Şiir, Sadece

31 Aralık 2011 Cumartesi

Erdal Alova

Erdal Alova


Erdal Alova 17 Haziran 1952, Ankara doğumlu. Türk Şair. 1959’da Eskişehir’de başladığı ilk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladı. 1970’te başladığı Ortadoğu Teknik Üniversitesindeki öğrenimini iki yıl sonra yarıda bırakarak İstanbul’a yerleşti. İlk gençlik yıllarından itibaren o dönemin Türkiye İşçi Partisi çizgisine ilgi duydu.

İlk yazısı kurucuları arasında yer aldığı Liseli Gençlik dergisinde Brecht ve Epik Tiyatro başlığıyla yayımlandı. 1970 kuşağı şairlerinden olan Alova’nın ilk şiiri (Issız Gül), 1973’te Memet Fuat yönetimindeki Yeni Dergi’de yer aldı. Diğer şiirleri de Yeni Dergi’nin yanı sıra Militan, Sanat Emeği, Hürriyet Gösteri ve Adam Sanat dergileri ile yönettiği Politika gazetesi sanat sayfasında yayımladı. Bitik Kent adlı eseri ile 1996 Cemal Süreya Şiir Ödülünü kazandı. Federico Garcia Lorca, Konstantinos Kavafis, Pablo Neruda, Z. Herbert, Guillevic ve Catullus’tan yaptığı çeviriler kitap olarak yayımlandı. Vaptsarov'dan çevirileri de kitap olarak yayınlandı.

"Şiirlerini Nazım Hikmet ve Orhan Veli şiirinin ortak bölgelerinde yazıyor. Yalınlık ve lirizmin toplumcu bir inançla birleştiği bu şiirler, klasik bir tamamlanmışlığa ulaştıklarında şairin Eluard'a sevgisi de seziliyor. Son yıllarda dile, sözcüklere Can Yücel'ce bir yaklaşım. Kendi kuşağının çok az ürün veren, fakat başarılı bir şairi." (Ataol Behramoğlu)  

"Alova, şiirlerinde, siler ‘horozdan çapağını sabahın’, karşısında ‘huysuz bir güneş’ dursa da, gözlerinden hiç gitmez ‘düş artıkları’; ‘En erkek elleri’yle okşar ‘En kadın’ yanını. Aradığı yasemin sesidir şiirde dikenleri terlese de zengin Tensemeler çölünde, varacağı yerde ‘kara mühür’lü kapılarla ‘Rüzgâr’ın acı söylentileridir şiirine katık edeceği. Nergisî: Çözülme yayılır onun şiirine bir biçimde karşılığını hayatta bulan ve bir başına yıkandığı Persona’da keşfettiği. ‘Nesnesini unutmuş kelime’lerdir şiirinin özünü emziren. (...) Şiir yolculuğuna çıkarken şiirin her yerde ve her zaman olduğunu çoktan kavramış biridir o. Göğsünü gere gere ‘Ey nesnelerin sonsuz çeşitliliği!’ diye tüm gücüyle bağırır, sonra da onların şiirini yazmak istediğini duyurur dünyaya. Onun şiirinde nesneler cirit atar, şiirinin atardamarını oluşturur nesneler. Dünyayı nesnelerle kavrayan bir şairdir o. Hayata nesnelerle bakar ve verdiği kavgada nesneleri de yanına alır." (Gültekin Emre)


Şiir

  • Uzaktan Gelen Sesler (1979), 
  • En Son Çıkan Şarkılar (1973-1980 arası şiirleri, 1980), 
  • Giz Dökümü (1989), 
  • Bir Aksacık Karınca (1980-89 arası şiirleri, 1994), 
  • Bitik Kent (1990-95 arası şiirleri, 1995), 
  • Birinci Tekil Şarkı (2001), 
  • Dizeler / 1973 - 2001 (2001).

Çevirileri

  • Nikola Vaptsarov, Bir Hayat Fabrikası Kuracağız (1980)
  • Nikola Vaptsarov, Seçme Şiirler (1992)
  • Federico Garcia Lorca, Bütün Şiirlerinden Seçmeler (1995)
  • Pablo Neruda, Kuşlar Sanatı (1998)
  • Yorgo Seferis, Bir Şairin Günlüğü (1945-1951 Günleri) (2004)
  • Oscar Wilde, Mutlu Prens (2004)
  • Herodas, Mimoslar (2007)
  • William Shakespeare, Atinalı Timon (2009)
  • Catullus, Bütün Şiirleri (2010)
  • Amorgoslu Semonides, Kadınlar Üzerine (2010)
  • Herakleitos, Kırık Taşlar (2012)
  • Pablo Neruda, Kaptanın Dizeleri (2015)
  • Oscar Wilde, Dünyanın Tek Gerçek Hayaleti (2016)


Ödüller

  • 1996 Cemal Süreya Şiir Ödülü, Bitik Kent
  • 2009 Necatigil Şiir Ödülü, Toplu Şiirler (2008 - 1973)
  • 2016 Yunus Nadi Şiir Ödülü, Birinci Çoğul Şarkı

Hakkında

  • Vitrindekiler (Cumhuriyet Kitap, 3.12.1998),
  • Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), 
  • Şükran Kurdakul / Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (gen. 6. bas. 1999), 
  • TBE Ansiklopedisi (2001), 
  • Turhan Günay / Erdal Alova
  • Turgay Fişekçi / Alova
  • Eray Canberk / Alova Şiirine Kuşbakışı
  • Gültekin Emre / Ömre Akan Dizeler
  • Osman Çakmakçı / Sebil Gibi Nektar (Cumhuriyet Kitap, 21.3.2002)
  • Ataol Behramoğlu / Büyük Türk Şiiri Antolojisi

Şavkar Altınel

Şavkar Altınel, 1953 yılında İstanbul'da doğdu. Türk şair.

Liseyi Robert Kolej'de (1969-1972) tamamladıktan sonra, Chicago Üniversitesi (1972-1976) ve Glasgow Üniversitesi'nde (1976-1979) İngiliz edebiyatı dalında eğitim aldı. Uzun yıllardır ABD, İskoçya ve İngiltere'de yaşadı. Şimdi İngiltere'de yaşamaktadır.

2009'da yayımlanan Tepedeki Yabancı adlı kitabıyla deneme dalında Memet Fuat Ödülünü aldı. "Edebiyat değerlerine sürekli bağlılığı ve farklı edebiyatlar arasında köprü oluşu" gerekçesiyle 2011 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülüne layık görüldü. 2019 Behçet Necatigil Şiir Ödülü'ne layık görüldü.

Toplu şiirlerini Yol Notları adıyla yayımlamıştır. Yalın, hayatla bağları güçlü, anlatımcı bir şiir anlayışının iyi örneklerini verdi. Son yıllarda anlatı tadında yazdığı gezi kitapları çok kendine özgü ve önemli bulunmaktadır.

Anlık bir gözlemin, bir izlenimin, varoluşsal bir derinlikle algılanışı ... Günlük konuşma dili zorlanmaksızın, tam tersine, böyle bir zorlama olmadığı için ortaya çıkan bir şiir ... Şavkar Altınel'in şiiri, bu özellikleriyle, Roni Margulies'in, belli ölçülerde Turgay Fişekçi, Sunay Akın gibi
şairlerin ürünleriyle birlikte, günümüz Türk şiirinde, "doğallığa dönüş" denebilecek bir yönelişi oluşturuyor.


Kitapları

  • Kraliçe Viktorya'nın Düşü (1991)
  • Gece Geçilen Şehirler (1992)
  • Kuzeyde Bir Adadan: Ortaçağ'dan Yirminci Yüzyıla Elli İngiliz Şairinden Elli Şiir (1995)
  • Güneydeki Ülke: Avustralya'ya Bir Yolculuk (1996)
  • Kış Güneşi (1999)
  • Soğuğa Açılan Kapı (2003)
  • Yol Notları - Toplu Şiirler (2004)
  • Kvangvamun Kavşağı (2004)
  • Tepedeki Yabancı (2009)
  • Mavi Defter (2012)
  • Hotel Glasgow (2014)

S. Aldanır


S. Aldanır

S. Aldanır 1915 yılında, babasının, Birinci Dünya Savaşı'nda, Arabistan'daki Osmanlı ordusunun kurmay başkanı olduğu Medine kentinde dünyaya geldi. S. Aldanır savaştan sonra, önce İstanbul'a, ardından Ankara'ya yerleşti. Kendi ifadesiyle "emekli aylıklarını almaktan almaya" kullandığı nüfus kayıtlarındaki adı Selâhattin Aldemir'dir.

Galatasaray İlkokulu, Vefa Ortaokulu, Kabataş Lisesi, Pertevniyal ve Ankara liselerinde öğrenimini tamamladıktan sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi ancak eğitimini yarıda bırakarak iş hayatına atıldı. Devlet ve özel sektör kuruluşlarında uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli oldu.

İlk şiir kitabı Memleket Saat Ayarı'nı 1953 yılında yayınlayan şair, şiirlerinde toplumsal konuları mizahi bir dille işledi. Yaşamının son 7 yılını SGK Dinlenme ve Bakımevi'nde geçiren S. Aldanır, - kesin ölüm tarihi kaynaklarda yer almamakla birlikte Güngör Uras'ın Milliyet gazetesinde yayınlanan yazısına göre değerlendirildiğinde - 4 Nisan 2014 tarihinde yine orada yaşama veda etti.

S.Aldanır'ın şiirleri, acı, ironi, humor, espri özellikleriyle Orhan Murat Arıburnu ve Metin Eloğlu'yla ortaklıkları olan bir çizgide, 1940 toplumcuları ve Orhan Veli kuşağı içinde dikkate değer özellikler taşıyor. Aynı türde ürün veren başka şairler arasında yerinin belirtilmesi, şiirleri üzerinde yeniden düşünülmesi gereken bir şair.

Eserleri

  • Memleket Saat Ayarı (1953) 
  • Bin Cefalar Etse: Şiirin Buyruğu (1982) 
Hakkında yazılanlar

Sabri Altınel

Sabri Altınel doğumu 16 Nisan 1925, Susurluk, Balıkesir; ölümü 19 Eylül 1985, İstanbul. Türk şair.

Sabri Altınel, ortaöğrenimini Balıkesir Lisesi'nde, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Saint Joseph ve Saint-Benoit liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı.

İlk şiirleri 1940'lı yıllarda çeşitli dergilerde yayınladı. Şiirlerde yalnızlık ve yabancılaşma gibi temaları ele aldı. Ayrıca, Federico Garcia Lorca'dan şiir çevirileri yaptı.

Başlangıçta 1940'lı yıllar toplumcu şiirinin genel tema ve söyleyişleri içinde yer alan Sabri Altınel, sonraları daha güç anlaşılır ve bazıları düz yazı görünümlü bir şiire yöneldi. İlk okuyuşlarda ki güçlük aşıldığında, felsefi bir yoğunluğu olan, yoğun bir düşünmenin imbiğinden geçirilerek damıtılmış şiir pırıltılarıyla karşılaşılıyor. Toplumcu şiirimizin bir anlamda kendi içine kapanık, aynı ölçüde de kendine çok özgü bir sesi var. 


Yapıtları

  • İnsanın Değeri (1955)
  • Kıraçlar (1959)
  • Zamanın Yüreği (1982)
  • Şiirler (1983)
  • Kentin Küçük Sokağı (Ölümünden sonra yayınlandı, 1995)
  • Seçme Şiirler (Ölümünden sonra yayınlandı, 1995)

Metin Altıok

Metin Altıok

Metin Altıok doğumu 14 Mart 1940, Bergama; ölümü 9 Temmuz 1993, Ankara. Türk şair ve yazar.

