Şiir, Sadece

15 Şubat 2011 Salı

Kardeşim Aylardır Hapiste

Acımı duyurabilmek için
Uykusuz

Susuz
Öylece
Durabilirim.
Acımı duyurabilmek için
Sevgisiz
Anısız
Kaskatı olabilirim
Ve durup dört yol ağzında
Durdurup gelip geçenleri
Kendi halinde
Yaşayıp gidenleri
Tutup yakalarından
Haykırabilirim
Nefesim
Bitene dek
Bütün gücümle
Haykırabilirim
Bütün dünyaya.

Kardeşim
Hapiste
Kardeşim
Aylardır hapiste.
Kardeşim
Dövüldü orada.

İyi ve güzel şeyler dışında
Hiçbir şey taşımayan
Ve sadece bir insan varlığına değil
Yaşayan
Yaşayamayan
Bütün varlıklara
Bir ota
Bir taşa
Sevgiyle
İlgiyle
Dolu beyni
Orada
Sarsıldı elektrikle
İnce bedeni
Tekmelendi

Acımı duyurabilmek için
Çıldırabilirim
Acımı duyurabilmek için
Zehirle doldurabilirim
Yazdığım her şiiri
Nefretle
Gözyaşıyla
Korkunç bir sevgiyle

Kardeşim
Aylardır hapiste
En güzeli
Tanıdığım insanların
En katıksızı
En pırlantası.
Ona sevgilisini
Kucaklamak yasak.
- Bir zamanlar el ele tutuşup
Harikulade güzel
Şeyler konuştukları
O kızı –
Ona özgürce
Dolaşmak yasak.
- Bir tay kadar
Hareketliyken kalbi-
O artık
Kitap okuyamayacak.
-Sindirdiği gözle görülürdü
Alnında terler birikerek
Hummalı
Bir tutkuyla
Devirdiği kitapları-

Biz özgürlüğün
Güzel günlerin
Savaşçıları
Aydınlığın
İyiliğin
Bize eziyet
Ediyorlar bugün
Ama halkımız
Aynı acıların
Bin katını
Yaşamıyor mu sanki

Biz özgürlüğün
Güzel günlerin
Savaşçıları
Bize eziyet ediyorlar bugün
Ama bu
Şiirimize
Biraz daha çelik
Katılacak demektir
Biraz daha karar
Ve zafer umudu

Kardeşim
Aylardır hapiste
Ve yıllarca sürebilir bu
Çünkü o halkının omuz başına
Koydu omuzunu


Ataol Behramoğlu

Ne Anlatır Yunan Şarkıları

Ne anlatır Yunan şarkıları
Geceye dair, aşka dair
Ne anlatır Yunan şarkıları
Hayatımıza dair

Ne anlatır Yunan şarkıları
İnsanı tepeden tırnağa saran bu hüzünle
Sanki hep anlatılmayan bir şey kalmıştır
İçimizi ne kadar döksek de

Ne anlatır Yunan şarkıları
Biten bir aşk mı, başlayan bir aşk mı
Bir kız mı, yüzünü hiç görmeyeceğimiz
Çayırlarına hiç uzanamayacağımız kırlar mı

Ne anlatır Yunan şarkıları
Bu sürekli, bu yumuşak ısrarla
Ne anlatır Yunan şarkıları
Yüreğimize işleyen tempolarla

Ne anlatır Yunan şarkıları
Sonsuzluğa güzelliğe, sonsuz barışa dair
Acılarla dolsak da ne kadar
Sımsıcak yaşamaya dair

Ne anlatır Yunan şarkıları
Bir gün birleşeceğini mi bütün şarkıların
Ne anlatır Yunan şarkıları
Bu kadar uzak...ve bu kadar yakın


Ataol Behramoğlu

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ne Yağmur... Ne Şiirler...

