Şiir, Sadece

31 Aralık 2011 Cumartesi

Talip Apaydın

Talip Apaydın


Talip Apaydın doğumu 1926 Polatlı, Ankara; ölümü 28 Eylül 2014 Ankara. Türk toplumcu yazar ve şair.

İlkokuldan sonra Çifteler Köy Enstitüsü'ne ardından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'ne kaydoldu. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü'nü bitirdi. Yüksek Köy Enstitüsünden arkadaşı Halise Sarıkaya ile evlendi. 1979 yılından emekliliğine kadar Turhal ve Amasya'da öğretmen olarak görev yaptı.

Hasan Oğlan Köy Enstitüsü'nü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü bitirdi. Öğretmenliği sırasında ilerici-toplumcu görüşleri nedeniyle çeşitli kez kovuşturmaya uğradı.

Edebiyata şiirle başlayan Apaydın daha sonra öykü ve romana yöneldi. İlk şiirleri ve öyküleri Köy Enstitüsü Dergisi’nde yayımlandı. Ayrıca Fikirler, Yeditepe, Beraber, Yeni Ufuklar, Varlık, İmece ve Türk Dili dergilerinde de yazıları şiirleri yayımlandı. Köy Edebiyatı akımının temsilcileri arasında yer aldı. İlk romanı Sarı Traktör ile tarımda makineleşme konusuna bir umut olarak yaklaştı. Yarbükü'nde ise köylüler arasında toprak ve su paylaşımı ile ilgili çekişmelerin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı. Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleri ve insan ilişkilerini tüm doğallığı ile yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi.

Talip Apaydın'ın, başlıca şiirlerinin de konusu olan Anadolu toprağı gibi, kıraç, yalın, gösterişsiz, fakat alttan alta dirençli bir şiiri var. Aydınlık, namuslu, insanca ve yurtseverce düşünceleri, didaktizme düşmeden, söylenebilecek en az sözcükle, en yalın biçimiyle söylüyor. Kimi tema özellikleriyle Ceyhun Atuf Kansu'ya, şiirindeki yalın kurguyla A. Kadir'e yakın. Şiirlerindeki etkileyicilik, dile getirdiği gerçekleri en yalın, en özlü, en aydınlık biçiminde verebilmesinden geliyor. Daha önceki yılların ürünlerinde, toplumsal sorunları dile getiren aydın kimliğinin yanısıra, engin bir yaşama sevincinin, dizginsiz bir özgürlük duygusunun kıvılcımları da duyumsanıyor.


Eserleri

Şiir
  • Susuzluk (1956)
Öykü

  • Ateş Düşünce (1967)
  • Öte Yandaki Cennet (1972)
  • Koca Taş (1974)
  • O Güzel İnsanlar (Çocuklar için Hikâyeler, 1978)
  • Yolun Kıyısındaki Adam (1979)
  • Yangın (Çocuklar için) (1981)
Romanları
  • Sarı Traktör (1958)
  • Yarbükü (1959)
  • Emmoğlu (1961)
  • Ortakçılar (1964, 1974)
  • Ferhat ile Şirin (Halk için roman, 1965)
  • Toprağa Basınca (Çocuklar için, 1966)
  • Define (1972)
  • Yoz Davar (1973)
  • Toz Duman İçinde (1974)
  • Tütün Yorgunu (1975)
  • Kente İndi İdris (1981)
  • Vatan Dediler (1981)
Hatıraları
  • Bozkırdaki Günler (1952)
  • Karanlığın Kuvveti (1967)
Tiyatro Eseri

  • Bir Yol (1966)

Radyo Oyunu
  • Yapılar Yapılırken
  • Otobüs Yarışı (Yayımlanmamış radyo oyunu)

Ödülleri

  • Tütün Yorgunu 1976 Madaralı Roman Ödülü
  • Köylüler 1992 Orhan Kemal Roman Armağanı
  • Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı 1975 TRT Yayınlanmamış Radyo Oyunları Sanat Ödülleri

Yusuf Alper

Yusuf Alper


Yusuf Alper, 10 Mart 1956 yılında Horasan, Erzurum'da dünyaya gelmiştir. Türk şair, yazar ve psikiyatrist.

1972 yılında Erzurum Lisesi, 1979 yılında Hacettepe Tıp Fakültesinden mezun olmuştur. Hekim olarak 1971-81 yılları arasında Bayındır Hükumet Tabipliğinde çalışmıştır. 1985-1987 yılları arasında Ege Üniversitesi Psikiyatri asistanlığının ardından 1987-1989 yılları arasında zorunlu hizmetini Muğla Devlet Hastahanesinde tamamlamıştır. Yusuf Alper, 1989 yılında itibaren görev yaptığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde Psikiyatri Anabilim Dalı görevlisi olarak hizmetini sürdürmüş, Edebiyatçılar Derneği ve Türk Psikiyatri Derneği üyesi olmuştur.

İlk şiirleri 1975’ten başlayarak Ilgaz, Türkdili, Oluşum, Sesimiz, Dönemeç, Türkiye yazıları, Ankara Sanat, Yeni Sanat, Yusufçuk, Somut, Sözcükler vb. dergilerde yayınlandı. Yusuf Alper, şiirlerinde toplumsal bir varlık olan insanın bireysel-içsel sorunlarını, iletişimsizliklerini, toplumsal baskıların, zulmün, insanı etkileyişini Lirik ve özgün bir anlatım ile işlemiştir.

Ayrıca, şiir sorunları, şiirin oluşum süreci, yaratıcı-sanatçı psikodinamiği, yaratma süreci, yaratıcı kişilik gibi konularda da yazan Yusuf Alper, "Şimdi Hangi Irmakta" ile 1999 Orhon Murat Arıburnu Ödülleri Sabahattin Kudret Aksal Şiir Özel Ödülünü almıştır.

Şiirlerinde, toplumsal bir varlık olan insanın bireysel sorunlarını, içsel çatışmalarını, iletişimsizliklerini, hüznünü, toplumla olan çatışmalarını; toplumsal baskıların, zulmün, savaşın insanı etkileyişini lirik ve özgün bir anlatımla işlemektedir. İlk şiirleriyle önemli eleştirmenlerin dikkatini çekti. Moda şiir anlayışlarına temkinli yaklaştı. Şiirin imgeyle yazıldığını ancak şiirin ne kadar çağrışıma dayalı olursa olsun yine de bir anlam taşıyacağını savundu. Onun şiir anlayışına göre şiir bir konuyu anlatmak zorunda değildir ama her şiirin sezgisel düzeyde de olsa bir anlamı olacaktır. Cemal Süreyya'nın ikinci kitabı "zamanın kırılan aynasında" Yusuf Alper için şunları söyledi: "ve Yusuf Alper'i zamanın kırılan aynasında sevmek. Anadolu şiir duyarlığını dipten sürdürüyor Yusuf. büyük hüzün. ... genç şairler üstüne düşünelim diyorum. Kanılarımız katılaşmış ve yanlış diyorum. Karşılaştırma cesaretini göstermiyor kimse.”

"Şiirimizin lirik damarından beslenen bir şair. Çocukluk anılarına dönüş (Susarak, vb.) şiirine yeni açılımlar kazandırabilir." Ataol Behramoğlu

Sanatçı psikodinamiği, yaratma süreci, yaratıcı kişilik vb. konularda da yazılar yazan Yusuf Alper’in bu yazılarını topladığı "Şiir ve Psikiyatri Kavşağında (2001)", "Psikanaliz ve Aşk (2003)" ve "Psikolojik ve Psikodinamik Açıdan Nâzım Hikmet Şiiri (2005) " adlı deneme – inceleme kitapları yayınlanmıştır. Psikodinamik açıdan Cemal Süreyya ve şiiri adlı dosyası yayınlanma sürecindedir.

Geçimini psikiyatrist olarak sağlayan şair, 1979 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirip 1985 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri uzmanı, 1991 yılında da doçent, 1998’de profesör oldu. Halen aynı görevi sürdürmekte olup herkes için psikiyatri (iki arkadaşıyla birlikte) (1997), depresyon psikoterapisi (1997) ve bütün yönleriyle depresyon (1999) adlı mesleki kitapları da bulunmaktadır.


Şiir kitapları

  • Kanayan Şiirler (1985), 
  • Zamanın Kırılan Aynasında (1989), 
  • Yaldızlı Bir Yanılsama (1994), 
  • Yeryüzüne Vuran Telaş (1995), 
  • Şimdi Hangi Irmakta (1999), 
  • Dalgaların Sesiyle (2001),
  • Giderim Giderim Dünya Yuvarlak - Bütün Şiirleri (2008),
  • Yolda (2014),
  • Dünyanın Gürültüsü (2016)

Hasan Basri Alp

Hasan Basri Alp doğumu 1912 Niksar, Tokat; ölümü 1945 İstanbul Emniyet Müdürlüğünde işkence ile. Türk şair.

Niksar'da doğdu. Bir süre Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde, sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde öğrenim gördü. 1944 yılında İlerici Gençler Birliği ile
ilgili tutuklamalar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde işkence ile öldürüldü.

Nazım Hikmet sonrası genç kuşak içinde dönemin top­lumcu dergilerinde konuşma dili özellikleri taşıyan özlü bir şiirden örnekler verdi. Görebildiğim şiirleri (bkz. Asım Bezirci, Dünden Bugüne Türk Şiiri Antolojisi), l940'1ı yıllar toplumcu şiirinin, Orhan Veli şiirinin dilinden de etkilenen genel özelliklerini taşıyor.