14 Mart 1941’de İzmir Bergama’da dünyaya gelen Metin Altıok, Melahat Moral ve Süleyman Altıok’un ilk çocuğudur. Daha sonra Meral adında bir kız kardeşi olan Altıok’un çocukluğu İzmir Karşıyaka’da geçer. Metin Altıok sırasıyla Karşıyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bingöl Lisesi'nde Felsefe Grubu Öğretmenliği ve daha sonra sürgün olduğu Bingöl'ün Genç ilçesinde, ayrıca Karaman Lisesi'nde felsefe öğretmenliği yaptı. Türkiye İşçi Partisi üyesiydi. Sivas katliamından (2 Temmuz) ağır yaralı olarak kurtuldu ancak komadan çıkamayarak 9 Temmuz 1993'te Ankara'da vefat etti. Onno Tunç'un bestelediği 'Kavaklar' adlı eseri Sezen Aksu tarafından yorumlanmıştır. Aksu bu eseri vefatından sonra Metin Altıok'a adamıştır.

Çağdaş Türk şiirinde daha çok lirik, duyarlı, melankolik yönü ağır basan şiirleriyle ön plana çıkmış olan Metin Altıok, resim ile başladığı sanat hayatını otuzlu yaşlardan sonra yayımlamaya başladığı şiirleriyle de genişletmiş, yaratıcı ve çok yönlü bir şairdir. Şiirleri 70'li yıllarda yayımlanmasına karşın Metin Altıok, şiirlerinin kaynakları bakımından 60'lı yılların geç ürün veren (ya da geç yayınlanan) şairlerinden biri olarak nitelendirilebilir.

Gezginde Servet-i Fünun'dan, Ahmet Haşim'den, Ahmet Muhip Dıranas'dan, İkinci Yeni'ye, ve 60'lı yıllar şiirinin bazı ortak söyleyişlerine kadar çeşitli etkilenmeler bulunmaktadır. Bu kuşağın en romantik, duygucu şairleri arasında olan sanatçının dili yalındır. Benzetme yapmayı, anlaşılması güç olmayan simgeler kullanmayı sevdi. Bu kitabında halk şiiri biçimlerinden de yararlandı.

Yerleşik Yabancı'da tüm şiirleri tek bir şiirmiş izlenimi uyandırmakta, söyleyişte ve konularda benzerlikler bulunmaktadır. Buna karşın, Kendinin Avcısında kendine özgü bir ses, romantik, acılı ve yalın bir söyleyiş gözlenir. Simge, alegori ve mecazlardan ölçülü bir tutumla yararlandığı bu şiirleriyle Türk şiirinin lirik geleneklerine bağlanmaktadır.

Sivas katliamında vakitsiz ve talihsiz ölümü şiirimiz için gerçek bir kayıptır.


Eserleri

  • Yerleşik yabancı (1978)
  • Kendinin avcısı (1979, Ahmet Telli ile 1980 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü)
  • Küçük tragedyalar (1981)
  • İpek ve klabtan (1987)
  • Gerçeğin öte yakası (1990, Cemal Süreya şiir ödülü)
  • Dörtlükler ve desenler (1990)
  • Süveyda (1991)
  • Alaturka şiirler (1992)
  • Şiirin ilk atlası (1992)
  • Hesap işi şiirler (1993)
  • Bir acıya kiracı (1998-Bütün Şiirleri)

Orhon Murat Arıburnu

Orhon Murat Aıburnu

Orhon Murat Arıburnu, doğumu 12 Aralık 1918, İstanbul; ölümü 11 Nisan 1989, İstanbul. Türk şair, sinema ve tiyatro yönetmeni, oyuncu, senarist ve yapımcı.

Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden geçtiği Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirmeden, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne geçen Arıburnu, Alman Filolojisi bölümünden ayrıldı. Öğretmenlik, Tasvir-i Efkar gazetesinde editörlük ve muhabirlik yaparak, İstanbul Belediyesi Hukuk İşleri Bürosu'nda çalıştığı sıralarda, 1936 yılından itibaren şiir yazmaya başladı. Şiirleri; Gün, Varlık, Genç Nesil, Yeditepe, Küçük Dergi, Yenilik ve Gelecek gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. 1940 yılında ilk kitabı Kovan basıldı. İlgi gören şiirleri diğer dillere de çevrilerek yayımlandı. 1947 yılında dünyada ilk kez "resimli şiir sergisi" açan Orhon Murat Arıburnu, 1945 yılında ilk oyunculuk deneyimini edindi. 1950 yılında yönetmenliğe başlayan Arıburnu, bir yandan da film senaryoları yazmaya başladı.

1970 yılında üstlendiği Türk Sanatçılar Birliği Genel Başkanlığı ve Türkiye Edebiyatçılar Birliği Genel Sekreterliği görevlerini iki yıl yürüttükten sonra Türkiye Yazarlar Sendikası Kurucu Üyesi oldu. 1980'den sonra yurt dışına giderek Almanya'da hem çeşitli oyunlar sahneye koydu, hem de tiyatro üzerine oyunculuk ve teknik dersler verdi. Sinema ve tiyatroyla uğraştığı süreçte şiir yazmayı bırakmayarak iki kitap daha yayımladı. Havacılık konusuna da ilgi duyan sanatçı, iki filmin yapımcılığını üstlenmiş, ölümünden sonra adına sinema ve şiir konulu Orhon Murat Arıburnu Ödülleri düzenlenmiştir. Mezarı Zincirlikuyu'dadır.

Orhon Murat Arıburnu, dilsel ya da durumsal bir tuhaflığı çarpıcı biçimde yansıttığı şiirleriyle ün
kazandı. Konuşma dilinden kaynaklanışları, ironi ve söz oyunu, bu şiirlerin başlıca özelliklerindendir. Kimi kere fazlaca yüzeysel ve hatta soğuk kaçan espriler, kimi kere toplumsal bir içerik de kazanarak etkili olmaktadır. Dilin, sözcüklerin değişik kullanım ve çağrışım alanlarını araştırışı, Arıburnu'ya kendi şiir türü alanında tartışılmaz bir yer sağlamıştır. Bu özellikleriyle, özellikle Özdemir Asaf, Metin Eloğlu gibi şairlerin ustası olduğu söylenebilir.


Kitapları

  • Kovan, 1940
  • Bu Yürek Sizin (1982)
  • Buruk Dünya (1985) Adam Yayınları,
  • İnsan Gürültüye Gitmese (oyun), 1972

Filmografi

Oyuncu

  • Gençlik Günahı, 1947
  • Seven Ne Yapmaz, 1947
  • Efe Aşkı, 1948
  • İstiklal Madalyası, 1948
  • Fato - Ya İstiklal Ya Ölüm, 1949
  • Kanlı Döşek, 1949
  • Uçuruma Doğru, 1949
  • Allah Kerim, 1950
  • Çete, 1950
  • Yüzbaşı Tahsin, 1950
  • Yavuz Sultan Selim Ve Yeniçeri Hasan, 1951
  • Lale Devri, 1951
  • Sürgün, 1951
  • Kanlı Para, 1953
  • Bozkurt Obası, 1954
  • Kanlı Pınar, 1955
  • Gün Doğarken, 1955
  • Fakir Kızın Kısmeti, 1956
  • Kaderin Cilvesi, 1958
  • Tütün Zamanı, 1959
  • Kanlı Sevda, 1960
  • Ateşten Damla, 1960
  • Osman Çavuş, 1960
  • Karanlıkta Yaşayanlar, 1961
  • Ölüm Kayalıkları, 1961
  • Elalem Ne Der, 1962
  • On Güzel Bacak, 1964
  • Krallar Kralı, 1965
  • Karaoğlan, 1965
  • Kadınlar Dövülmez, 1966
  • Fato / Ya İstiklal Ya Ölüm, 1969
  • Kızıl Vazo, 1969
  • Gönül Meyhanesi, 1970

Yönetmen

  • Yüzbaşı Tahsin, 1950
  • Sürgün, 1951
  • Beklenen Şarkı, 1953
  • Kanlı Para, 1953
  • Gün Doğarken, 1955
  • Sihirli Boru, 1955
  • Lejyon Dönüşü, 1957
  • Tütün Zamanı, 1959
  • Elalem Ne Der, 1962
  • Ümitler Kırılınca, 1962
  • Prangasız Mahkûmlar, 1964
  • İçimizdeki Boşluk, 1965
  • Ümit Kurbanları, 1966
  • Sarı Çizmeli, 1969
  • Anter, 1974

Senarist

  • Sürgün, 1951
  • Kanlı Para, 1953
  • Sihirli Boru, 1955
  • Gün Doğarken, 1955
  • Kaderin Cilvesi, 1958
  • Tütün Zamanı, 1959
  • Elalem Ne Der, 1962
  • İçimizdeki Boşluk, 1965
  • Anter, 1974

Yapımcı

  • Sihirli Boru, 1955
  • Elalem Ne Der, 1962

Ödülleri

  • Kanlı Para, Birinci Türk Film Festivali, En başarılı yönetmen ödülü, 1953
  • Kanlı Para, Birinci Türk Film Festivali, senaryo yazarı ödülü 1953

Akgün Akova

Akgün Akova doğumu 1962, Akyazı, Türk şair. Şiir dışında fotoğrafçılıkla da ilgilenen Akova'nın deneme, fotoğraf, gezi alanlarında da kitapları vardır. Seyahat editörlüğü, doğa fotoğrafçılığı ve gezi yazarlığı da yapan şair, hem üniversitelerde hem de özel eğitim kurumlarında "yaratıcılık" dersleri de vermektedir.


Hayatı

1962 yılında Sakarya'ya bağlı Akyazı ilçesinde dünyaya geldi. Gebze Lisesi'nin ardından Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü ve İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü'nü bitirdi. 1984 yılında ilk şiiri Milliyet Sanat dergisinde yayınlandı. İlk şiir kitabı olan Sansürttürme Şair Abüüü 1991 yılında yayımlandı. Şaire 1993 yılında Truva Şiir Ödülü, 2003 yılında ise Dionysos Şiir Ödülü verildi. Akova, denemelerinin yer aldığı Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü isimli kitabıyla ise 1998 yılında Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü'ne layık görüldü.

Kadir Has Üniversitesi ve Akademi İstanbul gibi eğitim kurumlarında "yaratıcılık" dersleri de veren şair ayrıca TRT ve Açık Radyo'da sunuculuk, metin ve program yazarlığı da yaptı. Voyager, Skylife, National Geographic gibi dergilerde gezi yazıları da yayınlanan Akova 1998-2006 yılları arasında Voyager dergisinde seyahat editörü olarak da çalıştı.

Attila İlhan, Metin Eloğlu ve Cemal Süreya (en çok) , Turgut Uyar sesleri ve temalarıyla, 80'li yıllara özgü külhani bir edanın özgün, başarılı sentezi. Neredeyse her dizeden taşan dizginsiz bir yaşama sevinci, gençlik ve enerji dolu şiirler.


