Şiir, Sadece

15 Mart 2011 Salı

Gazel XXXIX

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Halka ağzun sırrını her dem kılur izhâr söz
    Bu ne surdur kim olur her lahza yohdan var söz

2. Arturan söz kadrini sıdk ile kadrin arturur 
    Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz

3. Vir söze ihya ki dutdukça seni hâb-ı ecel 
    İde her sâ'at seni ol yuhudan bîdâr söz

4. Bir nigâr-ı anberîn-hatdur gönüller almağa 
    Gösterür her dem mikâb-ı gaybdan ruhsâr söz

5. Hâzin-i gencîne-i esrârdur her dem çeker 
    Rişte-i izhâra min min gevher-i esrar söz

6. Olmayan gavvâs-ı bahr-i ma'rifet arif degül 
    Kim sadef terkîb-i tendür lü'lü'-i şehvâr söz

7. Ger çoğ istersen Fuzûlî izzetim az it sözi 
    Kim çoğ ohnakdan kılupdur çoh azizi bâr söz


Fuzuli

1. Söz, senin ağzının sırrını halka her zaman açıklar. Bu nasıl bir sırdır ki, söz her an yoktan var olur.

Dem kelimesi, zaman ve nefes anlamlarında tevriyeli kullanılmış­tır. Çünkü söz söylenirken ağızdan nefes çıkar. Söz, ağız, dem (nefes) kelimeleriyle ihamı tenasüp yapılmıştır. Ayrıca ağız, sır, yok kelimeleri arasında müraat-ı nazir sanatı, var ile yok arasında da tezat vardır.

2. Sözün değerini doğrulukla (doğru söyleyerek) artıran kimse, kendi değerini artırır. Çünkü söz ne değerde ise söyleyeni de o değerde olur.

3. Söze canlılık ver ki, seni ecel uykusu tuttukça (ölü olduğun sürece) her saat seni o uykudan uyandırsın (yani öldükten sonra sözün seni yaşatsın).

4. Söz, gönüller almak için gayb peçesinin altından her an anber kokulu ayva tüyleriyle yüzünü gösteren bir güzeldir.

5. Söz sırlar hazinesinin bekçisidir. Her an binlerce kıymetli in­ciyi izhar (gösterme) ipliğine dizer.

6. Marifet denizin dalgıcı olmayan arif değildir. Çünkü bede­nin yapısı sadef, söz ise İçendeki değerli incidir.

Marifet ve irfan kalp yoluyla, duygu ve sezişle kazanılan bilgi olup insanı hakikate ulaştırır. Bu bilgiye sahip olan kişiye arif denir. Beyitte ma'rifet ve arif kelimeleriyle iştikak sanatı yapılmıştır.

7. Fuzûli eğer değerinin artmasını çok istiyorsan sözü az söyle. Çünkü söz çok söyleyediği için bir çok aziz kişiyi hor ve hakir yapmıştır.

Gazel XXXVIII

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Ham kad ile ağlaram ol turra-i tarrârsuz 
    Gerçi dirler çengden çıhmaz terennüm târsuz

2. Sîne-i çâkümden eksük itme tir-i gamzeni 
    Ey gül-i ra'nâ bilürsen kim gül olmaz hârsuz

3. Sahlamazdum nâvekün gözde belâsın çekmesem 
    Su virüp ol nahli beslerdüm mi olsa bârsuz

4. Yol azarsan zulmet-i hayretde ey dil vâkıf ol 
    Zinhar ol kûya varma âh-ı âteş-bârsuz

5. Girye-i zar ile hoş-hâlem ki bahr-i ışkda 
    Eşksüz göz bir sadefdür lü'Iü'-i şehvârsuz

6. Cana âzâr-ı hadengün hoş gelür ey kaşı yay 
    Bir sifâriş kıl ki bizden ütmesün âzârsuz

7. Zühdden geçmez Fuzûlî eylemez terk-i rîyâ 
    Pend çoh virdüm eşitmez ârsuzdur ârsuz


Fuzuli

1. Alnındaki o gönül aldatıcı saçlar yanımda olmayınca bükül­müş boyumla ağlarım. Gerçi çengden (çalgı) tel olmadan terennüm çık­maz derlerse de işte ben ağlayıp inliyorum.

Çeng, gövdesi eğri olup harp gibi dik tutularak çalman bir çalgı. Fuzûlî'nin bükülmüş boyu çengin gövdesi, sevgilinin saçı da telleridir. Leffü neşr sanatı yapılmıştır. Gözünden sicim gibi devamlı akan göz-yaşlarnın çengin tellerine benzetildiği de düşünülmelidir.

2. Parçalanmış göğsümden gamze (süzgün yan bakış) okunu eksik etme. Ey güzel gül bilirsin ki, dikensiz gül olmaz.

Parçalanmış göğüs güle, sevgilinin gamze oku da dikene benzetil­miştir. İkinci mısrada ata sözünün verilmesi irâd-ı meseldir.

3. Okunun belasını çekmesem onu gözde saklamazdım. O fidanı (bakış oku) meyve vermese su verip besler miydim?

Sevgilinin attığı oku gözden saklayarak gözyaşı suyu ile bir fidan gibi büyütür. Çünkü bu fidan şaire belâ meyvesi verdiği için memnun­dur.

4. Ey gönül! Gafil olma, hayret karanlığında yolunu şaşırırsın. Ateş saçan anın olmadan sakın o köye gitme, ateşli ahin yolunu aydın­latsın.

5. İnleyip ağlamaktan memnunum. Çünkü aşkta gözyaşı dökme­yen göz, içinde iri, kıymetli inci bulunmayan bir sadef gibidir.

6. Ey kaşı yay gibi olan sevgili! Okunun acısı cana hoş geliyor (hoşumuza gidiyor). Tenbüı et de bizi incitmeden geçip gitmesin. 

7. Fuzûlî sofuluktan vazgeçmez, iki yüzlülüğü bırakmaz Çok na­sihat verdim dinlemiyor arsızdır, arsız (utanması yok).

Gazel XXXVII

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îiün/Mefâ'îlün


1. Mana bâd-ı sabâ ol serv-i gül-ruhdan haber virmez 
    Açılmaz gonce-i bahtum ümîdüm nahli ber virmez

2. Töküp göz yaşım sensüz helâkiim isterem amma
    Ecel peykine seyl-i eşk gird-âbı güzer virmez

3. Gözümde mesken it hâr-ı müjemden ihtiraz itme 
    Gül-İ handana her dem hara yâr olmak zarar virmez

4. Eğer cân almak istersen tenümden tîgüni kesme 
    Ki pejmürde nihale virmeyince su semer virmez

5. Kıyâs it şem'den vehm eyle çerhün inkılâbından 
    Kim ol baş almağa kasd itmeyince tâc-ı zer virmez

6. Belâ zımnında rahat olduğın izhâr ider halka 
    Felek bî-hûde hâr-ı huşgden gül-berg-i ter virmez

7. Fuzûli dehrden kâm almak olmaz olmadın giryân 
    Sadef su almayınca ebr-1 nisandan güher virmez


Fuzuli

1. Sabah rüzgârı bana o gül yanaklı serviden (sevgili) haber vermez. Bahtımın goncası açılmaz. Umudumun fidanı meyve vermez.

Saba, baharda sabahleyin gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüz­gârdır. Beyitte olduğu gibi rüzgârla birlikte veya yalnızca sabah rüzgarı anlamıyla kullanılır.

2. Sensiz gözyaşını döküp yok olmayı istiyorum, ama gözyaşı se­linin burgacı ecel habercisine (Azrail) geçit vermez.

3. Gözümde otur, kirpiğimin dikenlinden çekinme. Dikenin her an gülen güle (açılmış güle) arkadaş olması güle zarar vermez.

4. Eğer can almak istersen kılıcını (sevgilinin bakışı) vücudun­dan eksik etme. Gelişmemiş cılız fidana su vermeyince meyve vermez.

Kıhç yapılırken çeliği sağlamlaştırmak için su verilmesi mazmu­nu dolayısıyle ikinci mısra örnek verilmiş ki, buna irâd-ı mesel denir. Tiğ (kılıç) kelimesi açık istiare yoluyla sevgilinin bakışı yerinde kulla­nılmıştır. Can almak ile semer (meyve), kılıç ile su arasında ilgi kuru­larak leff ü neşr sanatı yapılmıştır. Aynca kesme kelimesi tevriyeli olup can almak, kıhç, kesmek kelimeleriyle ihâm-ı tenasüp sanatı yapılmış­tır.

5. Kendini mumla kıyas et de feleğin değişmesinden kork. Çünkü felek baş almaya kastedmedikçe altın taç vermez.

Baş almak, öldürmek anlamında deyim olup mecazlı bir sözdür. Mumun başının alınması yukarıda açıklandığı üzere mumun ucundaki yanmış kısmın kesilmesi tacı zer ise mumun alevidir.

6. Felek boş yere kuru dikenden taze gül yaprağı çıkarmaz. Bu­nunla halka belânın sonucunun rahatlık olduğunu açıklar.

7. Fuzûli! Gözyaşı dökmeden dünyada murat alınmaz. Sadef ni­san bulutundan su almayınca inci vermez.

İnanışa göre istiridye nisanda deniz kıyısına çıkıp sadeften kabu­ğunu açtığında içine düşen nisan yağmuru damlasından inci hasıl olur­muş.