Orhan Alkaya


Orhan Alkaya

Orhan Alkaya, doğumu 1958, İstanbul. Türk şair, yazar, tiyatro ve sinema oyuncusu, yönetmen ve gazeteci.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda öğrenim gören Orhan Alkaya, günlük gazetelerde ve dergilerde değişik sanat disiplinleri üzerine eleştiri yazıları, siyasi makaleler, denemeler yazdı. Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk ve yönetmenlik görevlerinde bulundu. 12 Eylül Darbesi sürecinde 1402 sayılı sıkıyönetim kanunu ile görevden alınan binlerce kamu görevlisi arasında yer aldı. Sanatçı; ansiklopedi yazarlığı, gazetecilik, editörlük, danışmanlık dışında, sinema filmleri de çevirdi. Birgün gazetesinde yazıları yayımlanmakta olan Alkaya'nın, basılmış 6 kitabı bulunmaktadır. Sanatçı, 8 Ocak 2008 tarihinde İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'ne getirildi, 29 Mayıs 2009 tarihinde görevden alındı. Türkiye'nin reyting rekorları kıran Kanal D dizisi Öyle Bir Geçer Zaman ki adlı dizide Hikmet Karcı'yı ve atv'de Al Yazmalım adlı dizide "Salih" karakterini canlandırdı.

Özellikle 90'lı yıllarda yayınlanan şiirlerindeki entelektüel birikim, kültür ve siyaset alanlarına göndermelerindeki özgünlük, bireysel ve toplumsal olanı birleştirmedeki başarısıyla kuşağının önde gelen bir şairidir.


Yönettiği Oyunlar

  • Rosenbergler Ölmemeli: Alain Decaux - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2012
  • Savaş ve Kadın: Matei Vișniec - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2005
  • Hadi Öldürsene Canikom: Aziz Nesin - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 2003
  • Sersem Kocanın Kurnaz Karısı: Haldun Taner - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1999
  • Godot'yu Beklerken: Samuel Beckett - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1997
  • Sahibinin Sesi: Sevim Burak - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1994
  • Gölge Ustası: Yıldırım Türker \ Yeşim Dorman - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1993
  • İnsan Bahçesi: Gülsün Siren Kınal - İstanbul Şehir Tiyatrosu - 1992
  • Sığıntılar: Sławomir Mrożek - İstanbul Şehir Tiyatrosu 


Filmografisi

  • İyi Saatte Olsunlar - 2004
  • Sarı Tebessüm - 1992
  • On Kadın - 1987
  • Seni Seviyorum - 1983
  • Öyle Bir Geçer Zaman ki - 2010 - Hikmet Karcı
  • Al Yazmalım - 2011 - Salih
  • Aşk Yeniden - 2015 - Fehmi 

Eserleri

  • Türkiye Hala Mümkün, Mayıs 2002, Gendaş Kültür Yay.,
  • Yenilgiler Tarihi - Cilt 1, Mayıs 2002, Telos Yay.,
  • Tuz Günleri, Şubat 2001, Gendaş Kültür Yay.,
  • Erken Sözler, Haziran 1999, Noyirmiyedi yayıncılık,
  • Parçalanmış Divan, Bileşim Yayınları,
  • A! Etika, Bileşim Yayınları.

Sunullah Arısoy

Sunullah Arısoy

Sunullah Arısoy doğumu 25 Mart 1925, Şile, İstanbul; ölümü 19 Aralık 1989, Söke, Aydın. Türk şair ve yazar.

Babasının subay olması nedeniyle çocukluk yılları Anadolu’da geçti. Diyarbakır Süleyman Nazif İlkokulu’ndan 1935 yılında mezun oldu. İstanbul Üsküdar I. Ortaokulu’ndan sonra Haydarpaşa Lisesine girdi, fakat Liseyi bitiremeden çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldı. Liseyi sonradan tamamlayarak Ankara Sümerbank Satın alma Müdürlüğü'nde Ticaret Şefi olarak çalıştı. Bir süre öğretmenlik yaparak hayatını kazandı. Emekliye ayrıldıktan sonra Türk Tarih Kurumu Basımevinde Müdür Yardımcılığı yaptı.

İlk şiiri Yücel Dergisi’nde yayımlandı (1941). Dost, Türk Dili, Varlık, Pazar Postası ve Akis gibi dergilerde şiirlerini yayımladı. Ulus Gazetesi'nde yazarlık yaptı. Haftalık Aktüalite Dergisi'nin başyazarlığını yürüttü. Şiir, öykü, roman, antoloji ve siyaset türlerinde eserler verdi.

Özellikle Varlık dergisi çevresinde 1950'li yılların sonlarındaki şiirleriyle adını duyuran Sunullah Ansoy'un roman ve uzun anlatı türünde de yapıtları vardır.


Eserleri


  • Garipler Treni, 1948
  • Muhteşem Kavga, 1951
  • Mustafa Kemal Türküsü, 1953
  • Yaban Mavisi, 1956
  • Dışa Vuran Karanlık, 1961
  • Yanlış Yaşadık, 1970
  • Karapürçek, 1958
  • Tedirginin Biri, 1962
  • Deste, 1953
  • Türk Hiciv ve Mizah Antolojisi, 1967
  • Türk Hikâye Antolojisi, 1967. (Yaşar Nabi ve Mustafa Baydar'la)
  • Türk Halk Şiiri Antolojisi, 1995
  • Atatürk, 1987

Erdoğan Alkan

Erdoğan Alkan


Erdoğan Alkan doğumu 10 Haziran 1935, Samsun; ölümü 2014, İstanbul. Türk şair.

Şarkışla kökenlidir. Kızı Elif Su Alkan ve oğlu Tozan Alkan da şairdir. Samsun İnönü İlkokulu, Samsun Lisesi (1955), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (1960) mezunu. Samsun maiyet memurluğu ve Mesudiye, Derze, Vezirköprü, Ladik, Darende ve Esbiye kaymakamlığı (1960-65); Turizm Bakanlığı Periyodik Yayınlar müdürlüğü (1965-67); Millî Prodüktivite Merkezi uzmanlığı (1969-71); TRT Ankara Televizyonu yapımcılık ve yönetmenliği ile gazete yazarlığı (1973-93) yaptı. Belçika Tarım Bakanlığında iktisatçı olarak görev yaptı. TRT‘de ve Günaydın gazetesinde çalıştı. 12 Mart Döneminde TRT’deki görevinden uzaklaştırılınca yaşamını İstanbul Üniversitesinde öğretim görevliliği yaparak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Sendikası, ATURJET, Mülkiyeliler Birliği üyesi oldu.

Şiir ve çevirileri 1955‘ten itibaren Türk Dili, Varlık, Yazko Edebiyat, Papirüs gibi dergilerde yer aldı. 1970 TRT Bilimsel Araştırma Ödülünü, Rimbaud‘dan Seçme Şiirler adlı çevirisiyle 1982 Yazko Çeviri Büyük Ödülünü kazandı. Yaptığı çevirilerle Batı edebiyatının ünlü şair, romancı ve düşünürlerinden birçok önemli eseri dilimize kazandırdı. 1997‘de Kör Oldum Veysel Oldum adlı radyo oyunu TRT radyolarında seslendirildi.

Gazeteci, şair, yazar, çevirmen Erdoğan Alkan, 20 Haziran 2014 günü İstanbul’da vefat etti. Cenazesi ertesi gün Dolmabahçe Camiinde öğlen vakti kılınan cenaze namazının ardından Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verildi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) üyesi, Sürekli Basın Kartı sahibiydi.

“Çoğunluk, duygusal ve insancıl konulara yönelen Erdoğan Alkan, Türk dilinin kıvraklığına varabilmiş, halk şiirinin lirizmiyle modern şiirin özgürlüğünü bağdaştırmaya çalışmıştır.” (Rıza Akkoyunlu)

“Erdoğan Alkan, İkinci Yeni şiirinin genel özelliklerinden, aşırıya kaçmadan, klasik kıta düzenine bağlı kalarak yararlanmış olan bir şairdir.” (Ataol Behramoğlu)

“Sözcüklerin seçiminde, işlenişinde, söyleyişte usta. Derli toplu, durmuş oturmuş bir şair Erdoğan Alkan.” (Mehmed Kemal)

“Erdoğan Alkan’ın şiirinin en tehlikeli yanı şairini yeyip bitiren bir şiir olması. Sanki şair her şiirinde yoğun bir yaşantının özünü verirken kendi öz varlığından da bir şeyler veriyor.” (Eray Canberk)

“(Alkan) modern şiir ile halk şiiri arasında ayrım yapsa da, onun şiiri iç içe örülmüş; ’şiir, bütün sınırlarını aşıp kalbe gider’ diyebileceğimiz (kökensel) bir senteze ulaşır.

“Sfenks’teki şiirler, ruh hâli olarak, olgunluğun, dinginliğin yansıdığı şiirlerden oluşur.

“Alkan’ın sözcüklerden damıttığı sevda, insan sevgisine odaklı evrensel bir sevdadır.” (Oğuz Özdem)


Şiir

  • Güneş Tozları (1958), 
  • Ekuanil Çiçekleri (1964), 
  • Kerem Gibi (1969), 
  • Kuş Ormanı (1981), 
  • Kıyı (1983), 
  • Eylül Çalgıcısı (toplu şiirleri, 1985), 
  • Elimde Güller ve Rüzgâr (1992), 
  • Kerem Gibi (Halk Şiirleri ekleriyle birlikte, 2000), 
  • Eylül Çalgıcısı (eklemelerle toplu şiirler, 2004), 
  • Sfenks (2005).