Şiir kitapları

  • Sansürttürme Şair Abüüü (1991, Cem Yayınevi)
  • Pepetye (1992, Cem Yayınevi)
  • Baba Bana Bağırma (1994, Cem Yayınevi)
  • Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997, Çınar Yayınları)
  • Seçme Şiirler (1998, Çınar Yayınları)
  • Sevdiğim Kadın Adları Gibi (2002, Çınar Yayınları) 


Deneme kitapları

  • Güzel Atlar Ülkesi (1996, Çınar Yayınları)
  • Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü (1997, Çınar Yayınları)
  • Elimi Tut Yeter (1998, Çınar Yayınları) 


Fotoğraf kitapları

  • Bir de Baktım ki, Çocuklar... (2001, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama)
  • Turkey Over the Rainbow (2003, Serono)
  • İki Şair Arasında, İstanbul (2006, Aya Kitap)
  • Işığın Sevinci Türkiye (2006, Türk Hava Yolları)
  • Kırlangıcın Kanadı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını) 


Gezi kitapları

  • Isparta Gezi Rehberi (2005, Isparta Valiliği Yayını)
  • Türkiye'nin En Güzel Tatil Yöreleri (2005, Novamedya Yayıncılık)
  • Kars 'Beyaz Uykusuz Uzakta' (2006, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
  • Sevincin Kıyısı Datça (2007, Datça Belediyesi Yayını)
  • Gaziantep 'Dört Yanı Dağlar Bağlar' (2007, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)
  • Üsküdar'a Kadar Kastamonu (2008, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık)

Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı, doğumu 4 Ekim 1910, Diyarbakır - ölümü 13 Ekim 1956, Viyana, Türk şair, yazar.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.


Hayatı

4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır. Ailesi, ona “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde Soyadı Kanunu çıktığı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır.

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılındaGalatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Karabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile [Üniversite yüksek öğrenimini] tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'teyken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasındaOktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı;bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü. Askerliğini 1941-1943 yıllarında Ege'nin küçük kentlerinde yaptı. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. SırasıylaAnadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa'ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarafından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü...

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı.[kaynak belirtilmeli] Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Eserleri

Şiir kitapları

  • Ömrümde Sükut (1933)
  • Otuz Beş Yaş (1946)
  • Düşten Güzel (1953)
  • Sonrası (1957) 
Mektupları

  • Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba'ya mektupları)
Öykü kitapları

  • Gün Eksilmesin Penceremden (Ölümünden sonra derlendi)

Enver Gökçe

Kendi Diliyle Özyaşamı

Gurbet yurdumuzdur bundan böyle:

1920 Yılında Doğmuşum:
Ankara'ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başladığı bir zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındayım. Yağmurlu bir gün­de köyden ayrıldık. Arapkir'e, oradan da Hekimhan, Kangal yoluyla Sivas'a kadar kara yoluyla ve kış vaktinde yolculuğumuzu sürdürdük.

Ulaşım yolları iyi değildi. Hatta o koşullarla zor ilerliyorduk. Ve hayvanlarla geliyorduk. Hanlarda yata yata. O zaman uzun bir yolcu­luktan sonra, on bir günde Ankara'ya gelebildik.

Ankara yeni kurulabilen on beş bin nüfuslu küçük bir kasaba gö­rünümündeydi. Şehir bugünkü Ulus ve Ulus'taki heykel çevresinde ve Samanpazarı denen yer etrafında, Ankara Kalesi'nin çevresinde top­lanıyordu. Bundan böyle burada yaşayacaktık.

Okul yaşamı başlıyor:
Derken '929 yılında o zamanlar, Ankara'da Hüseyin Avni is­minde bir zatın yönettiği hususi bir ilkokul vardı. Oraya paralı gi­rip okunuyordu. Okullar yeni başlamıştı. Ben gecikmiştim zaten. Bu okula kayıt oldum. İlkokulu burada okudum ve bitirdim. '935 ve '936 yıllarında Cebeci Ortaokulu'na devam ettim. Lise tahsilime gene Ankara'nın Gazi Lisesi denen ünlü okulda devam etmiştim. '939 yı­lında öğrenimimi tamamladım.

Bu yıllarda yeni yeni okuyor, tat alıyor, gelişiyor ve kendi­mi yetiştiriyordum. Ta ilkokuldayken bu sevgi içimize atılmıştı. Celalettin Tevfik Bey adlı bir öğretmenimiz vardı. Bu öğretmen bana kendi derslerinde eski şairlerden (N. Kemal ve başka şairler­den) ünlü şiirleri okur ve okuturdu. Bana şiirin güzelliklerini anla­tırdı. Bu öğretmene karşı, bana okuma sevgisi aşıladığı için, saygım büyük olmuştur. Yine Gazi Lisesi'nde edebiyat derslerine Feyziye Abdullah ve İsak Refet gelirlerdi. İsak Refet edebiyat hocamız oldu.

Bu hocalar beni yönlendirdiler edebiyata. Ben de mümkün mertebe faydalandım. Bu hazırlıklarla üniversite yaşamına başlamış oldum. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Türkoloji adlı bir bölüm vardı. Burayı seçtim.

Devrimci düşünce ve derneklerle ilişkiler: 
İşte üniversiteye devam etmem sırasında, daha doğrusu devrimci fikirlere olan yakınlığım dolayısıyla, fakültenin ilk yıllarından itiba­ren, bazı derneklere ve yayınlara yöneldim. Bunlarla bağlantı kurdum.

"Ülkü" dergisi adlı ünlü Halkevi dergisinde çalışmaya başladım. Görevim düzeltmenlik ve dergi çıkarma tekniği üzerindeydi. O za­man dergiye Ahmet Kutsi Tecer ve Bedrettin Tuncel yön veriyorlardı. İdare kısmında Ahmet Serdaroğlu adlı sevdiğim bir insan çalışırdı.
Dergiye, Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer zaman zaman uğrarlar, ve konuşurlardı.

Ben bu arada, gene Ankara' da çıkan bir dergide, bir şiir yayınla­mıştım. Bu şiir Ahmet Kutsi Tecer tarafından görülerek beğenilme­miş, (bu şiir, "Köylülerim" adlı ve "Dost Dost İlle Kavga" adlı kita­bımda yayınlanan şiirdir) bana Ahmet Kutsi Tecer tarafından şiirin çok kötü olduğu söylendi. Benim şiiri bırakarak düzyazı yazmam is­tendi. Ben de o zaman, Ahmet Kutsi Tecer'e "ben daha kötüsünü de yazarım" diye güya esprili olarak cevap vermiştim.

Sanat yaşamında yeni arkadaşlar:
"Ülkü" de birkaç yeni arkadaş tanıdım. Bunlardan bir tanesi Sefer Aytekin'di. O zamanlar çok devrimci bir rol oynayan Sefer Aytekin, hayatımda unutamadığım insanlar arasındaydı.

O zamanlar Ankara'da bulunan Arif Damar (Arif Barikat) ve bugün de edebiyatımızın bilinen kişilerinden Mehmed Kemal de benim ilk edebiyat arkadaşlarımdır. Mehmed Kemal'le aynı mahal­lede otururduk. Benim ilk arkadaşlarımdan birisidir. Yine Ceyhun Atuf Kansu da daha ilkokul çağında, belki de ilk tanıdığım en eski arkadaşlarımdan birisidir. Kendisiyle hususi bizim mektepte beraber okumuştuk. Bu arkadaşlardan sonra şair Niyazi Akıncıoğlu'nu tanı­dım. Bunlar "On Beşinci Yıl" isimli kahvenin devamlı sakinlerindendi.

Öğretmen öğrenci ilişkileri:
Belirli hocalar dışındaki hocalarla ilişkimiz her şeyden önce bir talebe hoca münasebetinin dışına çıkmazdı. Yani siyasi bakımdan yahut diğer yönlerden herhangi bir fikir alışverişinde bulunmak ol­mazdı. Yalnız devrimci hocalarımızdan Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Niyazi Berkes ve karısı Mediha Berkes'le aramız gayet iyiydi.

İşçi arkadaşlar:
O sıralarda gene dergi ve gazete çıkarırken birçok matbaacı, mü­rettip işçi arkadaş tanıdım. Bunlardan bir tanesini hiç unutamam. Bu Hasan isimli bir işçidir. Ve sonra adına Mürettip Hasan isimli şiiri yazdım. Çok iyi, Anadolu halkından bir gençti Hasan. Hasan'la daha sonra '951' de büyük tevkifatta da karşılaştık. Onu da tutup ge­tirmişlerdi. Zavallı Hasan beş seneye mahkum olmuştu ve veremdi de. Sonunda çok yaşamadı zaten.

Dergicilik yılları ve kararlı bir tavır:
O zamanlar gençtik, sıhhatliydik tabii. Her işi benimseyerek ya­pıyorduk. Bu yüzden bizim derginin çıkışında mesela "Ant" dergi­sinin çıkışında, ortaya getirilişinde büyük yararlarım olduğu doğru­dur. Ve bu işleri hiçbir şey beklemeden, kendiliğinden ve tabii olarak yapıyorduk.

Sanatçılık ilişkilerimiz gelişmeye başladı.

Ben gençliğimde de kesin olarak içki taraftarı değildim. Bu yüz­den o zamanki ünlü Ankara meyhanelerinden hiçbirine gitmedim, gitmezdim. Ve arkadaşlarımı da bu yerlere gitmekten men ettim.

Yine bu devrede ünlü halk ozanları, Aşık Ali İzzet, Aşık Veysel, Habib Karaaslan gibi temiz şairlerin hepsiyle teker teker tanıştım, ilgilendim. Onların gerçekten temiz bir halk yüzleri vardı. Ve bu ta­raflarıyla az çok ilgilendim ve temaslar kurdum.

O gün iki şey vardı ortada benim için. Bir yanda Garip hasta sanat anlayışı diğer yanda dinamik halk edebiyatının yüzü. Bunlar karşı karşıya getirilince, ben elbette ki kendi sınıfımdan gelme halk ozanlarından taraftım. Bu yüzdendir o devrede bu şairlerin yanında olmam. Nitekim halk ozanları bu işte gerçek yerlerini göstermişler ve her zaman doğrunun, güzelin yanında olmuşlardır.

Biz tavrımızı belirlemiştik.

'945 yılında, yani Garipçilerin edebiyatımıza egemen oldukları bir çağda dergi yayınlamaya ihtiyaç duymuştuk. Bu devre henüz toplumcu akımı güçlendirmeye çalıştığımız bir devreye rastlar. Orhan Veli ve ar­kadaşları o zaman devrimci şiirleri yoksayan ve yozlaştıran bir çalışma içindeydi. Ve bu sebeple biz "Ant" çevresinde, küçük bir topluluk da ol­sak, devrimci sanat sorumluluğunu üstlenmiştik. Daha evvelden "Yeni Edebiyat" dergisi tarafından yürütülen akımın mümessili olarak karın­ca kaderince çalışmalarımızı sürdürüyorduk. Bu devrede biz, bir avuç devrimci genç tarafından ele alınan anti-faşist ve devrimci bir gençlik ve onun devrimci sanatı etrafında yeni bir akımın mümessili toplumcu sanatı ortaya çıkarmayı amaçlayan gençlerdik denebilir.

Bizim varlığımız aslında önemsizdi, küçüktü, ama doğruydu. Biz bu doğrudan dolayı bir aradaydık.

Burjuvazinin sanat silahşörleri:
Bu sırada Nurullah Ataç ve arkadaşları bizim bu tumumumuzdan habersiz gibi görünüyorlardı. Bizim adımızı yok saymak için ellerin­den geleni yapıyorlardı. Rahmetli Nurullah Ataç yalnız kendi dar çevresinde ve Orhan Veli etrafında yaygara koparıyordu.

Bu devredeki edebiyat çalışmalarımızın yararlı olduğu kanısında­yım. Buna rağmen onların bu tavrı yüzünden birçok yetenekli genç körelip gitti. Hatta denebilir ki Nurullah Ataç ve arkadaşları bu dev­rede bizim bu sınıfsal karşı koymamıza, güçlenmemize, bilemeden yardım etmişlerdir.

O günkü tavrımızın sadeliği ortadır.

Türkiye Gençler Derneği kuruluyor:
'948 yılında, o zaman anti-faşist bir dernek kurmuştuk. Türkiye Gençler Derneği davası denildi bu davaya. Bu derneğin yüz elli kadar üyesi olmuştur. Ve harp sonrası devresinin bir parçasıdır.
Dernek her türlü anti-faşist ve demokratik fikirli genci bir araya getiriyordu.