Gazel XXXVI

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Figân kim bağrumun ol lâle-ruh kan olduğm bilmez 
    Ciğer pergâlesinde dâğ-ı pinhân olduğm bilmez

2. Habîbüm gönlünü cem' eylemez ruhsârı devrinde 
    Meğer zülfi kimi hâlüm perişan olduğm bilmez

3. Kılur taksir idüp bir lutf her dem gönlüm almakda 
    Vefa resmin sanur düşvâr âsân olduğm bilmez

4. Güzeller devlet-i vashn bulup mağrur olan âşık 
    Neşât-ı vaslda endûh-ı hicran olduğm bilmez

5. Dil-i sad-pâreden bî-dâdı kesmez gamze-i mestün 
    Ne gafil pâdişehdür mülki vîrân olduğm bilmez

6. Sanur zâhid özin hâli hayâlinden galatdur bu
    Bu hayran olduğındandur ki hayran olduğm bilmez

7. Fuzûlî hasteye düşmen söziyle dost cevr eyler
    Zihî sâde mu'ânz kavli bühtan olduğm bilmez


Fuzuli

1. Feryat ve figan ki, o lâle yanaklı bağrımın kan olduğunu bil­mez. Gözlerimden parça parça dökülen ciğer parçasında gizli yara bu­lunduğunu bilmez.

2. Sevgilim yanağının devrinde gönlümü memnun etmez. Meğer halimin saçı gibi perişan olduğunu bilmiyor.

Devr kelimesinde tevriye vardır. Sevgilinin yanağının güzelliği zamanında anlamı ile birlikte onun yüzünün yuvarlaklığı da kastedilmiş­tir. Habib ve devr kelimeleriyle Hazret-i Mühammed'e telmih yapıl­mıştır. Her peygamberin zamanın bir seyyare devrinde geldiği kabul edilir. Hz. Muhammed'in devri ay devri (devr-i kamer) olup son devir­dir. Kıyamete kadar sürecektir. Gönlün cem olması yani gönlün top­lanması, gönlün rahatlaması demektir. Çünkü aşığın gönlü parça par­çadır. Buna perişani-i hatır, yani gönlün dağınıklığı denir. Beyitte cem ile perişan arasında tezat vardır. Ruhsar (yanak, yüz) in aya benzemesi dolayısıyle de istiare yapılmıştır.

3. Lutf edip gönlümü almakta her an kusur eyler. Vefa adeti­nin zor olduğunu sanır, kolay olduğunu bilmez.

Padişah, mülk, zulm, viran kelimeleri bir araya getirilerek müra-at-ı nazir sanatı yapılmıştır.

4. Güzellerin kavuşma mutluluğuna erişip mağrur olan âşık, ka­vuşma zevkinde ayrılık kederi bulunduğunu bilmez.

5. Sarhoş yan bakısın yüz parça olmuş gönlümden zulmü kes­mez Ne gafil padişahtır, mülkünün viran olduğunu bilmez.

6. Sofu kendisinde sevgilinin hayaJi bulunmadığını sanır. Ken­disi hayran olduğu için hayran olduğunu bilmez.

Sofi Tanrı'ya hayrandır. Kendisinde sevgilinin hayalinin bulunma­dığını zannederek hata eyler. Oysa sevgili. Tanrı güzelliğinin bir aksi­dir. Tıpkı esrarkeşlerin sarhoşluğu (hayran) gibi hayal âleminde hay­ran olup kendi hayranlığını bilmez.

7. Dost, hasta Fuzûlî'ye düşmanın sözüyle cefa eyliyor. (Dost) ne-kadar saf, düşman sözünün bühtan olduğunu bilmiyor.

Gazel XXXV

Fâ'üâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ifâtün/Fâ'ilün


1. Râz-ı ışkun sahlaram İlden nihân ey serv-i nâz 
    Gitse başum sem' tek mümkin degül if şâ-yı râz

2. Hûblar mlhrâb-ı ebrûsına meyi itmez fakîh 
    Ölse kâfirdür müselmânlar ana kuman nemâz

3. Kimse ol bed-hûya izhâr idebilmez hâlûmi 
    Ey sürûd-ı nâle Tannyçün sen olgıl çâre-sâz

4. Kâlebüm görmiş tehi tökmek diler bir taze rûh 
    Berk-i ahum kim gelen peykânuna virmiş güdâz

5. Men hod öldüm ey türâbumdan olan sağar müdâm 
    Rindler bezmin gezüp bir bir yetür menden niyaz

6. Hûb-sûretlerden ey nâsih meni men' itme kim 
    Pertev-i envâr-ı hurşîd-i hakîkatdür mecaz

7. Ey Fuzûlî kalmışam hayretde bilmen n'eyleyem 
    Devr zâlim baht nâ-f ercâm taleb çoh ömr az


Fuzuli

l. Ey naz servisi (sevgili)! Aslanın sırrını elden gizleyip gönül­de saklarım. Mum gibi başım da gitse aşk sırrını açıklamam müm­kün değildir.

«Başım gitse» başım kesilse yani ölsem anlamında deyimdir. Mum gibi başım gitse aynı zamanda mumun ucundaki yanmış fitilin kesil­mesinden kinayedir. Çünkü mumun alevinin daha parlak olması için fi­tilin yanan kısmı kesilir. Eskiden mumun yanan kısmını kesmek için özel makas kullanılırdı.

2. Faküı güzellerin kaşının mihrabına meyletmez. Müslümanlar! Eğer o ölürse kâfirdir, ona cenaze namazı kılmayın.

Faküı, fıkıh ilmi tahsil etmiş kimsedir. Fıkıh İslâm hukuku de­mektir ki, kaynağı hukukla ilgili Kur'an ayetleri ile Hz. Muhammed'in sözleridir. Fıkıh ayet ve hadislere dayanarak ibadet kurallarım da dü­zenler. Fakih güzelliğin Tanrının bir lutfu olduğunu ve inşam Tanrı sevgisine yönelteceğini bilmez. Divan şiirinde kaş mikroba benzetilir.

3. O kötü huylu (cefakâr) güzele kimse halimi açamaz. Ey fer-yad nağmesi! Tanrı hakki için sen yardımcı ol da halimi ona duyur.

4. Anımın yıldırımı vücudumun 'kalıbının boş olduğunu görmüş. Senden gelen okların temrenini eriterek ona taze bir ruh dökmek isti­yor.

5. Ben kendim öldüm. Ey toprağımdan yapılan kadeh! Daima rindler meclisini bir bir gezip benden selâm "ve saygı götür.

6. Ey nasihatçi! Beni güzel yüzlülerden men etme. Zira mecaz ha­kikat güneşinin nurlarının ışığıdır.

Bu beyitte Fuzûlî, dünyadaki güzellerin Tanrı nurunun bir aksi olduğunu söylüyor. Hakikatte güzel olan Tanrıdır. Güzeller bir mecaz­dır. Hakiki aşk, ilâhî akstır, yani Tanrı aşkıdır. Tasavvufa göre mecazi aşk, yani dünyadaki güzellere duyulan aşk inşam hakikî aşka götürür. Tasavvufta «El mecaz kantaratü'l - hakîkâ: Mecaz hakikatin köprüsü­dür» sözü meşhurdur.

7. Ey Fuzûli! Şaşırıp kalmışım, ne-yapayım bilmem. Devr zalim, bahttan fayda yok, istek çok, ömür az. gezü r b menden niyaz.

Gazel XXXIV

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Gönülde min gamum vardur ki pinhân eylemek olmaz 
    Bu hem bir gam ki il ta'nından efgân eylemek olmaz

2. Ne müşkil derd olursa bulmur âlemde dermanı
    Ne müşkil derd imiş ışkun ki derman eylemek olmaz 

3. Fena mülkine çoh azm itme ey dil çekme zahmet kim 
    Bu tedbir ile def'-i derd-i hicran eylemek olmaz

4. Şahın gönlüm yıharsın pendden dem urma ey nâsih 
    Hevâ-yı nefs ile bir mülki vîrân eylemek olmaz

5. Dehâmın üzre la'lün istemiş dil defi müşkildür 
    Görinmez hiç cürmi yoh yire kan eylemek olmaz

6. Du'âlar eylerem menden yana bir dem güzâr itmez 
    Ne çâre sihr ile servi hırâmân eylemek olmaz

7. Fuzûlî âlem-i kayd içresin dem urma ışkundan 
    Kemâl-i cehl ile da'vâ-yı irfan eylemek olmaz


Fuzuli

1. Gönülde gizlenemeyen bin gamın vardır. Elin ayıplamasından dolayı ah ve figan edemeyişim de ayrı bir gamdır.

2. Dünyada ne kadar güç dert olursa olsun çaresi bulunur. Senin aşkın ne güç dert imiş ki çaresi bulunmuyor.

3. Ey gönül! Yokluk ülkesine gitmeyi çok İsteme. Zahmet çekme, çünkü ayrılık derdinden kurtulunamaz.

4. Ey nasibatçı! Sakm öğüt vereyim deme, gönlümü yıkarsın. Nefsin arzusu ile bir mülkü viran eylemek olmaz.

Dem kelimesinin nefes anlamı ile arzu ve heves anlamındaki ne­vanın hava anlamı arasında dham-ı tenasüp sanatı vardır. Bir ülkeye benzetilen gönlün yıkılması ile viran, nasihatçinin nasihati ile heva-yı nefs arasındaki ilgi ve benzetmelerle leff ü neşr sanatı yapılmıştır.

5. Gönül ağzındaki lal gibi kırmızı dudağını istemiş. Bu isteğin­den vazgeçmesi zordur. Hiç suçu görünmüyor. Yok yere kan eylemek olmaz.

Divan edebiyatının güzellik anlayışında ağzın çok küçük olması makbuldür. Noktaya, mim harfinin basma benzetilir. Hatta yok dene­cek kadar küçüktür. Sır (gizli), mevhum (var veya yok olduğu şüpheli) kelimeleriyle de ifade edilir. Beyitte ağızla ilgili olarak hiç, görünmez, yok kelimeleri bir araya getirilerek müraat-ı nazir sanatı yapılmıştır.

6. Dualar ediyorum. Sevgili benden yana bir an bile gelmiyor. Ne çare büyü ile servi yürütülemez.

Dua kelimesi tevriyeli olup da'vet etmek anlamındadır. Davetler ediyorum, çağırıyorum anlamı da vardır. Büyü yapılırken rukye, azaim denen dualar okunur. Büyü ve sihir yapmakla servi yürütülemez de­mektir.