Antoloji

  • Bahar Şiirleri Antolojisi (T. Hayrioğlu ile, 1958), 
  • Millî İnkılap Nasıl Oldu? (T. Uzunhasanoğlu ile, 1960), 
  • 100 Aşk Şiiri (1998), 
  • Hapishane Şiirleri (2003).

Roman

  • Kör Oldum Veysel Oldum (1991).

Araştırma

  • Kitle İletişim Araçları (1975), 
  • Sembolizm (1985), 
  • İçimizdeki İnsan (1992), 
  • Ateş Hırsızı Arthur Rimbaud (1993), 
  • Düş Gezgini Gérard de Nerval (1994), 
  • Karanlıklar Prensi Baudelaire (1995), 
  • Şiir Sanatı (1995, eklemelerle 2005), 
  • Paris Komünü ve Komün Şairleri (1996), 
  • 1789 Devrim Şarkıları (1997), 
  • Baudelaire ve Satanizm (1999), 
  • Hapishane Şiirleri (2002), 
  • Elsa’nın Mecnunu Aragon (eklemelerle, 2003), 
  • Alevî Mitolojisi (2005), 
  • Arthur Rimbaud Yaşamı Sanatı Şiirlerinden Örnekler (2005).

Anı

  • Âşık Veysel‘den Nükteler (2001).

Maya Angelou

Maya Angelou (Marguerite Ann Johnson, doğumu 4 Nisan 1928 - ölümü 28 Mayıs 2014) Afroamerikan yazar, şair, dansçı, aktris ve şarkıcı. Angelou, yedi tane otobiyografi, üç tane deneme, birkaç tane şiir kitabi yayınlamıştır. Ayrıca Maya Angelou’nun elli yıldan fazla bir süreyi kapsayan kariyerinde birçok oyun, film ve televizyon gösterisi bulunmaktadır. Düzinelerce ödül ve otuzdan fazla onursal doktora derecesi almıştır. Angelou kendi çocukluğunu ve yetişkinlik çağının ilk dönemlerini konu alan otobiyografileri ile tanınmaktadır. Otobiyografilerinden ilki ‘I Know Why the Caged Bird Sing',(1969), 17 yaşına gelene kadarki hayatini anlatmaktadır. Bu otobiyografi Angelou'ya uluslararası tanınırlık ve beğeni getirmiştir.

Angelou, şair ve yazar olmaya genç bir yetişkin olarak yemek yaparak, para karşılığı ilişkiye girerek, gece kulübü dansı ve performansçısı, Porgy ve Bess opera oyunculuğu, Southern Christian Leadership Conference koordinatörlüğü ve sömürgeciliğin sonlandırma günlerinde Mısır ve Gana'da gazetecilik gibi bir seri uğraş sonrası başladı. Ayrıca Angelou aktörlük, yazarlık ve oyun, film, halk televizyonu programlarının yönetmenliğini yaptı. 1982 yılından sonra North Carolina Winston-Salem de bulunan Wake Forest Universitesi'nde eğitim verdi. Burada ilk ömür boyu Amerikan araştırmaları Reynolds profesörlüğünü aldı. Angelou sivil hak mücadelesinde çok aktif bir kişilikti. Martin Luther King Jr. ve Malcolm X ile birlikte çalıştı. 1990 lardan sonra Angelou yaklaşık elli farklı konuşmada bulundu ve konumsularda görünmeye seksenli yaslarına kadar devam etti. 1993 yılında Angelou kendi şiirini "On the Pulse of Morning" başkan Bill Clinton’nın göreve başlama töreninde okudu. Bu şiir okuma 1961 yılında şair Robert Frost'un John F. Kennedy'nin göreve başlama töreninde şiir okumasından sonra bir ilkti.

'I Know Why the Caged Bird Sings' kitabini yayınlanması ile birlikte Angelou kendi hayatini açık olarak tartıştı. Angelou siyahilerin ve kadınların sözcüsü olarak saygınlık kazandı. Angelou yaptığı çalışmalarında siyahilerin kültürlerini savunmayı dikkate aldı. Amerika’daki bazı kütüphanelerin Angelou’nun kitaplarını engelleme girişimine rağmen, çalışmaları okullarda ve üniversitelerde yaygın olarak kullanıldı.

Bir kapıcı ve donanma diyetisyeni olan Bailey Johnson ile hemşire ve krupiye olan Vivien (Baxter) Johnson'ın ikinci çocuğu olarak 4 Nisan 1928 tarihinde St. Louis, Missouri'de doğmuştur. Büyük kardeşi Bailey Jr. ona ''Maya'' takma adını veren kişidir. Angelou üç ve büyük kardeşi dört yaşındayken ebeveynlerinin sorunlu evliliği sona erdi, ve babaları onları Stamps, Arkansas'taki babaanneleri Annie Henderson'ın yanına gönderdi. Devrin diğer Afroamerikalılarının yaşadığı zor koşullara nazaran, Büyük Depresyon ve 2. Dünya Savaşı'nın zorlu ekonomik şartlarını büyükannesi, zekice ve dürüst yatırımları sayesinde sıkıntısız, finansal olarak zenginleşerek atlatmıştır. Çünkü sahip olduğu markette insanların ihtiyaç duyduğu temel yaşam ürünleri satıyordu.

Dört yıl sonra babaları habersizce Stamps'a geldi ve onları annelerinin yanına St. Louis'e geri götürdü. 8 yaşında annesiyle birlikte yaşarken, annesinin erkek arkadaşı Freeman tarafından cinsel istismara ve tecavüze uğradı. O, olayı kardeşine kardeşi de bütün aileye anlattı. Freeman suçlu bulundu ve yalnızca bir gün hapis yattı. Salındıktan dört gün sonra, muhtemelen Angelou'nun amcaları tarafından, öldürüldü. Angelou beş yıl kadar suskunlaştı. Belirttiği üzere: ''Sesimin onu öldürdüğünü düşündüm. O adamı ben öldürdüm, çünkü adını söyledim. Tekrardan hiç konuşmamayı, çünkü sesimin birini öldüreceğini düşündüm.'' Angelou hakkında biyografi yazan Marcia Ann Gillespie ve iş arkadaşlarına göre Angelou, bu sessizlik döneminde o fevkalade hafızasını, kitaplara ve edebiyata olan sevgisini, ve çevresindeki dünyayı dinleme ve gözlemleme kabiliyetini geliştirdi.

Edip Cansever

Edip Cansever, 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi.

Yaşamı

İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şiirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Eserleri

Şiir Kitapları

  • İkindi Üstü (1947)
  • Dirlik Düzenlik (1954)
  • Yerçekimli Karanfil (1957)
  • Umutsuzlar Parkı (1958)
  • Petrol (1959)
  • Nerde Antigone (1961)
  • Tragedyalar (1964)
  • Çağrılmayan Yakup (1966)
  • Kirli Ağustos (1970) 
  • Sonrası Kalır (1974)
  • Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
  • Sevda ile Sevgi (1977)
  • Şairin Seyir Defteri (1980)
  • Yeniden (1981)
  • Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
  • İlkyaz Şikayetçileri (1984)
  • Oteller Kenti (1985)

Hikaye, Roman
  • Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)
  • Şiiri Şiirle Ölçmek: Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar. Hazırlayan: Devrim Dirlikyapan. Yapı Kredi Yayınları, 2009.
Ödüller

  • 1958 Yeditepe Şiir Armağanı: "Yerçekimli Karanfil"
  • 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasılım"
  • 1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"

Hilmi Yavuz

Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.

Eserleri

Şiir

  • Bakış Kuşu(1969)
  • Bedreddin Üzerine Şiirler (1975)
  • Doğu Şiirleri (1977)
  • Yaz Şiirleri (1981)
  • Gizemli Şiirler (1984)
  • Zaman Şiirleri (1987)
  • Söylen Şiirleri (1989)
  • Ayna Şiirleri (1992)
  • Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize (1989, toplu şiirler)
  • Gülün Ustası Yoktur (1993, toplu şiirler 1)
  • Erguvan Şiirler (1993, toplu şiirler 2)
  • Çöl Şiirleri (1996)
  • Akşam Şiirleri (1998)
  • Yolculuk şiirleri (2001)
  • Hurufi şiirler ( 2004)
  • Büyü'sün Yaz (2006)
  • Küller ve Zaman
  • Kayboluş Şiirleri(2007)
  • Yara Şiirleri (2012)
Deneme - İnceleme
  • Felsefe ve Ulusal Kültür (1975)
  • Roman Kavramı ve Türk Romanı (1977)
  • Kültür Üzerine (1987)
  • Yazın Üzerine (1987)
  • Denemeler Karşı Denemeler (1988)
  • Dil'in dili (1991)
  • İstanbul Yazıları (1991)
  • Okuma Notları ( 1992)
  • İstanbul'u dinliyorum (1992)
  • Modernleşme,Oryantalizm, İslam(1998)
  • Yazın,Dil ve Sanat ( 1999)
  • İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar (1999)
  • İnsanlar,Mekanlar,Yolculuklar(1999)
  • Özel Hayat'tan Küreselleşmeye(2001)
  • Budalalığın Keşfi (2002)
  • Kara Güneş ( 2003)
  • Sözün Gücü ( 2003)
  • Yüzler ve İzler ( 2006)
  • Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş (2008, Burcu Pelvanoğlu ile beraber)
  • İslam'ın Zihin Tarihi (2009)
  • Türkiye'nin Zihin Tarihi (2009)
  • Alafrangalığın Tarihi (2009)
  • Okuma Biçimleri (2010)
  • Belleğin Kuytularından (2010)
Anı - Günce
  • Geçmiş Yaz Defterleri (1998)
  • Ceviz Sandıktaki Anılar(2001)
  • Bulanık Defterler (2005)
Anlatı
  • Taormina (1990)
  • Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri ( 1991)
  • Kuyu(1994)
Ayrıca Hilmi Yavuz'la yapılan söyleşiler ve biyografik eserler de şunlar:
  • Şiir Henüz (söyleşi- derleme,1999)
  • Doğu'ya ve Batı'ya yolculuk(söyleşi,2003)
  • Şiirim gibi Yaşadım (biyografi ,2006)
Ödülleri
  • 1978 : Yeditepe Şiir Armağanı
  • 1987 : Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
  • 1998 : Türkiye Yazarlar Birliği fikir ödülü
  • Müstear isimle (İrfan Külyutmaz)yazdıklarından bir örnek; Muhsinpaşazade Enis Beyefendi’ye dair

