Şiir, Sadece

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sitem

Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.

Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var


Bedri Rahmi Eyuboğlu

Kara Sevda

...ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikayelere
kara kara kazanlarda kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.


Bedri Rahmi Eyüboğlu

Hava Ve Melekler

İki üç kez sevmiştim seni,
Yüzünü görmeden, adını duymadan önce.
Hani taparız ya meleklere, bize göründüklerinde
Kimi öyle bir ses, kimi belirsiz bir alev gibi.
Gene de senin bulunduğun yere geldiğimde,
Gördüğüm çok güzel, görkemli bir hiçti!
Ama ruhum etten kemikten olduğuna
Ve onlarsız bir şey yapamayacağıma göre,
Bir bedene bürünmeli ruhumun çocukluğu olan aşk da,
O da bensiz olamaz annesi gibi.
Bu yüzden senin için, nedir, kimdir, diye
"Bir sor bakalım" dedim aşk'a önce,
Sonra bıraktım bürünsün artık bedenine,
Yerlessin dudaklarına, gözlerine, alnına.
İşte böyle, aşka biraz safra yüklesem de,
"Daha dengeli olsa" derken gidişi,
Baktım öyle yüklemişim ki aşk teknesini,
Hayranlığım bile batacak hale gelmiş neredeyse.
Saçının bir teli bile aşka öyle çok iş çıkarıyor ki,
Daha uygun bir beden bulmak gerek bunun yerine.
Çünkü aşk ne hiçlikte barınabilir, ne de
Aşırı yoğun, aşırı parlak varlıklarda.
O halde; nasıl bir melek kendi kadar olmasa bile,
Saf ve cisimsiz, havadan yüz ve kanatlar takınırsa,
Benim aşkımın küresi olabilir senin aşkın da.
İşte havanın saflığıyla meleklerinki arasında
Ne fark varsa,
Sonsuza dek
O fark
Olacak aslında,
Kadının aşkıyla
Erkeğin aşkı arasında


John Donne

Pire

Bak şimdi şu pireye; bak da gör işte,
Benden esirgediğin ne denli küçük bir şey.
Benim kanımı emmiş, sıra gelmiş seninkine;
İki kan karışmış bile şu anda bu pirede.
Sence de, ne günah sayılır bu, ne ayıp, değil mi;
Ne de kızlığın elden gitti yani şimdi?
Oysa şu pire, kur falan yapmadan alıyor alacağını,
Şişiyor işte zevkten, birleştirirken iki kanı.
Yazık ki, biz beceremedik bir türlü şu kadarını.

Ah yapma, kıyma üç cana birden bir pirede;
Evlenme bir yana, daha da öte geçtik biz o pirenin bedeninde.
Bu gördüğün pire hem sensin şimdi, hem benim,
Hem de zifaf yatağımız, nikâh mabedimiz bizim.
Ailelerimiz, ve sen, karşı çıksanız da, buluşmuşuz,
Bu kapkara canlı duvarlar arasına kapanmışız.
Âdettendir diye beni öldürmek isteyebilirsin ama,
Hiç değilse kendinin katili olma,
Üç cinayetle üç günahın vebalini alma.

Yaptın yapacağını zalim, lafı ağzıma tıkadın;
Zavallının kanıyla tırnağını kızıla boyadın.
Senden bir damla kan emmiş olmaktan öte,
Suçu var mı şu pirenin şimdi, söyle?
Ama, haklı çıkmanın gururu okunuyor yüzünde;
Diyorsun ki, ne sende halsizlik var, ne bende.
Çok doğru; korkuların ne kadar boşmuş anlamışsındır herhalde!
İşte, şu pirenin ölümü senin canından ne götürdüyse,
Kaybedeceğin onur da o kadar, bana "Evet," demekle.


John Donne

Veda

Bu yüzden, ruhlarımız tek olduğu için,
Ben gidecek olsam bile, asla kopmazlar
Birbirlerinden, hava inceliğinde
Dövülmüş altın gibi, uzayıp giderler sadece.

Bir değil, iki olsalar da tıpkı
İki sağlam ayağı gibidirler bir pergelin;
Senin ruhun, pergelin sabit ayağı,
Hiç kımıldamaz, öbürü oynamazsa yerinden.