7. Fuzûlî, dünyaya bağlısın. Aşkından söz etme. Böyle tam ca­hillikle irfan (manevi bilgi! sahibi olma iddiasında bulunulmaz.

Gazel XXXIII

Mef'ûlü/Fâ'ilâtü/Mefâ'îlü/Fâ'ilün


1. Sabrum alup felek mana yüz min belâ virür 
    Az olsa bir meta' ana il çoh bahâ virür

2. Düşdüm belâ-yı ıska hıredmend-İ asr iken 
    Ti şimdi menden alduğı pendi mana virür

3. Sanman aceb rutab yirine virse lal-i ter 
    Nahlî ki kan yaşum ana neşv ü nema virür

4. Hâk-i deründür ol ki dün ü gün sevâb içün 
    Hem aya sürme hem güneşe tûtiyâ virür

5. Kılmaz kabul sûret-i ikbâli munca kim 
    Âyine-i vücûduma cevrün cila virür

6. Ney kimi cismüm oldı ohundan delük delük 
    Dem urduğumca yirlü yirinden sadâ virür

7. Her derdsüzden umma Fuzûli devâ-yı derd 
    Sabr eyle ol ki derd virüpdür deva virür


Fuzuli

1. Felek sabrımı alıp yerine bana yüz bin belâ verir. Bir mal az olursa el ona çok para verir.

Felek yüz bin belâ vererek Fuzûlî'nin sabrını çok pahalıya almış oluyor. Tıpkı malın az olunca pahalıya satılması gibi. Şair sabrın her­keste bulunmayıp kendisinde bulunduğunu söylüyor.

2. Asrın akıllısı; iken aşk belâsına düştüm. El benden aldığı nasi­hati şimdi bana veriyor.

3. Kanlı gözyaşımla sulanarak yetişmiş bir fidan, hurma yerine parlak la'l verirse hayret etmeyin.

4. Senin kapının toprağı, gece gündüz sevap için hem aya sürme hem de güneşe tutya verir.

Tutya yani çinko göz hastalığına iyi geldiği ve gözün görüş gücü­nü artırdığı için sürme yapılıp göze çekilir. Güneş ve ay sevgilinin ka­pısının toprağını gözlerine sürme olarak çektikleri için parlaktırlar. Teşhis, leff ü neşr ve mübalağa sanatları yapılmıştır.

5. Senin çevrin ve cefan vücudumun aynasını bu kadar cilala­dığı halde ikbal ve saadetin yüzünü göstermez.

Cilalanarak parlatılan ayna yüzü iyi gösterir. Şairin vücudunu sevgilinin cevrü cefası o kadar cilaladığı halde, ikbal ve saadetin yü zünü göstermemektedir.

6. Vücudum okundan ney gibi delik delik oldu. Nefes verdikçe her yerinden şada verir.

Sevgilinin attığı oklar zayıflıktan kurumuş vücudunu ney gibi de­lik delik yapmıştır.

7. Fuzûlî, her dertsizden derdine derman umma. Sabret derdi veren (Tanrı) devasını da verir.

Gazel XXXII

Fe'îlâtün/Fe'ilâtün/Fe'ilâtün/Fe'ilün


1. Serv-i âzâd kadünle bana yeksan görinür 
    Neye ser-geşte olan bahsa hırâman görinür

2. Can görinmez diseler tende inanman nişe kim 
    Lutfdan her nice bahsam tenüne can görinür

3. Direm ahvâlümi canana lalam arz veli 
    Görebilmen özümi anda ki canan görinür

4. Ey diyen sabr kıl âh eyleme yâri göricek 
    Mana düşvârdur ol ger sana asan görinür

5. Sordum ahvâlümi ışkında müneccimlerden 
    Bahdılar tâli'evine didiler kan görinür

6. Ne kemân-dârsm ey meh ki atup gamze olun 
    Yıhduğun saydda ne zahm u ne peykân görinür

7. Bir sanem zülflne gûyâ ki virüpdür gönlin 
    Ki Fuzûlî'nin inen hâli perişan görinür


Fuzuli

1. Düzgün boylu servi bana senin boyunla aynı görünür. Başı dönen kimse nereye baksa yürüyor görünür.

2. Tende can görünmez deseler inanmam. Çünkü senin tenine her ne zaman baksam latifliginden içindeki can görünür.

Lutf, letafet latiflik demekttr.Latif: 1. Güzel, 2. Şeffaf, maddeden sıyrılmış olan anlamlarına gelir. Sevgilinin teni o kadar şeffaftır ki, ba­lonca tenin içindeki can görünür. Latif aynı zamanda Tanrının sıf atla-nndandır.

3. Durumumu canana arzedeyim derim, fakat cananın göründü­ğü yerde kendimi göremem (kendimden geçerim).

4. Ey yâri görünce ah eyleme sabret diyen kişi! Bu sana kolay görünüyorsa da bana güçtür.

5. Sevgilinin aşkında ahvalimi müneccimlerden sordum. Talih evine baktılar kan görünüyor dediler (yani aşkta ölüm olduğunu söyle­diler).

Müneccim, yıldız ilmiyle uğraşan kimsedir. Eskiden in««.ni«T ve yıldızlar arasında ilgili bulunduğuna inanıldığından insanm talihini^ iyi yahut kötü olduğu yıldızına bakılarak haber verilirdi. Bu inanç bugün de yaşamaktadır.

6. Ey ay yüzlü sevgili! Nasıl yay çekici bir avcısın ki, gamze (süz­gün yan bakış) okunu atıp yere yıktığın avda ne yara ne de okun tem­reni görünür.

7. Fuzûlî'nin hali pek perişan görünüyor. Sanki gönlünü bir gü­zelin zülfüne vermiştir.

Fuzûlî'nin perişanlığı sevgilinin saçından dolayıdır. Sevgilinin sa­çı da perişandır, dağınıktır. Sevgilinin saçı dağıldıkça âşığın da sevgisi v« perişanlığı artar. Perişan ile zülf arasında tenasüp vardır.

Gazel XXXI

Mef ulü/Mefâ'îlü/Mefâ, îlü/Fa ulun


1. Âh eyledügüm serv-i hırâmânun içündür
    Kan ağladuğum gonce-i handânun içündür

2. Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucından 
    Âşüf tellğüm zülf-i perişanın içündür

3. Bîmâr tenüm nerkis-i mestün eleminden 
    Hunin cigerüm Ia'l-i dür-efşânun içündür

4. Yahdum tenümi vasi güni şem' tek amma 
    Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür

5. Kurtarmağa yağma-yı gamundan dil ü canı 
    Sa'yüm nazar-ı nerkis-i fettânun içündür

6. Cân vir gönül ol gamzeye kim munca zemandur
    Cân ile seni besledügüm anun içündür

7. Vâ'iz bize dün dûzahı vasf Stdi Fuzûlî 
    Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür


Fuzuli

1. Ah eylediğim salınan servin (boyun) içindir. Kan ağladığım gülen goncan (ağzın) içindir.

2. Avareliğime misk kokulu kâkülün sebeptir. Düşkünlüğüm pe­rişan saçların içindir.

3. Sarhoş nergisinin (gözünün) üzüntüsünden vücudum hastadır. İnci saçan la'lin (dudağın) için ciğerim kan doludur.

Nergis, baygın bakan göze benzetilerek istiare yoluyla göz yerin­de kullanılmıştır. Baygın bakan göz için sarhoş ve hasta sıfatları da kullanılır. Bu bakımdan hasta kelimesi göz Ue de ilgilidir. Dudağın inci saçmasından inci gibi dişler kastedilmiştir. Lal ile kanlı ve ciğer renk­leri, inci ile lal mücevher olmaları dolayısıyle birbirleriyle ilgili olup tenasüp sanatı yapılmıştır. İnci ile lal renk bakımından tezatlıdır.

4. Kavuşma günü vücudumu mum gibi yaktım. Bu hazırlığın ay­rılık gecesi için olduğunu bil (yani vücut yok olunca gönül ayrîuk ge­cesine daha çok dayanacaktır).

5. Gönlü ve canı gamın yağma etmesinden kurtarmaya çalış­mam senin fettan nergisinin (gözünün) teveccühünü kazanmak içindir.

6. Ey gönül! Sevgilinin o süzgün yan bakışına canını ver. Bun­ca zamandır seni can ile beslediğim onun içindir.

7. Fuzûlî, vaiz dün bize cehennemi anlattı. Onun anlattıkları se­nin hüzünler evin İçindir (yani vaizin anlattığı cehennem senin hüzün­ler eıvinin tıpkısıdır).

Külbe-i ahzan, hüzünler kulübesi demektir. Yakup Peygamber oğlu Yusuf'u kaybedince kulübesinde çok üzüntülü günler geçirmiş, ağ­lamaktan gözleri kör olmuştur. Bu yüzden Ya^kub'un evine külbe-i ah­zan, beytül-hazen gibi adlar verilmiştir.

Gazel XXX

Mefâ'îlüıı/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Perişan halk-ı âlem âh u efjgfin itdügümdendür 
    Perişân olduğum halkı perişan itdügümdendür

2. Ten-i zârumda derd-i ışk gün günden füzûn olmak 
    Yeten bî-derde tedbîr ile derman itdügümdendür

3. Gözüm kim bağrumun kanın töker pergâle pergâle 
    Dem-â-dem ârzû-yı la'l-i cânân itdügümdendür

4. Degül bî-hûde ger yağsa felekden başuma daşlar 
    Binasın tîşe-i ahumla vîrân itdügümdendür

5. Kaçan rüsvâ olurdum kan yudup sabr idebilseydüm 
    Melâmet çekdügüm bî-hûde efgân itdügümdendür

6. Hatâ senden degül cismüm ohından bî-nasîb olmak 
    Habâb-ı eşk-i gül-gûn içre pinhân itdügümdendür

7. Fuzûlî ihtilât-ı merdüm-i âlemden ikrâhum 
    Perîveşler hayâlin mûnis-i cân itdügümdendür


Fuzuli

1. Ah ve figan ettiğimden dolayı dünya halkı perişandır. Perişan olduğum halkı perişan ettiğim içindir.

2. İnleyen tenimde aşk derdinin günden güne artması her gelen dertsize derman etmek için tedbir aldığımdandır (yani dertsizlere der­man edebilmek için tedbir alıp aşkımı artırıyorum}.

