Şiir, Sadece

4 Şubat 2011 Cuma

Görmediğim İnsanlar

görmediğim insanları yaşlı düşünemem
kapılarından geçtiğim zaman bile
bir tek yanlışım bu, düzeltemem
bir an karşı karşıya durabilirdik
bildiğimiz dille birkaç söz söyleyebilirdik birbirimize
henüz çok gençtim ve ekmeğe doymamıştım daha
büyük gözlü Lastova köyü kızları sever güneyce
kiliselerde birleştirirler baliği zeytini

çabuk yağlanır kara şarap içen askerler
uyudukları yataklardaki çarşaflar
düzenli soluyan sağlıklı çocuklar kokar hala

yazdıkları mektuplar
su dolanmış topraklardan sıcaktır
büyüktür daha da

beni güneye götüren yollar kocamaz
bir büyük konuk olarak yılan da bekler beni oralarda
Çingene çocukları da bekler güneş çevresinde dönmüşlerdir
kazalardan
bize kalan bir tek ateş yakmaktır
pişirmektir kızıl kıpkızıl bir çorba


Rade Zlatanoviç
Türkçesi: Necati Zekeriya

Ayışığı

Çocuk başlarıyla
kırkayaklar

Parkta
kımıldamadan duran
anıtları Roma'nın

Kesilmiş harflerle
günceler

Akan bir su
kaynağı değişmeyen

Gelişigüzel
toplanmış yemişler

Ellerimiz var
ikircimmli

Ayışığı altında
kocaman toprak testilere
nasıl sığmalı.


Vlado Uroseviç
Türkçesi: Necati Zekeriya

3 Şubat 2011 Perşembe

Gözetleyenler

İnsanlar
büyür camlar ardından
bakarlar günbatımlarına

Ovalara
ev eşyaları sığmaz
her yan buz

Ah ne güzel
ne güzel şu gün batışları

betikler yorgun
sözler anlamsız

Ah ne güzel ne güzel şu gün batışları
ırmaklar ardında

Her yan buz


Vlado Uroseviç
Çeviren: N. Zekeriya

Kılıçlı Göz

göz gözü görmez
akın akın doğan
dolunay
sevecenlik dolu
tanımlanması güç
yığın yığın

cenk cenk
gül
kılıç kanlım
çiçek sözlüm
gül kılıç


İlhami Emin

2 Şubat 2011 Çarşamba

Serzeniş

Çağır çocukları eve
Dar gelir sokaklar çocuklara kimi zaman

Duydun mu hiç nasıl ağlar yapraklar
Nasıl gözyaşı döker çocuklar gördün mü

Hadi çağır çocukları eve ateşi yak
Bak akşam iniyor dağlardan

Al koy duvara çocuk bakışlarının gölgesini
Aynasından seyret kendini.


Dara Sekuliç
Türkçesi: Necati Zekeriya

Tuna Deltası

Yoruldu sona doğru.
Yavaşladı koşusu
ölüm öncesinden boyun eğercesine.

Ve verip kendini nehir ağzına
akıp
dağıldı kanallara.
Erkek adına gereksinimi yok şimdi.

Uzaklardan, boğuk bir böğürtüyle, yatağını
yarıp gelmiş
çıkmıştı buraya.
Ve burada, sakinleşip
daldı uykuya
kendisinin taşıyıp getirdiği millerde.

Toprağın karanlık damarlarından kopan bu
kristal akıntı
yüzyılların yaşıtı
ve sonsuzca genç,
burada
rahat bir soluk aldı
dinçleşti
ve yeniden
bıraktı kendini ölüme.


Dara Sekuliç
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

1 Şubat 2011 Salı

Yugoslavya

Sen güzelim ağacı duyum bahçelerinin
Fısıldarsın masalını yasaksız yemişlerin
Dilin dilim, ağlaman ağlamamdır benim.

Çıkar güzel düşler sabahında
Sudan çıkışı gibi güneşe yüzenin
Sabahın sabahımdır, günün günümdür benim.