Soruyorum sevgilime
- Darağacından Notlar’ı okudun mu?
Bu bizim hayatımız.
Gece doluyor içeri
Yıldızlarıyla.
Üç ilde
Sıkıyönetim var.
“Askeri savcı”
Sözü
Yer alıyor
Günlük bir sözcük olarak
Hayatımızın sözlüğünde.
Aşklar kelepçeli
Güney Amerika’da.
Kederden
Geberiyorum.
Herkes hayatını anlatıyor.
Deli anneler
Yıkık binalar
Paramparça
Bir gençlik
Yaşadığımız.
Hayatımızın kanadığını görmüyor musun?
- Darağacından notları’ı okudun mu?
İşkence
Ve umut
Şiiri fışkırtır.
Ruhumun yaralarını saracak
Şafağın sözcüklerini
Arıyorum.
“Kalın devrimci romanların
Sonundaki keder”
Kalın
Devrimci
Bir roman olarak hayatımız.
- Darağacından Notlar’ı okudun mu?
Sevgilim
Seni
Öpüyorum.
Her gün
Geçtiğim denize
Yabancılaşmasam
Bütün hayatları
Anlatabilsem.
Ölüme karşı
Dururken bir adam
Tek bir mısra halinde
Hayatını
Okuyor.
Çıldırasıya
Boğuntuluyum.
Çıldırasıya
Bir özlem
Günler ve Prag
Ve trenler
Ve alıp beni
Götüren keder.
Günleri zincire
Vuruyorlar.
Aşklar kelepçelidir.
Güney Amerika
Çe Gevara.
Her şeyi bir bir
Anımsıyorum.
Kalın
Devrimci romanları.
Hayat
Dolduruyor beni
Nasıl
Yıkık bir binayı
Gökyüzü doldurursa.
- Darağacından Notları’ı okudun mu?
Prag’da
Bir sevgilim var.
Ve ikinci dünya savaşı
Ve tanklar
Ve ellerim
Sana son kez dokunduğunda
Artık
Senin
Olmayacağını bilmek;
Artık
Olmayacağımız.
Çünkü
Çıkış yok buradan.
Silah sesleri
Bir bahar.
Ey uçuşan
Güvercinleri kalbimin.
Ey bir imkanı
Yaşamak duygusu.
Ey içime
Sindirdiğim sevgin.
Prag’daki
Sevgilim.
Karlı gecelerde
Anımsarım seni
Yağmurlar altında
Dolaştığımız Litvanya’ yı.
“Kanal”ı
Seyrederken
Bütün Slav
Ve Slavak güzellikleri.
Kalın sesli
Kadınlar.
Ortodoks
Hüznü.
Ve “Tütün” ü
Okurken
Ve Fuçiği.
Kanımızla
Yazılmıştır
Hayatın destanı
Toprakta
Dudaklarımızın
İzi var.
Ve donup kaldığımız
Cephelerde
Buruşuk
Mektuplar
Ve yerlerine
Ulaşmamış.
Savaş
Ve keder
Ve şiirler
Korkunç bir
Aşk özlemi.
İnsanlara
Duyduğum sevgiden
Boğulurcasına
Kalbimi
Çatlatırcasına
İmgeler
Ve trenler boyunca
Taşıdığım.
Şehirlerden
Geçerek
Ve her bir insanın
Bakışlarında
Köyler ve uzak
Duygular.
Sonsuzca seninle
Sevişme özlemi
Ve erkek olduğumun
Bilincinde olarak
Ve idama
Giden bir adamın
Karısına
Bıraktığı
Mektup kadar
Çağdaş ve anlaşılır.
Ekmek kadar
Kederli.
Vaptzarov’un
Şiirleri kadar.
Sevgilim, binlerce kilometreye
Yayılan kalbim
Ve gözyaşlarım
Ve her şeye
Yetişme duygusu.
Bütün romanları
Yutarak
Bütün aşkları
Yaşayarak
Ve çağdaş ve sarsak
Kalbimi
Avutamaz
Ne yağmur…
Ne şiirler…