Âşıklar dertsiz insanı hasta sayarlar. Fuzûli, yanına gelen her dertsize dert verip dermana kavuşturmak için derdini artması hususun­da tedbir aldığını söylüyor.

3. Her an sevgilinin lal gibi kırmızı dudağım arzu ettiğimden gözüm bağrımın kanını parça parça döker.

Lal kırmızı ve kan arasında renk ilgisi vardır.

4. Abımın kazması ile feleğin binasını viran ettiğimden gökten başıma taşlar yağsa bokuna değildir.

Felekten başa taş yağmak, felekten zulüm görmek yani talihsizlik anlamındadır. Fuzûlî ettiği ahlarla feleğin binasını yıktığı için başına taşların yağdığını söyleyerek hüsn-i talll sanatı yapmıştır.

5. Kan yutup sabredebilseydim rezil rüsva olur mu idtaı, hal­kın beni ayıplamasını çekmem boş yere feryad ettiğimdendir.

6. Osmimin, attığın oktan nasibini almamasının hatası senden değildir. Vücudumu gül renlkli (kanlı) gözyaşı kabarcığının içinde gizlediğimdendir.

Sevgilinin okuna hedef olmak şairi daima memnun eder. Şairin vücudu etrafını çeviren gül renkli (kanlı) gözyaşlarının üzerindeki hava kabarcığının içine gizlenecek kadar kflçülüp yok olduğundan sev­gilisinin attığı oktan nasibini alamamıştır.

7. Fuzûli dünya halkıyla kaynaşmaktan iftihar edişim peri gibi güzellerin hayalini canıma arkadaş ettiğimdendir.

Merdüm (insan), peri, hayal, can kelimelerinde iham-ı tenasüp sa­natı vardır. Perinin güzel olduğuna ve gözle görünmeyip insanlardan kaçtığına inanılır. Fuzuli, peri gibi güzellerin hayalini kendisine can yoldaşı ederek sevgisinin yüceliğini ve maddi hazlarla İlgisi bulunmadı­ğını gösteriyor.

Gazel XXIX

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Meni zikr itmez il efsâne-i Mecnûn'a mâildür 
    Ne benzer ol mana derdi anun takrire kâbildür

2. Beyâbân-gerd Mecnûn'dan gam ü derdüm su'al itmen 
    Ne bilsün bahr hâlin ol ki menzilgâhı sâhildür

3. Menüm tek olabihnez şöhre-i şehr-i belâ Mecnûn 
    Kabul eyler mi bu rüsvalığı her kim ki âkildür

4. Ne müşkil hâli olsa âşıkun ma'şûk ider çâre 
    Ger ol bî-derd bilmezse bu hâli hâl müşkildür

5. Firak eyyamı seyl-âb-ı sirişkümden haber dutmaz 
    Kıyamet mâcerâsmdan gör ol zâlim ne gâfrldür

6. Fakîh-i medrese ma'zûrdur inkâr-ı ışk itse 
    Yoh özge ilmine inkârumuz bu ilme câhildür

7. Fuzûlî il seni Mecnûn'dan efzûn dir melâmetde 
    Muna münkir degül Mecnûn dahi malûle kâildür


Fuzuli


1. El beni anmaz, Mecnun'un efsanesine ilgi gösterir. Mecnun bana nasû benzer, onun elerdi anlatılabilir (benimkisi ise dille ifade edi­lemezdi).

2. Benim gamımı ve derdimi çölde dolasan Mecnûn'dan sorma­yın. Sahilde oturan denizin tehlikeli durumunu ne bilsin.

3. Mecnun benim gibi belâ şehrinin meşhuru olamaz. Akıllı olan kimse bu rüsvalığı kabul eyler mi? (Mecnun'un aklı başında olmadığı için aşk şehrinde benim gibi rezil rûsva olmamıştır.)

4. Âşığın durumu ne kadar güç olsa, sevgili ona çare bulur. Eğer dertsiz (sevgili) bu durumu bilmezse işte o zaman durum güçtür.

5. Ayrılık günleri gözyaşı selinden (sevgilinin) haberi yoktur. Bak, o zalim kıyamet gününün macerasından (sorgu sualinden) nasıl gafildir.

Macera tevriyeli olup kelimenin kök anlamı akan şey demektir. Mecaz anlamı, insanın başından geçen olaydır. Maceranın kök anlamı ile gözyaşı seli arasında ihamı tenasüp vardır.

6. Medrese fakihi (hukuk bilgini) aşkı inkâr etse mazurdur. Onun diğer ilimleri bildiğini inkâr etmiyoruz ama bu ilimde (aşk il­mi) cahildir.

7. Fuzûli, el senin Mecnûn'dan daha çok ayıplandığını söylüyor Bunu Mecnun da inkâr etmez, doğruyu kabul eder.

«Bunu Mecnun da inkâr etmez» sözünde Mecnun sözü tevriyeli-dir. Deli dahi doğruyu ,akla uygun olanı inkâr etmez anlamında da kul­lanılmıştır.

Gazel XXVIII

Fâ'iİâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'iIâtün/Fâ'ilün


1. Hüsnün oldukça füzûn ışk ehli artuk zâr ohır 
    Hüsn ne mikdâr olursa ışk ol mikdâr olur

2. Cennet içün men' iden âşıkları dîdârdan 
    Bilmemiş kim cenneti âşıklarım didâr olur

3. Aşk derdinden olur âşık mizacı müstakim 
    Âşıkun derdine derman itseler bîmâr olur

4. Zâhid-i bî-hod ne bilsün zevkini ışk ehlinim
    Bir aceb meydür mahabbet kim içen huşyâr olur 

5. Işk sevdasına sarf eyler Fuzûlî ömrini
    Bilmezem bu hâb-ı gafletten kaçan bîdâr olur


Fuzuli


1. Senin güzelliğin arttıkça, âşıkların ağlayıp inlemeleri daha ok artar. Güzellik ne ölçüde olursa, aşk da o ölçüde olur.

2. Cennet için âşıkları sevgilinin yüzüne bakmaktan men eden mse, âşıkların cennetinin sevgilinin yüzü olduğunu bilmemiş.

3. Âşığın mizacı aşkın derdiyle sağlıklıdır. Aşığın derdine der-an etseler aşık hasta olur.

4. Kendinden geçmiş sofu, aşk ehlinin zevkini ne bilsin. Sevgi öyle acayip bir şaraptır ki, onu içenin aklı başına gelir.

5. Fuzûlî ömrünü aşk sevdacına harcıyor. Bu gaflet uykusundan ne zaman uyanır bilmem.

Gazel XXVII

Fâ'ilâtün/Fâ'îlâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Sâkiyâ câm dut ol âşıka kim kayguludur 
    Kaygu çekmek ne içün câm ile âlem doludur

2. Telh güf târsuz olmaz leb-i yâr ey âşık 
    Çoh heves eyleme ol şerbete kim ağuludur

3. Koyalum başı hum-i bade ayağına gelün 
    Dutmamak olmaz anım hürmetini bir uludur

4. Munca kim kûh sıfat başuma daşlar urılur 
    Dîde-i bahtum uyanmaz ne ağır yuhuludur

5. Dil-i pür-hûnuma yağdurma belâ peykâmn 
    Hazer it şişeye nâ-geh zarar eyler doludur

6. Gönlümün zahmına peykânunı itdüm merhem 
    Genc-i gamdur n'ola ger beyle demür kapuludur

7. Nerkisün fikri Fuzûli göz ü gönlümde gezer 
    Dırtar âhû vatan ol virde id otlu suludur


Fuzuli

1. Ey saki! O âşığa kadeh tut, çünkü kaygılıdır. Ne için kaygı çekmeli, âlem kadehle doludur (kaygı çekeceğine kadeh çeksin).

Dolu kelimesi boş karşılığı ve dolu kadeh anlamlarıyla tevriyeli kullanılmıştır. Saki, kadeh, dolu kelimeleriyle ihamı tenasüp sanatı ya­pılmıştır.

2. Ey âşık! Sevgilinin dudağı acı sözsüz olmaz. O şerbete çok heves etme ki ağılıdır.

Acı söz deyiminde mecaz vardır. Dudak ve şerbet ile acı ve ağı kelimelerinde müraat-ı nazir sanatı vardır.

3. Gelin başımızı şarap küpünün ayağına (dibine) koyalım. Hürmet etmemek olmaz. O bir uludur.

Eskiden padişahın veya büyük bir kimsenin ayağına baş koy­mak veya ayağını öpmek suretiyle saygı gösterilirdi: Hürmet kelimesin­de tevriye vardır. Saygı ve haramlık anlamlarında kullanılmıştır. Müs­lümanlıkta şarap haramdır. Hürmetin haramlık anlamı ile bade arasın­da ihamı tenasüp bulunmaktadır. Baş ile ayakta tezat vardır.

4. Başıma dağ gibi bunca taşlar vurulduğu halde bahtımın gözü uyanmaz, ne ağır uykuludur.

5. Kan dolu gönlüme belâ okunu yağdırma sakın, şişeye birden zarar verip kırar, çünkü doludur.

Divan edebiyatında gönül şişeye benzetilir. Şişe gibi çabuk inci­nir, kırılır. Gönlün kanla dolu olması ıstırap ve keder dolu olduğunu ifa­de eden bir deyim olup gönülde kan bulunmasından kinayedir.