Derneğin Ankara Denizciler Caddesi'nde bir ahşap evde merke­zi vardı. Faaliyetleri arasında halka her türlü yardım vardı. Örneğin, halkın hasatına bilfiil iştirak etmek, katılmak gibi faaliyetler bunlar arasındaydı.

Hatırladığıma göre, o zaman dernek, içlerinde ben de olmak üze­re, sekiz on üyesi İstanbul Ankara arasında bir yürüyüş tertip etmişti. Bu Ankara İstanbul yolculuğu beş altı gün sürdü ve tamamlandı.

Turancılar rahatsız oluyorlar:
Derneğin birçok yapıcı işe yönelmesi, Ankara çevresinde bulunan ırkçı Turancıları rahatsız etmeye başladı. Dernek fakülte ve Ankara çevresinde yaygınlaşmaya başlamıştı. Bu nedenle ırkçı Turancılar derneğin gidişine karşı birtakım eylemlere giriştiler. Gösteri yapmaya başladılar. Derneğin yıkılması etrafında tehditler çoğaldı.

Biz o zaman safça, yirmi otuz kişi, bir odacık yerde toplandık ve elimizde sopalarla gelenleri bekledik.

Turancıların etkinliği çoktu o zamanlar:
Turancılar saldırdı. Dernek yıkıldı, birkaç saat içinde. Kitaplar yırtıldı. Sokaklara atıldı. Dernek üyelerinden yakaladıkları birkaç ki­şiyi dövdüler. Fakat dernek faaliyetine devam etti. Dernek etrafında birtakım provokasyonlar aldı yürüdü.

Dernekçilik tutuklulukla sonuçlanıyor:
Sonucunda dernek üyelerinden iki kız arkadaş, biri Melahat Kürşal, diğeri Nural ve ben, Mehmed Kemal, Şevki Akşit tevkif edildik. Gerekçe olarak dernek üyelerinin komünizm propogandası yaptıkları ileri sürülüyordu. Bu yüzden tutuklandık. Ankara cezaevi­ne götürülüp tıkıldık.

Üç ay devam eden sorgudan sonra hiç kimseyi mahkum edemedi­ler. Hepimiz beraat ettik. Böylece üç ay boşu boşuna geçti.

Yaşayan anıların şiirleri:
Bu devre hapishanede birkaç tane şiir yazdım. "Görüşmeci" isimli şiir bu devrenin mahsulüdür. Görüşmeye arkadaşlarım, kendi ailem­den kız kardeşim gelirlerdi. Bu şiiri daha sonra "Görüş Günü" adıyla yayınladım.

Görüş Günü
Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba!
İzin olsun hapishane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaramın ateşi
Gitme dayanamam

Gene bu devrenin anısı olarak "Fakültenin Önü" adlı şiir, bu gös­terilerden sonra yazılmıştır.

Fakültenin Önü
Fakültenin yanı demirden köprü
Fakültenin önü bir sıra kavaktı
Biz bir garip yiğit kişiydik
Bütün hürriyetler bizden uzaktı
Faşistler camlara yürüdüler
Kürsüleri kırdılar, höykürdüler
Tığ taber şahı merdan
"Tanrı dağı kadar Türktü bunlar
Hıra Dağı kadar müslüman"
Ve de kanlı bıçaklı düşman
Gökler ışıyordu yer yer
Ortalık ala şafaktı.

Bu şiir de olayları günü gününe yansıtan en iyi bir şiirimdir.

Yüz Umut:
Bu sırada memlekette büyük bir umut başlamıştır. Demokrat Parti memleket için büyük bir ümittir. Ve Türk halkı da Demokrat Parti madrabazlarının peşinden gitmektedir. Benim kişisel durumumsa, fakülteyi bitirmişim, iş arıyorum. O zaman Milli Eğitim Bakam olan Tahsin Banguoğlu benim üniver­siteden hocamdır. İş için müracaat ediyorum. Bana verilen cevap bir sürü bahaneden sonra yine de beklememdir. Nihayet işten ümidimi keserek başka bir ekmek parası kazanmak için yeniden çeşitli işlere girişiyorum.

Bu arada İstanbul'da Yurtlar Müdürlüğü'nde bir işe talibim. Neticede Yurtlar Müdürlüğü'nde yönetim memurluğu işini alıyorum.

Memurluğa girer girmez:
Yurtlar Müdürlüğü'nde görevime 1950 yılının içinde, Ekim ayına doğru başladım. İlk görevim Çarşıkapı öğrenci yurtlarındaydı. Daha sonra çalışmalarım beğenilmiş olacak ki, birçok yurtların kuruluşun­da görev aldım. Çarşıkapı'dan sonra Yıldız Teknik Okulu yurdunda yeni görevime başladım. Bu arada kısa bir müddet için Denizcilik Yurdu'na ve tekrar Kadırga Öğrenci Yurdu'na atandım. Bu devre be­nim hayatımda çok önemli bir devredir.

'951 Büyük Tevkifatı:
Bu devre '951 Tevkifatı'nın başladığı devredir. '951 Tevkifatı İstanbul' da Ekim ayında başlatıldı.
Gazetelerde okuduğumuza göre Sevim Tarı isminde bir kadın Paris'e giderken yakalanmış. Bunun üstünden bir süre geçti. Bundan sonra, buna dayalı olarak Tevkifat başlamıştı. Ben de birkaç öğren­ciden sonra Eylül'e doğru tutuklandım. O zaman Kadırga Öğrenci Yurdu'nda bulunuyordum. Daha önce yurt binasında kaldığım odanın arandığını, didik didik her tarafın araştırıldığını görmüştüm. Bu ola­yın üzerinden bir hafta geçti ki, tutuklanma günüm geldi.

Devrimciler bir bir tutuklanıyor:
O zamanlar İstanbul 1. Şubesi gelip geçici hapishane olarak kulla­nılıyordu. Teker teker o günün devrimcileri ve demokrat fikirli genç­leri alelacele tutuklanıyordu.

Aşağı yukarı tevkifat için bütün hazırlıklar bitmiş olacak ki, bü­yük darbe indi. TKP Tevkifatı denilen meşhur '951 Tevkifatı olayı başlamış oldu. Bu tevkifatta alışılmamış birçok yıldırma yöntemleri uygulandı.

Gene tabutluklar, falakalar ve her türlü insanlık dışı işlemler ya­pıldı. Ve sonuçta yüz altmış sekiz insan askeri mahkemede yargılandı. Gereği şekilde hepsi de cezalandı. Ben şahsen bu davada hiçbir fayda görmediğim için avukat bile tutmadım. Ayrıca birçok, gene hapisha­neden tanıdığım insanlar da savunmalarını kendileri verdiler. Epeyce direndik. Fakat sonuç olarak şunu söyleyeyim, yüz altmış sekiz kişi bu davada hepsi hüküm giydiler. Bunların isimleri ve aldıkları cezalar yayınlanmıştır.

Ben savunmamı kendim yaptım. Hatırladığıma göre o zaman çok iyi bir savunma hazırlamıştım. Yapılan isnatları reddettim. Bazı arka­daşlarımla olan temaslarımın kanuni olduğunu, gizli bir örgüt tara­fından yönetilmediğimi iddia ettim. Fakat kaale alınmadı.

Ben savunmamın özünde Marksizmi istediğimi beyan etmiştim. Mahkeme bildiğini okudu. Sonuçta yedi seneye mahkum edildim. Ayrıca bu cezanın üçte bir bölümlük kısmı kadar da sürgün cezam vardı. Böylece mahkeme sonuçlandı ve herkesi cezaevlerine dağıttılar.

Mapushaneler ve sürgün:
İlk toplandığımız yer İstanbul 1. Şubeden sonra Harbiye Cezaevi'ne, tekrar İstanbul 1. Şubesine ve Yıldızdaki Güvercinlik adı verilen eski bir binada tutuklu kaldık. Böylece iki yıl 1. Şube bir yıl da................

İleri cezaevleri statüsüne göre bütün Türkiye hapishanelerine da­ğıtılmış olduk. Son parti Adana cezaevine gönderildik. l. Şubede kal­dığım zaman içinde işkence yapıldı. Havasız ve hatta ekmek ve su bile verilmediği günlerde iki yıl 1. Şubenin ünlü odalarında gün geçirdik.

Bu arada içerde, birçok kanunsuz işlemlerin yapıldığı doğrudur. O sırada ruhi depresyon geçirenlerin ve intihara yeltenenlerin sayısı da oldukça kabarıktır.

Adana'ya kadar parmaklarımızdan ve ellerimizden kelepçeli ola­rak getirildik. Siyasi koğuşa yerleştirildik. Adana'da Zeki Baştımar, Mihri Belli, Şevki Akşit de bulunuyordu.

Yedi yıl Adana'da tamamlandı. Adana cezaevinden sürgün yeri­me gönderilmek üzere salıverildim. Sürgünü geçireceğim Çorum'un Sungurlu kasabasına geldim.

Her gün Sungurlu'nun bir karakolunda ispat-ı vücut ediyorduk, kendimizi gösteriyor ve imza atıyorduk. Kalacak yerimiz yoktu, iş yoktu. Halimiz Allaha kalmıştı. Böylece sürgünümüz günlerce de­vam etti.

Neden sonra oradan başka bir yere, iş bulabileceğim bir yere nak­limi yaptırmayı istedim. O zaman Sungurlu mahkemesine başvurarak Ankara'ya naklimi istedim. Böylece sürgünün bir kısmı Ankara' da geçti.

Mapushanede günlerimiz:
Hapishanede herkes kendine göre bir işle meşgul olurdu. Günlük hapishane hayatının dışında benim işim gene sanat oldu. Şiirle uğraşıyordum. Bu arada benim önemli yapıtlarımdan birisi olan Yusuf ile Balaban'ı yazmaya başladım. O devrelerde böyle bir şiir ça­lışması yapacağım belliydi. Birtakım sıkıntılar başlamıştı ve şiirin ilk mısraları dökülmeye başladı. Ve; "Zaman akar, zaman geçer/ Zaman zindan içinde" dizeleriyle başlayan şiir kafamda şekillenmeye başladı. Ve sonuçta otuz şiirlik bir destanı kısa bir müddet içinde, zannederim bir ay içinde bitirmiş oldum. Destan böylece tamamlanmış oldu. Ben de rahatlamıştım ama, asıl iş bu parçaların dışarıya çıkarılmasıydı. Neticede o işi de başardım. Destan sağsalim dışarıya çıktı. Fakat daha sonra aynı titizlik destanın saklanmasında gösterilemedi. Ve eser ta­mamen bugün elimden çıktı. Kayboldu. Bugün destanın elimde kalan parçaları arasında sonradan, "Başlangıç", "Uy Kirpi Kız Kirpi", "Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür," ve "Kirtim Kirt" adlı Son Bölüm kalmıştır.

Destanı birçok arkadaşım okumuştur. Dışarda da okunmuştur. Elden ele geçtiğini de öğrendim hatta. Destanı, Ahmed Arif de okumuştur.

Hapishanede günlük çalışmalarımın arasında Fransızca da önemli bir yer tutar. Orhan Suda ile o zaman aynı ranzada kalıyorduk. Bana dil bakımından çok yararları dokunmuştur. Orhan Suda ile her gün aynı ranzanın etrafında günümüzü geçirirdik. Ve çalışmalarımız bi­tince akşamları volta atardık. Böylece günler akıp geçti.