Zamanın savaş alanlarında sen nöbet kulesisin
Öldürümsüz bir bağın bayrağını seyrettiğim
Aydınlığın aydınlığım, kemiğinse kemiğim.

Dünya denizlerinde sen mıknatıslı iğnesin
Birleşirken titreşen uzak aşk yıldızıyla
Kuzeyin kuzeyimdir, güneyinse güneyim.


İvan Laliç
Türkçesi: S. Sezer - S. Özen

Bir Gece Daha

Seni yitirdiğim bir gece daha,
Rostov, Bedin, Rotterdam taburları gibi
Çavuşlar gibi sancakları altında sevgililerinin
bırakılmış uzakta.

Bir tren gürültüsü bir yerlerde,
dinle, bir yerlerde bir tren gürültüsü.
Bir tren bizi alıp götürebilirdi oysa.
Bir yerlerde tenha bir istasyonda biri iniyor.

Seni yitirdiğim bir gece daha.
Bir gece daha.
Bir
gece
daha.


İzzet Sarayliç
Çeviren: Y. Nabi

31 Ocak 2011 Pazartesi

Bir Gecenin Seslenişi

Otello'nun kıskançlığı gibi karanlık bir gece
içinde menekşeler, çamlar, denizler.
Böyle bir gecede düştü Troya.
Böyle bir gecede alıp götürdüler Lorca'yı.

Böyle bir gecede yandı Paris
Böyle bir gece, elinde olmaksızın
düşünüp durursun
sevişmek için daha kaç gecen kaldığını.


İzzet Sarayliç
Türkçesi: Necati Zekeriya

Leningrad'ın Yazlık Parkı

Güzel sözler sunmayacağım Yazlık Parkı'na Leningrad'ın
onu boyuna güzelleştirmiştir şiirlerinde Ahmatova çünkü
benim tek bir diyeceğim var ancak
dilerim hiçbir zaman
onu ziyarete gelenler
bir daha gitmesinler savaşlara


İzzet Sarayliç
Türkçesi: Necati Zekeriya

Bu Cuma Paris'te Ölmüş Olsaydım

Bu cuma Paris'te ölmüş olsaydım
yokluğumu bildiren teli kim çekecekti
oysa en azından üç gün gerekirdi polise
bir zamanlar yaşamış olduğumu ispat için.

Bu cumartesi Varşova'da ölmüş olsaydım
güzel bir kadın randevusuna geç kalırdı,
resepsiyonda çalışan güzel bir kadın.

Bu pazar Leningrad'da ölmüş olsaydım
en korkuncu olurdu bu, beyaz gece
kolunda bir kara pazubentle çıka gelir de
söyler misiniz, neye benzerdi kara pazubendiyle
bu beyaz gece.

Bu salı Berlin'de ölmüş olsaydım
bir Yugoslav yazarı birden ölüvermiş Berlin'de
diye bir haber yayılırdı ortalığa
ama ben, laf olsun diye değil, mecburum
memleketimde ölmeye.

Görüyorsunuz ya ne kadar iyi olmuş ölmeyişim
ve gene aranızda bulunuşum.
Beni alkışlayabilirsiniz. Beni ıslıklayabilirsiniz.
Görüyorsunuz ya ne kadar iyi olmuş ölmeyişim
ve gene aranızda bulunuşum.


İzzet Sarayliç
Türkçesi: Yaşar Nabi

Umut

Uyumunuzla rahatsız etmeyin beni
ben ağacım yığın yığın yapraklarımla uzanabilirim ta ötelere
coşabilirim yazın ansızın gelen yağmurlarla
damarlarımdaki kaygıyı çapkınlıklarınızla yumuşatmayın
yaşarım boşlukta iyiliklerle, kötülüklerle ,
toprağın tedirginliğini yaşarım hep