6. Okunun temrenini gönlümün yarasına merhem ettim. Gönlüm gam hazinesidir. Böyle demir kapılı obuasına şaşılmaz.

Gönül hazineye, ok temrenleriyle dolu gönül yarası da hazinenin demir kapışma benzetilmiştir.

7. Nergise benzeyen gözünün düşüncesi Fuzûli'nin gözünde ve gönlünde gezer. (Nitekim) ahu otlu ve sulu yerleri vatan edinir.

Otlu, sulu yer, otu ve suyu bol olan yer anlamında kullanıldığı gibi, ot kelimesi tevriyeli olup ateş anlamında gönül ile ilgilidir. Gönül ile ot, göz ile sulu kelimeleri arasındaki ilgi dolayısıyle beyitte düzensiz leff ü neşr vardır.

Gazel XXVI

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Memim kim bir leb-i handan içün giryânlığum vardur 
    Perîşân turralar devrinde ser-gerdânhğum vardur

2. Yaşum taht-ı revândur tâc-ı zerrin şu'le-i ahum 
    Görün kim devlet-i ışk ile ne sultânlığum vardur

3. Yumulmaz eşk tuğyanında ansuz çeşm-i hun-bârum 
    Hayâl-i sûret-i cânâna hoş hayrânhğum vardur

4. Sirişküm gör meni ey ebr özünden kem hayâl itme 
    Hevâ-yı ışk ile nün sence eşk-efşânlığum vardur

5. Fuzûli câm-ı mey terkin kılup zühd ile takvîden 
    Kamu dânâya rûşendür bu kim nâ-dânlığum vardur


Fuzuli

1. (Sevgilisinin) gülen bir dudağı için gözyaşı dökmekteyim. Onun dağınık perişan Saçlarının devrinde başım dönmekte, perişan haldeyim.

2. Gözyaşım tahtı revan, ahimin alevi de başımda altın taçtır. Aşk devletinde nasıl bir sultanlığım olduğunu görün.

3. Sevgilinin yüzünün hayaline çok hayran olduğum için onun yokluğunda gözyaşlarını coşup taştığında (dahi) kan saçan gözüm hiç yumulmaz (onun hayaline hayran hayran bakarım).

Ağlayan göz açıktır. Suret kelimesi şekil ve yüz anlamlarındadır. Sevgilinin şeklinin veya yüzünün hayaline hayranlıktan dolayı gözün kapanmamasında hüsn-i ta'lil sanatı vardır.

4. Ey bulut! Gözyaşlanmı gör de beni kendinden daha aşağı san­ma. Benim aşk havası ile döktüğüm gözyaşı senin yağmurundan bin de­fa daha çoktur.

Şair kendisini bulutla karşılaştırarak teşbih yapmaktadır. Hava kelimesi tevriyeli kullanılmış olup öteki anlamı arzu ve heves demek­tir. Hava ile bulut; aşk, neva (arzu), eşk kelimeleri mânâca birbir­leriyle ilgili olup iham-ı tenasüp sanatı yapılmıştır.

5. Fuzûli! Zühd ve takva yüzünden şarap kadehini terkederek cahillik yaptığım bütün bilginlere açıktır.

Dana: Bilgili, bilgin, nâ-dan: Bilgisiz, cahil, bön demek olup te­zat yapılmıştır. Zühd ü takva -. Dinin yasaklarından kaçınıp ibadetle uğ­raşmadır. Şarap kadehi Üe zühdü takva arasında da tezat vardır.

14 Mart 2011 Pazartesi

Gazel XXI

Mef'ûlü/Fâilâtü/Mefâ'îlü/Fâ'ilün


1. Tökdükçe kanunu ohun ol âsitân içer 
    Bir ylrdeem esir ki toprağı kan içer

2. Ehl-i zemâne kanına çok teşnedür zemîn 
    Kanın khnün tökerse felek ol zemân içer

3. Mey içmedin açılmaz imiş bâb-ı mağfiret 
    Sevgendler bu bâbda pîr-1 muğân içer

4. Ukbâda kevser istemesün rind-i meykede 
    Dünyâda bes degûltni mey-i ergavân içer

5. Gamzen görinmeyüp göze kanlar içer müdftm 
    Zâbid kimi ki badeni ilden nihân içer

6. Meyden egerçi tevbe virür il Fuzûlî'ye 
    Ey serv sen kadeh sunar olsan revân içer


Fuzuli

Gazel XXV

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Ol peri veş kim melâhat mülkinün sutânıdur 
    Hükm anun hükmi mana ferman anun fermârudur

2. Sürdi Mecnûn nevbetin şimdi menem rüsvâ-yı aşk 
    Doğn dirler her zaman bir âşıkun devrânıdur

3. Lâhza lâhza gönlüm odından şererlerdür çıhan 
    Katre katre göz töken sanman sirişküm kamdur

4. Çâklar cismümde tîğ-i ışkdan ayb itmenüz 
    Kim cünûn gülzânnım munlar gül-i handânıdur

5. Ey Fuzûlî ola kim rahm ide yâr efgânuna 
    Ağlagıl zâr anca kim zâr ağlamak imkâmdur


Fuzuli

1. O peri gibi güzel, güzellik ülkesinin sultanıdır. Bu ülkede hü­küm onun hükmü, ferman onun fermanıdır.

2. Mecnun nöbetini sürdü. Şimdi aşkın rüsvası (aşkta dile dü­şen) benim.

3. Gözümün katre katre döktüğünü gözyaşı kam sanmayın. On­lar gönlümün ateşinden sık sık çıkan kıvılcımlardır.

4. Göğsümde aşk kılıcından açılmış yarıkları ayıplamayın. Çün­kü bunlar delilik gül bahçesinin açılmış gülüdür.

Gül-i handan gülen gül demektir. Gül gonca halindeki daralmış sıkıntılı durumundan çıkıp açılarak ferahlamış olur. Aşk kılıcının şai­rin göğsünü parçalaması ile hasıl olan kanlı yarıklar hem rengi, hem de parça parça oluşu dolayısıyla açılmış güle benzetilmiştir.

5. Ey Fuzuli! Ola M, sevgili senin feryadına acır. Mümkün ol­duğu kadar ağla, inle.

Gazel XXIV

Fâ'ilâtiin/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilüa


1. Âşiyân-ı mürg-i dil zülf-i perîşânundadur 
    Handa olsam ey peri gönlüm sentin yanundadur 

2. Işk derdiyle hoşem el çek ilâcumdan tabîb 
    Kılma derman kim helâküm zehri dermânundadur

3. Çekme dâmen nâz idüp üftâdelerden velun kıl 
    Göklere açılmasını eller ki dâmânundadur

4. Gözlerüm yaşın görüp şûr itme nefret kim bu hem 
    Ol nemekdendür ki la'l-i şekker-efşânundadur

5. Mesti hâb-ı nâz ol cem' it dil-i sad-pâremi 
    Kim anun her paresi bir nevk-i müjgânundadur

6. Bes ki hicrânundadur hâsiyyet-i kat'-ı hayât 
    Ol hayât ehline hayrânem ki hicrânundadur

7. Ey Fuzûli şem' veş mutlak açılmaz yanmadın 
    Tâblar kim sünbülinden rişte-i câmmdadur


Fuzuli

1. Gönül kuşunun yuvası senin dağınık saçlarındadır. Ey peri (sevgili)! Nerede olsam gönlüm senin yanındadır.

2. Doktor! Aşk derdinden memnunum, bana lâç yapmaktan vaz­geç, derdime derman arama. Çünkü ölümümün zehiri senin ilâcında-dır (yani doktorun ilacı ile aşk derdinden kurtulması, şair için ölüm de­mektir).

3. Naz edip düşkünlerden (aşıklardan) eteğini çekme. Eteğine sarılan ellerin göklere açılmasından (bedduasından) kork.

4. Gözlerimin yaşını tuzlu görüp nefret etme. Çünkü bu da se­nin şeker saçan ağzının tuzundandır.

Gözyaşları tuzludur. Gözü yakar ve kızartır. Lal açık istiare ile dudak yerinde kullanılmıştır. Dudak da kırmızıdır. Divan şiirinde du­dağın lale benzettiğini yukarıda açıklamıştık. Dudağın şeker saçması tatlı ve güzel konuşmasıdır. Gözyaşındaki tuzun sevgilinin ağzındaki tuzla aynı oluşu, insanın ağzının suyunun tuzlu olmasından dolayıdır. Tuz acı olmakla beraber yemeğe tat verir. Sevgilinin ağzının suyu da asığa zevk verir. Tuz ile şeker arasında tezat sanatı vardır.

5. Naz uykusuyla sarhoş ol da yüz »parça olmuş gönlümü bir ara­ya topla. Çünkü onun her parçası bir kirpiğinin ucundadır.

Sevgili naz uykusuyla sarhoş olunca gözlerini süzerek baygın ba­kacaktır. Böylece sevgilinin her bir kirpiğinin ucunda bulunan gönlü­nün parçalan bir araya toplanmış olacaktır. Fuzuli, «cem'-i dil» ve «cem'iyyet-i hatır» tamlamalarını çok kullanır «perîşanî-i dil» veya «pe-rişanl-i hatır» karşılığıdır. Gönlün toplu olması, rahat ve memnun ol­ması demektir.

6. Ayrılığında, hayatı sona erdirmek özelliği vardır (yani ayrılı­ğın insanı öldürür). Senin ayrılığında yaşayabilenlere hayranım.

7. Ey Fuzûli! Sevgilinin sünbül gibi saçından dolayı canının ipliğindeki kıvrımlar mum gibi yanmadan kesinlikle açılmaz.

Vücut muma, can mumun fitiline benzetilmiştir. Can ipliğindeki kıvrımlardan maksat, ıstıraplardır. Şairin canı sevgilinin sünbül gibi olan saçını düşünerek ıstıraptan kıvrılıp bükülmüştür. Burada sacın sünbüle benzetilmesi kıvrım kıvrım olduğundan dolayıdır. Saç rengi ve kokusu sebebiyle de sünbüle benzetilir. Can ipliğindeki kıvrımlar mum gibi yanıp tükenmedikçe açılmaz yani ölmedikçe ıstıraptan kurtulun-maz denmektedir.