Alain Bosquet

Alain Bosquet, asıl adı Anatole Bisk (Bisque)’tir. 28 Mart 1919 tarihinde Odessa’da (Ukrayna) doğdu, 17 Mart 1998 tarihinde Paris’te yaşamını yitirdi. 1920 li yıllarda ailesi Bulgaristan’a göç etti, Varna ve Sofya’da yoksulluk içinde yaşadılar; 1925’te Belçika’ya geçtiler. Brüksel Özgür Üniversitesi (Université Libre de Bruxelles) ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Belçika vatandaşlığına kabul edildi. 1940 yılında Belçika, Almanya tarafından işgal edilince orduya katıldı. Belçika ve Fransa orduları dağıtılınca çeşitli Avrupa ülkeleri ve Havana üzerinden, 1942 yılında New York’a kaçtı. New York’ta, De Gaulle yanlısı Fransız gazetesi La Voix de la France’ta çalışmaya başladı, André Breton ve Saint John Perse gibi göçmen Fransız ozanlarıyla tanıştı. Ardından Amerikan ordusuna yazılarak ABD vatandaşlığına geçti. ABD ordusunda iken Normandiya ve Versailles’a geldi; savaşın son günlerinde ve sonrasında bir süre Berlin’de bulundu. 1951 yılında Paris’e döndü ve kendini bütünüyle edebiyat çalışmalarına verdi. Combat, le Figaro, le Monde, la Nouvelle Revue Française, Nota bene’de çalıştı. Fransa vatandaşlığına 1980 yılında geçti. Belçika Kraliyet Fransız Dil ve Edebiyatı Akademisi ile Quebec Edebiyat Akademisi üyesi olan Bosquet, Mallarmé Akademisi’nin başkanlığını yaptı. Yaşamı sürgünler ve savruluşlarla geçen Alain Bosquet, kendini bu gezegende yerleşmiş bir yabancı olarak görmüş ve yapıtlarında her zaman aynı anda bütün dünyaya seslenme özlemini dile getirmiş; ses öğesini şiirinde gizli notalama gibi kullanmış, çağrışımı sınırlı ama şaşırtıcı imgelere dayalı arı bir şiir kurmuştur.

Eserleri
  • A la mémorie de ma planète (Gezegenimin Anısına, 1948)
  • Langue morte (Ölü Dil, 1952)
  • Premier testament (Birinci Vasiyet, 1957)
  • Deuxième testament (İkinci Vasiyet, 1959)
  • Maitre objet (Temel Nesne, 1962)
  • Quatre testaments et autres poemes (Dört Vasiyet ve Başka Şiirler, 1967)
  • 100 notes pour une solitude (Bir Yalnızlık İçin 100 Not, 1970)
  • Notes pour un amour (Bir Aşk İçin Notlar, 1972)
  • Notes pour un pluriel (Bir Çoğul İçin Notlar, 1974)
  • Le livre du doute et de la grâce (Kuşku ve Lutfun Kitabı, 1977)

Türkçe'de Alain Bosquet

  • Alain Bosquet Yaşamı Sanatı Şiirleri, Çeviri: Abdullah Rıza Ergüven, Berfin Yayınları, İstanbul, 1995

Ödülleri
  • 1952 Guillaume Apollinaire Ödülü
  • 1968 Fransız Akademisi Büyük Şiir Ödülü
  • 1978 Fransız Eleştirmenler Sendikası Ödülü

Ece Ayhan

Ece Ayhan Çağlar (doğumu Datça, 10 Eylül 1931 - ölümü İzmir, 13 Temmuz 2002) Türk şair, etikçi. İkinci Yeni şiir akımının öncülerindendir.

Ön yaşamı

Tam adı Ece Ayhan Çağlar'dır. Babasının mal müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça’da, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Behzat Çağlar, Geliboluludur. Annesi Ayşe Hanım’ın baba tarafı Gelibolu’nun Kavak köyünden göçerek Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmiştir. Behzat Bey’in babası ağır ceza mahkemesi başkâtipliği, dedesi de Gelibolu müftülüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Ayşe Hanım’ın babası Hafız İbrahim Deniz, yarı çiftçilik, yarı tüccarlıkla uğraşmış, Eceabat’a bağlı Sivli Köyü halkının imam istemesi üzerine, atandığı bu köyde imamlık yapmıştır.

1932’de Küre’ye mal müdürü olarak atanan Behzat Bey, 1933’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa edip Çanakkale’ye yerleşmiş ve bir avukatın yanında arzuhalcilik yaparak ailesini geçindirmeye çalışmıştır. Ece Ayhan, ilkokula 1938’de Eceabat’ta başlar, ikinci sınıfı Çanakkale’nin İstiklâl İlkokulu’nda okur. Ailesinin 1940 Kasım’ında Çanakkale’den ayrılarak İstanbul’a yerleşmesi üzerine, üçüncü sınıfa Karagümrük / Atikkale’de bulunan “19. İlkokul”da [daha sonraki adı Hırka-i Şerif İlkokulu] devam eder ve ilk öğrenimini bu okulda tamamlar. Orta okulu, Vefa Lisesi’nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu’nda; lise öğrenimini de Taksim Lisesi’nde [daha sonraki adlarıyla Beyoğlu Lisesi, İstanbul Atatürk Erkek Lisesi] tamamlar. Yüksek öğrenimine 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlar ve 1959’da mezun olur. Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün’de (Sivas) göreve başlar. 1963’te Alaca’da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965’te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır.

Kariyeri

Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır. Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir. Kısa aralıklarla birçok işe giren sanatçının İstanbul’da yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek’te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi’nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir. Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım’ı 1968’de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır.

Hastalık dönemi

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmıştır. Ancak, tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşayan sanatçı, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır. Ancak, sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne, daha sonra da şair arkadaşı (dönemin başbakanı) Bülent Ecevit’in isteğiyle bakım şartları ve fizikî kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilir. Bu süre içinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği (2 defa), Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür. Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen sanatçı, Nisan 2001’de tekrar Çanakkale’ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar. Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, âdeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale’den Temmuz 2002’de ayrılmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşti ve 13 Temmuz 2002’de burada vefat etti. 16 Temmuz 2002’de, Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde toprağa verildi.

Şiir Kitapları

  • Kınar Hanım'ın Denizleri (1959)
  • Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
  • Ortodoksluklar (1968)
  • Devlet ve Tabiat (1973)
  • Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977)
  • Zambaklı Padişah (1981)
  • Çok Eski Adıyladır (1982)
  • Çanakkaleli Melâhat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991)
  • Sivil Şiirler (1993)
  • Son Şiirler (1993)
  • Bütün Yort Savul’lar! (1994)
  • Bütün Yort Savul’lar! (1999, Gen. 2. Baskı)

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Eserleri

  • İnsanoğlu (1947)
  • Dolmuş (1955)
  • Üstüme Varma İstanbul (1961)
  • Sahibini Arayan Mektuplar (1961)
  • Yeni Dünya Rekoru (1961)
  • Sevenler Ölmez (1962)
  • Çigan Gözler (1962),
  • Ötesi Yok (1963)
  • Hüzün Şarkıları (1963)
  • Bir Gün Anlarsın (1965)
  • Sadrazamın Sol Kulağı (1965)
  • Mihribana Şiirleri (1965)
  • Taşlar ve Başlar (1966)
  • Seni Sevmek (1966)
  • İnşallahla Maşallahla (1965)
  • Toprak Olana Kadar (1968)
  • Göbek Davası (1968)
  • Ben Seni Sevdim mi (1968)
  • Halktan Yana (1969)
  • Aşk mıydı O (1969)
  • Önce Sen Sonra Ben (1971)
  • Rubailer (1972)
  • Acılar Denizi (1973)
  • Yalan Bitti (1975)
  • En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978)
  • Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982)
  • Oğul koşması
  • Her Gece Sen
  • Beşinci Mektup
  • Milyon Kere Ayten
  • Bir Başka İstanbul
  • Beni Unutma

30 Aralık 2011 Cuma

Onlar

Onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
cahil,
hakim
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Onlar ki uyup hainin iğvasına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

Demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.

En bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
Asırda onlar yendi, onlar yenildi.
Çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için:
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi.