Ben ağacım yaşama tek bir tümceyle özlem duyarım
düşünürüm topraklaşmış insanları hep
yeller boşuna okşar saçlarımı eskiden beri
kasırgalar içindeki mutluluğuma boşuna bakar çocuklar
mutluluk çok uzaklardadır şimdi

Kütük aktır utangaç uzak iyiliklerde
gelecekteki insanlara açar hep
yaralarım tertemiz
bir inatçıdır bende yaralarım derinliğine

Uyumunuzla rahatsız etmeyin beni
ben ağacım yığın yığın yapraklarımla yetişebilirim ta ötelere


Mikal Babinka
Türkçesi: Necati Zekeriya

29 Ocak 2011 Cumartesi

Açık Yüreklilikle

Dağıtmakta gecikmeyelim ruhumuzun kırıntılarını
uzak ülkelere, uzak göklere.
Bu kırıntıları armağan ettiğimiz
kavak ağacından, bir yalnız buluttan
ayrı düşmemek için ayrılık gününde de.

Ürküntüyle dolaşmayalım yeryüzünü
varsın ortak olsunlar gizlerimize
deniz kıyıları, ırmak kıvrımları
rastlansa! bir gözyaşı, rastlansa! bir gülüşle.
O zaman kazanacağız bilinmez bir kıyının dostluğunu çünkü

Ve o zaman başka bir şeyler göreceğiz asık yüzlü havada.
Başka bir şeyler duyacağız ezgisinde kızgın uğultunun.
Ve yeniden bu yürüyüşte
Ruhun derinliklerinde uyumakta olan her şeyi.
Ve her küçük koya, her karış toprağa
bağlanacağız tüm yüreğimizle
Susuzlukla dolu
pelteklikle
ve saygıyla.

Yeryüzü bin bir çeşit görüntüsüyle
allak bullak edecek bizi.
Ve unutulmuş olan her şey
uyanacak yeniden yüreğimizde.
O zaman donatacağız her kenti
kendi kentimizin güzellikleriyle.
Kavak ağacıyla
bir yalnız bulutla
tanıdık bir pencereyle
ve fırınlardan tüten dumanla ...

Gelin
tüm uzak göklere
gözlerimizi
dağıtalım
cimrilik etmeden
gönül erinciyle...


Duşan Kostiç
Çeviren: A. Behramoğlu

Dedemiz Öldü

Dedemiz öldü
sessizce, olağanca,
hiçbir şey olmamışçasına.
Sanki bir düş gibi.
Sanki kalkacak
tan ışığında
sabah sabah
gidecekti yine
pazara.

Ansızın, hiç beklenmedik bir anda öldü dedemiz
Sadece sessizce kayboldu konuklar
Sadece annemiz
alınca haberi
çığlığı bastı
ve yere yıkıldı ansızın.
O zaman bir şeyler oldu bize de
Batmaya başladı boğazımıza
birtakım tuhaf kemikler
ki hiç de
kemik değildiler.

Hızla geçmeye başladı
alev alev mumlar
başsız sinekler
hızla geçmeye başladılar,
hızla geçmeye
başladılar evde.
Yukarı
tavan arasına
aşağı.

Sanki bir şey arıyorlardı
Boşuna çöküyorlar diz üstü
bulmak için o şeyi.
Küçücük bir şeydi bu
bir küçük tanecikti yitirilen ...

Fakat hiçbiri yanan mumların
insanların hiçbiri
sözcüklerle anlatamadı bize
yiten bu şeyin ne olduğunu
gerçek adını onun.
İşte o zaman ulumaya başladılar
gardroplar
hırıltılı haykırışıyla
sonsuz karın boşluklarının.
Ve bizim demirden yanaklarımızda
ayna tozları belirdi.

Çatlayıp dökülen aynanın
tozlarıydı bu
aynasal bir korkuyla.


Oscar Daviço
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

28 Ocak 2011 Cuma

Günler

Boynumda gerdanlık gibi
bir süs, taştan yapılma
abanıyor omzuma günler
eziyor omzumu ağırlıklarıyla.

günlerim benim, zavallı günlerim
acıdır yazgısı gündelikçinin.