Gazel XXIII

Mefâ'îMin/Mefâ'Üün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün


1. Şifâ-yı vasi kadrin hecr ilen bîmâr olandan sor 
    Zülâl-i lal zevkin teşne-i didâr olandan sor

2. Lebün sırnn gelüp güftâra menden özgeden sorma 
    Bu pinhân nükteni bir vâkıf-ı esrar olandan sor

3. Göari yaşluların hâlin ne bilsün merdüm-i gafil 
    Kevâkib seyrini seb tâ seher bîdâr olandan sor

4. Habersüz olma fettan gözlerim çevrin çekenlerden 
    Habersüz mestler bî-dâdmı huşyâr olandan sor

5. Gamumdan sem' tek yandum sabâdan sorma ahvâlüm 
    Bu ahvâli şeb-i hicran menümle yâr olandan sor

6. Harâb-ı câm-ı ıskam nerkis-İ mestün bilür hâlüm 
    Hârâbat ehlinim ahvâlini hammâr olandan sor

7. Mahabbet lezzetinden bî-haberdür zâhid-i gafil 
    Fuzûlî ışk zevkin zevk-i ışkı var olandan sor


Fuzuli

1. Kavuşma şifasının değerini ayrılık d«rdi ile hasta olandan sor. Lal gibi kırmızı dudağının tatlı suyunun arzusunu sevgilinin yüzü­nü görmeye susamış olandan sor.

2. Dudağının sırrını benden başkasından sorma Bu gizli nükte­yi (benim gibi) sırları bilen birisinden sor.

3. Gaflet içinde uyuyan İnsan gözü yaşlıların halini ne bilsin. Yıl­dızların seyrini gece sabaha kadar uyanık olandan sor.

Seyretmek tevriyeli olup temaşa etmek ve hareket etmek anlam lannda kullanılmıştır. Gözyaşı yıldıza benzetilmiştir.

4. Fettan gözlerin cefasını çekenlerden habersiz olma. Ne yap­tıklarını bilmeyen sarhoşların zulmünü aklı başında olanlardan sor.

5. (Senin aşkının) gamından mum gibi yandım. Durumu sabah yelinden sorma. Bu durumu ayrılık gecesinde benimle arkadaş olan mumdan sor.

6. Aşk kadehinin harabıyım (aşk şarabı ile sarhoşum). Halimi sarhoş gözün bilir. Meyhane ehlinin halini meyhaneciden sor.

Divan şiirinde nergis baygın bakan göze benzetilir. Sarhoş göz, baygın bakan gözdür. Mest ve sarhoş gözün sıfatı olarak çok kullanılır.

7. Fuzuli, gafil sofu muhabbet lezzetinden habersizdir. Aşk zevkini kendisinde aşk zevki var olandan sor.

Gazel XXII

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'Üün/ Mefâ'üün 


1. Dinriş her gonceye Ayılrlıgıtm râzm sabâ dirkrti 
    Ağzm durmak olmaz korharam ey gül sana dirler

2. Esîr-i derd-i ışk u mest-i câm-ı hüsn çoh amma 
    Blzüz meşhur olan Leyi! sana Mecnûn mana dirler

3. Senim mlhr ü vefa gösterdügün ağyara çoh gördüm 
    Galatdur kim seni btanihr omurlar bî-vefâ dirler

4. Sana dirler büt-i Çin zülfüne zürmâr söylerler 
    Zlbİ hnftm yohlar küfr söylerler hatâ dirler

5. Masa dirierdi evvel bir melekdür sevdügün amma 
    Görenler men faktrl gökten inmiş bir belâ dirler

6. Marîzi ışk akd-i zülfün eyler ârzû zira 
    Mu'âllcler bu mahlik derde müşkildür deva dirler

7. Fuzûli âşıka dirler okur kim terk-İ ışk eyle 
    Dimezler mi hatâ tağyir kd hükm-i kaza dirler


Fuzuli

1. Bahar rüzgârı, âşıklığımın sırrını her goncaya söylemiş derler. El ağzını tutmak olmaz. Ey gül! Korkarım sana da derler.

2. Aşk desndinm e*iri ve güzellik kadehinin sarhoşu çok ama meş­hur olan biziz. Sana Leylâ, bana Mecnun derler.

3. Senin başkalarına sevgi ve vefa gösterdiğini çok gördüm. Sa­na sevgisiz ve vefasız demeleri yanlıştır.

Okumak, Azeri Türkçesinde çağırmak, söylemek demektir ki. Eski Anadolu Türkçesinde de bulunan bu kelime halk ağzında yaşa­maktadır.

4. Sana Çin putu, saçma da zünnar derler. Hay imansızlar küfür söylerler ve hata derler.

Zünnar, papazların siyah kuşağıdır. Siyahlığı ve uzunluğu dola-yısıyle saç zünnara benzetilir. Hata kelimesi tevriyen kullanılmıştır. Hata yanlış anlamında kullanıldığı gibi, Çin'in batısındaki Huten ülkesinin adıdır. Hata veya Hıtay biçiminde kullandır. Ahunun göbeğinden elde edilen misk bu ülkede elde edilir. Küfür kelimesi de tevriyelidir. Küfrün bir anlamı da kara demektir. Çin ülkesi putlanyla meşhur olduğu gibi çin kelimesinin öteki anlamı «knmm»dır. Beyitteki Çin, hata, küfür, zün­nar kelimeleri saçla ilgili olup ihamı tenasüp sanatı yapılmıştır.

5. Önceleri bana sevdiğin bir melektir derlerdi. Şimdi onu gö­renler ben fakire gökten inmiş bir belâ derler.

6. Aşk hastası saçının düğümünü arzu ediyor. Çünkü doktorlar bu tehlikeli derdin devası güçtür diyorlar.

Saç ipe, kemende benzetilir. Âşığın sevgilinin saçının düğümünü arzulamasından kasıt, saçın düğümü ile asılmak istemesidir. Düğüm güç açılması dolayısıyle müşkil kelimesi ile ilgilidir.

7. Âşık Fuzûlî'ye aşkı bırak diyenler, kaza ve kaderin hükmünü değiştir diyerek yanlış söylemiyorlar mı?

11 Mart 2011 Cuma

Gazel XX

Mef'ûlü/Mefâ'ÎIü/Mefâ'îlü/Fa'ûKkı


1. Ey gül ne aceb silsile-i müşg-i terün var 
    Ve y serv ne hoş cân alıcı işvelerim var

2. Acıtdı meni acı sözün tünd nigâhun
    Ey nahl-i melâhat ne aceb telh berün var

3. Peykânları ile doludur çeşm-i pür-âbum 
    Ey bahr sağınma senün ancak güherün var

4. Ol seng-dile nâle-i zârun eser itmiş 
    Ey dil sana bu zevk yeter tâ eserin var

5. Işk içre gönül düne ki men bî-hodem ancak 
    Ey gafil özünden senün ancak haberün var

6. Çoh bahduguna gamze ilen bağrın üzersen 
    Her kime ki banmazsan anunla nazaran var

7. Işk ehline ol mâh Fuzûli nazar itmiş
    Sen hem özüni göster eğer bir hünerim var


Fuzuli

1. Ey gül (sevgili)! Ne acayip (hayret verici) taze misk kokulu zincirin (saçın) var. Ve ey servi (sevgili)! Ne hoş can alıcı işvelerin var.

Sevgilinin yüzü güle, boyu serviye benzetildiğinden gül ve serv kelimeleri açık istiare yoluyla sevgili yerine kullanılmıştır.

2. Acı sözün, sert bakışın bana elem verdi. Ey güzellik fidanı! Ne belâlı acı meyven var.

Birini acıtmak: Birini üzmek, acı vermek.

3. Yaş dolu gözüm sevgilinin attığı okların temrenleriyle dolu­dur. Ey deniz! Sadece senin incin var zannetme.

4. Ağlayıp inlemen o taş yürekliye (sevgili) tesir etmiş. Ey gö­nül! İnleme gibi bir eserin var oldukça sana bu zevk yeter.

5. Gönül, aşk içinde yalnız ben kendimden geçtim deme. Ey gafil! Ancak senin kendinden haberin var (başkalarının durumunu ne bileceksin).

6. Yan bakışınla (gamze) baktığın çok kimsenin bağrını parça­larsın. Her kime bakmazsan ona iyilik ediyorsun demektir.

Birinin bağrını üzmek: Bağrını parçalamak, içini üzmek. 

7. Fuzûlî, o ay yüzlü sevgili aşıklara bakıp teveccüh göstermiş. Eğer bir hünerin varsa, sen de kendini göster.

Gazel XIX

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var 
    Âşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var

2. N'ola kan tökmekde mahir olsa çeşmüm merdümi 
    Nırtfe-i kâbildürür gamzen kimi üstadı var

3. Kıl tefâhur kim semin hem var men tek âşıkun 
    Leyli'nün Mecnûn'ı Şîrîn'ün eğer Ferhâd'ı var

4. Ehl-i temkînem meni benzetme ey gül bülbüle 
    Derde yoh sabrı anun her lahza nün feryadı var

5. Eyle bed-hâlem ki ahvâlüm görende şâd olur 
    Her kimün kim devr çevrinden dil-i nâ-şâdı var

6. Gezme ey gönlüm kuşı gafil fezâ-yı ışkda
    Kim bu sahramın güzergâhında çok sayyâdı var

7. Ey Fuzûlî ışk men'in kılma nâsıhdân kabul
    Akl tedbîridür ol sanma ki bir bünyâdı var


Fuzuli


1. Bende Mecnun'dan daha çok aşıklık yeteneği vardır. Sevgide sadakat gösteren âşık benim, Mecnun'ün ancak adı var.

2. Gözbebeğimin kan dökmekte usta olduğuna şaşılmaz. O ka­biliyetli bir tohumdur ve gamzen gibi bir üstadı vardır.

Kabil tevriyeli kullanılmıştır. Âdem'in oğlu olup kardeşi Habil'in kanım döken kişi ve kabiliyetli anlamlarındadır. Merdüm kelimesi de tevriyeli kullanılmıştır. İnsan ve gözbebeği anlamlarındadır. Gözbebe­ği hem kabiliyetli, hem de Kabil'in tohumundan geldiği için gamze gibi bir de kan dökücü ustası olunca çok kan dökecektir. Kan dökmek bir deyim olup mecazlı kullanılmıştır. Kan dökmekte usta olması gö­zün kanlı yaş dökmesinden kinayedir.