Merkezde dursa da senin ruhun,
Öbürü uzaklara gittiği zaman,
Eğilir kulak kabartır ardından
Ve öbürü döndüğünde dikleşir yeniden.


John Donne
(Yas Tutmak Yasak - 1633)

İlahi Soneler VI

Ey Ölüm! Bazıları kudret ve dehşet görse de sende
Sakın gururlanma sen, çünkü ikisi de değilsin
Alıp götüreceğinden emin oldukların bile ölmez de
Zavallı ölüm, sen beni öldürmeye kadir değilsin.
Eğer sadece uyku ve dinlenmeden ibaretsen sen
Gerçekten de keyif verici bir şey olmalısın.
Hem en önce en iyilerimiz gidiyor seninle
Kemiklerine rahat, ruhlarına huzursun.
Kadere, şansa, krallara ve çaresizlere köle,
Varlığını savaş, zehir ve hastalıklarla sürdürürsün,
Verdiğin uykuyu bulabiliriz afyonda, büyüde bile;
Hem onlar daha iyi uyutur; Sen niye övünürsün?
Kısa bir uykusun, ebediyete uyandığımızda biteceksin,
Ölüm olmayacak artık, Ölüm o zaman sen öleceksin.


John Donne

8 Temmuz 2012 Pazar

Ağlama Ben Giderken

nasıl ayrılırlarsa bu dünyadan
sessizce erdemli insanlar
derlerken tüm dostları dört bir yandan
gidiyor galiba, hayır daha var

bırakalım biz de birbirimizi
fırtınalar koparmadan hiç öyle
günah olur göstermek sevgimizi
sevgi tekkesini bilmeyenlere

korkutucudur sarsılışı yerin
insanlar anlam vermeye çalışır
ama titreyişleri kürelerin
daha büyükse de zararsız kalır

sevgileri bedeni aşmayanlar
dayanamaz ayrılık acısına
çünkü ansızın ellerinden kaçar
sevmek dedikleri herşey adına

oysa bağlanmış ince bir sevgiyle
kendimizin bile anlamadığı
uslarımız yeter de artar diye
biz bırakırız el, göz ve dudağı

eksilmez hiç birleşmiş ruhlarımız
benim seni böyle koyup gitmemle
tam tersine çoğalır varlığımız
altın dövülüp incelmişcesine

ayrıyız çünkü, ayrıysak da eğer
bir pergelin iki bacağı gibi
sen o bacak ki görünmeden döner
açık açık döndüğünde öteki

ve ayrılmasa da bir an ortadan
eşi olduğunda uzaklaşacak
eğilip uzanır onun ardından
dönüşünü kalkıp karşılayarak

olacaksın hiç sarsılmaz desteğim
giden benim tam sen de öğle işte
yardımınla son bulacak çemberim
ve döneceğim başladığım yere.


John Donne

6 Temmuz 2012 Cuma

Yarın

Yarın belki
bin yıl ötede.


Langston Hughes

Söyle

Neden benim yalnızlığım olsun,
Neden benim şarkımmış,
Neden benim olsun ki o düşler,
ertelenmiş,
gereksiz yere
uzatılmış


Langston Hughes

Öğüt

Ahbap, bak sözüm sana,
doğmak zordur
ölmek de bayağı,
öyleyse
bir sevgi bulmaya bak kendine
ikisinin arasında.


Langston Hughes

Metronun Kalabalık Saati

İç içe
soluklar ve kokular
öylesine yan yana
iç içe
kara ve beyaz
öylesine sıkışık
yer kalmamış korkuya.


Langston Hughes

Hayret

Alacakaranlığın maviliği.
Yanmamış henüz ışıklar.
Hey bak!
Şimdi yandılar!


Langston Hughes

Bir Zenci Kızın Türküsü

Dixie’de, ta güneyde bir yol
Kalbim yaralı, param parça
Asmışlar karabiberimi
Dörtyol ağzında bir ağaca.

Dixie’de, ta güneyde bir yol.
Yaralı vücudu havada
Soruyorum beyaz İsa’dan
Söyle ne fayda var duada?

Dixie’de, ta güneyde bir yol.
Kalbim yaralı, param parça
Sevda çırçıplak bir gölgedir
Budaklı, çıplak bir ağaçta.


