önceden bekleniyordu cehennemde,
gidiyor cehennemsi melez, katır Mola,
sonsuza dek budala ve yumuşak,
tutuşmuş kuyruğu ve kıçıyla.


Pablo Neruda
"Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya" adlı bölümünden


Not: General Emilio Mola (1887-1937) Nasyonalist Kuzey Cephe’nin başkomutanıydı. Bir uçak kazasında ölmüştür.

22 Ekim 2013 Salı

Öldürülmüş Askerlerin Anaları İçin Şarkı

Ölü değil onlar! Duruyorlar
yanan fitiller gibi
barutun ortasında.
Temiz gölgeleri birleşti
bakır yeşili çayırlarda
zırhlı rüzgârdan bir perde gibi,
öfkenin renginden bir barikat gibi,
görünmez bir göğsün bizzat kendisi gibi.

Analar! Onlar buğdaydalar,
derin öğle saatleri gibi yüceler,
o büyük ovalara hükmediyorlar!
Öldürülmüş çelik gövdelerinde
utkuyu bildiren
siyah sesli çanların çalışıdır onlar.
Düşmüş toz gibi
bacılar, çatlamış
yürekler,
kendi ölülerinize güvenin yalnızca!
Kanla lekelenmiş taşın altında
kökler değildir onlar sadece,
toprakta her zaman işleyen
çözülmüş zavallı kemikleri değil yalnızca,
fakat ağızları da kemiriyor kuru barutu
ve saldırıyor demirden okyanuslar gibi,
ve kaldırılmış yumrukları reddediyor ölümü.

Çünkü onca bedenden yükseliyor
görünmez bir hayat. Analar, bayraklar, oğullar!
Yalnız bir beden, hayat gibi yaşayan:
çatlamış gözlerle bir yüz koruyor karanlığı
dünyasal umutla dolu bir kılıçla!

Fırlat
yas giysilerini uzağa, birleştirin
bütün göz yaşlarınızı metal olana dek:
çünkü orada vuracağız gündüz ve gece,
orada tekme atacağız gündüz ve gece,
orada tüküreceğiz gündüz ve gece,
nefretin kapıları düşene dek!

Unutmuyorum sizlerin bahtsızlığınızı,
tanıyorum oğullarınızı,
ve ölümlerinden kıvanç duyduğum gibi
kıvanç duyuyorum hayatlarıyla da.
Gülüşleri
suskun atölyelerde çaktı yıldırımı,
adımları metroda duyulur hemen yanımda her gün,
ve arasında Levanten’den gelen portakalların,
Güney’in balık ağları ve basımevlerinin
mürekkebi arasında, mimarlığın çimentosu üzerinde
gördüm yüreklerinin alazlandığını ateşle ve kudretle.

Ve tıpkı yüreklerinizde olduğu gibi, analar,
gülüşlerinizi öldüren kanla ıpıslak,
bir ormana benzeyen
yüreğimde de var onca üzünç ve onca ölüm
ve uykusuzluğun çılgın sisi dalıyor yüreğe
günün şaşkın yalnızlığıyla birlikte.

Fakat
ilençten daha fazla şey bu susamış sırtlanlar,
o hayvansı hırıltı, Afrika’dan
uluyuş gibi kendi pis hakları için,
öfkeden daha fazla şey ve hor görme ve ağlayış,
ey analar, kaygıyla ve ölümle delik deşik edilmiş
yüreğinizde göreceksiniz doğacak o soylu günü,
ve bileceksiniz ölülerinizin topraktan güldüğünü
ve kaldırdıklarını yumruklarını buğdayın üzerinde.


Pablo Neruda
"Üçüncü Konaklama"nın "Yürekteki İspanya"dan