O zamanlar edebiyatla uğraşan Hilmi Akın, Arif Ünal (Ahmed Arif) ve ayrıca saz çalışmalarına devam eden Ruhi Su ve devlet tiyat­rosundan şimdi rahmetli olmuş Ulvi Uraz ve Kemal Bekir gibi ünlü sanat adamları bulunuyordu. Şükran Kurdakul da o zamanlar tutulup getirilmişti: Sonuçta o da üç sene sekiz aya hüküm giydiği için ceza­sını geçirmeye çalıştı aynı hava içinde. Değerli bir gençti.

İstanbul ve 27 Mayıs öncesi:
Süleyman Ege ile İstanbul sokaklarını, Beyazıt'ı karış karış her gün gezer dolaşırdık. Adnan Menderes'e karşı yürütülen miting ve göste­rileri izlerdik. İşte tam bu sırada yani 28-29 Nisan' da Beyazıt'ta bir­takım gösteriler yapıldı. Aynı gün de Turan Emeksiz'in öldüğü yahut ta ertesi gün Beyazıt Meydanı hınca hınç doluydu. Turan Emeksiz herkese gösteriliyordu. Benim bu olayı anlatan "Turan Emeksiz" adlı şiirim bu devrede yazılmıştır.

Bu gösteriler her gün devam ediyordu.

Bizler de birkaç işçi arkadaşla habire Beyazıt Meydanı'nın etrafın­da dolanıp duruyorduk.

Yeniden sürgün:
Bir gün evimden alınarak götürüldüm. Olaylardan korkan eski yöneticiler ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı bir liste yapmış. Bu listede adımız vardı. Tutuklandık. Bizim kendi istediğimiz bir yere ama sıkıyönetim dışında herhangi bir bölgeye gitmemiz teklifi yapıl­dı. Ben o zaman, kendi memleketim diye, bildiğim ülke diye ve bun­ca uzun süren hapislik ve sürgünlükten sonra biraz nefes alırım diye Erzincan'ı seçmiştim. Zaten Ankara, İstanbul ve İzmir dışında bir yer seçmemiz gerekiyordu. Böylece Erzincan'a gitmeye karar verdim. Uzun bir yolculuktan sonra Erzincan'a geldim. Birkaç günüm şurda burda gözaltında tutularak geçti. Yollarda bir değişiklik olmadığı için köyüme çok zahmetli gelebildim.

O zamanlar köyden birkaç kişi bu işten sevinmez göründülerse de, çoğunlukla kendi halkım tarafından gayet iyi karşılandım. 21 Mayıs devrimi başladı. Köyün radyosundan devrimin yapıldığı okun­du. Menderes'in de yakalandığı okundu: Bundan sonradır ki, şuraya buraya sürülen arkadaşlar da özgürfüklerimize kavuşmuştuk. Böylece ikinci sürgün de bitince hayat kavgasının içinde kaldık.

Küçük bir gazetede düzelticilik:
Eskiden beri tanıdığım Fethi Giray bir günlük gazete çıkarmaya başlayınca ben de iş için müracaat ettim. O zamanlar için küçük bir parayla gazetenin düzeltmenlik görevine başladım.

Bu gazete küçük tirajlı bir reklam gazetesiydi. Bir ara İsmail Gençtürk isimli genç bir delikanlı da bize yardımcı olarak yanıma verildi. İsmail Gençtürk her haliyle bir memleket çocuğu olduğu belliydi. Biz onunla altı ay kadar beraber çalıştık. Nihayet gazete '963 yılına doğru kapandı.

Bu arada bozulan sağlığımın tedavisi için kaplıcalara gittim. Haymana, Kızılcahamam ilçelerindeki kaplıcalardan şifa aradım. Gazete kapanınca yeniden işsiz kaldık.

Dünyanın büyük ozanlarından biri Neruda:
Pablo Neruda çevirilerini sürdürüyordum. Neruda, bilindiği gibi dünyanın en büyük şairlerinden birisidir. Şiirle uğraşmam dolayısıyla Neruda'ya eğilimim gün geçtikçe artıyor­du. Neruda çarpıcı ve büyük bir ozandır. Dünyayı ve insanları seven birisi. Başından da büyük olaylar geçmiştir. Gizli yaşadığı, sürgün­de kaldığı yıllar olmuştur. Büyüklüğü biraz da buradan gelmektedir. Benim ona ilgim de bu bazı yakınlıklardandır.

Yeniden İstanbul'un arkadaşlığı:
İstanbul'a gittim. Daha önceleri de gitmiş olmama rağmen, İstanbul'u pek tanımıyordum. Yerleştim. Hatta Menekşe'den bir ev de tuttum. Birçok çalışmam olacaktı. Çevirileri de hızlandırmıştım. Ant dergisiyle de bir ara ilişkim oldu.

Bir spor dergisinde de düzeltmen olarak çalışıyordum.

Bu dönemde en önemli iş diyebileceğim çalışmam, Meydan Larus'taki çalışmamdır. Bu işi bana Yaşar Kemal bulmuştu. Yaşar Kemal eski bir dosttu. Çevresi de şimdi genişti. Bu iş beni çok rahatlattı. Bu iş kısa sürdü. Sakıncalılığımızdan dolayı dergiyle ilişiğimiz kesildi. Bu kararı bana o zaman derginin önemli bir yönetmeni olan Günay Akarsu isimli arkadaş tebliğ etti.

İstanbul'da çocuk yayınları yapan bir yayınevi vardı. Bu yayınevi­nin Dünya Masal ve Efsaneleri adlı bir dizisi vardı. Çin, Hint, Eski Mısır gibi dünya uluslarının masal efsane kolleksiyonlarını çevirdim. Yedi sekiz kitap tutuyordu. Basılmak üzere hazırlıklar yapılmıştı.Ekonomik sıkıntılar başgösterince, kendi köyüme yerleşmem ge­rekiyordu. İstanbul'a veda ederek kendi köyüme yerleştim. Kitapların basılıp basılmadığı konusunda bilgi alamıyorum. Bir kazık daha atı­lıyor bize.

Her yıl kış aylarında köyümde bulunuyordum. Yazları gezebile­ceğim zamanlarda dışarı çıkıyordum. Ankara, İstanbul gibi şehirlere geliyordum. Bu arada şiir üzerindeki çalışmalarım ve çevirilerim devam etti.

Ben sanattan ne anlıyorum:
Ben sınıf edebiyatı yapıyorum.

Türk halkının hayatın her dönemde aktif olan, güzel olan, büyük olan bu halkın sanatını yapmaya çalışıyorum.

Bence sanat her şeyden önce bu sınıfın yaşam kavgasındaki gücü­nü kudretini ortaya koymasındadır. 1940 yılına gelinen zamanlarda Türkiye' de çeşitli sanat görüşle­ri varolmuştur. Bilhassa endüalist sanat biçimine karşı ve toplumcu yanı olan cereyanlar bu devrede etkili olmuştur. Gayet tabii olarak bu toplumcu yanı kuvvetli olan akımın içindeydim. Ve içinde olacağım. Hani eski bir söz vardır:
İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Bu çok doğrudur. Yani düşüncesini, yani bilincini onun sosyal hayatı, sosyal pratiği belirler. İnsana kendi çevresinde olan ilişkiler gene diyalektik bir bakışla açıklanabilir. Sanat ise daha karmaşık bir olaylar zinciri­dir. İyi, başarılı bir eseri meydana getirebilmek için önce sosyal bir içerik, sonra da estetik bir kılıf zorunludur.

Sosyal içeriği ve estetik yönü kuvvetli eserler ancak başarılı olur. Ben büyük sanatçılarda bu içeriği ve estetik yanın kuvvetli olduğunu görmüşümdür. Örneğin, Nazım'da ve Neruda'da bu sosyal ve estetik yönler bir bütün halinde ortaya konmuştur. Güzel ve kuvvetli olmak burdan gelmektedir.

Bir sanatçının doğru, devrimci bir yönde bir şeyler verebilmesi için, pratik ve teori arasındaki işbirliğini daima göz önünde tutması gerekir. Dünyayı ve olayları ancak diyalektik metodun ışığında kav­rayıp yorumlayabiliriz.

Sanatta, bilinçle duyarlık arasında tam bir uyum olmalıdır. Ne salt bilinç ne salt duyarlık tek başına yeterli değildir. Bir sanat eserinden, devrimci sanattan söz ettiğimizde, devrimci bir görüş açı­sından hareket ediyoruz. Yani dünyamızı insanca yaşanacak bir hale getirmek için şiiri ve sanatı sosyo-politik bir mücadelenin tanımlayıcı araçları olarak görüyoruz.

Baştan bakıldığında asıl mesele, insanın görüşlerinde karar­lı olmasını meydana getirmiştir. Sadece namuslu olmak da yetmez. Sonuna kadar hem namuslu hem de sapına kadar bilinçli olmak şart­tır. Gerçek sanatçı, pazarlıkların, küçük hesapların insanı değildir ve olamaz da.

Şimdi benim yapmak istediğim bir iş var. '951 Tevkifatını yaz­mak. Eğer sağlığım el verirse, ömrüm vefa ederse, '951 Tevkifatının destanını yazacağım. Bunun için kafamda bazı tasarılarım vardır. Eğer bu işi başarabilirsem çok mutlu olurum.

Genç sanatçı arkadaşlar:
İyi bir sanatçı olmak için önce, kendi halkını sevmesi daha doğru­su bu halkın içinden, bu halkın en devrimci sınıfına bağlılık göster­mesi; içtenlikle bunu yapmak şarttır. Hayatı tüm yönleriyle seveceksiniz.

İyilik kötülükleriyle, pisliğiyle, fakat seveceksiniz. Suyunu, dağını, toprağını, çevreyi de kendisi kadar her şeyini se­veceksiniz. Bunu sevdiğiniz bir sürede, bunları yapıtlarınıza geçire­bildiğiniz ölçüde büyük ve yol gösterici olacaksınız.

Ben, Türk halkının içinden çıkmış, halkımızın özelliklerini ya­pıtlarında yansıtmaya çalışan genç sanatçı arkadaşlarımı şimdiden kutlarım.


Enver Gökçe
Ankara, 1977-1980

Talip Apaydın

Talip Apaydın


Talip Apaydın doğumu 1926 Polatlı, Ankara; ölümü 28 Eylül 2014 Ankara. Türk toplumcu yazar ve şair.

İlkokuldan sonra Çifteler Köy Enstitüsü'ne ardından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ne kaydoldu. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü'nü bitirdi. Yüksek Köy Enstitüsünden arkadaşı Halise Sarıkaya ile evlendi. 1979 yılından emekliliğine kadar Turhal ve Amasya'da öğretmen olarak görev yaptı.

Hasan Oğlan Köy Enstitüsü'nü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü bitirdi. Öğretmenliği sırasında ilerici-toplumcu görüşleri nedeniyle çeşitli kez kovuşturmaya uğradı.

Edebiyata şiirle başlayan Apaydın daha sonra öykü ve romana yöneldi. İlk şiirleri ve öyküleri Köy Enstitüsü Dergisi’nde yayımlandı. Ayrıca Fikirler, Yeditepe, Beraber, Yeni Ufuklar, Varlık, İmece ve Türk Dili dergilerinde de yazıları şiirleri yayımlandı. Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yer aldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü'nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı. Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi.

Talip Apaydın'ın, başlıca şiirlerinin de konusu olan Anadolu toprağı gibi, kıraç, yalın, gösterişsiz, fakat alttan alta dirençli bir şiiri var. Aydınlık, namuslu, insanca ve yurtseverce düşünceleri, didaktizme düşmeden, söylenebilecek en az sözcükle, en yalın biçimiyle söylüyor. Kimi tema özellikleriyle Ceyhun Atuf Kansu'ya, şiirindeki yalın kurguyla A. Kadir'e yakın. Şiirlerindeki etkileyicilik, dile getirdiği gerçekleri en yalın, en özlü, en aydınlık biçiminde verebilmesinden geliyor. Daha önceki yılların ürünlerinde, toplumsal sorunları dile getiren aydın kimliğinin yanısıra, engin bir yaşama sevincinin, dizginsiz bir özgürlük duygusunun kıvılcımları da duyumsanıyor.