Langston Hughes

Let America be America Again

Let America be America again.
Let it be the dream it used to be.
Let it be the pioneer on the plain
Seeking a home where he himself is free.

America never was America to me.

Let America be the dream the dreamers dreamed--
Let it be that great strong land of love
Where never kings connive nor tyrants scheme
That any man be crushed by one above.

It never was America to me.

O, let my land be a land where Liberty
Is crowned with no false patriotic wreath,
But opportunity is real, and life is free,
Equality is in the air we breathe.

There's never been equality for me,
Nor freedom in this "homeland of the free."

Say, who are you that mumbles in the dark?
And who are you that draws your veil across the stars?

I am the poor white, fooled and pushed apart,
I am the Negro bearing slavery's scars.
I am the red man driven from the land,
I am the immigrant clutching the hope I seek--
And finding only the same old stupid plan
Of dog eat dog, of mighty crush the weak.

I am the young man, full of strength and hope,
Tangled in that ancient endless chain
Of profit, power, gain, of grab the land!
Of grab the gold! Of grab the ways of satisfying need!
Of work the men! Of take the pay!
Of owning everything for one's own greed!

I am the farmer, bondsman to the soil.
I am the worker sold to the machine.
I am the Negro, servant to you all.
I am the people, humble, hungry, mean--
Hungry yet today despite the dream.
Beaten yet today--O, Pioneers!
I am the man who never got ahead,
The poorest worker bartered through the years.

Yet I'm the one who dreamt our basic dream
In the Old World while still a serf of kings,
Who dreamt a dream so strong, so brave, so true,
That even yet its mighty daring sings
In every brick and stone, in every furrow turned
That's made America the land it has become.
O, I'm the man who sailed those early seas
In search of what I meant to be my home--
For I'm the one who left dark Ireland's shore,
And Poland's plain, and England's grassy lea,
And torn from Black Africa's strand I came
To build a "homeland of the free."

The free?

Who said the free? Not me?
Surely not me? The millions on relief today?
The millions shot down when we strike?
The millions who have nothing for our pay?
For all the dreams we've dreamed
And all the songs we've sung
And all the hopes we've held
And all the flags we've hung,
The millions who have nothing for our pay--
Except the dream that's almost dead today.

O, let America be America again--
The land that never has been yet--
And yet must be--the land where every man is free.
The land that's mine--the poor man's, Indian's, Negro's, me--
Who made America,
Whose sweat and blood, whose faith and pain,
Whose hand at the foundry, whose plow in the rain,
Must bring back our mighty dream again.

Sure, call me any ugly name you choose--
The steel of freedom does not stain.
From those who live like leeches on the people's lives,
We must take back our land again,
America!

O, yes,
I say it plain,
America never was America to me,
And yet I swear this oath--
America will be!

Out of the rack and ruin of our gangster death,
The rape and rot of graft, and stealth, and lies,
We, the people, must redeem
The land, the mines, the plants, the rivers.
The mountains and the endless plain--
All, all the stretch of these great green states--
And make America again!


Langston Hughes

Övgü

Ben de
Ben de Amerika’yı överim.

Ben en esmer kardeşiniz.
Misafirler geldiği zaman
Mutfağa dehliyorlar yemekte beni.
Ama ben buna gülüyorum
Karnımı doyuruyorum güzelce
Büyüyüp kuvvetleniyorum.

Yarın
Masanın başına geçip oturacağım
Misafirler geldiği zaman
Kimse cesaret edip de
“Hadi sen mutfakta ye”
Diyemeyecek.

Bir hoş görüverecekler yanlarında beni
Utanacaklar da…

Ben de Amerika’yım.


Langston Hughes
(ABD 1902-1967)

Afro-Amerikan Yazıt

Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.
Hatıraları bile yaşamıyor artık
Tarih kitaplarının resmettiklerinden
Ve kanımıza karışan
Kanımızdan taşan şarkılardan başka
Şarkılar
Zenci diline yabancı
Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.

Sönmüş ve yitmişse de
Sesi tamtamların
Yine de söyleniyor
Atalarımın toprağının şarkısı
Irkımın sisli bilinmezlikleri arasından
Benim bilemediğim
Yerini bulmayan acılı özleyişler.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Esmer yüzü Afrika'nın.