Uyanırsın sabahın köründe
gece dönersin zifir karanlıkta
sevinçle gidersin işine
dönersin acıyla.

Eh, köpek hayatı bu bizimkisi
lanet olası, lanet olası!

Köle olarak doğmuşuz bir kere
sor ki hayvandan farkımız var mı?
ömrünce didin dur boş yere
doldurmak için elin ambarını.

başkasına beyaz ev kur
Kaz kendine kara çukur!

Öküz gibi çalış tarlada
titreye titreye acıdan
günlerin gerdanlığı boynunda
dövülmüş çelik halkalardan.

gün günden ağır daha
demir bir zincir boynunda.


Koço Ratsin
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

Sınırsız

Yitiyorlar birbiri ardı sıra, gidiyorlar birbiri ardı sıra
Kimisi bir hücum anında, elinde tüfeği,
Kimisi, henüz sıktığım elinin sıcaklığıyla.
Yüzlerce arkadaşım, sevgili arkadaşlarım
Kimisi bitirmeden sözünü, kimisi fırsat kalmadan soluk almaya.

Yitiyorlar birbiri ardı sıra, gidiyor yaşıtlarım
Uzanıyorlar toprağa ve ot oluyorlar tümden,
Ben de kaynaşıyorum toprakla. Soğuk, muazzam, türküsel toprakla
Toprak bir oda gibidir yanı başımda. Altımda bir oda gibi.
Aynı evde, aynı merdiven başında hatta ...

Yaşamın sınırı mı? Hani, nerede? Bakıyorum kendime-
Ölenler canlanıyor bende, çınlıyor sesleri.
Anımsıyorum her birini. Kalkın diyorum onlara.
Çalıyorlar evimin duvarlarını uykusuz gecelerde
Ve bir sokak öteyle konuşur gibi konuşuyorum sınırın ötesiyle ...

Eriyor sınırlar, eriyor. Toprak yanıbaşımda ve acı.
Toprak canlı. Çünkü dostlarım var bu toprakta.
Yaşamın sınırı mı? Boş söz! Birlikteyiz onlarla hiç kuşkusuz
Bir ırmak gibi tıpkı. Sisler içinde yitip giden bazen
Ve bazen, yırtıp toprağı, saldıran kıyılara ...


Radovan Zogoviç
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

27 Ocak 2011 Perşembe

Ne Çıkar

Ne çıkar, yaşasam bin yıl daha
Benzeyeceğim öldükten sonra
Hiç doğmamışlara

Ne çıkar mutlu yaşasam ömrümce
Benzeyeceğim öldükten sonra
Ömrünce gözyaşı dökenlere

Ne çıkar lekelenmiş olsam iftirayla
Benzeyeceğim öldükten sonra
Hep övgü duymuşlara

Ruhlarda bıraksam da anılarımı
Bilmeyeceğim öldükten sonra
Beni anımsadıklarını

Ne çıkar dünya bilgeliğini içmiş olsam
Daha az bilge olacağım öldükten sonra
Yoldaki bir toprak parçasından

Ne çıkar yüreğim pırıl pırıl olsa
Taştan daha umursamaz
Olacağım öldükten sonra

İçimi sevindirse de şu güneş, pırıldayan,
Çıkamayacağım öldükten sonra
Karanlıktan

Ve şimdi, yaşamın bilinciyle dopdolu
Bilemeyeceğim öldükten sonra
Bir zaman yaşamış olduğumu ...


Desenka Maksimoviç
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

Bir Çağdaşa Yanıt

Aşktan daha az söz eder oldum gitgide
Şiirlerimde daha az duyulmada genç sesler
Evet, şimdi başka konular var onlarda
Ve şimdi onlar, ilk bakışta
Şiire pek de yaraşmıyor gibi duran
Şeyler içermektedir ...