Ataol Behramoğlu

Nicedir Özlemişim

Nicedir özlemişim
Bu rüzgarı 
Hani Doğu'da eser 
Bahar akşamları

Nicedir özlemişim 
Bir elma ağacının 
Dibine oturmayı

Nicedir özlemişim 
Şoseleri,dağları

Nicedir özlemişim 
Bir dosta sarılıp 
Ağlamayı


Ataol Behramoğlu

Parkta Rastladığım Adam

Parkta rastladığım adamın
Bir kolu kesikti bileğinden
Çiftçiymiş
Tekirdağ'ın köylüklerinden

Bir kızı veremden ölmüş
Bu şehri İstanbul' da
Karısı tutturmuş:
Kızımın mezarı nerde ben orda

Satmış savmış ihtiyarcık
Varını yoğunu
Feriköy'de bir evceğize
Sokmuşlar başcağızlarını

İkinci kız desen
Kibarca: Akıl hastası
Anaya babaya
Vermez bir rahat yüzü

Oğlanlardan büyüğü
Dört çocuklu bir şoför
Küçük oğlan
Bir tamirhanede ömür çürütür

Fayda yok anlayacağın
Ne oğlanlardan, ne kızlardan
Bir fabrikada iş bulmuş
Kaçak işçi çalıştıran

Kırk yılın köylüsü
Ne yapsın işçi olursa
Daha yılı dolmadan
Kaptırıvermiş elini çarka

Gerisi bilinen hikaye
Patrondan imdat görmez
Evde karı ağlar
Deli kız vermez rahat

Kendisine rastladığımda
Düşünüp duruyordu bir kanepede
Ben sordum o anlattı
Güzelim Tekirdağ şivesiyle... 


Ataol Behramoğlu
(1977)

Toprağa Düşen

Ona "Haydi
Savaşa dediler
Başkaca birşey
Söylemediler

Aldılar köyünden
Davulla zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana

Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular

Vurulup düştü
İlk çatışmada
Göğsünde bir oyuk
Üç delik alnında

"Ey bu topraklar için
Toprağa düşen"
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?


Ataol Behramoğlu

13 Şubat 2011 Pazar

Türkiye, Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Boynu bükük ay çiçeği
Şiirin ve aşkın geleceği

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Dağ rüzgarı, portakal balı
Alçak gönüllü, hünerli, sevdalı

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yazgısı kara yazılmış gelin
Kurumuş sütü memelerinin

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Harlı bir ateş gibi derinde yanan
Haramilerin elinde bulunan

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Güngörmüş, bilge toprağım
Yunus, Pir Sultan ve Nazım

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Bozlat, ağıt, halay ve zeybek
Dumanı üstünde ekmek

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Yüzü kırış kırış anam
Ağlayan narım, gülen ayvam

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Asmaların üstünde gün ışığı
En güzel geleceğin yakışığı

Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum
Zinciri altında kımıldayan
Bitecek sanıldığı yerde başlayan


Ataol Behramoğlu

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana


Ataol Behramoğlu

Yeniden Hüzünle

İşte yine can sıkıntısı
bana bir şiir yazdıracak.
Tırnaklarım uzamış,
İçimde yaralı bir aşk.

İçimde yaralı bir aşk
ve birkaç piyes ölüsü,
birkaç gözyaşı kırıntısı,
intihar gelgiti birkaç.

Sırtüstü uzandım dünyaya,
odamın ampülüne bakıyordum,
ampulün bağlı olduğu borunun
tavanda kıvrılışına.