Langston Hughes

5 Temmuz 2012 Perşembe

Karıma

Yazamam hiç bir önsözü görkemle
Bir başlangıç gibi şiirime;
Bir şairden bir şiire
Kalkışırdım söylemeye.

Çünkü bu düşen petaller içinde
Biri sana güzel gözükse,
Sürükler o yerleşinceye dek
Aşk onu saçının üstüne.

Ve rüzgâr ve kış sertleştirdiğinde
Bütün aşksız ülkeleri,
O fısıldar bahçeyi,
Senin anlayacağın gibi.


Oscar Wilde

Rosa Mystica

Requiescat *


O çok yakında, yavaşça yürü
O burada, altında karın
Usulca konuş, büyüdüğünü
Duyabilir papatyaların
Altın sarısı o parlak saçlar
Hastalıktan sararmış solmuş
O körpecik o küçücük şey
Toza toprağa belenmiş

Kar gibi ak, hem benziyor zambağa
Öylesine güzel öylesine hoş
Bir kadın olduğunun farkına
Varmadan büyüyüp serpilmiş

Bir tabut tahtası, ve ağır bir taş
Düşmüş göğsünün üzerine
Kalbim daha fazla dayanamaz
O ölmüş öylece yatıyor yerde

Duyamaz artık, huzur içinde yatsın,
Duyamaz şiirlerimi şarkılarımı
Gömüldü kaldı burada hayatım
Yığın üzerime kara toprağı

Oscar Wilde

* Rosa Mystica Latince'de “Gizemli Gül” anlamına gelmektedir.
* Requiescat Latince'de “Huzur içinde yatsın” anlamına gelmektedir.

Reading Zindanı Baladı'ndan

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

(…)


Yasaların yargısı doğru mudur
Ya da yanlış mıdır bunu bilemem;
Bildiğim tek şey bu hapishanede
Demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,
Bir yıl kadar uzundur her geçen gün
Yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.

Kabil'in Habil'i öldürdüğü
Günden beri hiç dinmedi acılar
Çünkü insanların insanlar için
Koymuş olduğu bütün yasalar
Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
Taneyi eleyip samanı tutar.

Bildiğim başka bir şey daha var
-Ki bilmeli benim gibi herkes de-
İnsanın kardeşlerine ettiğini
İsa Efendimiz görmesin diye
Utanç tuğlalarıyla, parmaklıklarla
Örüldü yapılan her hapishane.

Parmaklıklar güneşi engelledi,
Kararttılar tatlı ay ışığını,
Cehennemi böyle ört bas ettiler
Yaptıkları bütün iğrenç şeyleri
İnsanoğlundan, tanrının oğlundan
Gizlemeyi ustaca başardılar.

Zehirli otlar gibi kötülükler
Büyür hapishanenin havasında,
Yok olur burada harcanıp gider
İyi olan ne varsa insanda:
Kapıyı tutar soluk bir keder
Umutsuzluk bekçiliğini yapar.

(…)



Oscar Wilde

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Oceano Nox

Oh ! combien de marins, combien de capitaines
Qui sont partis joyeux pour des courses lointaines,
Dans ce morne horizon se sont évanouis !
Combien ont disparu, dure et triste fortune !
Dans une mer sans fond, par une nuit sans lune,
Sous l'aveugle océan à jamais enfouis !

Combien de patrons morts avec leurs équipages !
L'ouragan de leur vie a pris toutes les pages
Et d'un souffle il a tout dispersé sur les flots !
Nul ne saura leur fin dans l'abîme plongée.
Chaque vague en passant d'un butin s'est chargée ;
L'une a saisi l'esquif, l'autre les matelots !

Nul ne sait votre sort, pauvres têtes perdues !
Vous roulez à travers les sombres étendues,
Heurtant de vos fronts morts des écueils inconnus.
Oh ! que de vieux parents, qui n'avaient plus qu'un rêve,
Sont morts en attendant tous les jours sur la grève
Ceux qui ne sont pas revenus !

On s'entretient de vous parfois dans les veillées.
Maint joyeux cercle, assis sur des ancres rouillées,
Mêle encor quelque temps vos noms d'ombre couverts
Aux rires, aux refrains, aux récits d'aventures,
Aux baisers qu'on dérobe à vos belles futures,
Tandis que vous dormez dans les goémons verts !