Fakat şaşıracak ne var bunda
Güz türkülerinin, ilk bahar türkülerinin
Ezgileri ayrı ayrı ve güzeldirler
Bülbül gibi türkü söylemez ki karatavuk
Ve yaşlı karatavuk gencinden farklı söyler.

Köy üstüne türkü yaktığımda ben
Köylülerdir yaşayan her dizede.
Herhangi bir şafaktır betimlediğim benim
Köy kokan, kuru ot ve yufka ...
Köylüler arasında geçti çocukluğum
Şaşacak bir şey yok onlar için türkü söylememde.

Şiirlerimi onlar için yazıyorsam eğer
Onlarla sevinip onlarla acı çektiğimdendir
Siyasetin buyruğuyla değil yoksa
Ya da köy papazının yönergesiyle ...
Uçsuz bucaksız, eski, kadınsal
O ölçüsüz sevgimdendir benim bu
Acı çeken, onuru incitilen herkese ...

Ekip biçmek, toprak kazmak gelir elinden
Kendimde hak görürüm bu nedenle
Türkü yakmaya köylüler üstüne.
Küçük bir kızdım eğittiklerinde beni
Çayırları, tarlaları, botaniği öğrettiler
Tüm yurdumu öğrettiler bana.

Utanç duymuyorum, şiirlerimi
Yaşlı nineler, ırgatlar okuduğunda
Ve köy okulunda dinlediğinde onları çocuklar.
Varsın, seçkinler için yazsın başkaları
Benim okurlarım yakın bana ...


Desenka Maksimoviç
Türkçesi: Ataol Behramoğlu

26 Ocak 2011 Çarşamba

Şiir

Acıdır tohumu şiirin doğarken
damarlarında sızı
görülmeyen.

Alevlendirirken şiir
acıtır yaraları
derinden.

Şeytan girer içine şiirin
bağlar tinini kişinin
kendiliğinden.

Işırken şiir
yalımlar saçar her yana
ağrıdan.

Olgunlaşırken şiir
tutuşturur kişiyi baştan başa
ansızın.


Miroslav Krleja
Türkçesi: Necati Zekeriya

Anılarımız

Kalın gövdesinde gibi bir ağacın, anılarımız
çember çember genişler vücudun boğazlarında.
Duman içinde uyuyan bu görüntüleri
su çeker gibi kuyudan, alırız yukarıya.

Fakat yürek, derinliğini kuyunun ta içinde duyar
geçmiştir duran orada, hep aynı düzeyde.
Anılar, bengisu gibi anılar
iyileştirirler bizi batık bir görüntüyle.

Unutulmuş odaların kuytuluğu gizlidir bizde
kentler uyur, yaşar yağmurlu bir karanlık
ve ölmüşlerimizin sevgili yüzleri.

Işıldar karanlıkta kuyunun parlak çevresi.
Anılar, buyuran bir kederin çağrısına uyarak
yükselirler hızla, tedirgin bir kuş gibi.


Miroslav Krleja
Çeviren: A. Behramoğlu

25 Ocak 2011 Salı

Duyarlık

İçlerinde yabansı pembe güllerin
göründü birdenbire yeşil gözlerin.

Tuhaflıklarla tanıyorduk birbirimizi
her zaman bir şey bölerdi düşlerimizi.

Bizden uzayan bir köprüydü tıpkı gökkuşağı
yollarımız uzak şimdi görünmez ucu bucağı.

Şimdi artık geçebilir herkes bu yoldan
acı mı kalır bilinmez yüce sevdadan.

Acı şarabı bir kez elinden içtim
yüreğimde sen, bir ömrü geçtim.

Seni anımsadım oysa yıllar geçti aradan
şimdi gömütünü sorarım hırçın rüzgardan.