Nazım Hikmet
Kuvayı Milliye


14 Aralık 2011 Çarşamba

Yelin Kazdığı Yerde

I
Denir ki bir tanrı aramıştır
Kapalı sular üstünde
Yırtıcı kuşun istemesi gibi
Uzak avını

Ve yinelenen bir bağırışla,
Ki boğuk, ıssız,
Yaratmıştır parlayan zamanı
Orda dalga kazınır.

Gece örter gündüzü
Çekilir sonra,
Köpüğü yayılır
Buranın taşları üstünde.

Nedir Tanrı,
Bir tek zamansa yapıtı,
Yok olmak mı istedi
Doğamadığı için?

Boşunaydı savaşı
Yokluğa karşı.
Attığı ağı.
O tuttu kılıcı.

II
Ama kalır şimşek
Dünyanın üstünde
Bir ırmak geçitindeymiş gibi, arayarak
Taştan taşa.

Acaba güzellik
Yalnızca bir düş müydü,
Gözleri kapalı yüzü mü
Işığın?

Hayır, çünkü yansıması var
Bizde, ve yalazdır
Ölü odunun suyunda
Yıkanan çıplak.

Coşturduğu gövdedir
Bir aynanın
Yanan bir ateş gibi, ansızın,
Taşlar çemberinde.

Ve anlamlıdır sevinç sözcüğü
Ölüme karşın
Kazdığı yerde yelin
Bu parlak korları.

III
Yeterliği günlerin
Ki giderler şafağa
Göz kamaşmalarıyla
Gece göğünde.

Kılıç, ağ
Artık yalnızca bir
Eldir, usulca sarılan
Kısa enseye.

Ruh, aydınlanmış,
Bir yüzücü gibidir
Atlayan, ansızın,
Işığın altına.

Ve gözleri kapalıdır,
Bedeni çıplak,
Ağzı tuzu ister,
Sözü değil.
 
 
Yves Bonnefoy 

Tüze

Ama sen, ama sen, çöl! İndir daha bir
Karanlık örtülerini o senin.
İşle şu yüreğe, ki durmasın
Bir masalsı neden gibi sessizliğini.

Gel. Kopar bir düşünce, kalır burada.
Yolu yok artık burada güzel bir ülkenin.
İlerle kıyısında şu buz kesmiş tanın,
Pay olarak aldığın düşman bir güneşten.

Ve şakı. Ağladığın iki kez ağlamaktır senin.
Şakımağa kalkınca büyük yadsımayla bir.
Gülümse, ve şakı. Sensin ona gereken,
Karanlık ışık, suları üzre onun eskiden olduğunun. 
 
 
Yves Bonnefoy 

Ölümlü Yüz

Eğiliyor gün geçmişin ırmağına
Yeniden ele geçirmeye çalışıyor
Erken yitmiş silahları
Mücevherlerini o derin çocuksu ölümün

Göze alamıyor öğrenmeyi
Gerçekten gün müdür
Ve sevebilir mi bu tan sözünü
Onun için günün duvarlarını delen

Bir meşale taşındı külrengi günde
Ateş parçalıyor günü.
Bir saydamlığı var ki alevin
Acı acı yadsıyor günü
 
 
Yves Bonnefoy 

Işık, Değişmiş

Görmüyoruz artık birbirimizi aynı ışıkta,
Artık gözlerimiz aynı değil, aynı değil ellerimiz.
Ağaç daha yakın ve kaynakların sesi daha canlı,
Adımlarımız daha derin, ölüler arasında.

Olmayan tanrı, koy elini omzumuza,
Geri dönüşünün ağırlığıyla tasarla bedenlerimizi,
Bu günleri ve gölgeleri, bu kuş çığlıklarını, bu koruları,
Bu yıldızları ruhlarımıza katmayı bırak.

Bir meyve yarılırcasına vazgeç kendinden bizde,
Erit bizi kendinde. Göster bize
Aşksız sözcükler arasında ateş saçmadan düşmüş, ve sadece
Ama sadece yalın olanın esrarlı anlamını. 
 
 
Yves Bonnefoy 

Gerçek Ad

Sen olan bu şatoya çöl diyeceğim, 
Bu sese gece,yüzüne yokluk, 
Ve sen bu kısır yeryüzüne düştüğünde 
Hiçlik diyeceğim seni taşıyan şimşeğe. 

Sevdiğin bir ülkedir ölmek. Geliyorum, 
Ama hep karanlık yolların boyunca. 
Yok ediyorum biçimini, istediğini ve belleğini, 
Acıma bilmeyen düşmanınım ben senin. 

Savaş diyeceğim sana ve savaşın 
Gözüpekliğiyle davranacağım 
Ve ellerime alacağım karanlık, delik deşik yüzünü, 
Kalbime, fırtınanın aydınlattığı bu ülkeyi. 

Bu koyu ışığın görünebilmesi için 
Geceyle sarsılan dövülmüş bir toprak gerek. 
Karanlık bir korudan gelir alevlerin coşkusu. 
Sözlere bile bir öz gerek, 
Bütün türkülerden öte bir kıyı. 

Yaşayabilmen için ölümü aşmak gerek, 
Akıtılmış kandır en arı varlık.


Yves Bonnefoy

Douve Konuşuyor

1
Ara sıra, derdin, tan sökerken
Dolaşıp o kararmış yollarda,
Taşın uyumuşluğunu paylaşırdım.
Kördüm onun gibi tıpkı.
İşte çıktı o yel, gülünç oyunlarımı
Ölüm perdesinde belirten pırıl pırıl.

Özlediğim yazdı,
Gözyaşımı kurutacak kızgın bir yaz,
İşte çıktı o soğuk, üyelerimde büyüyen,
Ve ben uyandım ve acı çektim.

2
Sen ey kaçınılmaz sürem,
Ey toprak, o en çıplak, bıçak gibi!
Özlediğim yazdı,
Kıran kim şu kılıcı eski kandaki?

Mutluydum gerçek,
Ölesiye hem.
Gözler yitmiş, ellerim açılmakta pisliğine
Bir bengi yağmurun.

Bağırırdım, karşı dururdum yele…
Tiksinmek niye, ağlamak niye, sağdım,
Engin yaz, güven verirdi bana gün.

3
Sönüp bitsin söz
Şu yüzünden varlığın, açık durduğumuz,
Yalnız Sonlu yelinin
Geçtiği bu çorakta.

Dinlesin o eskiden yanan
Asma örneği,
Yuvarlansın tepeden o şarkıcı, ta uçta
Işıtarak
Dile sığmaz özdeği, uçsuz bucaksız.

Sönüp gitsin söz
Şu basık odada, senin bana erdiğin,
Daralsın ocağı çığlığın, kapansın
Korlaşan sözlerimiz üzere.

Doğsun ölümümle soğuk, anlam kazansın.

Sor ıssına gecenin nemenem gecedir bu,
Sor: İstediği ne, sen ey parçalanmış ıs?
Gecende batmışım ben, gecende ararım seni,
Yaşarım sorularınla, kanında konuşurum,
Gecenin ıssıyım senin, beklerim sende gece gibi.
 
 
Yves Bonnefoy 
Çeviri: Tahsin SARAÇ

Bir Ses

İhtiyarlıyorduk, o bir dolu yaprak bense pınar, 
O az güneş bense derinlik, 
O ölüm bense yaşama bilgeliği. 

İstiyordum ki zaman alaycı olmayan gülüşüyle 
Fauna yüzünü göstere karanlıkta, 
Karanlığı taşıyan rüzgâr ese 

Ve kuytu pınarda sarmaşığın içtiği 
Derin suyu bulandırmak ola ölüm. 
Seviyordum, ayaktaydım ölümsüz düşte. 


Yves BONNEFOY
Çeviri: Oktay RİFAT

Yeniyıl Armağanı

Yarı gecede ışığını söndürme sakın
Hiç değilse perdeye düşen gölgeni izleyeyim özlemle
Ve yaz güneşlerinden kopardığım ışıl ışıl hediyeni
  Bırakıp eşiğine uzaklaşayım

Yarı gecede düşlerimin ışığını söndürme sakın


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Velet

Mahallenin velediyim
- zillerinizi çalarım
ve siz açıncaya dek kapıyı
pırr.. ben kirişi kırarım -
bakarsınız - kimse yok

Mahallenin velediyim - bilirim
öyle tak eder ki canınıza
öyle fitili almış - basarsınız ki kalayı
bir pirelenmeyegörün benden
hiç dinlemez - bozarsınız façamı

Mahallenin velediyim - yine de
çaldığımda kapınızı
görürüm ki - iyiye yorarsınız hep -
          umutlarla coşkularla hummalı
          kim bu diye
          bir hoş
          koşarsınız kapıya

o umut
     ve o düş anı
olası mutluluk anı o kısacık
ki bir an olsun renge boğar
     ışıtır
     tekdüze yaşantınızı
- mahallenin velediyim - bana borçlusunuz
     siz o hazzı


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Test

1. Eski ekâbirden kaç kişi kaldık

     a) iki kişi kaldık
     b) dört kişi kaldık
     c) sade yüz kişi kaldık
     d) ya da kalmadı kimse

2.Sahilinden geçecek olursanız Kumkapı'nın

     a) leziz bir balık yemeyi düşlersiniz
     b) deniz üstünde yürüyüp gitmek istersiniz Adalar'a
     c) yaşam ne çabuk geçti diye düşünürsünüz
     d) hatırlarsınız beş lira borcunuz olduğunu Agop'a