On demande : - Où sont-ils ? sont-ils rois dans quelque île ?
Nous ont-ils délaissés pour un bord plus fertile ? -
Puis votre souvenir même est enseveli.
Le corps se perd dans l'eau, le nom dans la mémoire.
Le temps, qui sur toute ombre en verse une plus noire,
Sur le sombre océan jette le sombre oubli.

Bientôt des yeux de tous votre ombre est disparue.
L'un n'a-t-il pas sa barque et l'autre sa charrue ?
Seules, durant ces nuits où l'orage est vainqueur,
Vos veuves aux fronts blancs, lasses de vous attendre,
Parlent encor de vous en remuant la cendre
De leur foyer et de leur coeur !

Et quand la tombe enfin a fermé leur paupière,
Rien ne sait plus vos noms, pas même une humble pierre
Dans l'étroit cimetière où l'écho nous répond,
Pas même un saule vert qui s'effeuille à l'automne,
Pas même la chanson naïve et monotone
Que chante un mendiant à l'angle d'un vieux pont !

Où sont-ils, les marins sombrés dans les nuits noires ?
O flots, que vous savez de lugubres histoires !
Flots profonds redoutés des mères à genoux !
Vous vous les racontez en montant les marées,
Et c'est ce qui vous fait ces voix désespérées
Que vous avez le soir quand vous venez vers nous!


Victor Hugo

Yarın Erkenden

Yarın erkenden kırlar ağardığı zaman
Gideceğim... biliyorum beni bekliyorsun bak,
Geçip gideceğim dağlardan, ormanlardan
Daha fazla kalmayacağım senden uzak.

Gözlerim düşüncelerime saplı yürüyeceğim,
Duymadan hiçbir haber, hiçbir şey görmeden,
Yalnız, kimsesiz, birbirine kenetli ellerim
Gideceğim, farkı yok gündüzümün gecemden.

Ne uzaklarda Harfleur'ü saran perdelere
Bakacağım, ne de inen altın renkli akşama
Kavuşunca bir bağ yeşil çoban püskülü ve
Bir çiçekli funda koyacağım mezarına.


Victor Hugo

1 Temmuz 2012 Pazar

Veni, Vidi, Vixi

Değilmi ki o derin acılarımla şimdi
Buna destek olacak tek bir kolda yoksunum
Ve çocuklara bile zorlukla gülüyorum
Ve açmıyor içimi çiçekler renkleriyle
Anlamalıyım artık: yaşadın yeterince!

Değilmi ki ilkbahar kuşatınca her yanı
Doğayı şenlik yerine çevirdiğinde tanrı
Bu görkemli sevdaya aşksız bakıyorum
Değilmi ki gün-gece ışıktan kaçıyorum
Duyarak o en gizli kederi herşeydeki

Değilmi ki ruhumda umudum yenik düştü
Değilmi ki bu güller, kokular mevsiminde
Sevgili kızım benim, içimde, ta derinde
Yalnız senin yattığın karanlığa özlem var
Mademki öldü kalbim, yaşadım yeterince!

Yeryüzünde yükümü tek bir gün reddetmedim
Arıyım işte orda, burda başak demektim
Yumuşadım gitgide, yaşama gülümsedim
Ve yaşamın o büyük, dipsiz gizi dışında
Dimdik durdum ayakta, kimseye eğilmedim

En iyisiyle yaptım yapabildiklerimi
Ne çok uykusuz kaldım, ne çok hizmet götürdüm!
Sonra acılarıma güldüklerini gördüm
Nefretlerine hedef seçildikçe üzüldüm
Anarak çalışıp çektiklerimi

Tek kuşun uçmadığı şu dünya sürgününde
Öyle bezgin, ışıksız, ellerimin üstünde
Diğer tüm kölelerin alayları içinde
Taşıdım ağlamadan al kanlara bulanıp
Koparılmaz zincirden payıma ne düştüyse

Şimdi bakışlarımın ancak yarısı bende
Ötesi darmadağın acılı gömütlerde
Dönüpde baktığım yok çağıran olsa bile
Sersemlik ve sıkıntı yüklü bir uykusuzum
Hiç gözünü kırpmadan kalkmış şafaktan önce

Miskin karanlığımın orta yerinde şimdi
Yanıt vermeye bile gönül indirmiyorum
Canımı sıkıp duran o en günücü ağza
Ulu Tanrım gecenin kapısını aç bana
Ki çekilip gideyim, dönmeyeyim bir daha!