Tavanda kıvrılışına
birkaç damla gözyaşının
birkaç damla tentürdiyot,
kalbim ağrıyordu, bir yaz-
günü düştüm sokaklara,
karanlık sokaklara düştüm,
bir yaz gecesiydi galiba,
ürpererek indikçe bayırlardan,
kimsesiz ve boş alanlara,
çaresiz, bomboş bir cesettim,
bir suyla dolu bir kova
olarak kalmışım dünyada.
Herkes kim bilir nerdedir-
şimdi? sevgilim...Kim bilir-
nerdesin?
Kalbim -ki bir gün durur-
var mıydı acaba?
Ölümü ve tuzlu
fıstıkları unutmadım,
bayat tuzlu fıstıkları.
Sarhoşlar kusardı bir de
ben varken orda. Dünya'da.
1965 yılında.
Bir savaş ve hüzün korkusuyla
kahvelere dolardı insanlar
Sevgilim! Sevgilim!
"Kanayan yerim benim"
çürük yumurta, bayat pastırma
ve
bamya yenilen bir lokantada
mareşal fevzi çakmak, koca yusuf
dünya güzeli fatma
dostumdular.
Ben o şehirde yalnızdım
bunu kimseler bilemez
gidip gidip rıhtıma
dururdum.
Kör bir dilenci vardı, o da-
dostumdu, beni-
evlendirmek isterdi kızıyla.
Ben içimde bir acıyla
boyna bir resim yapardım.
Sarı kurdeleli kızlara-
hikayeler anlatırdım hatta
uzak dünyalar ve
albert aynştayn hakkında.
Onlar
uzun uzun susarlardı.
Güzelim kızlari Hürriyet-
gaztesi okurlardı
Ses ve Hafta.

Her şey o kadar birbirinin
aynıydı, hayat-
akıp gidiyordu sıkıntıyla.
Domino taşlarına ve
bir nehrin akışına benzeyen
cesur ve genç hayat. Akıp giden.
Kitapçı vitrinlerini
ve
alanları hızla eskiten-
hayat, bazen-
beni heyecanlandırırdı.
Yağmurlu, ıhlamur ağaçlı bir yolda
kocaman, eflatun, bir güneş
tıkanırdı gırtlağıma
onu karnıma sokardım.
Güneşi, göğsüme ve karnıma.
Akşam-
beni bulurdu bir koyda.
Kırlara doğru
koşardım bir bağırtıyla.
Az önce ıslanmış kırlara,
serin ve bereketli,
her zaman bağışlayan,
o taze, ve hüzün-
anası kırlara...

Sevgilim! Sevgilim
Gece-
yürüyor,
Dünya-
yürüyor ordularla.
Kitaplarla ve matbaacı-
çıraklarıyla. İçimde-
bir dağ çeşmesi akıyor...
Sabah oldu oluyor anında-
eski, külüstür, kömür-
yüklü sarı bir kamyonla
yanında durmuştuk, orman-
battaniyeliydi hala.
Bir hastane odasında-
sabaha karşı, yaralı-
bir onbaşı gibi uyuyordu.
Sabaha-
karşı bir hastane odasında-
aklıma çanlar geliyor.
Bir adam-
kesik çocuk başları satıyor.
Yeniden
hüzünle başlıyorum bir
romana...


Ataol Behramoğlu
(1965 - Bir Gün Mutlaka)

Yıkılma Sakın


Kötü şey uzakta olmak 
Dostlarından, sevdiğin kadından 
Yasaklanmak bütün yaşantılara 
Seni tamamlayan, arındıran 
Kapatıldığın dört duvar arasında 
Sağlıklı, genç bir adam olarak 

Neler gelmez ki insanın aklına 
Sevinçli, özgür günlere dair 
Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta 
Onunla ilk kez öpüştüğün şehir 
Acı, zehir zemberek bir hüzün 
Kalbinden gırtlağına doğru yükselir 

Görüyorsun işte küçük adamları 
Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana 
Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına 
Kimisi düpedüz halk düşmanı 
Diren öyleyse, diren, yılma 
Yürüt daha bir inatla kavganı 

Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i 
Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda 
Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini 
Karanlıkları yırtmak arzusuyla 
Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa 
Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri 

Elbette vardır bir diyeceği, bir haberi 
Bir kaçağa çay sunan Kürt kadınlarının 
Dağlar dilsizdir yalçındır 
Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da 
Ve dağlar, ıssız tarlalar başladı mı konuşmaya 
Susmazlar bir daha, söz artık onlarındır 

Kötü şey uzakta olmak 
Dostlarından, sevdiğin kadından 
Yasaklanmak bütün yaşantılara 
Seni tamamlayan, arındıran 
Ama bir devrimciyi hakli kılan 
Biraz da acılardır unutma 

Yıkılma sakın geçerken günler 
Yaralayarak gençliğini 
Onurlu, güzel geleceklerin 
Biziz habercileri düşün ki 
Ve halkın bağrında bir inci gibi 
Büyüyüp gelişmektedir zafer.