3. Eğer Leylâ'nın Mecnun'u Şirin'in Ferhâd'ı varsa, senin de be­nim gibi âşığın olduğu için övünmelisin.

4. Ey gül! Ben temkinli, sabırlı insanım, beni bülbüle benzetme. Onun benim gibi derde sabrı yok, her lâhza bin feryadı vardır.

5. Halim öyle kötü ki, devrin zulmünden dolayı kimin gönlü mahzun olsa, benim halimi görünce neşelenir (kendi haline şükrederek sevinir).

6. Ey gönlümün kuşu! Aşk göğünde gafil uçarak gezme. Çünkü bu sahranın (aşk sahrası) yollarında çok avcısı vardır.

7. Ey Fuzulî! Nasihatçının aşkı engellemesini kabul etme. Onun nasihati aklın tedbiridir, bir temeli var sanma.

Gazel XVIII

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün 


1. Hansı gülsen gülbüni serv-i hırâmânunca var 
    Hansı gülbün üzre gönce la'I-i handânunca var

2. Hansı gülzâr içre bir gül açılur hüsnün kimi 
    Hansı gül bergi leb-i la'I-i dür-efşânunca var

3. Hansı bâğun var bir nahli kadün tek bârver 
    Hansı nahlün hâsılı sîb-i zenahdânunca var

4. Hansı hûnî sen kimi cellâda olmışdur esîr 
    Hansı cellâdun kıhcı nevk-i müjgânunca var

5. Hansı bezm olmış münevver bir kadün tek şem'den 
    Hansı şem'ün şu'lesi ruhsâr-ı tâbânunca var

6. Hansı yirde tapılur nisbet sana bir genc-i Iıüsn 
    Hansı gencin ejderi zülf-i perişânunca var

7. Hansı gülsen bülbülin dirler Fuzûlî sen kimi 
    Hansı bülbül nfilesi feryâd ü efgânunca var


Fuzuli

1. Hangi gül bahçesinin gül fidanı senin salınan servine (boyu­na) benzer. Hangi gül fidanı üzerindeki gonca, gülen la'lin (dudağın) gibidir.

Lal, kırmızı renkli, kıymetli bir mücevherdir. Lal renginden do­layı Divan şiirinde dudağa benzetilir. Burada istiare yoluyla dudak ye­rinde kullanılmıştır.

2. Hangi gül bahçesi içinde senin güzelliğin gibi bir gül açılır. Hangi gül yaprağı senin inci saçan lal gibi kırmızı dudağına benzer.

3. Hangi bağın senin boyun gibi meyve veren bir fidanı vardır. Hangi fidanın meyvesi senin çenenin elmasına benzer.

4. Hangi kan dökücü senin gibi cellada esir olmuştur. Hangi celladın kılıcı senin kirpiklerinin ucu gibi sivridir.

5. Hangi meclis senin boyun gibi bir mumdan aydınlanmıştır. Hangi mumun alevi senin parlak yüzün gibidir.

6. Hangi yerde senin güzelliğine benzer bir hazine bulunur. Han­gi hazinenin yılanı senin dağılmış saçma benzer.

Eskiden hazinelerin viranelerde bulunduğuna ve hazineye bir ejderhanın (yılan) bekçilik yaptığına inanılırmış. Divan şiirinde uzun saç yılana, zencire ve zünnara (papazların bellerine bağladıkları siyah kuşak) benzetilir.

7. Fuzûli, hangi gül bahçesinin bülbülü senin gibidir derler. Hangi bülbülün inlemesi senin feryat ve figanına benzer.

Gazel XVII

Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün/Mefâ'îlün 


1. Ezel kâtibleri uşşak bahtın kara yazmışlar
    Bu mazmun ile hat ol safha-i ruhsâra yazmışlar

2. Havâs-ı hâk-ı pâyun şerhini tahkik idüp merdüm 
    Gubâr ilen beyâz-ı dîde-i hun-bâra yazmışlar

3. Gülistanı ser-i kuyun sıfatın bâb bâb ey gül 
    Hat-ı reyhan ile cedvel çeküp gülzâra yazmışlar

4. İki satr eyleyüp ol iki mey-gûn la'ller vasfın 
    Görenler her birin bir çeşm-i gevher-bâra yazmışlar

5. Girüp büt-hâneye kılsan tekellüm can bulur şeksüz 
    Musavvirler ne suret kim der ü dîvâra yazmışlar

6. Muharrirler yazanda her kime âlemde bir rûzî 
    Mana her gün dil-i sad-pâreden bir pare yazmışlar

7. Yazanda Vâmık u Ferhâd u Mecnûn vasfm ehl-i derd 
    Fuzûlî adını gördüm ser-i tûmâra yazmışlar


Fuzuli

1. Ezel gününün kâtipleri âşıkların bahtını kara yazmışlar. Bu­nun tamamını güzelin yanağını sayfasına yazmışlar.

Mazmun: Yazının içinde anlatılmak istenen gizli mânâdır. Divan şiirinde yüzdeki ayva tüyleri yazıya benzetilir. Âşığın bahtının karalığı­nın güzelin yüzüne yazılması, âşığın sevgilinin yüzünün güzelliğine âşık olup ıstırap çekeceği anlamındadır.

2. Ayağının toprağının niteliğini inceleyen insan (göz bebekleri) onun niteliklerini toz gibi ince yazı ile kan saçan gözün beyazına yaz­mıştır.

Merdüm kelimesi hem insan hem de gözbebeği anlamında tevriyeli kullanılmıştır. Gubar kelimesinde de tevriye vardır. Bir anlamı toz­dur; diğeri gubarî denen ince bir yazı çeşididir. Eskiden mürekkep yap­mak için siyah toz kullanıldığına da işaret edilmiştir. Âşık sevgilinin ayağının toprağını gözüne sürme olarak çekmesi ve gözün beyazındaki ince damarların gubarî yazıya benzemesi de düşünülmüştür.

3. Ey gül (sevgili)! Gül bahçesi gibi olan köyünün vasıflarını reyhani yaza ile cetvel çekip bölüm bölüm gülzara yazmışlar.

Reyhan kelimesi güzel kokan ufak yapraklı bir ot ve reyhani ya­zı denen bir çeşit yazı anlamlarında tevriyeli kullanılmıştır. Cetvel ke­limesi de tevriyeli olup cetvelle sayfa kenarlarına çekilen çizgi ve bah­çelerde çiçek tarhlarının kenarından geçen su yolu. Bâb bâb keli­mesi de tevriyeli olup kitap bölümü ve bahçelerde çiçek, sebze vb. ek­mek için yapılan bölmeler ki, ark denir. Bâb bâb, hat-ı reyhan, cetvel ve yazmışlar kelimeleriyle müraat-ı nazir sanatı yapılmıştır. Ayrıca sevgi­linin mahallesi gülistana benzetilmiştir. Gülistan, gülzar, bâb bâb, su cetveli kelimelerinde iham-ı tenasüp sanatı vardır.

4. Dudağını görenler şarap renkli o iki la'lin (iki dudağın) vasfını iki satır eyleyip her birini inci yağdıran bu göze yazmışlar.

5. Sevgilim, puthaneye girip konuşsan orada ressamların duvara ve kapıya çizdikleri ne kadar resim varsa şüphesiz hepsi canlanır.

6. Ezel günü yazıcıları, dünyada herkesin günlük rızkını yazdık­larında, bana yüz parça olmuş gönülden her gün bir parça yazmışlar.

7. Dert sahipleri, Vamık'ın, Ferhad'ın Mecnun'un hikâyesinde onların vasıflarını yazdıkları zaman Fuzüli'nin adım sayfanın basma yazdıklarını gördüm.

Yuvarlanarak katlanan kâğıda tumar denir. Eskiden resmi ya­zılar, mektuplar, kâğıda uzunlamasına yazılır, sonra yuvarlanıp katla­narak bağlanırdı.

Gazel XVI

Fâ'ilâtiin/Fâ'ilâtsün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün 


1. Ey mezâk-ı cana cevrün şehd ü şekker tek lezîz 
    Dem-be-dem zehr-i gamun kand-i mükerrer tek leziz

2. Âteş-i berk-i firâkun nâr-ı dûzah tek elim 
    Cür'a-i câm-ı visâlün âb-ı kevser tek lezîz

3. Şerh ahvâlüm sana meste nasihat kimi telh 
    Telh güf târun mana mahmura sağar tek leziz

4. Dâğ-ı ışkun derdi zevk-i saltanat tek dİl-pezîr 
    Hâk-i kuyun seyri feht-i heft kişver tek lezîz

5. N'ola bulsam zevk köydürdükçe göğsüm üzre dâğ 
    Ehl-i derde dâğ olur bî-derde zîver tek lezîz

6. Taze taze dâğ-ı derdündür dil-i sûzânuma 
    Fi'l-mesel hn-s ehline cem'iyyet-i zer tek lezîz

7. Ey Fuzûlî âlemün gördüm kamu ni'metlerin 
    Hiç ni'met görmedüm dîdâr-ı dilber tek lezîz


Fuzuli

1. Ey cefa ve çevrin can damağına bal ve şeker gibi tatlı gelen (sevgin)! Her an gamının zehri tekrar tekrar kaynatılmış şeker gibi lezzetlidir.