Victor Hugo

Şiirlerim

Irmak olup akın ey şiirlerim!
Akın, suyunuz çoğala çoğala!
Acı içinde kanayan kalplerin,
Yalpalayan susamış gönüllerin,
Pınarı olun, su verin onlara!

Işıktan gagası suyunuza dalsın
Kartal, pisliklerden uzakta dursun
Dalgaların tuhaf çağıltısında,
Kuş seslerine, şarkılarına
Meleklerin ilahisi karışsın!


Victor Hugo

Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi

Söylesem ah söyleyebilsem derdimi
Mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
Göreceksin seninle dolu
Desem, diyebilsem ki seviyorum seni
Çılgınca aşığım sana
Ama demem, diyemem
Çünkü aramızda dağlar, denizler
Ve benim o kahrolası gururum var
Bu böyle sürüp gidecek
Sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
Ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
Sana asla...
Çünkü aramızda dağlar denizler
Ve benim o kahrolası gururum var


Victor Hugo

Oceano Nox (Denizde Gece)

Ah nice denizci, ah nice kaptan,
Sevinçle uzağa sefere çıkan,
Bu kasvet dolu ufukta kayboldu.
Kurbanı oldu kötü bir kaderin,
Aysız gecede, dipsiz bir denizin,
Karanlıklarına gömülü kaldı.

Kasırga, reisleri, tayfaları,
Bir kitabın dağılan sayfaları
Gibi savurdu dalgalar üstüne.
Hiç kimse bilmez sonları ne oldu,
Bu yağmadan her dalga bir şey çaldı,
Kimi bir denizci kimi bir tekne.

Yazık bu bahtsız, kayıp insanlara
Sürükleniyorlar karanlıklarda,
Kayalara çarpa çarpa başları.
Analar babalar her gün sahilde
Tek düşleri vardı, gözler denizde
Öldüler gerçekleşmeden düşleri.
Oturup paslı çapalar üstüne,
Sizi anar neşeli gençler gece,
Karışır karanlık isimleriniz
Öykülere, şarkılara, gülüşlere
Sevgiliden çalınan öpüşlere
Yeşil yosunlar içinde uyurken siz.

“Bir adanın kralı mı oldunuz?
Daha güzel bir vatan mı buldunuz? ”
Sonra susulur, hatıranız yiter.
Beden suda yeter, adlar bellekte.
Zamanla daha da kararır gölge:
Karanlık sularda karanlık unutuş!

Silinir gözlerden şekliniz bile.
Kayığınız kimde sabanınız kimde?
Beklemekten bıkmış ak saçlı dullar,
Ocağın ve kalplerinin külünü,
Eşelerken, fırtınanın hükmünü
Sürdürdüğü geceler sizi anar.

Bir gün ölüm o gözleri örtünce,
Anmaz adınızı, anmaz hiç kimse.
O küçük yankılanan mezarlara,
Ne yeşil yaprağı düşer söğüdün,
Ne köprü başında bir dilencinin
Şarkısı duyulur, basit, tekdüze!

Nerde suyun yuttuğu denizciler?
Deniz! Sen de ne acı öyküler var!
Uğunan analardan korkan dalga!
Bunları anlatır gelgitleriyle,
Bu yüzden akşam yaklaşırken bize
Haykırır, umutsuz, çığlık çığlığa!


Victor Hugo
(1837)

Neler Mi İstiyorum?

Neler mi istiyorum uyanınca her sabah
Ne bahardan bir neşe, ne de yazdan bir çiçek
Siyah, siyah cok siyah kadife kadar siyah
Bir saçin buklesini bana kim getirecek

Neler mi istiyorum gurbette akşamlardan
Ne rüzgardan bir buse, ne de bir pembe kelebek
Derin, derin cok derin, ufuklar kadar derin
Bir çift gözün rengini bana kim getirecek


Victor Hugo