3.Ününüz semtten semte yayıldığında

     a) kaldırımdan gitmek varken
         sokağın tam ortasından yürürsünüz
     b) bir saat geç uyanırsınız sabahları
     c) bilirsiniz neresidir dünyanın merkezi
     d) bilmezsiniz neresidir dünyanın merkezi

                          İşte böyle
     Ününüz semtten semte yayıldığında
     Sahilinden geçecek olsanız Kumkapı'nın
                          Düşünün
     Eski ekâbirden kaç kişi kaldık


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Sözcükler Sözcükler

Sözcükler sözcükler - benim askerlerim sizsiniz - 
Ben sizi bir bir bağrıma basarım ve tümen tümen
Ellerimle dizerim - 
Ve her şeyin yoluna girdiğini gördüğümde
- Nasıl hiçbir ordu - hiçbir asker yanlış adım yürümez - 
Sizi savaş alanına sürerim -

Benim çatalyürek askerlerim sizsiniz - 
Benim adımla inersiniz siz - ölüm soluyan alana savaşmaya - 
Şair bayrağım yüce
Işıltıyla dalgalanır sizin güçlü ellerinizde - 
Savaşırsınız - kale ve burç ele geçirirsiniz utkuyla - 

Sözcükler sözcükler - benim gözüpek askerlerim - 
Ben sözcüklerin çılgın komutanı - siz olmadan yokum ben


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Mavi

Gel de maviyi anlat solucana
Ne deniz görmüş
Ne nehir
Ne gök
Ne de mavi gözlü bir solucana tutulmuş - 
Siz asıl bana sorun o maviyi


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Fosiller

Fosiller yanıtlar
         yüzyıllık soruları
Her yanıttan sonra
yeni sorular biter topraktan

Günbatımının kızıl ufkunda
         kaygan bir daire çizer zaman
Orada dolanır bellek
         başlangıç noktasına varmak için


Bir köpek toprağı eşeler
sakladığı kemiği bulmak için


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Elçi

Ben sizin en eski düşünüzüm
               bir daha göremeyeceğiniz düşünüz
Ve hepimizin içindeki gizli infilâkım ben
               bir daha hatırlayamayacağınız

Eski ölçülerinizi parçalayacaksınız
Çünkü sizin en büyük hayalinizden büyüğüm
Kozmonot pilotunuzum
Sınırsızlığınızın sınırıyım ben

Ben sonuncu elçinizim sizin
             Siz kimsiniz


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Bir Kedinin Günlüğüne

Mahallede on kedi varsa
           Biri sensin

Yüz kedi varsa
           Biri yine sen
- Ama bu kez yüzde birsin -

Oysa okşadığım - tek bir kedi -
           O kedi
           Yüzde yüz sensin


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Bir Adamın Aklı

Ağaca bakar - görmez ağacı - kendini görür
Yola bakar - görmez yolu - kendini görür

Yukarı bakar - yıldızlar var gökyüzünde - 
Görmez - kendini görür

Ve aynaya bakar - görmez kendini - 
-Selâm verir


ZAHRAD
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

Dörtlükler XXIX

Canım şarap, ne güzelsin billur kasende; 
Aklı köstekleyen bir büyü var sende. 
Biraz içti mi insan açılır yüreği 
Döker ortaya nesi varsa içinde. 

 
Bu sarayın başı göklerdeydi bir zaman; 
Padişahlar girer çıkardı kapısından. 
Şimdi duvarında bir kumru: Guguk, diyor. 
Guguk, guguk, o şanlı günlerin ardından. 

 
Hayyam bu zamanda vahlanıp durmak boşuna; 
Kendi derdine düşmek utanç verir insana. 
İyisi mi şarap iç, çalgı dinleyerek 
Nerdeyse bir taş düşer senin de sofrana. 

 
Gören göze güzel, çirkin hepsi bir; 
Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir; 
Ermiş ha çul giymiş, ha atlas; 
Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir. 

 
Kaderin elinde boynum kıldan ince: 
Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince, 
Yine de toprağımdan testi yapın siz: 
Dirilirim içine şarap dökünce. 

 
Yakınırım aynalar gibi felekten; 
Bıkmaz alçakları yükseltmekten. 
Gözyaşı dolu bir kadeh oldu yüzüm, 
Yüreğim kan dolu bir desdi gerçekten. 

 
Yüreğim, kimselerden ihsan dileme; 
Bu amansız felekten aman dileme; 
Bil ki, derman aradıkça artar derdin: 
Derdinle haldaş ol, derman dileme. 

 
Tanrı gülüşünle öfkeni almış senin, 
Birinden cennet yapmış, birinden cehennem. 
Sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun: 
Açılsın kapıları bana cennetimin! 

 
Ey canlar, şarapla buldurun bana beni; 
Yakutlara çevirin kehruba çehremi; 
Şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman 
Asmadan bir tabut içinde gömün beni. 

 

Feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca, 
Gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne? 
Ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra 
Ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXVIII

Şarap küpü önüne serdik seccademizi; 
Şarap yakutuyla adam ettik kendimizi; 
Umudumuz, meyhanede yeniden bulmak 
Camide, medresede  yiten günlerimizi. 

 
Ben çimen Mısrının Yusufuyum, dedi gül; 
Dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül; 
Dedim: Senin Yusuf olduğun nerden belli? 
Kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül 

 
Ne gündüz oturduk, ne gece uyuduk; 
Dünyada Cem'in kadehini aradık durduk. 
Öğrenince dünyaları yansıttığını, 
Cem' in kadehini yüreğimizde bulduk. 

 
Rintlerin yolunda kendini unut; 
Namazın, orucun kökünü kurut; 
Öğütlerin iyisini Hayyam'dan işit: 
Şarap iç,yol kesme, yoksulları tut. 

 
Bu ucsuz bucaksız dünya içinde, bil ki, 
Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi: 
Biri iyinin kötünün aslını bilir, 
Öteki ne dünyayı bilir ne kendini. 

 
Şarap güllere çevirsin sabahımızı; 
Çalalım yere şan şeref külahımızı; 
Nemize gerek bizim uzun dilekler, 
Uzun saçlar, çalgılar sarsın havamızı. 

 
Hayyam, şarap iç, sarhoş olmak ne hoş, 
Sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş; 
Er geç sonu yokluk madem bu dünyanın, 
Yok say kendini, bak var olmak ne hoş! 

 
Hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş; 
Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş. 
Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi 
Bin Hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş. 

 
Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin; 
Er geç kuyusunu kazar herkesin. 
Tut ki Nuh kadar yaşadın  zor bela 
Sonunda yok olacak değil misin? 

 

Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil; 
Erdiğim sırları söylemek elimde değil; 
Aklım düşüncenin derin denizlerinden 
Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXVII

Şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen; 
Bırak bana bunları, al cenneti sen. 
Cehennemmiş, kuru laf bunlar: 
Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten? 

 
Çekmeyiz aşağılık dünyanın gamını; 
Özleriz gül rengi şarabın canını; 
Şarap dünyanın kanı, dünya ise kanlımız: 
Niçin içmeyelim kanlımızın kanını? 

 
Seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler? 
Küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler. 
İşin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar, 
Müslüman geçinirken gavurdan beterdirler. 

 
Bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz? 
Tasta delik arayan karıncalar gibiyiz. 
Ne korku, ne umut kapılarını bilen 
Şaşkın, gözü bağlı, avanak öküzleriz. 

 
Yıkık bir saray bu dünya dedikleri; 
Gece ve gündüz atlarının durak yeri; 
Yüz Cemşit' den arda kalmış bir dünya bu: 
Yüz Behram kendinin sanmış bu gökleri. 

 
Gelip de eskiyenler, yeni gelenler, 
Hepsi gider bugün yarın, birer birer; 
Kimselere kalmamış bu eski dünya: 
Kimi gitti gider, kimi geldi gider. 

 
Ölüp yok olma korkuların saçma 
Yoktan vara yükselen dalda oldukça; 
Sevgiye İsa gibi dirilmişsin sen; 
Ölüm yok artık sana dünya durdukça. 

 
Ben kendiliğimden var değilim bu varlığımla; 
Kendim çıkmış değilim elbet bu karanlık yola; 
Bir başka varlıktan gelmiş bendeki varlık: 
Ben dediğin  kim ola, nerde, ne zaman var ola? 

 
Haksızlık etmekten sakın, hak yoluna gir; 
Yediğin ekmeği başkasına da yedir; 
Cana kıyma, kimsenin sırtından geçinme, 
Seni cennete sokmak benden: Şarap getir! 


 
Ben hangi şarapla sarhoş olursam olurum, 
Ateşe, puta, neye taparsam taparım; 
Herkes bir türlü görmek istiyor beni 
Ben kendimi ne türlü yaparsam yaparım. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXVI

Ben şarap içiyorum, doğrudur; 
Aklı olan da beni haklı bulur: 
İçeceğimi biliyordu Tanrı, 
İçmezsem Tanrı yanılmış olur. 

 
Dünya hangi gülü bitirdiyse yerden 
Kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden. 
Su yerine toprağı çekseydi bulut 
Sevgili kanları yağardı göklerden. 

 
Gerçeği bilemeyiz madem, ne yapsak boş; 
Ömür boyu kuşku içinde kalmak mı hoş? 
Aklın varsa kadehi bırakma elden 
Bu karanlıkta ha ayık olmuşsun, ha sarhoş. 

 
İnsan yiyeceksiz, giyeceksiz edemez: 
Bunlar için didinmene bir şey denmez. 
Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış: 
Bu güzelim ömrünü satmaya değmez. 

 
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna; 
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna; 
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü: 
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna. 