Ataol Behramoğlu

9 Şubat 2011 Çarşamba

Meyil Verme Nasa Murdar Olursun

Meyil verme nasa murdar olursun
Dünya kadar malın olsa ne fayda
Tutulur dilin söylemez olursun
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Bir gün olur çıkarırlar evinden
Allah'ın ismini koyma dilinden
Kurtulamazsın Azrail'in elinden
Dünya kadar fendin olsa ne fayda

Yalan söyler kov gıybette sözün var
Güvenir gezersin oğlun kızın var
Şunda senin üç beş arşın bezin var
Dünya kadar malın olsa ne fayda

Yalan söyler kov gıybetten geçmezsin
Yersin haram helal geçmezsin
Kesilir nefesin su da içmezsin
Akan çaylar senin olsa ne fayda

Pir Sultan'ım bunu böyle vird etti
Vardı bir mürşitten el etek tuttu
Mürşidin ağırlayan Hakk'a yetti
Tutulmaz nasihatim söylesem ne fayda


Pir Sultan Abdal

Bir Nefescik Söyleyeyim

Bir nefescik söyliyeyim
Dinlemezsen neyliyeyim
Aşk deryasın boylayayım
Ummana dalmağa geldim

Ban Hak ile oldum aşna
Gönlümüzde yoktur nesne
Pervaneyim ateşine
Oduna yanmağa geldim

Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yuğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yetmeğe geldim

Ben Hakk'ın edna kuluyum
Kem damarlardan beriyim
Ayn-ı cemin bülbülüyüm
Meydana ötmeğe geldim

Pir Sultan'ım der gözümde
Hiç hata yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmağa geldim


Pir Sultan Abdal

Ela Gözlerine Kurban Olduğum

Ela gözlerine kurban olduğum
Ecelim gelmeden öldürme beni
Gizlice uğrunda severim seni
Sırrımı kimseye bildirme beni

Seni bana veren ol yüce Gani
Alırlar elimden korkarım seni
Kaddimi büküp de öldürsen beni
Üstüme düşmanım güldürme beni

Ölüm dedikleri gelmez aynıma
Sığa ak kolların dola boynuma
Soyunup eğnimi girsem koynuna
Sabah oldu diye kaldırma beni

Öksüz Aşık bunu böyle söyledi
İndi aşkın deryasını boyladı
Senin aşkın beni mecnun eyledi
Dağlara düşürüp gezdirme beni


Öksüz Aşık

Her Sabah Her Sabah Çıkar Salınır

Her sabah her sabah çıkar salınır
Doğan aylar gibi doğar dolunur
Siyah zülfün mah yüzüne bölünür
Sevdiğim bu benler başa beladır

Cennetin kokusu vardır özünde
Lal ü mercan gelir tatlı sözünde
Kimi gerdanında kimi yüzünde
Sevdiğim bu benler başa beladır

Güzelliğin söylenir ilden ile
Aşıklar içinde düşmüşsün dile
Beyaz gerdanın gümüşten bile
Sevdiğim bu benler başa beladır

Tavus kuşu gibi türlü düzenir
Nice aşıklar var sana özenir
Bu dilberlik sana çok mal kazanır
Sevdiğim bu benler başa beladır

Öksüz Aşık eydür gelin varalım
Varalım da dost cemalin görelim
Leblerin zekatın kime verelim
Sevdiğim bu benler başa beladır


Öksüz Aşık

Sabahtan Uğradım Ben Bir Güzele

Sabahtan uğradım ben bir güzele
Gördüm güzelliğin bildirip gider
Yine kul oldum da durdum selama
Kendin engelimden sakınıp gider

Ben yar ile süremedim demleri
Sayamadım ak gerdanda benleri
Düşürmüş dağlarda mor çiğdemleri
Kolların kaldırmış sokunup gider

Sana huri derler hurisin huri
Yüzünde yanıyor Mevla'nın nuru
Mahın çevresinde aşk yıldızları
Gerdanında benler şakınıp gider