Eserleri

Şiir
  • Susuzluk (1956)
Öykü

  • Ateş Düşünce (1967)
  • Öte Yandaki Cennet (1972)
  • Koca Taş (1974)
  • O Güzel İnsanlar (Çocuklar için Hikâyeler, 1978)
  • Yolun Kıyısındaki Adam (1979)
  • Yangın (Çocuklar için) (1981)
Romanları
  • Sarı Traktör (1958)
  • Yarbükü (1959)
  • Emmoğlu (1961)
  • Ortakçılar (1964, 1974)
  • Ferhat ile Şirin (Halk için roman, 1965)
  • Toprağa Basınca (Çocuklar için, 1966)
  • Define (1972)
  • Yoz Davar (1973)
  • Toz Duman İçinde (1974)
  • Tütün Yorgunu (1975)
  • Kente İndi İdris (1981)
  • Vatan Dediler (1981)
Hatıraları
  • Bozkırdaki Günler (1952)
  • Karanlığın Kuvveti (1967)
Tiyatro Eseri

  • Bir Yol (1966)

Radyo Oyunu
  • Yapılar Yapılırken
  • Otobüs Yarışı (Yayımlanmamış radyo oyunu)

Ödülleri

  • Tütün Yorgunu 1976 Madaralı Roman Ödülü
  • Köylüler 1992 Orhan Kemal Roman Armağanı
  • Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı 1975 TRT Yayınlanmamış Radyo Oyunları Sanat Ödülleri

Yusuf Alper

Yusuf Alper


Yusuf Alper, 10 Mart 1956 yılında Horasan, Erzurum'da dünyaya gelmiştir. Türk şair, yazar ve psikiyatrist.

1972 yılında Erzurum Lisesi, 1979 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinden mezun olmuştur. Hekim olarak 1971-81 yılları arasında Bayındır Hükumet Tabipliğinde çalışmıştır. 1985-1987 yılları arasında Ege Üniversitesi Psikiyatri asistanlığının ardından 1987-1989 yılları arasında zorunlu hizmetini Muğla Devlet Hastahanesinde tamamlamıştır. Yusuf Alper, 1989 yılında itibaren görev yaptığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde Psikiyatri Anabilim Dalı görevlisi olarak hizmetini sürdürmüş, Edebiyatçılar Derneği ve Türk Psikiyatri Derneği üyesi olmuştur.

İlk şiirleri 1975’ten başlayarak Ilgaz, Türkdili, Oluşum, Sesimiz, Dönemeç, Türkiye yazıları, Ankara Sanat, Yeni Sanat, Yusufçuk, Somut, Sözcükler vb. dergilerde yayınlandı. Yusuf Alper, şiirlerinde toplumsal bir varlık olan insanın bireysel-içsel sorunlarını, iletişimsizliklerini, toplumsal baskıların, zulmün, insanı etkileyişini Lirik ve özgün bir anlatım ile işlemiştir.

Ayrıca, şiir sorunları, şiirin oluşum süreci, yaratıcı-sanatçı psikodinamiği, yaratma süreci, yaratıcı kişilik gibi konularda da yazan Yusuf Alper, "Şimdi Hangi Irmakta" ile 1999 Orhon Murat Arıburnu Ödülleri Sabahattin Kudret Aksal Şiir Özel Ödülünü almıştır.

Şiirlerinde, toplumsal bir varlık olan insanın bireysel sorunlarını, içsel çatışmalarını, iletişimsizliklerini, hüznünü, toplumla olan çatışmalarını; toplumsal baskıların, zulmün, savaşın insanı etkileyişini lirik ve özgün bir anlatımla işlemektedir. İlk şiirleriyle önemli eleştirmenlerin dikkatini çekti. Moda şiir anlayışlarına temkinli yaklaştı. Şiirin imgeyle yazıldığını ancak şiirin ne kadar çağrışıma dayalı olursa olsun yine de bir anlam taşıyacağını savundu. Onun şiir anlayışına göre şiir bir konuyu anlatmak zorunda değildir ama her şiirin sezgisel düzeyde de olsa bir anlamı olacaktır. Cemal Süreyya'nın ikinci kitabı "zamanın kırılan aynasında" Yusuf Alper için şunları söyledi: "ve Yusuf Alper'i zamanın kırılan aynasında sevmek. Anadolu şiir duyarlığını dipten sürdürüyor Yusuf. büyük hüzün. ... genç şairler üstüne düşünelim diyorum. Kanılarımız katılaşmış ve yanlış diyorum. Karşılaştırma cesaretini göstermiyor kimse.”

"Şiirimizin lirik damarından beslenen bir şair. Çocukluk anılarına dönüş (Susarak, vb.) şiirine yeni açılımlar kazandırabilir." Ataol Behramoğlu

Sanatçı psikodinamiği, yaratma süreci, yaratıcı kişilik vb. konularda da yazılar yazan Yusuf Alper’in bu yazılarını topladığı "Şiir ve Psikiyatri Kavşağında (2001)", "Psikanaliz ve Aşk (2003)" ve "Psikolojik ve Psikodinamik Açıdan Nâzım Hikmet Şiiri (2005) " adlı deneme – inceleme kitapları yayınlanmıştır. Psikodinamik açıdan Cemal Süreyya ve şiiri adlı dosyası yayınlanma sürecindedir.

Geçimini psikiyatrist olarak sağlayan şair, 1979 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirip 1985 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri uzmanı, 1991 yılında da doçent, 1998’de profesör oldu. Halen aynı görevi sürdürmekte olup herkes için psikiyatri (iki arkadaşıyla birlikte) (1997), depresyon psikoterapisi (1997) ve bütün yönleriyle depresyon (1999) adlı mesleki kitapları da bulunmaktadır.


Şiir kitapları

  • Kanayan Şiirler (1985), 
  • Zamanın Kırılan Aynasında (1989), 
  • Yaldızlı Bir Yanılsama (1994), 
  • Yeryüzüne Vuran Telaş (1995), 
  • Şimdi Hangi Irmakta (1999), 
  • Dalgaların Sesiyle (2001),
  • Giderim Giderim Dünya Yuvarlak - Bütün Şiirleri (2008),
  • Yolda (2014),
  • Dünyanın Gürültüsü (2016)

Hasan Basri Alp

Hasan Basri Alp doğumu 1912 Niksar, Tokat; ölümü 1945 İstanbul Emniyet Müdürlüğünde işkence ile. Türk şair.

Niksar'da doğdu. Bir süre Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde, sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde öğrenim gördü. 1944 yılında İlerici Gençler Birliği ile
ilgili tutuklamalar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde işkence ile öldürüldü.

Nazım Hikmet sonrası genç kuşak içinde dönemin top­lumcu dergilerinde konuşma dili özellikleri taşıyan özlü bir şiirden örnekler verdi. Görebildiğim şiirleri (bkz. Asım Bezirci, Dünden Bugüne Türk Şiiri Antolojisi), l940'1ı yıllar toplumcu şiirinin, Orhan Veli şiirinin dilinden de etkilenen genel özelliklerini taşıyor.

Orhan Alkaya


Orhan Alkaya

Orhan Alkaya, doğumu 1958, İstanbul. Türk şair, yazar, tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen ve gazeteci.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenim gören Orhan Alkaya, günlük gazetelerde ve dergilerde değişik sanat disiplinleri üzerine eleştiri yazıları, siyasi makaleler, denemeler yazdı. Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk ve yönetmenlik görevlerinde bulundu. 12 Eylül Darbesi sürecinde 1402 sayılı sıkıyönetim kanunu ile görevden alınan binlerce kamu görevlisi arasında yer aldı. Sanatçı; ansiklopedi yazarlığı, gazetecilik, editörlük, danışmanlık dışında, sinema filmleri de çevirdi. Birgün gazetesinde yazıları yayımlanmakta olan Alkaya'nın, basılmış 6 kitabı bulunmaktadır. Sanatçı, 8 Ocak 2008 tarihinde İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'ne getirildi, 29 Mayıs 2009 tarihinde görevden alındı. Türkiye'nin reyting rekorları kıran Kanal D dizisi Öyle Bir Geçer Zaman ki adlı dizide Hikmet Karcı'yı ve atv'de Al Yazmalım adlı dizide "Salih" karakterini canlandırdı.

Özellikle 90'lı yıllarda yayınlanan şiirlerindeki entelektüel birikim, kültür ve siyaset alanlarına göndermelerindeki özgünlük, bireysel ve toplumsal olanı birleştirmedeki başarısıyla kuşağının önde gelen bir şairidir.


Yönettiği Oyunlar

  • Rosenbergler Ölmemeli: Alain Decaux - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2012
  • Savaş ve Kadın: Matei Vișniec - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2005
  • Hadi Öldürsene Canikom: Aziz Nesin - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2003
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı: Haldun Taner - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1999
  • Godot'yu Beklerken: Samuel Beckett - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1997
  • Sahibinin Sesi: Sevim Burak - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1994
  • Gölge Ustası: Yıldırım Türker \ Yeşim Dorman - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1993
  • İnsan Bahçesi: Gülsün Siren Kınal - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1992
  • Sığıntılar: Sławomir Mrożek - İstanbul Şehir Tiyatrosu 


Filmografisi

  • İyi Saatte Olsunlar - 2004
  • Sarı Tebessüm - 1992
  • On Kadın - 1987
  • Seni Seviyorum - 1983
  • Öyle Bir Geçer Zaman ki - 2010 - Hikmet Karcı
  • Al Yazmalım - 2011 - Salih
  • Aşk Yeniden - 2015 - Fehmi 

Eserleri

  • Türkiye Hala Mümkün, Mayıs 2002, Gendaş Kültür Yay.,
  • Yenilgiler Tarihi - Cilt 1, Mayıs 2002, Telos Yay.,
  • Tuz Günleri, Şubat 2001, Gendaş Kültür Yay.,
  • Erken Sözler, Haziran 1999, Noyirmiyedi yayıncılık,
  • Parçalanmış Divan, Bileşim Yayınları,
  • A! Etika, Bileşim Yayınları.

Sunullah Arısoy

Sunullah Arısoy

Sunullah Arısoy doğumu 25 Mart 1925, Şile, İstanbul; ölümü 19 Aralık 1989, Söke, Aydın. Türk şair ve yazar.

Babasının subay olması nedeniyle çocukluk yılları Anadolu’da geçti. Diyarbakır Süleyman Nazif İlkokulu’ndan 1935 yılında mezun oldu. İstanbul Üsküdar I. Ortaokulu’ndan sonra Haydarpaşa Lisesine girdi, fakat Liseyi bitiremeden çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldı. Liseyi sonradan tamamlayarak Ankara Sümerbank Satın alma Müdürlüğü'nde Ticaret Şefi olarak çalıştı. Bir süre öğretmenlik yaparak hayatını kazandı. Emekliye ayrıldıktan sonra Türk Tarih Kurumu Basımevinde Müdür Yardımcılığı yaptı.

İlk şiiri Yücel Dergisi’nde yayımlandı (1941). Dost, Türk Dili, Varlık, Pazar Postası ve Akis gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Ulus Gazetesi'nde yazarlık yaptı. Haftalık Aktüalite Dergisi'nin başyazarlığını yürüttü. Şiir, öykü, roman, antoloji ve siyaset türlerinde eserler verdi.