Oton Jupançiç
Türkçesi: Necati Zekeriya

Ben'e, Gölde

Görüyorsun Ben, suyun
sağlam ve yumuşak bir derisi var
ve bütün böcekler dans eder
ve zıplayıp durur üzerinde-
onlar için sanki güvenli bir
yaylı çimenliktir. Görüyorsun,
bu bir kendini inandırma sorunu
daha hafif olduğuna
üzerinde yürüdüğün
ortamdan: bir başka deyişle
önce kendi eklemlerini denetle

-ve ayrıca, cehenneme kadar yolu var
alabalığın - nasılsa yüreğin kaldırmaz
önüne bakmayı.
Senin ve benim
ayağımızdaki zamk çizmelerinde
pek çok yapışkan kil var
altın renginde - dünya
tutmakta bizi yukarda bugün
pek güzel.


Olla McQueen
Türkçesi: Ali Cengizkan

24 Ocak 2011 Pazartesi

Kesilmiş Leylak

kesilmiş leylak demetlerine
yağmurun verdiği ölü koku
cumbalı oturma odalarında

bir sevgilinin ya da bir çocuğun
açık alnını öptüğünde ağzına değen
kafatasının bir başka türüdür

ama bunlar hırçın ve hızlı bir mavilik
vazonun ağzını sıkboğaz edip
dört bir yana sarkan saplar üzerinde

yarı esir yarı özgür
ışıktan asalar gibi taze bir güneş
ıslak bakışlarla ortaya çıktığında

içine serpiştirilmiş yollar var
bizimkiler gibi sezgi yolları
zaman içinde dağılıp ağır aksak toplanan

bu yollar varacaktır aramızdaki en iyi
insanların seve seve üstleneceği
gömütün körelme tümseğine


Tony Beyer
Türkçesi: T. S. Halman

Sona Kalanlar

Çocuklar büyümeye can atıyor
telefonda konuşmaya ve her şeye.
Dereye taş attıklarında
bol bol su sıçrasın istiyorlar
suyu ele geçirmek ve egemen
olmak için. Her zamanki gibi
övgü sözleriyle bitecekti
okumaya başladığımız öykü
ama sonunda atlayıverdik:
ailenin köpeği güçlüydü, güvenliydi
yan gelip oturmuştu, hiç kimse
yalnız değildi. Taş gibi taş
suyun dibine indi, gerek kalmadı taşa.


Bill Manhire
Türkçesi: T. S. Halman

Okul Değişimi

Hemşire Veronica'nın sınıfı. Uzun boylu rahibe, solgun bir
Greer Garson yüzüyle onu kapı arasında kucaklar
Ona keten öpücüğünü verir ve sarar kollarıyla
(Yarasa kanatları) bir kapı gibi. Pençesinde güvenli
Kilisenin çocuk ışır ve ben, mutlu, çıkarım.
Öğleye, nasıl hay huy edip sıçradıklarını canlandırır
Sıralarının üzerinde, hemşire sınıftan çıktığında,
Ve pıstıklarını, o sessizce içeri süzülünce.
Manastır duvarlarından girmiştir gizli geçitlerine
Süzülür orada, onun ilk bahçesinde, bir parça
Temizlenmiş toprak, çay tabağı büyüklüğünde
Üstünde aşkının tek sardunyasını büyüttüğü.

Çocuk üç gün sonra bir başka sınıfa aktarılır.


Elisabeth Smither
Türkçesi: Ali Cengizkan

Babam Üstüne Şarkı

Kükürt tekneleri döndüğünde, kükürt
Kaplı olurdu babamın gözkapakları
Galapagos ispinozunda olduğu gibi

Annem alaca basmayı masaya yayar
Dolapları temizler, ekmek yapar her salı
Çocukların saçlarını taralı tutardı

Bir tür arıydı babam.
Parlayan göğsü çift - vuruş James'in
Parçalardı asfaltın üstündeki havayı

Anımsarım asma dallar gibi kaşlarını
Bir gece kuşunun gözlerini gizleyen
Ve alışkın denizin serpintisine

Her zaman ay nöbeti devraldıktan
Sonra dönerdi eve, arkasında
Limanda uyuyan iskeleyi bırakarak.


Elisabeth Smither
Türkçesi: Ali Cengizkan