Mezâk: Zevk alma, tat duyma; tad alma yeri, damak; zevk, tat anlamlarına gelir. Arapçada bu kalıpla yapılan kelimelere • mastar-1 mimi; mimli mastar» denir. İsim - fiil, yer ve zaman adları yapılır. Bu­rada canın tat alma yeri olarak kullanılmıştır.

2. Ayrılığının yıldırımının ateşi cehennem ateşi gibi elem veri­cidir. Vuslatının kadehinin bir yudumu Kevser suyu gibi lezzetlidir.

Ayrılık ateşi düştüğü yeri yakıp yok eden yıldırıma benzetilmiştir. Kevser: Cennete akan tatlı bir su. Ateş ve su tezadlıdır.

3. Durumumu sana açıklamak sarhoşa nasihat vermek gibi acı gelir. Senin acı sözün bana baş ağrısı çeken sarhoşa şarap içmek gibi tatlıdır.

Mahmur: Sarhoşluğun verdiği humar denen başağrısı ve sersem­liktir. Sarhoş, başındaki ağrıyı ve sersemliği şarap içerek gidermek is­tediği için acı sözün mahmura şarap gibi tatlı gelir denmiştir. Şarabın tadı acı olmakla birlikte sarhoşa tatlı gelir. Sevgilinin acı sözü de şair için mahmura şarap içmek gibi tatildir. Acı ile tatlı arasında tezat sa­natı vardır. Kadeh anlamına gelen sağar kelimesiyle kadehin içindeki şarap kastedilmiş olup mecaz-ı mürsel sanatı yapılmıştır.

4. Aşkının yarasının derdi saltanat zevki gibi gönül çekicidir. Köyünün toprağını gezip dolaşmak, yedi ülke fethetmek gibi tatlıdır.

5. Göğsümün üzerine kızgın dağ vurulmasından zevk alsam bu­na şaşırmamalı. Dertliye yara, dertsize süs gibi zevk gelir.

Dâğ, yanık yarası demektir. Kızgın demirle damga vurulurken meydana gelen yara. Şiirde aşk ateşinden meydana gelen yaradır. Dam­ga yarası, şeklinden ve kırmızılığından dolayı güle benzetilir. Burada Fuzûli aşk yarasının meydana getirdiği yaranın vücudunu süslemesin­den zevk aldığını söylüyor.

6. Aşk ateşiyle yanan gönlüme senin derdinin taze taze yaraları bu hırslı insana altın biriktirmek gibi tatlı gelir.

Ateşle dağlamak suretiyle meydana gelen yara, şeklinden ve kır­mızılığından dolayı altın paraya benzetilmiştir.

7. Ey Fuzûli! Dünyanın bütün nimetlerini gördüm. Sevgilinin yü­zü gibi tatlı hiç nimet görmedim.

Gazel XIV

Miifte'ilün/Fâ'ilün/Müfte'ilün/Fâ'ilün 


1. Kimsede ruhsâruna tâkat-i nezzâre yoh 
    Âşıkı öldürdi şevk bir nazara çâre yoh

2. Bağrı bütünler mana ta'ne iderler müdâm
    Hâlümi şerh itmeğe bir ciğeri pare yoh

3. Yığdı menüm başuma dehr gamın n'eylesün 
    Bâdiye-i ışkda men kimi âvâre yoh

4. Dehrde hemtâ sana var peri yoh dimen 
    Var güzel çoh velî sen kimi hun-hâre yoh

5. Gözde gezer çizginüp katre-i eşkünı müdâm 
    Katre-i eşküm kimi çerhde seyyare yoh

6. Çâk görüp göğsümi kılma ilâcum tabîb 
    Zayi' olur merhemün mende biter yara yoh

7. Zârlığum ışkdan var Fuzûlî velî
    Ol meh-i bî-mihrden rahm men-i zara yoh


Fuzuli


1. Senin yanağına bakmaya kimsede güç yok. Âşığı arzu ve şevk öldürdü. Onda bir bakışa bile çare kalmadı.

2. Aşk derdiyle yüreği parçalanmamış olanlar daima beni ayıp­larlar. Halimi anlatmak için aşk derdiyle ciğeri parçalanmış bir kimse yok.

Bağrı bütün bugün kullanmadığımız Türkçe bir deyim. Dert ve ıs­tırap çekmemiş anlamındadır.

3. Dünya bütün gamını benim başıma yığdı. Ne yapsın aşk çö­lünde dolaşan benim gibi bir avare bulamadı.

4. Dünyada senin eşin peri gibi bir güzel yok demem, vardır. Gü­zel çok var, lâkin senin gibi kan içen güzel yok.

Hun-hâr (kan içen) kan döken, öldüren demektir. Var ve yok ke­limeleriyle tezatlar yapılmıştır.

5. Gözyasımm damlası daima gözde dolanıp gezen Gökte gözya­sımın damlası gibi gezen bir seyyare yok.

Göz gökyüzüne gözyaşı da seyyareye benzetilmiştir.

6. Ey doktor! Göğsümü parçalanmış görüp ilaç yapma. Merhe­min boşa gider. Çünkü bende bitip tükenecek yara yok.

7. Ey Fuzûli! Aşktan ağlayıp inliyorum. Lakin o merhametsiz ayın (sevgili) bana acıdığı yok.

Mihr (güneş) ile men (ay) arasında iham-ı tenasüp vardır.


8 Mart 2011 Salı

Gazel XIII

Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilâtün/Fâ'ilün


1. Reng-i rûyundan dem urmış sâgar-ı sahbâya bah 
    Âfitâb ilen kılur da'vî dut i İmiş aya bah

2. Şem' başından çıharmış dûd-ı şevk-i kâkülün 
    Beyle kûteh ömr ile başındaki sevdaya balı

3. Ey selâmet ehli ol ruhsâra bahma zinhar 
    İhtiraz eyle melâmetden men-i rüsvâya bah

4. Bildi ışkında nemed-pûş olduğum âyîne veş 
    Rahm idüp bir kez mana bahmaz bu istiğnaya bah

5. Sinemi çâk eyle gör dil ıztırâbın ışkdan 
    Revzen aç her dem hevâdan mevc uran deryaya bah

6. Ey diyen kim şâm-ı ikbâlün ne yüzden tîredür 
    Saye salmış aya ol gîsû-yı anber-sâya bah

7. Ey Fuzûlî her nice men'eylese nâsıh seni 
    Bahma amin kavline bir çihre-i zibâya bah


Fuzuli

1. Şarap kadehine bak, senin yüzünün renginden dem vuruyor. Tutulmuş aya bak, güneş ile iddiaya girişiyor.

Sevgilinin yüzü güneşe, içinde şarap olan kadeh de tutulmuş aya benzetilmiştir. Hüsûf denen ay tutulmasında ayın parlaklığı giderek şa­rap gibi koyu kırmızı bir renk ahır .

2. Mum, senin kâkülünün arzusunun dumanını başından çıkar­mış (yani senin kâkülünün aşkıyla yanarak dumanı başından çıkmış). Böyle kısa ömürle başındaki sevdaya bak.

Şevk, hem arzu hem alev anlamında tevriyeli kullanılmıştır. Mu­mun kısa ömürlü olması, kısa sürede yanıp tükenmesinden kinayedir. Sevda hem aşk hem çok kara demek olup tevriyeli kullanılmıştır. Mu­mun başındaki sevdadan dumanı kastedilerek ihâm-ı tenasüp sanatı yapmıştır.

3. Ey selâmette olan kişi! Sakın o yanağa bakma, benim rüsva ha­lime bak da halkın ayıplamasından kork.

4. Sevgili aşkında, ayna gibi keçe giydiğimi bildi Şu aldır­mazlığa bak, merhamet edip de bana bakmaz.

Eskiden aynanın tozlanmaması için üzeri keçe ile örtülürmüş. Fakirler ve dervişler çok ucuz olduğu için keçeden hırka giyerler «Yü­züne bakmamak» deyimi tevriyeUdir. Önem vermemek anlamıyla bir­likte keçe ile örtülü aynaya bakılmadığından kinaye sanatı yapılmıştır.

5. Göğsümü yar, gönlümün nasıl çırpındığını gör. Pencere aç da havadan her zaman dalgalanan denize bak.

Hava, rüzgâr ve arzu anlamlarında tevriyeli kullanılmıştır. Is­tırabın kök anlamı titremek, çırpınmak demektir. Mecazî anlamı keder, üzüntüdür. Beyitte ıstırap, keder anlamıyla birlikte, mevc (dalga) ve derya kelimeleriyle ilgili olarak çırpınmak anlamında kullanılmış olup ihâm-ı tenasüp sanatı yapılmıştır.

6. Ey mutluluk akşamın neden karanlıktır diyeni O anber kokulu saça baksana ayı gölgelemiş.

Sevgilinin ay gibi parlak yüzünü siyah saçları örtmüş olduğun­dan Fuzûlî'nin mutluluk gecesi kararmış. Anbersây, anber kokusu ya­yan demektir. Saye ile sây arasında tam cinas vardır. Şam: Akşam; Tire: Karanlık; Saye -. Gölge; Gisu; Saç (siyahlığı dolayısıyla! anber-sây kelimeleri bir araya toplanarak müraat-ı nazir sanatı yapılmıştır. Yüz­den kelimesi, yüz-den ve ne sebepten anlamında tevriyeUdir. Şam, gisu ile, yüz ay ile ilgili olup düzensiz leff ü neşr sanatı vardır.

7. Fuzûli! Nasihatçı seni ne kadar engellese de sen onun sö­züne bakma, güzel bir yüze bak.