 
Saki, gökler, denizlerce dolgunum; 
İçime sığmaz oldu coşkunluğum; 
Ak saçlarımla sarhoş ettin beni, 
Kış ortasında bahar bulutuyum! 

 
Dün gece şarap arıyordum şehirde; 
Soluk bir gül gördüm bir ocak önünde; 
Dedim: Ne yaptın da yakıyorlar seni? 
Dedi: Bir kez güleyim dedim çimende. 

 
Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona? 
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana. 
Bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık: 
En boş geçen günün o gündür, inan bana. 

 
Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi; 
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi; 
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar, 
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi. 

 
Barış istemiyorsa Felek, işte savaş; 
İster serseri deyin bana, ister ayyaş; 
İşte şarap, duruyor ortada, kıpkızıl; 
İçmeyen taşa çalsın başını, işte taş! 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXV

Adım kötüye çıkarsa çıksın, ben böyleyim; 
Bir kerpiçim de olsa, satar şarap içerim. 
O da gidince ne yaparsın diyecekler: 
Cübbemle sarığım ne güne duruyor, derim. 

 
Kalk, kalk, çalgılara çalgı katalım gitsin; 
Adımızı kötüye çıkartalım gitsin. 
Sofuluk şişesini çalalım taşa, 
Seccadeyi bir kadehe satalım gitsin. 

 
Şarabın adı kötüye çıkmış, kendi hoş, 
Hele bir güzelle içersen daha bir hoş; 
Harammış şarap, olsun, bana göre hava hoş: 
Hem, bana sorarsan, haram olan herşey hoş. 

 
Zaman büktü belimi, ne el tutar ne ayak; 
Oysa ne güzel işlerim var yapılacak. 
Can kalktı gitmeye; aman dur, diyorum: 
Ne yapayım diyor, evin yıkıldı yıkılacak. 

 
Yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten 
Daha güzeldir bir insanı sevindirmen. 
Bin kulu  azat edenden daha büyüktür 
Bir hür insanı iyilikle kul edebilen. 

 
Can bir şaraptır, insan onun destisi; 
Beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi. 
Hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık: 
Hayal fenerinde bir ışık pırıltısı. 

 
Ah, Tanrı dünyayı yeniden yarataydı, 
Yaratırken de beni yanında tutaydı; 
Derdim: Ya benim adımı sil defterinden, 
Ya da benim dilediğimce yarat dünyayı. 

 
Uyumuşum; rüyamda akıllı bir insan 
Dedi: Sevinç gülü açmaz uykuda, uyan; 
Ne işin var bu ölüme benzer ülkede? 
Kalk, şarap iç, sonsuz uykulara dalmadan. 

 
Tekkede, medresede, manastırda, kilisede, 
Bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede. 
Oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi 
Bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine 

 
Zaman başımıza bir çorap örmeden, 
Gelin dostlar, içelim içebilirken. 
O ecel çavuşu dikildi mi tepene 
Bir yudum su iç bakalım, içebilirsen. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXIV

Benim yasam artık şarap,  çalgı, eğlenti; 
Dinim dinsizlik, bıraktım her ibadeti; 
Nişanlım dünyaya: Ne çeyiz istersin, dedim: 
Çeyizim,senin gamsız yüreğindir, dedi. 

 
Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve selam: 
Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam: 
Neden Yüce Efendimizin buyruklarında 
Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram? 


Benden Hayyam' a selam söyleyin demiş 
                                                      peygamber; 
Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder: 
Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki 
Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer. 

 
Yalnız bilgili olmak değil adam olmak; 
Vefalı mı değil mi insan, ona bak. 
Yücelerin yücesine yükselirsin 
Halka verdiğin sözün eri olarak. 

 
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam? 
Ben haramı helalı karıştırmam: 
Seninle içilen şarap helaldir, 
Sensiz içtiğimiz su bile haram. 

 
Dünya yıldıramazsın beni ne yapsan; 
Ölümden de korkmam, er geç ölür insan. 
Ölmemek elimizde değil ki bizim: 
İyi yaşamamak beni korkutan. 

 
Yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar; 
Altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar. 
Yokluk ovasında başka ne var ki zaten: 
Daha gelmemişler var, gelip gitmişler var. 

 
Bilge, yüce varlığın seyrine dalar; 
Gafil ise onda dostluk düşmanlık arar. 
Deniz, deniz olduğu için dalgalanır, 
Çöpe sor, hep onun içindir dalgalar. 

 
Ben kendimden geçtikçe kendime gelirim; 
Yücelere çıkar, alçalmayı bilirim. 
Daha da garibi, varlığın şarabıyla 
Ne kadar  ayık da olsam, sarhoş gibiyim. 

 
Yüreğinde sıkıntı varsa esrar iç, 
Ya da birkaç kadeh gül renkli şarap iç. 
Onu içmem, bunu içmem der durursun: 
Ahmak herif, git zıkkımın pekini iç. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXIII

Gül yanaklı sevgiliyi saramaz insan 
Yüreğine diken batmadan, vurulmadan.  
Kim bir güzelin saçına dokunabilmiş 
Tarak gibi diş diş, didik didik olmadan? 

 
Kadeh bir bedendir, içinde can var can; 
Candır kadehin bedeninde camlaşan. 
Donmuş sudan ateş süzülür sanki: 
Erimiş yakut, gönül sırçasından 

 
Kul olup o güzele birden, 
Koptuk her bağdan, her tövbeden: 
Herkes koyu müslüman döner 
Biz putperest döndük Kabeden. 

 
Meyhanede kendini bilenler bulunur; 
Bilmeyeni ayırmak da kolay olur. 
Yıkılsın bilgisizlik yuvası medrese: 
Ordan kendini bilip de çıkan hiç yoktur. 

 
Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili 
Bir başkasına tutulmuş, o da dertli; 
Derdimin dermanı kendi derdinde: 
Hekim hasta olunca kime gitmeli? 

 
Gece, gül bahçesinde, ararken seni, 
Gülden gelen kokun sarhoş etti beni; 
Seni anlatmaya başlayınca güle 
Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi. 

 
Güçlü olduğuna inandırdın beni; 
Bol bol da verdin bana vereceklerini. 
Yüz yıl günah işleyip bilmek isterim: 
Günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi? 

 
Hem aklın mutluluk peşinde senin, 
Hem söylerim, söylerim dinlemezsin; 
Aldığın her nefesin kadrini bil 
Ot değilsin ki kesildikçe  bitesin. 

 
Sen içmiyorsan, içenleri kınama bari; 
Bırak aldatmacayı, iki yüzlülükleri; 
Şarap içmem diye övünüyorsun, ama, 
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki? 

 
Ben bugün beden kafesinde mahpusum; 
Yol olma özlemiyle sarhoş olmuşum; 
Varlığın ayıbından kurtarırsa beni 
Yoksulluğun kulu, kölesi olurum. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXII

Gönül dedi: Ben neyim ki, bir damla sadece; 
Ben nerde, görmediğim koca deniz nerde! 
Böyle diyen gönül denize kavuşunca 
Baktı kendinden başka şey yok görünürde. 

 
Can o güzel yüzüne vurgun, neyleyim; 
Gönül tatlı diline tutkun, neyleyim; 
Can da, gönül de sır incileriyle dolu: 
Ama dile kilit vurmuşsun, neyleyim. 

 
En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen; 
İyilik seven kötülük edemez zaten. 
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur: 
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen. 

 
O kızıl yakutun madeni, başka maden; 
O eşsiz incinin sedefi, başka sedef; 
Aklın buldukları kuruntu, dedi kodu: 
Bizim aşk efsanemizin dili, başka dil. 

 
Meyhanede abdest şarapla alınır ancak; 
Mümkün mü kara yazıyı aka çevirmek? 
Perdemiz öyleysine yırtılmış ki bizim, 
Onarılmaz artık ne kadar yamasak. 

 
Hem sana el değdirmeğe elim varmaz, 
Hem sensiz aldığım nefes, nefes olmaz: 
Bir garip dert bu, kimseye de açılmaz: 
Bir zehir zakkum ki tadına da doyulmaz. 

 
Sır saklamasını bilirsen Hayyam söyler 
İnsanoğlu nedir, ne yapar, ne eder: 
Dert çamuruyla yuğrulup gelir  dünyaya 
Yer içer, karın doyurur ve çeker gider. 

 
Putların, Kabenin istediği: Kölelik; 
Çanların, ezanın dilediği: Kölelik; 
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti 
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik. 

 
Benim canım hep şarabın izindedir, 
Kulağım ney ve rubap sesindedir. 
Toprağımdan desti yaparlarsa benim 
O desti şarap doldurulmak içindir. 

 
Sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin? 
Dünyan esen yel üstüne kurulmuş  senin. 
İki yokluk arasında bir varlık seninki: 
Hiçlik ne varsa çevrende, sen de bir hiçsin.


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XXI

Her gün kalkıp meyhaneye gitmedeyim; 
Kalenderlerle boş sözler etmedeyim; 
Senden bir şey gizlenemez nasıl olsa: 
Hoş gör de sana gönülden sesleneyim. 

 
Gökleri yarıp darma dağın ettiğin gün, 
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün, 
Sen sorguya çekmeden ben soracağım sana: 
Ey Tanrı, hangi günahım için beni öldürdün? 

 
Canların canı dost, gel etme, dinle beni. 
Küsme Feleğe, değmez, yeme kendini; 
Çekil, otur gürültüsüz bir köşeye, 
Seyret bu hengamede olan biteni. 