Özellikle Varlık dergisi çevresinde 1950'li yılların sonlarındaki şiirleriyle adını duyuran Sunullah Ansoy'un roman ve uzun anlatı türünde de yapıtları vardır.


Eserleri


  • Garipler Treni, 1948
  • Muhteşem Kavga, 1951
  • Mustafa Kemal Türküsü, 1953
  • Yaban Mavisi, 1956
  • Dışa Vuran Karanlık, 1961
  • Yanlış Yaşadık, 1970
  • Karapürçek, 1958
  • Tedirginin Biri, 1962
  • Deste, 1953
  • Türk Hiciv ve Mizah Antolojisi, 1967
  • Türk Hikâye Antolojisi, 1967. (Yaşar Nabi ve Mustafa Baydar'la)
  • Türk Halk Şiiri Antolojisi, 1995
  • Atatürk, 1987

Erdoğan Alkan

Erdoğan Alkan


Erdoğan Alkan doğumu 10 Haziran 1935, Samsun; ölümü 2014, İstanbul. Türk şair.

Şarkışla kökenlidir. Kızı Elif Su Alkan ve oğlu Tozan Alkan da şairdir. Samsun İnönü İlkokulu, Samsun Lisesi (1955), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1960) mezunu. Samsun maiyet memurluğu ve Mesudiye, Derze, Vezirköprü, Ladik, Darende ve Esbiye kaymakamlığı (1960-65); Turizm Bakanlığı Periyodik Yayınlar müdürlüğü (1965-67); Millî Prodüktivite Merkezi uzmanlığı (1969-71); TRT Ankara Televizyonu yapımcılık ve yönetmenliği ile gazete yazarlığı (1973-93) yaptı. Belçika Tarım Bakanlığında iktisatçı olarak görev yaptı. TRT‘de ve Günaydın gazetesinde çalıştı. 12 Mart Döneminde TRT’deki görevinden uzaklaştırılınca yaşamını İstanbul Üniversitesinde öğretim görevliliği yaparak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Sendikası, ATURJET, Mülkiyeliler Birliği üyesi oldu.

Şiir ve çevirileri 1955‘ten itibaren Türk Dili, Varlık, Yazko Edebiyat, Papirüs gibi dergilerde yer aldı. 1970 TRT Bilimsel Araştırma Ödülünü, Rimbaud‘dan Seçme Şiirler adlı çevirisiyle 1982 Yazko Çeviri Büyük Ödülünü kazandı. Yaptığı çevirilerle Batı edebiyatının ünlü şair, romancı ve düşünürlerinden birçok önemli eseri dilimize kazandırdı. 1997‘de Kör Oldum Veysel Oldum adlı radyo oyunu TRT radyolarında seslendirildi.

Gazeteci, şair, yazar, çevirmen Erdoğan Alkan, 20 Haziran 2014 günü İstanbul’da vefat etti. Cenazesi ertesi gün Dolmabahçe Camiinde öğlen vakti kılınan cenaze namazının ardından Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibiydi.

“Çoğunluk, duygusal ve insancıl konulara yönelen Erdoğan Alkan, Türk dilinin kıvraklığına varabilmiş, halk şiirinin lirizmiyle modern şiirin özgürlüğünü bağdaştırmaya çalışmıştır.” (Rıza Akkoyunlu)

“Erdoğan Alkan, İkinci Yeni şiirinin genel özelliklerinden, aşırıya kaçmadan, klasik kıta düzenine bağlı kalarak yararlanmış olan bir şairdir.” (Ataol Behramoğlu)

“Sözcüklerin seçiminde, işlenişinde, söyleyişte usta. Derli toplu, durmuş oturmuş bir şair Erdoğan Alkan.” (Mehmed Kemal)

“Erdoğan Alkan’ın şiirinin en tehlikeli yanı şairini yeyip bitiren bir şiir olması. Sanki şair her şiirinde yoğun bir yaşantının özünü verirken kendi öz varlığından da bir şeyler veriyor.” (Eray Canberk)

“(Alkan) modern şiir ile halk şiiri arasında ayrım yapsa da, onun şiiri iç içe örülmüş; ’şiir, bütün sınırlarını aşıp kalbe gider’ diyebileceğimiz (kökensel) bir senteze ulaşır.

“Sfenks’teki şiirler, ruh hâli olarak, olgunluğun, dinginliğin yansıdığı şiirlerden oluşur.

“Alkan’ın sözcüklerden damıttığı sevda, insan sevgisine odaklı evrensel bir sevdadır.” (Oğuz Özdem)


Şiir

  • Güneş Tozları (1958), 
  • Ekuanil Çiçekleri (1964), 
  • Kerem Gibi (1969), 
  • Kuş Ormanı (1981), 
  • Kıyı (1983), 
  • Eylül Çalgıcısı (toplu şiirleri, 1985), 
  • Elimde Güller ve Rüzgâr (1992), 
  • Kerem Gibi (Halk Şiirleri ekleriyle birlikte, 2000), 
  • Eylül Çalgıcısı (eklemelerle toplu şiirler, 2004), 
  • Sfenks (2005).


Antoloji

  • Bahar Şiirleri Antolojisi (T. Hayrioğlu ile, 1958), 
  • Millî İnkılap Nasıl Oldu? (T. Uzunhasanoğlu ile, 1960), 
  • 100 Aşk Şiiri (1998), 
  • Hapishane Şiirleri (2003).

Roman

  • Kör Oldum Veysel Oldum (1991).

Araştırma

  • Kitle İletişim Araçları (1975), 
  • Sembolizm (1985), 
  • İçimizdeki İnsan (1992), 
  • Ateş Hırsızı Arthur Rimbaud (1993), 
  • Düş Gezgini Gérard de Nerval (1994), 
  • Karanlıklar Prensi Baudelaire (1995), 
  • Şiir Sanatı (1995, eklemelerle 2005), 
  • Paris Komünü ve Komün Şairleri (1996), 
  • 1789 Devrim Şarkıları (1997), 
  • Baudelaire ve Satanizm (1999), 
  • Hapishane Şiirleri (2002), 
  • Elsa’nın Mecnunu Aragon (eklemelerle, 2003), 
  • Alevî Mitolojisi (2005), 
  • Arthur Rimbaud Yaşamı Sanatı Şiirlerinden Örnekler (2005).

Anı

  • Âşık Veysel‘den Nükteler (2001).

Maya Angelou

Maya Angelou (Marguerite Ann Johnson, doğumu 4 Nisan 1928 - ölümü 28 Mayıs 2014) Afroamerikan yazar, şair, dansçı, aktris ve şarkıcı. Angelou, yedi tane otobiyografi, üç tane deneme, birkaç tane şiir kitabi yayınlamıştır. Ayrıca Maya Angelou’nun elli yıldan fazla bir süreyi kapsayan kariyerinde birçok oyun, film ve televizyon gösterisi bulunmaktadır. Düzinelerce ödül ve otuzdan fazla onursal doktora derecesi almıştır. Angelou kendi çocukluğunu ve yetişkinlik çağının ilk dönemlerini konu alan otobiyografileri ile tanınmaktadır. Otobiyografilerinden ilki ‘I Know Why the Caged Bird Sing',(1969), 17 yaşına gelene kadarki hayatini anlatmaktadır. Bu otobiyografi Angelou'ya uluslararası tanınırlık ve beğeni getirmiştir.

Angelou, şair ve yazar olmaya genç bir yetişkin olarak yemek yaparak, para karşılığı ilişkiye girerek, gece kulübü dansı ve performansçısı, Porgy ve Bess opera oyunculuğu, Southern Christian Leadership Conference koordinatörlüğü ve sömürgeciliğin sonlandırma günlerinde Mısır ve Gana'da gazetecilik gibi bir seri uğraş sonrası başladı. Ayrıca Angelou aktörlük, yazarlık ve oyun, film, halk televizyonu programlarının yönetmenliğini yaptı. 1982 yılından sonra North Carolina Winston-Salem de bulunan Wake Forest Universitesi'nde eğitim verdi. Burada ilk ömür boyu Amerikan araştırmaları Reynolds profesörlüğünü aldı. Angelou sivil hak mücadelesinde çok aktif bir kişilikti. Martin Luther King Jr. ve Malcolm X ile birlikte çalıştı. 1990 lardan sonra Angelou yaklaşık elli farklı konuşmada bulundu ve konumsularda görünmeye seksenli yaslarına kadar devam etti. 1993 yılında Angelou kendi şiirini "On the Pulse of Morning" başkan Bill Clinton’nın göreve başlama töreninde okudu. Bu şiir okuma 1961 yılında şair Robert Frost'un John F. Kennedy'nin göreve başlama töreninde şiir okumasından sonra bir ilkti.

'I Know Why the Caged Bird Sings' kitabini yayınlanması ile birlikte Angelou kendi hayatini açık olarak tartıştı. Angelou siyahilerin ve kadınların sözcüsü olarak saygınlık kazandı. Angelou yaptığı çalışmalarında siyahilerin kültürlerini savunmayı dikkate aldı. Amerika’daki bazı kütüphanelerin Angelou’nun kitaplarını engelleme girişimine rağmen, çalışmaları okullarda ve üniversitelerde yaygın olarak kullanıldı.

Bir kapıcı ve donanma diyetisyeni olan Bailey Johnson ile hemşire ve krupiye olan Vivien (Baxter) Johnson'ın ikinci çocuğu olarak 4 Nisan 1928 tarihinde St. Louis, Missouri'de doğmuştur. Büyük kardeşi Bailey Jr. ona ''Maya'' takma adını veren kişidir. Angelou üç ve büyük kardeşi dört yaşındayken ebeveynlerinin sorunlu evliliği sona erdi, ve babaları onları Stamps, Arkansas'taki babaanneleri Annie Henderson'ın yanına gönderdi. Devrin diğer Afroamerikalılarının yaşadığı zor koşullara nazaran, Büyük Depresyon ve 2. Dünya Savaşı'nın zorlu ekonomik şartlarını büyükannesi, zekice ve dürüst yatırımları sayesinde sıkıntısız, finansal olarak zenginleşerek atlatmıştır. Çünkü sahip olduğu markette insanların ihtiyaç duyduğu temel yaşam ürünleri satıyordu.

Dört yıl sonra babaları habersizce Stamps'a geldi ve onları annelerinin yanına St. Louis'e geri götürdü. 8 yaşında annesiyle birlikte yaşarken, annesinin erkek arkadaşı Freeman tarafından cinsel istismara ve tecavüze uğradı. O, olayı kardeşine kardeşi de bütün aileye anlattı. Freeman suçlu bulundu ve yalnızca bir gün hapis yattı. Salındıktan dört gün sonra, muhtemelen Angelou'nun amcaları tarafından, öldürüldü. Angelou beş yıl kadar suskunlaştı. Belirttiği üzere: ''Sesimin onu öldürdüğünü düşündüm. O adamı ben öldürdüm, çünkü adını söyledim. Tekrardan hiç konuşmamayı, çünkü sesimin birini öldüreceğini düşündüm.'' Angelou hakkında biyografi yazan Marcia Ann Gillespie ve iş arkadaşlarına göre Angelou, bu sessizlik döneminde o fevkalade hafızasını, kitaplara ve edebiyata olan sevgisini, ve çevresindeki dünyayı dinleme ve gözlemleme kabiliyetini geliştirdi.

Edip Cansever

Edip Cansever, 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi.