Gözünde ışıldar sevdanın nuru
Aslı melek nesli kendisi huri
Öksüz dermendim gelmedi deyu
Dönmüş ensesine bakınıp gider


Öksüz Aşık

Dağlar Yarimi Gördün Mü

Dağlar yarimi gördün mü
Payine yüzler sürdün mü
Güzel hatırın sordun mu
Mecnunu çok güzel dağlar

Şu dağlardan geldim geçtim
Boz bulanık suyun içtim
Ben yarimden ayrı düştüm
Mecnunu çok güzel dağlar

Dağ başında yurdun mu var
Şikar alan kurdun mu var
Bencileyin derdin mi var
Mecnunu çok güzel dağlar

Dağlar başı yolun olsun
Öksüz Aşık kulun olsun
Yaz kış açar gülün olsun
Mecnunu çok güzel dağlar


Öksüz Aşık

Bad-ı Saba Eser Seher Vaktında

Bad-ı saba eser seher vaktında
Kumrular ötüşür dallar üstüne
Yari gördüm gitti aklım başımdan
Yeşiller giyinmiş allar üstüne

Deli gönül göyrük Arap atlıdır
Aşıkın yüreği yedi katlıdır
Nice sevmiyeyim dili tatlıdır
Lebi şeker eser ballar üstüne

Yalan olmaz aşıkların sözünde
Arzumanım kaldı ala gözünde
Kimi gerdanında kimi yüzünde
Dizilmiş benleri eller üstüne

Öksüz Aşık eder hayalden düşten
Gönül imdat diler yarandan eşten
Hiç eksik değildir ikiden beşten
Engeller har olmuş yollar üstüne


Öksüz Aşık

Gerçek Aşık Olanların

Gerçek aşık olanların
Yüreciği yanar olur
Her canibten suriş ile
Şevki odu kenar olur

Esirgen aşık kişiyi
Şefaat imanlandurur
Susamışları kandırır
Gözü yaşı damar olur

Bir devletlu yohsul olsa
Uslu isen gelme ana
Yazıda kaba ağaca
Ulu kuşlar konar olur

Ozan aşıklar sözünü
Söyle aşıklar dinlesin
Er var içinde od yanar
Er var ana cu nar olur


Ozan

Her Yol Erkan Erenleri Sizin Olsun Bu Yol Erkan

Her yol erkan erenleri sizin olsun bu yol erkan
Ben bir aceb derde düştüm bulunmaya gibi derman

Dostun tecellisi yetti hep gönül mülkünü attı
Benden benliğim mahvetti ne eşkal kaldı ne elvan

Her bir kılım bir göz oldu içim dışım hep yüz oldu
Alem cümle düpdüz oldu ne yadlı kaldı ne yaman

Bütün dünya tenim oldu sekiz cennet canım oldu
Ben sırrın sır benim oldu gizli sırlar oldu ıyan

Dost bana sundu bir dolu içtim onu oldum deli
Kimsenin değilim kulu şimdi sultan oldum sultan

Beni bulmak isteyenler sizi duymak isteyenler
Kendi şehrinizde yoklan gönüllerdir bana mekan

Seyyid Nizamoğlu dedem gören beni sanır adem
Yüzbin dürlü hırkası var geh bundan bakar geh andan


Nizamoğlu

Biz Bu Dünyada Bir Kuşuz

Biz bu dünyada bir kuşuz
Her yana uçup gezeriz
Hakk'ın nimetlerinden yeyip
Suların içip gezeriz

Yolumuz üstünde bizim
Ecel derler bir tuzak var
Hiç ondan korkumuz yoktur
Kanatlar açıp gezeriz

Ön son yollarımız oğrar
Ol tuzağa bir gün bizim
Kurtulmağa derman yoktur
Yok yere kaçıp gezeriz

Üstümüzde avcı durmuş
Boğazlamak ister bizi
Yüzbin türlü fikirleri
Biz kesip biçip gezeriz

Seyyid Nizamoğlu eken
Bunda anda biçer derler
Gözümden kanlı yaşları
Anınçün saçıp gezeriz