 
Ne güzel gün! Hava ne sıcak, ne serin; 
Bir bulut, tozunu siliyor bahçenin; 
Bülbül coşmuş, sesleniyor sarı güle: 
Şarap iç şarap da yüzüne renk gelsin! 

 
Bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik; 
Ya da bu yolun ucunu görebilseydik: 
O umut da yok bu umut da; hiç değilse 
Otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik. 

 
Vefasız dünya diye yakınıp durma; 
Dünya elindeyken tadını çıkarsana! 
Herkese vefalı olsaydı dünya 
Sıra mı gelirdi senin yaşamana? 

 
Dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde birleşin; 
Oturup sofrasına dünya cennetinin; 
Saki doldururken kadehleri cömertçe, 
İçin bir kadeh de zavallı Hayyam için! 

 
Daha nice büyük göreceksin kendini? 
Hep varlık yokluk mu düşündürecek seni? 
Şarap için şarap: Bu ölüm yolculuğunda 
Bulamazsın sarhoş uykulardan iyisini. 

 
Hayyam, günahım var diye tasalanma, 
Bunun  için dertlere düşmek boşuna. 
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın: 
Rahmet neye yarar günah olmayınca. 
 
 
Gün doğarken sabah horozları niçin  
Acı acı bağrışırlar, bilir misin? 
Tan yerini gösterip derler ki sana: 
Bir gecen geçti gidiyor; sen nerdesin? 

 
Ay yırttı kara giysilerini; 
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kaseni. 
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca, 
Mezarda upuzun yatar görecek seni. 

 
Saki yüzün Cemşid'in kadehinden güzel; 
Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel; 
Işık saçıyor ayağını bastığın toprak, 
Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel. 

 
Tertemiz geldik yokluktan kirlendik; 
Sevinçle geldik dünyaya, dertlenik. 
Ağladık, sızladık, yandık, yakındık: 
Yele verdik ömrü, toz olup gittik. 

 
Dostunu erkekçe seven kişi 
Pervane gibi özler ateşi: 
Sevip de yanmaktan kaçanların 
Masal anlatmaktır bütün işi. 

 
Bahar geldi mi başka şey dinler miyim; 
Hele aklın defterini hemen dürerim. 
Şarap, sığınağım sensin bahar günü, 
Söğüt ağacı, senin de gölgendeyim. 

 
Seni aramaktan dünyanın başı dertte; 
Zengine de göründüğün yok, fakire de; 
Sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa, 
Hep kör müyüz, sen varsın da görünürde. 

 
Ey dörtle yedinin doğurduğu insan, 
Dörtle yedidir seni dertlere salan. 
Boşuna mı şarap iç diyorum sana: 
Bir gittin mi bir gelme yok, inan. 

 
Tanrım, hayır şer kaygısından kurtar beni; 
Kendimden geçir, seninle doldur içimi 
Aklım ayıramıyor iyiyi kötüden 
Sarhoş et bari ne kötü kalsın, ne iyi. 

 
Medresenin sözü vardır, tekkenin hali, 
Sözden, halden öteye gider aşkın yolu. 
Müftünün, vaizin en iyisini getirsen 
Aşkın mahkemesinde tutulur dili. 

 
Gerçek aydınlığa erince can gözüm, 
İki dünyayı birden silinmiş gördüm. 
Eriyip gittim sanki engin denizlerde: 
Ter olup çıktı, denize döndü gönlüm. 


Ömer HAYYAM
Çeviren: Sabahattin EYUBOĞLU

Dörtlükler XX

Şarabı götürüp döksen bir dağa 
Dağ sarhoş olur başlar oynamağa. 
Ben ne diye tövbe edecekmişim 
İçimi tertemiz eden şaraba? 

 
Ömür defterinden bir fal açtım gönlümce; 
Halden anlar bir dost gelip falı görünce: 
Ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin: 
Ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece. 

 
Bu gecenin son gece olması da var: 
Emret, gül rengi şarabı getirsinler. 
Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok: 
Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar. 

 
Medreseden hayır yok, dinle beni; 
Vakıf lokması karartır içini. 
Git, bir yıkık yerde yoksulca yaşa: 
Orası bir padişah eder seni. 

 
Şarap iç, yıkansın, aydınlansın için; 
Bu dünya, öbür dünya silinip gitsin! 
Gel ömrün yele gitmeden tadına bak 
Cana can katan suyun, ıslak ateşisin. 

 
Kendiliğinden var olmuş sanma beni; 
Bu kanlı yola ben sokmadım kendimi; 
Bir gerçek varlık beni var etmiş olan; 
Yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki. 

 
Dileğin Tanrı dileği değil ki senin; 
Muradına ermeyi nasıl beklersin? 
Doğru olan Tanrı' nın dilekleriyse 
Yanlış demek senin bütün dileklerin. 

 
Ehil insana canım feda olsun; 
Ayağı öpülse öperim onun. 
Bir de git ehil olmayanla konuş: 
Cehennem ne imiş görmüş olursun. 

 
Evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar 
Gelir giderler, dünyayı bezer dururlar; 
Göklerin eteğinde, toprağın koynunda 
Doğdukça doğacak daha neler neler var. 

 
Bir nakıştır varlığımız senin çizdiğin, 
Şaşılası neler nelerle bezediğin; 
Kendimi düzeltmek benim ne haddime: 
Beni potadan böyle döken sensin. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XIX

Neylesem bu benim iç kavgalarımla? 
Pişmanlığım, kendime düşmanlığımla? 
Sen  bağışlasan da ben yerim kendimi: 
Neylesem bu yüzkaram, bu utancımla? 

 
Kalk sevinç dolduralım garip gönüle 
İçelim doğan güne karşı bülbülle  
Yırtalım biz de gömleği aşık gülle 
Verelim çiçekler gibi ömrü yele. 

 
Aklı olan paraya değer vermez, 
Ama  parasız dünya da çekilmez; 
Eli boş menekşe boynunu büker, 
Gül altın kasede gülmezlik etmez. 

 
Bir damla şarap Tus saraylarına bedel, 
Keykubad' ın Keykavus'un tahtından güzel 
Sabaha karşı aşıkların iniltisi 
İki yüzlü softanın ezanından güzel. 

 
Bedenindeki et, kemik, sinir kaldıkça, 
Dünyadaki yerini bil, kendinden şaşma. 
Düşman Zaloğlu Rüstem olsa ger göğsünü, 
Dostun Karun olsa iyilik altında kalma. 

 
Yerin dibinden yıldızlara dek 
Ermediğimiz sır kalmadı pek, 
Her düğümü çözmüş insanoğlu; 
Ecel düğümünü var mı çözecek? 

 
Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin 
Tekkede, manastırda eremezsin. 
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada 
Cennetin, cehennemin üstündesin. 

 
Bu evren her gece ne gömlekler diker! 
Kimini gelen, kimini giden giyer. 
Her gün nice sevinçlerle dolar dünya, 
Nice dertler toprağa karışır gider. 

 
Şarap benlik kaygusu bırakmaz sende 
Çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde 
İblis bir kadeh şarap içmiş olaydı, 
Secdeye yatardı Adem'in önünde 

 
Biz hırkadan sonra küpe gelmişiz; 
Kıpkızıl şarapla abdest almışız. 
Medresede kaybettiğimiz ömrü 
Meyhanede aramaktır işimiz. 


Ömer HAYYAM

Dörtlükler XVIII

Hep bir çember, dolanıp durduğumuz! 
Ne önümüz belli, ne sonumuz. 
Kim varsa bilen, çıksın söylesin: 
Nerden geldik? Nereye gidiyoruz? 

 
Bizi bizden alan şaraba gönül verdik; 
Coşup taştık; yerden kopup göklere erdik. 
Tenden bedenden soyunuverdik sonunda 
Topraktan gelmiştik, yine toprağa girdik. 

 
Tepemizde dönüp duran gökler 
Büyücünün fanusu gibidirler: 
Güneş bu fanus içinde lamba, 
Biz de gelip geçen görüntüler. 

 
Bir rint gördüm, binmiş dünya denen kır ata; 
Aldırmıyor dine, islama, şeriata; 
Ne hak dinliyor, ne hakikat, ne marifet: 
Gelmiş mi böylesi kahraman kainata? 

 
Kimi gizlenir, kimselere görünmezsin; 
Kimi renk renk dünyalarda görünür yüzün 
Kendi kendinle sevişmek bu seninki: 
Çünkü seyreden sen, seyredilen de sensin. 

 
Yüzümde pırıl pırıl sevinç gördüğün gün, 
Nice konakları yıkılmıştır gönlümün. 
Dalgıçsan dal gözlerimin denizine, bak: 
Dibinde mahzun bir deniz kızı görürsün. 

 
Seni kuru sofraların softası seni! 
Seni cehenneme kömür olası seni! 
Sen mi Hak' tan rahmet dileyeceksin bana? 
Hakka akıl öğretmek senin haddine mi? 

 
Önce kendine gel, sonra meyhaneye; 
Kalender ol da gir kalenderhaneye. 
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur: 
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye. 

 
Şarap içip güzel sevmek mi daha iyi, 
İki yüzlü softaları dinlemek mi? 
Sarhoşla aşık cehenneme gidecekse, 
Kimselerin göreceği yoktur cenneti. 

 
En büyük söz Kuran bile 
Arada bir okunur besmeleyle. 
Kadehteyse öyle bir ayet var ki 
Okur insan her zaman, her yerde. 


Ömer HAYYAM