Yaşamı

İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Eserleri

Şiir Kitapları

  • İkindi Üstü (1947)
  • Dirlik Düzenlik (1954)
  • Yerçekimli Karanfil (1957)
  • Umutsuzlar Parkı (1958)
  • Petrol (1959)
  • Nerde Antigone (1961)
  • Tragedyalar (1964)
  • Çağrılmayan Yakup (1966)
  • Kirli Ağustos (1970) 
  • Sonrası Kalır (1974)
  • Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
  • Sevda ile Sevgi (1977)
  • Şairin Seyir Defteri (1980)
  • Yeniden (1981)
  • Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
  • İlkyaz Şikayetçileri (1984)
  • Oteller Kenti (1985)

Hikaye, Roman
  • Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)
  • Şiiri Şiirle Ölçmek: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar. Hazırlayan: Devrim Dirlikyapan. Yapı Kredi Yayınları, 2009.
Ödüller

  • 1958 Yeditepe Şiir Armağanı: "Yerçekimli Karanfil"
  • 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasılım"
  • 1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"

Hilmi Yavuz

Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.

Eserleri

Şiir

  • Bakış Kuşu(1969)
  • Bedreddin Üzerine Şiirler (1975)
  • Doğu Şiirleri (1977)
  • Yaz Şiirleri (1981)
  • Gizemli Şiirler (1984)
  • Zaman Şiirleri (1987)
  • Söylen Şiirleri (1989)
  • Ayna Şiirleri (1992)
  • Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize (1989, toplu şiirler)
  • Gülün Ustası Yoktur (1993, toplu şiirler 1)
  • Erguvan Şiirler (1993, toplu şiirler 2)
  • Çöl Şiirleri (1996)
  • Akşam Şiirleri (1998)
  • Yolculuk şiirleri (2001)
  • Hurufi şiirler ( 2004)
  • Büyü'sün Yaz (2006)
  • Küller ve Zaman
  • Kayboluş Şiirleri(2007)
  • Yara Şiirleri (2012)
Deneme - İnceleme
  • Felsefe ve Ulusal Kültür (1975)
  • Roman Kavramı ve Türk Romanı (1977)
  • Kültür Üzerine (1987)
  • Yazın Üzerine (1987)
  • Denemeler Karşı Denemeler (1988)
  • Dil'in dili (1991)
  • İstanbul Yazıları (1991)
  • Okuma Notları ( 1992)
  • İstanbul'u dinliyorum (1992)
  • Modernleşme,Oryantalizm, İslam(1998)
  • Yazın,Dil ve Sanat ( 1999)
  • İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar (1999)
  • İnsanlar,Mekanlar,Yolculuklar(1999)
  • Özel Hayat'tan Küreselleşmeye(2001)
  • Budalalığın Keşfi (2002)
  • Kara Güneş ( 2003)
  • Sözün Gücü ( 2003)
  • Yüzler ve İzler ( 2006)
  • Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş (2008, Burcu Pelvanoğlu ile beraber)
  • İslam'ın Zihin Tarihi (2009)
  • Türkiye'nin Zihin Tarihi (2009)
  • Alafrangalığın Tarihi (2009)
  • Okuma Biçimleri (2010)
  • Belleğin Kuytularından (2010)
Anı - Günce
  • Geçmiş Yaz Defterleri (1998)
  • Ceviz Sandıktaki Anılar(2001)
  • Bulanık Defterler (2005)
Anlatı
  • Taormina (1990)
  • Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri ( 1991)
  • Kuyu(1994)
Ayrıca Hilmi Yavuz'la yapılan söyleşiler ve biyografik eserler de şunlar:
  • Şiir Henüz (söyleşi- derleme,1999)
  • Doğu'ya ve Batı'ya yolculuk(söyleşi,2003)
  • Şiirim gibi Yaşadım (biyografi ,2006)
Ödülleri
  • 1978 : Yeditepe Şiir Armağanı
  • 1987 : Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
  • 1998 : Türkiye Yazarlar Birliği fikir ödülü
  • Müstear isimle (İrfan Külyutmaz)yazdıklarından bir örnek; Muhsinpaşazade Enis Beyefendi’ye dair

Alain Bosquet

Alain Bosquet, asıl adı Anatole Bisk (Bisque)’tir. 28 Mart 1919 tarihinde Odessa’da (Ukrayna) doğdu, 17 Mart 1998 tarihinde Paris’te yaşamını yitirdi. 1920 li yıllarda ailesi Bulgaristan’a göç etti, Varna ve Sofya’da yoksulluk içinde yaşadılar; 1925’te Belçika’ya geçtiler. Brüksel Özgür Üniversitesi (Université Libre de Bruxelles) ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Belçika vatandaşlığına kabul edildi. 1940 yılında Belçika, Almanya tarafından işgal edilince orduya katıldı. Belçika ve Fransa orduları dağıtılınca çeşitli Avrupa ülkeleri ve Havana üzerinden, 1942 yılında New York’a kaçtı. New York’ta, De Gaulle yanlısı Fransız gazetesi La Voix de la France’ta çalışmaya başladı, André Breton ve Saint John Perse gibi göçmen Fransız ozanlarıyla tanıştı. Ardından Amerikan ordusuna yazılarak ABD vatandaşlığına geçti. ABD ordusunda iken Normandiya ve Versailles’a geldi; savaşın son günlerinde ve sonrasında bir süre Berlin’de bulundu. 1951 yılında Paris’e döndü ve kendini bütünüyle edebiyat çalışmalarına verdi. Combat, le Figaro, le Monde, la Nouvelle Revue Française, Nota bene’de çalıştı. Fransa vatandaşlığına 1980 yılında geçti. Belçika Kraliyet Fransız Dil ve Edebiyatı Akademisi ile Quebec Edebiyat Akademisi üyesi olan Bosquet, Mallarmé Akademisi’nin başkanlığını yaptı. Yaşamı sürgünler ve savruluşlarla geçen Alain Bosquet, kendini bu gezegende yerleşmiş bir yabancı olarak görmüş ve yapıtlarında her zaman aynı anda bütün dünyaya seslenme özlemini dile getirmiş; ses öğesini şiirinde gizli notalama gibi kullanmış, çağrışımı sınırlı ama şaşırtıcı imgelere dayalı arı bir şiir kurmuştur.

Eserleri
  • A la mémorie de ma planète (Gezegenimin Anısına, 1948)
  • Langue morte (Ölü Dil, 1952)
  • Premier testament (Birinci Vasiyet, 1957)
  • Deuxième testament (İkinci Vasiyet, 1959)
  • Maitre objet (Temel Nesne, 1962)
  • Quatre testaments et autres poemes (Dört Vasiyet ve Başka Şiirler, 1967)
  • 100 notes pour une solitude (Bir Yalnızlık İçin 100 Not, 1970)
  • Notes pour un amour (Bir Aşk İçin Notlar, 1972)
  • Notes pour un pluriel (Bir Çoğul İçin Notlar, 1974)
  • Le livre du doute et de la grâce (Kuşku ve Lutfun Kitabı, 1977)

Türkçe'de Alain Bosquet

  • Alain Bosquet Yaşamı Sanatı Şiirleri, Çeviri: Abdullah Rıza Ergüven, Berfin Yayınları, İstanbul, 1995

Ödülleri
  • 1952 Guillaume Apollinaire Ödülü
  • 1968 Fransız Akademisi Büyük Şiir Ödülü
  • 1978 Fransız Eleştirmenler Sendikası Ödülü

Ece Ayhan

Ece Ayhan Çağlar (doğumu Datça, 10 Eylül 1931 - ölümü İzmir, 13 Temmuz 2002) Türk şair, etikçi. İkinci Yeni şiir akımının öncülerindendir.

Ön yaşamı

Tam adı Ece Ayhan Çağlar'dır. Babasının mal müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça’da, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Behzat Çağlar, Geliboluludur. Annesi Ayşe Hanım’ın baba tarafı Gelibolu’nun Kavak köyünden göçerek Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmiştir. Behzat Bey’in babası ağır ceza mahkemesi başkâtipliği, dedesi de Gelibolu müftülüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Ayşe Hanım’ın babası Hafız İbrahim Deniz, yarı çiftçilik, yarı tüccarlıkla uğraşmış, Eceabat’a bağlı Sivli Köyü halkının imam istemesi üzerine, atandığı bu köyde imamlık yapmıştır.

1932’de Küre’ye mal müdürü olarak atanan Behzat Bey, 1933’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa edip Çanakkale’ye yerleşmiş ve bir avukatın yanında arzuhalcilik yaparak ailesini geçindirmeye çalışmıştır. Ece Ayhan, ilkokula 1938’de Eceabat’ta başlar, ikinci sınıfı Çanakkale’nin İstiklâl İlkokulu’nda okur. Ailesinin 1940 Kasım’ında Çanakkale’den ayrılarak İstanbul’a yerleşmesi üzerine, üçüncü sınıfa Karagümrük / Atikkale’de bulunan “19. İlkokul”da [daha sonraki adı Hırka-i Şerif İlkokulu] devam eder ve ilk öğrenimini bu okulda tamamlar. Orta okulu, Vefa Lisesi’nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu’nda; lise öğrenimini de Taksim Lisesi’nde [daha sonraki adlarıyla Beyoğlu Lisesi, İstanbul Atatürk Erkek Lisesi] tamamlar. Yüksek öğrenimine 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlar ve 1959’da mezun olur. Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün’de (Sivas) göreve başlar. 1963’te Alaca’da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965’te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır.

Kariyeri

Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır. Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir. Kısa aralıklarla birçok işe giren sanatçının İstanbul’da yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek’te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi’nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir. Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım’ı 1968’de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır.

Hastalık dönemi

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmıştır. Ancak, tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşayan sanatçı, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır. Ancak, sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne, daha sonra da şair arkadaşı (dönemin başbakanı) Bülent Ecevit’in isteğiyle bakım şartları ve fizikî kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilir. Bu süre içinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği (2 defa), Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür. Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen sanatçı, Nisan 2001’de tekrar Çanakkale’ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar. Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, âdeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale’den Temmuz 2002’de ayrılmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşti ve 13 Temmuz 2002’de burada vefat etti. 16 Temmuz 2002’de, Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde toprağa verildi.

Şiir Kitapları

  • Kınar Hanım'ın Denizleri (1959)
  • Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
  • Ortodoksluklar (1968)
  • Devlet ve Tabiat (1973)
  • Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977)
  • Zambaklı Padişah (1981)
  • Çok Eski Adıyladır (1982)
  • Çanakkaleli Melâhat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991)
  • Sivil Şiirler (1993)
  • Son Şiirler (1993)
  • Bütün Yort Savul’lar! (1994)
  • Bütün Yort Savul’lar! (1999, Gen. 2. Baskı)

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Eserleri

  • İnsanoğlu (1947)
  • Dolmuş (1955)
  • Üstüme Varma İstanbul (1961)
  • Sahibini Arayan Mektuplar (1961)
  • Yeni Dünya Rekoru (1961)
  • Sevenler Ölmez (1962)
  • Çigan Gözler (1962),
  • Ötesi Yok (1963)
  • Hüzün Şarkıları (1963)
  • Bir Gün Anlarsın (1965)
  • Sadrazamın Sol Kulağı (1965)
  • Mihribana Şiirleri (1965)
  • Taşlar ve Başlar (1966)
  • Seni Sevmek (1966)
  • İnşallahla Maşallahla (1965)
  • Toprak Olana Kadar (1968)
  • Göbek Davası (1968)
  • Ben Seni Sevdim mi (1968)
  • Halktan Yana (1969)
  • Aşk mıydı O (1969)
  • Önce Sen Sonra Ben (1971)
  • Rubailer (1972)
  • Acılar Denizi (1973)
  • Yalan Bitti (1975)
  • En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978)
  • Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982)
  • Oğul koşması
  • Her Gece Sen
  • Beşinci Mektup
  • Milyon Kere Ayten
  • Bir Başka İstanbul
  • Beni Unutma