Nizamoğlu

8 Şubat 2011 Salı

Oyundan Önce

Kırpar bir gözünü ilkin
süzer her yanını iyice
bakar çivi olmasın, olmasın hırsız mırsız
bakar olmasın kukukuşu yumurtaları

Kırpar öteki gözünü sonra
bir oturur kalkar bir
sıçrar yükseğe yükseğe
sıçrar tepeüstü

Ağırlığınca düşer ardan
düşer derin derin günlerce
batar dipsizliğine kendisinin

Hangisi paramparça olmamışsa
sapasağlam kalmışsa
durabilmişse ayakta
oyunu sürdürür o


Vasko Popa
Çeviren: N. Zekeriya

Oyundan Sonra

En sonunda o eller sarılır karına
ki gülmekten çatlamasın
oysa karnı yok

Bir el güçlükle kalkar
ki alnından soğuk terleri silsin
oysa alnı yok

Öteki el yüreğe uzanır
ki yürek çıkamasın göğsünden
oysa yüreği yok

Her iki el düşer
düşer işsiz güçsüz bağrına
oysa bağrı yok

Bir avuca yağmur yağar şimdi
ötekinden otlar biter
başka diyeceğim yok


Vasko Popa
Çeviren: N. Zekeriya

7 Şubat 2011 Pazartesi

Senin Gözlerin Olmasa

Senin gözlerin olmasa
gökyüzü
inmez ıssız evimize hiç

Senin gülüşün olmasa
duvarlar
yaşamaz gözlerinde hiç

Senin kuşun olmasa
salkımsöğüt
geçmez eşiğimizden hiç

Senin ellerin olmasa
güneş
gecelemez düşlerimizde hiç


Vasko Popa
Türkçesi: Necati Zekeriya

Yorgun Düştü Şiirler

Yorgun düştü şiirler sözcüklerden
kendi dalgalarından
yorgun düşen denizler gibi

Yorgun düştü şiirler
üzerlerine düşen yapraklardan
ve bu her güz böyledir işte

Dilerim bir kez olsun açınca gözlerimi
önümde uçsuz bucaksız bir gök uzansın
kendiliğinden akıversin mavi mavi
hiç lekesiz

Yorgun düştü şiirler sözcüklerden
kendi dalgalarından
yorgun düşen denizler gibi


Vesna Parun
Çeviren: N. Zekeriya

5 Şubat 2011 Cumartesi

Özlem

Sakin bir yerde
tutkular parçalar beni
Yitirilen davul sesi kulaklarıma gelir
yeniden

Gökyüzü özlem çeker düşe
toprak uykusuzdur
Dokumacılar dokuyun güneşi
yüreğim tezgah olsun size
belki kuşandığım ruh mutluluk verecek bana
dayanaksız gökyüzünden her şeyi görmek
mümkündür

kuş haça kondu ansızın
beni özlem dolu gözler götürür ta ötelere
uğradım deniz kıyısına bu sabah
sessiz bir yer bulamadım nedense
Sıcak bir söz mü? Ağrılarla dolu bir
yoldur o

yüreğimize nakış dokur
Bir sürü kuş içinde
sevgimi mi yitirdim
yoksa süre içinde belirsiz mi kalıyorum


Radovan Pavlovski
Çeviren: N. Zekeriya

Toprak Olmayacağım

Toprak olmayacağım Su olacağım ben
Suların bir ucu şimşeklere dayanır
Nehirleri ağlatan ey Kara bulut
toprak olmayacağım ben
zemzem suyu olacağım
ilaç yerine arayacaklar beni
yollarda evlerde eczanelerde
Toprak olmayacağım ben
su benim içimdedir dışımdadır su benim
her şey şimşeklerle gelir içimden
Nedense Çar Samuil'in yüzüyle
şimşekler gözlerim önünde yumuşar
Ben öldükten sonra doğururken şaşıp kalma
Ben suyla gelip geçtim
suyla içtim köklerini kötülüklerin


Radovan Pavlovski
Çeviren: N. Zekeriya